Arşiv

Stalin’in istihbarat şefi anlatıyor*

Yazan: Pavel Anatolij Sudoplatov
Çeviren
:Mustafa Aydogan

Amerikan ve İngiliz dostları tarafından terk edildikten sonra, Şah’ın 
birliklerinin kurduğu tuzaklarla karşı karşıya bırakılan Molla Mustafa Barzani, kendisine bağlı isyancı aşiretler ile birlikte İran sınırını geçerek 
Azerbeycan
’a girdi. Barzani’nin iki bin kişiden oluşan toplu, tüfekli ordusunu bin kişidenoluşan aile fertleri de izliyordu. Sovyet Hükümeti’nin onları ilk olarak gözetim altında tuttuğu kampa Barzani ile görüşmek üzere gittim. 
Abakumov beni 1947 yılında, Barzani’ye hem askerleri ve hem de onların
aileleri için siyasi sığınma hakkı tanımayı ve Özbekistan’da Taşkent’ten
uzak olmayan bir kırsal alanda geçici olarak yerleşmeleri önerisini sunmayı içeren bir talimatla Bakü’ye gönderdi. Ben Barzani’ye Tass’ın müdür
yardımcıcı ve Sovyet Hükümeti’nin sözcüsü sıfatı ve Matveyev adıyla
tanıtıldım.

Gerçek bir aşiret lideri ile ilk kez görüşüyordum. Barzani, bende yetenekli 
bir politikacı ve iyi bir askeri komutan izlenimi bıraktı. O, Kürtlerin bu son
yüzyıl içinde İran, Irak ve Türk egemenlerine karşı başlattığı seksen
başkaldırının altmış tanesinde Rusya’dan yardım talebinde bulunduklarını ve
her defasında belli oranda silah ve cephane yardımı aldıklarını belirtti.
Dolayısıyla, Kürt Demokratik Cumhuriyeti’nin İran Şahı Muhammed Rıza
Pehlevi’ye bağlı birlikler tarafından yıkıldığı bu acılı süreçte, onların bizden yardım istemeleri doğal bir durumdu.

Şah’ın görüşme vaadi ile kandırdığı Barzani’nin akrabalarının tümü asıldı. Bundan ötürü, Şah Barzani’yi Tahran’a görüşmek için davet ettiğinde, O, Şah’ın ailesinden birkaçını kendi karargahına rehin olarak gönderme
koşuluyla görüşmeye gidebileceğini bildirdi. Bu konuda hazırlık niteliğindeki tartışmaların sürdüğü sırada, Barzani’ye bağlı güçlerin büyük bir bölümü Sovyetler Birliği’ne geçti. Biz, batılı güçlerin Orta Doğu’daki 
egemenliklerinde istikrarsızlık yaratmak için Kürtleri kullanmak istiyorduk. 
Bu nedenle, Barzani ve subaylarından bazılarının Sovyet Askeri 
Akademisi’ine kaydedilmelerini kabul ettik ve Orta Asya’ya yerleşmeleri,
Kürdistan’ı özgürleştirmek için gelecekte Irak ve İran hükümetlerine karşı
yürütecekleri silahlı savaşım yolunda, sadece bir mola, yani bir hazırlık
dönemi olacaktı.

Abukov Barzani ile yaptığım görüşmelerin içeriğine ve özellikle de Stalin’in
askeri eğitim konusunda verdiği söze ilişkin olarak, yerel komunist partinin
lideri M Bagirov’a bilgi vermemi yasakladı. Barzani’nin adamlarından bazıları
Azerbeycan’dan Ermenistan’a geçip, orada bir kürtçe radyo istasyonu
kurdular.

Barzani silahsızlandırılmış askerleri ve aileleri ile birlikte Özbekistan’a 
giderken, ben Moskova’ya döndüm. Beş yıl sonra, 1952 yılında Barzani ile Taşkent dolayında yerleştikleri yerde görüşmek üzere Özbekistan’a gönderildim. Barzani yerel makamların kendilerine karşı olan tutumlarından hoşnut değildi ve Moskova’daki Merkezi Hükümet’in sorunu çözmek için müdahale etmesini istiyordu. O Taşkent dolayındaki kollektif çiftliklerde yaşayan, üç bin akrabasının üzerindeki bağımsız otoritesini korumak istiyordu. Barzani, kontrolünü yitirmekten korkuyordu.

