Arşiv

Kuzeyde yeni bir döneme doğru

Bölgenin en zayıf halkası Irak ile uygulamaya konulan Büyük Orta-Doğu Projesi, Kürt sorunu konusunda, geçen yüzyıldan bu yana süregelen bir ezberi bozarak, olanaksız görünenin olanaklı olabileceğini göstermek açısından da son derece önemlidir. Yugoslavya ile başlayan ve Afganistan'dan sonra Orta-Doğu'ya kaydırılan çatışmaların bölgesel olmaktan öte, dünyanın tek kutuplu olma özelliğine uygun olarak, yeniden paylaşımını ön gören ilan edilmemiş, ama parça parça yürütülen üçüncü bir dünya savaşı olduğu açık. Kürtlerin tüm haklarından yoksun bırakılarak, baskı altında tutulmaları konusunda, iki kutuplu dünya koşullarında gizli kapılar ardında yapılan antlaşmalar da böylece geçersiz kılınmaya başlandı. Dünyanın tek kutuplu koşullarında, artık Kürt sorunu konusunda da yeniden düşünmek ve yeni politikaları uygulamaya koymak bir zorunluluk haline geldi. Kürt kamuoyunun ve uluslararası Kürt dostlarının da yardım ve baskısı ile derin tahribatlara neden olan iç çatışmaları geride bırakarak, ulusal birliği sağlama konusunda önemli başarılara imza atan Güney Kürtleri, sözü edilen projenin gerçekleştirilmesi için açılan Orta-Doğu cephesinde, dünyanın çehresini değiştirebilecek güçlerle bölgede yapılmaya başlanan büyük değişimler doğrultusunda adım atmayı temel bir politika haline getirdi. Böylece Kürtlerin geçen yüzyıl kaçırdığı tarihi fırsat, 21. yüzyılın başında tekrar ele geçebildi. Bu fırsat ile tarihi bir haksızlığın ortadan kaldırılması ve koca bir ulusun dünya ulusları arasında layık olduğu yere kavuşabilmesinin olanakları daha bir belirmiş oldu. Tüm uğraşlara karşın, Kürtleri bu sürece de kurban olarak sunmak isteyenlerin eskisi gibi başarılı olamadıkları görülüyor. Bundan böyle bölge devletlerinin tüm itirazlarına rağmen, dünya devlerinin temel müttefik olarak ilan ettiği Kürtleri hesaba katmayan büyük projelerin gerçekleşebilmesinin çok güç olabileceğine dikkat çekiliyor.

 

Güneyde yaşanan ve bir halkın makûs talihini değiştirmenin başlangıcı olarak da beliren süreç, ülkemizin diğer parçalarını da tümüyle etkisi altına almış durumda. Sözü edilen parçalarda, bu sürecin etkisiyle, güçler dengesinin ulusal demokratik güçler yararına yeniden kurulabilmesinin olanaklarının, düne oranla, daha bir artmış olduğu görülüyor. Güneyden gelen ulusal esintiden en çok etkilenen Kuzeyde, çözüm arayışını en olumsuz koşullarda bile ısrarla sürdüren politik kadrolar, yaşanan sorunlara karşı kayıtsız kalınamayacağını belirten yazarlar, toplumun vicdanı olduklarını pratikte de göstermek isteyen aydınlar, ulusal uyanışı sağlamaya çalışmak, demokratik değerleri aşılamak ve toplumu gerçek hakları konusunda aydınlatarak, ulusal potansiyelimizin değerlerine karşı mobilize olmasının önüne geçmek gibi güç bir ödevi başarmak durumundadırlar.

