Fadil Özçelik

F.Ozcelik@gmx.net

 

 

 

 

 

12 Eylül Cuntasının işkencede Hadımlaştırdığı TKP´li (Türkiye Komünist Partisi) Bir Ergenekon Üyesi: Doç. Dr. Emin Gürses

 

Istanbul`u bilenler bilir. Sirkeci Garı`nın çıkışında sol tarafta bir merdiven vardır, oradan Sultanahmet`e çıkılır. Simdi aynı mekanda bir cami vardır.

 

Bu caminin tarihi 20 yıllık falandır. Eskiden orada, simdiki caminin bulundugu yerde Kürtlere ait içinde bir kahvehane, bir seyahat bürosu, bir emanethane ve bir de gazino bulunan bir kompleks vardı. Vakıflara ait bu arazi üstündeki tesisler dört Kürt kardeşe aitti. Aralarındaki anlaşmazlık, çıkar ve çatışmalar sonucu neredeyse kira vermedikleri ve üstelik güzelce de para kazandıkları bu yerleri sahiplerine kaptırdılar.

.

1980`den yani 12 Eylül Cuntası`ndan birkaç yıl öncesi ve sonrasında burası eski ve yeni DDKD`lilerin, bazı yurtsever Kürt ve Türk solundan ögrencilerin önemli bir ugrak yeriydi. DDKD`liler tarafından kendisine RONAHI adı uygun görülen, bizim ise KEJO dedigimiz bir arkadaşımız çalışırdı buradaki Emanet Evi`nde. Kejo Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi`nde ögrenciydi. Bazen kahvede oturur tavla oynardık, bazen de olsa gazino da kafa çekerdik burada ama, daha çok akşamları emanethanede toplanır Kejo`nun harika saz ve sesi eşliginde bira, şarap içer ve politika tartışırdık.

 

Buranın devamlı müdavimlerinden biri de Emin Gürses idi. Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alınan şu meşhur Sakarya Üniversitesi Iktisadi ve Idari Bilimler Fakültesi Uluslararasi Iliskiler Bölümü ögretim görevlisi Doç.Dr. Emin Gürses. Bizim o zamanki deyimimizle, „Laz Emin“.

 

1993 yılında Moskova`dan Istanbul`a döndügümde Laz Emin`in artık sık sık televizyonlara çıkan çok meşhur bir ögretim görevlisi oldugunu duydum Sirkeci çevresinden. Daha sonraları bir TV. programını ben de seyrettim. Laz Emin, yılların kaşarlanmış tilki, kurt karışımı Mahir Kaynak ile Avrupa Birligi`ni tartışıyorlardı. Laz Emin bildigimiz deli dolu‚ edepsizligi', olur olmaz yer ve kural tanımaz k üstahlıgıyla Mahir Kaynak`ın sözünü kesiyor, ona konuşma fırsatı dahi vermiyordu. Yine de Mahir Kaynak kızmıyor, sinirlenmiyor; çaylak muhatabına küçümseyen gözlerle bakmakla yetiniyordu. Emin`e göre AB yolculugu Türkiye`yi parçalamaya yönelik emperyalist bir oyundu. Oysa benim bildigim Emin geçmişte TKP`li oldugu halde, TKP`den farklı bir şekilde ve bir Laz olarak Kürtlerin kesinlikle kendi bagımsız devletlerini kurmasından yanaydı.. Biz daha o zamanlar Emin`in bu Kürtler`den „çok Kürtçü“ fikir ve çıkışlarına sevinir ve severdik kendisini. Ne de olsa katıksız bir enternasyonalistti O..

Laz Emin Londra`ya gidip mastır ve doktora yapmayı kesinlikle kafasına koymuştu. Bu onun için hayati bir meseleydi. Çünkü bana, Sirkeci`ye gelen ve tanıdıgı herkese hiç çekinmeden TKP ile ilgili gözaltına alındıgında kendisine işkence yapıldıgını ve erkekligini yitirdigini söylüyordu. Emin orada okuyup Türkiye`de siyaset yapacak ve önemli bir mevkiye geldigi zaman kendisini hadımlaştıran işkenceci polislerden hesap soracaktı..

 

Emin Londra`da Kıbrıs Türkleri`ne ait bir lokantada yönetici veya baş garson olarak calışmaya başlar. Yanında Polonya`lı bir kız da garsonluk yapmaktadır. Sosyalist sistemin henüz yıkılmadıgı yıllarda yasal yollarla geri dönmek üzere Londra`ya kapagı atabilmiş nadir bir Polonya vatandaşı olarak calışıp Sterlin kazanmak kendisi için çok önemlidir ve ele geçirilmez bir fırsattır. Birkaç yılda biriktirecegi para Polonya`da hayatı boyunca iyi yaşamasına yetecektir. Derken Polonyalı kız lokantanın devamlı müşterilerinden bir Amerika`lı ile çıkmaya başlar. Bu komünist Emin için kabul edilemez bir hakarettir. Hemen kızın karşısına dikilir ve ültimatonunu verir: „Sen sosyalizmin yüzkarasısın. Sosyalist bir kız asla Amerika`lı-emperyalist bir adamla arkadaşlık yapmaz.“ Yapmaya devam ederse Emin`in yaptıgı gibi kapı dışarı edilir. Kızın bütün yalvarmaları beş para etmez; lokanta çalışanlarının üzgün bakışları arasında ve gözyaşları içinde hamarat kız çok istedigi ve yitirmek için hiç bir ‚suç işlemedigi' işini terkeder..