Toplantımız Hükümet’in kırsal alandaki villalarından birinde gerçekleşti. 
Barzani kadar akıcı bir ingilizce konuşan tercümanım binbaşı Nikolay 
Zemskov da benimle birlikte idi. Barzani ile yaptığımız ikinci görüşme sırasında, O, İngiliz ve Amerikan görevlilerinin Kürt ulusalcılarını kendilerine bağlamak için rüşvet verdiklerini belirtti. O, aynı zamanda Irak, İran ve Türkiye’deki gelişmeleri etkilemek için onun adamlarını kullanarmak isteyen İngiliz istihbarat ajanlarıyla olan ilişkilerinden de söz etti.

Güvenlik Bakanı İgnatiev tarafından onaylanan planım, sabotaj tekniği konusunda 1 500 kişiden oluşan bir Kürt tugayını eğitmekti. Böylece, onlar Bağdat’ta Nuri Sait Hükümeti’ni devirebileceklerdi. Böyle bir operasyon İngilizlerin Irak’taki egemenliğini ciddi bir biçimde çökertecekti. Ayrıca 
Kürtler Orta Doğu’dan Avrupa ve Amerika’ya stratejik öneme sahip petrol akışının kontrolünü ele geçirme planıma da uygundular. Böylece, Kürtler 
Irak ve İran’ın boru hatlarını tahrip etmekle, bölgedeki petrolün kullanılma olanaklarını büyük oranda azaltabileceklerdi.

Barzani Türkiye, Irak ve İran sınırları arasında bağımsız bir Kürt 
Cumhuriyeti’nin kurulmasına tam desteğimize karşılık, Sovyet Hükümeti ile politik bir ittifakı kabul etti. O ilk etapta Kuzey Irak’ta bir Kürt 
Cumhuriyeti’nin kurulmasını; Türkiye ve İran’daki Kürt bölgelerinin ise 
ondan sonra bağımsızlıklarına kavuşarak, Kürt Cumhuriyeti’ne katılmalarının daha bir gerçekçi olduğuna inanıyordu.

Böyle bir anlaşmanın ayrıntılarını tartışmak için gerekli yetkiye sahip olmadığımı, fakat onun kuracağı sürgünde bir Kürt Hükümeti’ni 
desteklemeye hazır olduğumuzu Barzani’ye söyledim. Bu amaçla Merkez Komitesi’nin uluslarası ilişkiler bölümünün müdürü Boris Ponomarjov’un 
asistanı olan yardımcım Nikolay Mançxa, Taşkent’ten on beş kilometre uzaklıktaki bir kollektif çiftliğin bürosunda, Kurdistan Demokratik Partisi’nin kurulmasına yardımcı olmaya hazır olduğunu belirtti. Mançxa, Barzani’ye ayrıca yeni Kürt yönetiminin mahalli idarelerinin, liderliğini Barzani’in 
yapacağı yeni partinin merkez komitesine nasıl bağlanacağını da açıkladı.

Ben bu sohbete katılmadım, ama konuşulanları dikkatlice dinledim. İki saat sonra, konuşma sona erdiğinde, bu planın Merkez Komitesi’nin Stara Plosjtjad’daki bürosunda yaratılan ideolojik fantazilerden biri olduğu, benim için açıklık kazanmıştı. Barzani, kurmay subayları ile tanışmak için onunla birlikte gitmemi rica etti. Otuz kişinin hazırol vaziyette durduğu bir odaya girdik. Onlara yaklaştığımızda, tümü bir yandan diz üstü çöküp, Barzani’ye doğru emekliyorlardı, bir yandan da abasına ve çizmelerine dokunup öpme konusunda iznini almak için yalvarıyorlardı. Bu olaydan sonra, Demokratik 
bir Kürdistan’a ilişkin hayallerimin tümünü yitirdim.

Barzani 1952 ylının Nisan ayında, ailesi ve yurttaşları ile birlikte Taşkent’e yakın büyük bir kollektif çiftliğe yerleşti. Mançxa ile birlikte Moskova’ya döndüğümde, Kürtlerin yerleştirildikleri bölgenin otonom bir statüye kavuşturulmasına karar verildi. Güvenlik Bakanlığı onlara hem askeri eğitim verecekti ve hem de yurtdışındaki yurttaşları ile ilişki kurmalarını sağlamak için yardımcı olacaktı.

Ajanlarımızla Barzani’nin grubunun içine sızma ve Kürtlerden birkaçını kazanma yönündeki çabalarımız, Barzani’nin istihbaratı tarafından etkili bir biçimde boşa çıkarıldı. İran’daki Kürtler konusunda deneyimli olan Zemskov, askeri akademideki öğrencilik döneminde bir astsubayı örgütlemeyi başardı. Fakat o Taşkent’e geri döndüğü sırada, hiçbir iz bırakmadan ortadan kayboldu. Onunla bir daha ne ilişkiye geçebildik, ne de izine rastlayabildik. Onu herhalde ortadan kaldırdılar.