 

Tsunamiden daha merhametsiz olan bir kültür ve bellek felaketine uğrayan Kuzeyde, temel değerlerimize ve kutsadığımız güzelliklerimizin yüzüne bizi yabancılaştıran bir yıkım sürecini hala geride bırakamamanın sancıları yaşanıyor. Asimilasyon denilen canavarın dil ve kültür alanımızı tarihin hiçbir dönemi ile karşılaştırılamayacak bir biçimde tahrip ettiği koşullarda, bir ulusu kimliksizleştirmekten öte bir anlamı olmayan, alt-üst kimlik tartışması ile daha bir gündeme gelen, ihalesi bildik yerlerden alınmış, bir halkı değerlerinden uzaklaştırıp, kendine yabancılaştırmayı amaçlayan politikayı boşa çıkarmak gerekiyor. Buna verilecek en iyi yanıt, ulusal demokratik güçleri ulusal demokratik değerler temelinde ve yine ulus ve ülke gerçekliğinden kaynaklanan haklar çerçevesinde harekete geçirmenin koşullarını yaratmaktır. Bir ulus gibi davranmak ve ulusun iradesini temsil edebilecek birliği sağlamak, dönemin ertelenemez bir görevi olarak duruyor.

 

Bu nedenle ulusal birliğin bir zorunluluk, hem de çok geç kalınmış bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum. Kürtlerin bu zorunluluğa uygun bir davranış sergilemelerinden başka çıkış yolu da yok. Hiç olmazsa, 21. yüzyılda bir kangren haline gelen bu yarayı sarabilecek olanaklara kavuşmak gerekiyor. Bu konudaki özlemin toplumun büyük bir kesimini sardığını görüyorum. Bu durum, bu konuda daha bir umutlu olmayı koşullandırıyor.

 

Ancak diğer girişimlerin akibetine uğramamanın koşullarına sahip olmak için daha bir sağduyulu davranmanın bir zorunluluk olduğunu da düşünüyorum. Kısır tartışmaların büyük hedeflere yönelik eylemi sabote etmesine izin vermemek gerekiyor. Bunun yanı sıra, bizim de ezberimizi bir gözden geçirmemiz, bilinen kalıplara takılıp kalmanın düşünsel önlemine sahip olmamız, ama bunu kendimize yabancılaşmamız, kendimizi yadsımamız biçiminde de yapmamak gerektiğini düşünüyorum. Değişen dünya koşullarını sağlıklı değerlendirmek, günübirlik politikaların temel değerleri gölgelemesine olanak vermeyerek, bir ulusun çok geç kalınmış temsiline kavuşmasına, iradesini özgürce ortaya koyabileceği koşullara sahip olmasını sağlamaya yönelik adımları güçlendirmek gerekiyor. Açıkçası, küçük dünyamıza hapsolunarak büyük projeleri gerçekleştiremeyeceğimizi artık iyice kavramak gerekiyor.

 

Ancak değerlerine karşı mobilize olmayı bugün hala bir erdem bilenlerin etkili olduğu ülkemizin kuzeyinde, özlemini duyduğumuz bu birliğe dayanak olabilecek örgütsel durumun hiç te iç açıcı olmadığını saptamak gerekiyor. Birliğe dayanak olabilecek örgütler bağlamında düşünüldüğünde, ulusal temsilin ortaya çıkmasının daha da uzayacağı ortaya çıkıyor.

 

Bu anlayıştan hareketle, ulusal birlik çalışmaları ile farklı kesimlerin ve düşüncelerin kendini örgütlemesini, birbirini yadsıyan, birbirine rakip olan olgular olarak algılamamak gerekiyor. Tersine, sözü edilen iki farklı çalışmanın birbirini bütünleyen ve besleyen etkinlikler olduğunun altını çizmeliyiz. Hatta, biri olmadan diğerinin neredeyse, olamayacağı çeşitli ülke deneyimleriyle de biliniyor.

 

Farklı kesimlerin kendini örgütlemeye yönelik çabalarından biri de, yakın tarihimizin siyasal örgütlerinden kalan potansiyellerin bir araya gelmesi olarak beliriyor. Bu konudaki yaklaşımı netleştirmek çok önemli görünüyor. Nostaljik duyguları anlıyorum ve eski aidiyetlerin bir araya gelmede rol oynamasını anlayışla karşılıyorum. Ama bunun, yeni döneme ilişkin yol haritasının belirleyici bir unsuru olabileceğini de düşünmüyorum. Bu konuda elbette farklı yaklaşımların söz konusu olabileceğini bilmek gerekiyor. Ancak ben bu nedenle bir araya gelebilecek bir potansiyelin, ortak değerler ve amaçlar temelinde, yeni döneme ilişkin akılcı politikalarla ve siyasal bir vizyonla bu ülkeyi aydınlığa çıkarabilecek yerlere kanalize edilmesinin son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle son dönemde gündeme iyice oturan, eski aidiyetler temelinde bir araya gelme çabasının, 1970'li yılların koşullarında kurulan örgütlerin 2006'larda reorganize edilmeleri biçiminde yorumlanmaması gerektiğini belirtiyorum. Bu konudaki tartışmaların ekseninde siyasal değerler ve amaçların olmasına özen göstermek gerekiyor.

 

Bu bağlamda, yakın tarihimizin siyasal örgütlerinden kalan potansiyellerin geleceğe yönelik adımların atılmasında hala azımsanmayacak bir role sahip olabileceklerini düşünüyorum. Bu nedenle yeni dönemde ulusal demokratik haklar mücadelesinde söz konusu potansiyelleri dışlamaya yönelik bir tutumun ya da bunların ulusal birliğin sütunları olabilecek farklı örgütlenme çalışmalarına kanalize edilmelerine ısrarla karşı olmanın, Kürt ulusunun siyasi birliği ile ilgili olarak yürütülen çalışmaları olumsuz biçimde etkileyeceğini düşünüyorum.

 

‘Katılmayı bilmek gerekiyor. Parti var, gelin katılın. Beğenmediğiniz yanlarını değiştirerek amaca daha uygun bir hale getirin' anlayışını bir kenara bırakmak gerekiyor. Sözü edilen partiler alternatif olma özelliklerine sahip olmuş olsaydı, bir alternatif arayışına gerek kalmazdı ve üstelik kendileri de yeni arayışlara sıcak bakmazdı. Ama sözü edilen yapılanmaların yeni arayışları gereksiz kılacak durumda olmadıkları açık. Bu nedenle Kuzeyli kadroların büyük bir bölümü yoğun bir arayış içinde.

 

Kürt ulusal demokratik hareketinin yeni dönemle uyumlu politikasının belirlenmesi ve sözü edilen politika doğrultusunda yeniden örgütlenmesi ile ilgili tartışmaların daha bir yoğunluk kazandığı günümüzde, politikaya ilgisi hala süren, bu konuda iddialı olan kadroların sürece en etkili bir biçimde katkıda bulunabilmesini özendirmenin önemini de iyice kavramak gerekiyor. Bu kategoride yer alan insanları dışlayıcı bir tutumun, ulusal demokratik çıkarlarla bağdaşmayacağı bilinmelidir.

 

Bir kuşağı yadsımak ve sadece günahlarına konsantre olmak, kimseye yeni döneme açılan kapının anahtarını sunmaz. Bu kuşak elbette incelenmeli, sağlıklı bir değerlendirmeye tabi tutulmalı, ama yalnızca günahlarından oluşmayan verilerle. Bu iş yapılcaksa, doğru dürüst yapılmalı, adaletli bir biçimde yapılmalı. Bu nedenle her kuşağı olduğu gibi, bu kuşağı da günahları ve sevaplarıyla birlikte değerlendirmek gerekiyor. Bu değerlendirmenin asıl amacının da kişileri karalamak, kimilerinden intikam almak gibi sığ ve ulusal demokratik mücadeleye hiçbir yararı olmayacak biçimde yapılmamasının çok önemli olduğunu düşünüyorum.

 

Ama öte yandan da, yanlış adamlarla doğru iş yapılamayacağını bilmek gerekiyor. Sadece bilmek değil, bunu pratikte de göstermek gerekiyor. Bundan ötürü, son 25-30 yıllık süreçte büyük başarısızlıklara ”imza” atmış ve mevcut potansiyelleri doğru hedefler doğrultusunda harekete geçirmeyi becerememiş, bugün bile başarının önünde bir engel işlevi gören bir örgütsel mirasın oluşmasında temel rol oynamış, ayrıca defalarca denenmiş olanların bu olumsuz özelliklerinin etkisini, bu yeni süreçte son derece sınırlayabilecek bir anlayışla hareket etmek gerektiğinin önemini de belirtmek istiyorum.

 

Yeni dönemdeki çabaların, halkımızın aydınlık ve özgür bir gelecek ile beklentilerine yanıt olabilmesi dileğiyle...

 

10.03.2006