Kürt sorunu, Politburo’nun kararını gerektiren burokratik süreçlere, ilk kez katılmamı sağladı. Ignatiev söz konusu soruna ilişkin önerimizi içeren belge onaylanıncaya dek, Mançxa’nın burosunda kalmamı buyurdu. İgnatiev 
olağan durumlarda, özellikle saygılı ve dikkatli bir kişiliğe sahipti, fakat ona Barzani ile Moskova’daki otelinde acil bir görüşme yapacağımı söylediğimde, beni Merkez Komitesi’nin onayını vakit geçirmeden almanın politik açıdan ne anlama geldiğini kavrayamadığım için, öfkeli bir biçimde azarladı. Öneriyi imzalamalarını sağlamak için İgnatiev beni ve Mançxa’yı yanına alarak Molotov ve Vişinski ile görüşmeye götürdü. Molotov ve Vişinski ile görüşmelerimin tümünde, ilk kez her ikisini de yaşlanmış, edilgen ve yorgun adamlar olarak gördüm, fakat buna rağmen, belgeden bir paragrafı çıkarma konusunda ısrar ettiler. Kürt sorunu ile ilgili görüşmelerde, Dışişleri Bakanlığı’nın bir yükümlülüğünün olduğuna atıfta bulunabilecek herhangi bir şey belgede bulunmamalıydı. Ayrıca onlar sorunun Politburo tarafından, Güvenlik ve Dişişleri Bakanlıkları’nın ortak istemi üzerine değil, yalnızca Güvenlik Bakanlığı’nın istemiyle ele alınmasını istiyorladı. Bu görüşleri hafızamda canlı tutarak, çantasında öneri belgesini taşıyan bir koruma ile birlikte, Mançxa’ya belgenin son biçimini temize çekmek için, Lubjanka’daki buroma dönmemizi önerdim. İgnatiev bu öneriyi kabul etti.

Komedi başlamıştı. Öneriyi İgnatiev’e sunduk ve o da kabul etti. Onun için
en önemli şey, Politburo üyelerinin onayına sunulmak zorunda olan belge ile
birlikte Politburo üyelerine hitaben gönderilmesi gereken resmi mektup idi.
Söz konusu belgenin gönderileceği Politburo üyelerinin ad sıralamasını
değiştirmek için, İgnatiev bana ve sekreterime  üç kez emir verdi. Listenin
alfabetik sıraya göre mi, yoksa Politburo’nun Diş İlişkiler Komisyonu’nun
üyelerini başa alarak mı düzenlenmesi gerektiğini Mançxa’ya sordu. İkinci
durumda, listede Chrusjtjov yoldaşın adı Bulganin’in adından önce yazılmış
olacaktı. Yoldaş Berija’nın adı yoldaş Malenkov’inkinden önce mi yazılmalıydı?
Bu ve daha 
önce tahmin edilemeyen küçük ayrıntılar, beni şaşırttı, fakat Mançxa’nın
listelerin düzenlenmesi konusunda uzman olduğu belli idi ve O, İgnatiev’e
birkaç tavsiyede bulundu. Sekreterler yalnızca Politburo üyelerinin ad
sıralamasına ilişkin ard arda yapılan bu değişiklikler için, belgeyi defalarca
yazmaktan ötürü, hayrete düşmüşlerdi.

1953 yılının baharında, Barzani ile yaptığım görüşmeler sırasında, güvenlik konusunda ciddi bir hata yapıldı. Barzani, benim de öğrenim gördüğüm Moskova Askeri Akademisi’nde bir kursa gidiyordu. Bir gün, O, beni orada general uniformam ile fark etti. Bana göz kırptı ve tercüman olarak yanında bulunan genç bir teğmen aracılığıyla: “Kendisi de yüksek askeri bir rütbeye sahip olan, Sovyet Hükümeti’nin bir temsilcisi ile görüşmeler yaptığım için sevinçliyim” dedi. Onu bekleyen sınavlarıyla ilgili olarak başarılar diledim.

Barzani’yi son olarak tutuklanmamdan hemen önce gördüm. Beni, Gorki caddesinde yürüdüğüm bir sırada gördü, sorunlarını konuşmak istiyordu. Fakat ben ondan kaçınmayı yeğledim ve o bana yetişmeden, kalabalığın arasına karıştım.

Barzani, Kürtlerin geleceğinin süper güçlerin Orta Doğu’daki çıkarlarını
manipüle edebilme yeteneklerine dayandığını anlayabilecek kadar zeki idi.
Ayrıca süper güçlerin Kürt sorununun adil bir biçimde çözümüne ilgi göstermedikleri açıktı. Kürdistan’ın yazgısı ne Kremlin, ne Londra ve ne de Washington’da hiçbir zaman insancıl bir sorun olarak görülmedi. Hem batının,
hem de doğunun kötü emelli politikalarının temel nedeni, Kürdistan’ın petrol
 yataklarına sahip olma arzusuydu. Benden sonra Barzani ile görüşmeleri
yürüten Michail Suslov, Irak’ta Nuri Sait’in devrilmesine karşılık, Kürt
bağımsızlığına sınırsız desteğimiz konusunda söz verdi. Fakat 1970’lerde, 
hem Kürtleri ve hem de mücadelelerini yalnız bıraktık. Bağdat’taki Nuri Sait
iktidarını devirmek için, Amerika da Barzani’ye yardım konusunda söz verdi,
ancak en kritik anda, hiçbir yardımda bulunmadı. Kürtler trajik bir biçimde
aldatılmışlardı.

1950’li yıllarda, Kürt sorunu ile ilgilenmemin nedeni, soğuk savaş 
dönemindeki çarpışmalarda, Kürt hareketinden faydalanmaktı. Bizim açımızdan Kürdistan Cumhuriyeti’nin kurulması, Orta Doğu’daki politik çıkarlarımızı savunmaya hizmet ediyordu. Bu İngiltere ve Amerika’nın bölgedeki çıkarlarını ve egemenliğini çökertmek için, bir yöntem idi. 
Fakat güç dengesi lehimize değildi.

1960’larda Nuri Sait Hükümeti bizim desteklediğimiz bir askeri darbe ile devrildiği zaman, Sovyetler Birliği bölgede Kürtlerden çok daha önemli bir müttefiğe sahip oldu. Barzani ve Kürt halkının trajedisi, Kürtlerin bölgede 
bir tehdit unsuru olarak tutulmalarının ve Türkiye, Irak ve İran arasındaki bölgesel rekabette bir piyon olarak kullanılmalarının belirli ölçülerde arap devletleri ve İran’ın olduğu kadar, temelde batı ve doğunun çıkarlarının gereği olmasındadır. 1950’lerde Sovyetler Birliği’nin bölgedeki tek müttefiği Kürtlerdi, fakat daha sonra Irak ve Suriye ile yaptığımız stratejik ittifaklar, Orta Doğu politikamızın egemen faktörü haline geldi. Kürtler için en uygun çözüm, uluslararası garantisi olan, sınırlı bir bağımsızlık olacaktı. Ne batıdan, ne de arap dünyasından herhangi bir devlet Kürtlerin bağımsız bir Kürt Cumhuriyeti çerçevesinde, Musul petrollerini kontrol etmelerini istemiyordu.

1963’te hapishanede bulunduğum sırada, Orta Doğu’da durum kötüleşince, Barzani ile yeniden ilişkiye geçmek için, yazılı olarak öneride bulundum. Önerimin kabul edildiği ve Kürtlerin Irak ordusunun cezalandırma seferine karşı, kendi bölgelerini koruyabilmeleri için silah ve cephane ile donatıldıkları konusunda bilgilendirildim. Fakat buna rağmen, Kürtleri stratejik bir müttefik haline getirip, onların yardımı ile Irak’ta iktidarda olanları kontrol altına almaya yönelik çabalarımızın başarısızlıkla sonuçlandığı bir gerçektir.

* “Direktoratet- Stalins spionchef berättar”  adlı kitaptan alınmıştır.

    Yazarı: Pavel Anatolij Sudoplatov ( Jerold L ve Leona P Schecter’in işbirliği ile      yazılmıştır)

Kitabın orijinal adı: Special Tasks. The Memoirs of an Unwanted witness –
 A Soviet Spymaster-

İsveççeden çeviren: Mustafa Aydogan

*Yukarıdaki yazılar Serbesti dergisi için hazırlanmıştı. Derginin ilgili sayısının Barzani’nin aramızdan ayrılışının 22. yıldönümüne denk gelebileceğini sanıyordum. Ancak yayını çok gecikti. Bundan ötürü Agora köşesinde yayınlıyorum.