 

Bu olayı duydugumda çok şaşırmış ve inanamıştım. Nasıl olurdu da farklı fikirleri yüzünden işkencelere tabi tutulmuş ve erkekligi elinden alınmış Emin, yine farklı fikirleri yüzünden gencecik bir kızın hayatını karartıyor, „işkence“ edebiliyordu?

Emin bu çelişki ve paradoksları farketmeyecak kadar kalın kafalı bir insan degildi. Tersine, deyim yerindeyse, „anasının gözü“ cin gibi bir adamdı. Yine de „olabilir“ deyip geçiştirmiştim. Çünkü hangi çevreden olursa olsun „düşmanın“ ideolojisiyle „düşmana“ karşı savaşmak hep yenilgimize neden olan, sırtımızın minderden kalkmasına engel bir gelenekti bizde; ve hepimiz bundan fazlasıyla nasiplenmiştik. Emin neden olmasındı!

 

Bu „saf“ ve „temiz“ dostane duygularla Emin`in işkencecilerle hesaplaşmasına „engel“ olmamak amacıyla, onun olur-olmaz çıkışlarına, metamorfik dönüşümüne „bilinçli“ bir tepkidir diye sessiz kaldım, bu makaleyi yazmay ı bugüne kadar geciktirdim. Ben sadece bir gün işe yarar, unutulmasın diye „hadımlık“ meselesini aralarında Eren Keskin de olmak üzere çevremdeki insanlara anlatıyordum.

 

En son Bugün Gazetesi`nin 24 Subat tarihli sayısında, „Doç. Gürses meslektaşlarını fişlemiş!“ başlıklı haberi okuyunca bu yazıyı da yazmak farz oldu. Artık vicdanımla hesaplaşmak zorunda kalmayacagım. Haberi oldugu gibi buraya aktarıyorum..

 

„Ergenekon terör örgütü operasyonu kapsamında önceki gün gözaltına alınan Doç. Dr. Emin Gürses'in Psikolojik Harekât Tabur Komutanlığı'na danışmanlık yaparken meslektaşlarını fişlediği ortaya çıktı.

 

Gazeteport internet sitesinde yer alan haberde, Genelkurmay Özel Harp Dairesi Başkanlığı'nın emrinde faaliyet gösteren Psikolojik Harekât Dairesi'nin, Türkiye'deki bütün sivil kurum ve kuruluşları düzenli olarak izlediğini ve fişlediğini gözler önüne seren bir raporun varlığından söz edildi. 'Psikolojik Harekât Duyum Raporu' başlıklı ve Harekât ve İstihbarat Kısım Amir Vekili Deniz Piyade Yüzbaşı Murat Türken imzalı bu izleme raporu 6 Ocak 2004 tarih ve İSTH: 3500-04 sayılı. Birinci Psikolojik Harekât Tabur Komutanlığı'nca hazırlanarak sıralı istihbarat komutanlıklarına sunulan raporun, Sakarya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Emin Gürses ile yapılan görüşme neticesinde hazırlandığı belirtiliyor. 2004 yılında hazırlanan rapor, Galatasaray Üniversitesi'nin rektör seçiminleri öncesi döneme ait.

 

İşte raporun en can alıcı bölümü:

Galatasaray Üniversitesi'nde rektör seçimi yaklaşırken Cumhuriyet karşıtı faaliyetlere tanık olunduğu, gizlilik içinde sürdürülen toplantılarda Prof. Dr. Barlas Tolon'u rektörlüğe getirme hesapları yapıldığı, Prof. Dr. Barlas Tolon'un hem tarikatlara yakın olanlardan hem de ikinci Cumhuriyetçilerden destek gördüğü, Prof. Dr. Barlas Tolon'a tarikat desteğini üniversitenin felsefe bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Kenan Gürsoy'un sağladığı, ikinci Cumhuriyetçilerin desteğini kesinleştirme görevini ise aynı bölümden Prof. Dr. Tülin Bumin'in üstlenmiş olduğu, Prof. Dr. Kenan Gürsoy'un Rufai tarikatının şeyhi Kenan Rifai'nin torunu olduğu, 'türban ultramodern başörtüsüdür' görüşünü taşıyan Tülin Bumin'in ise Cumhuriyet'imize düşman görüşlerini her fırsatta dile getiren Yeni Şafak Gazetesi köşe yazarlarından Kürşat Bumin'in eşi olduğu, Prof. Dr. Barlas Tolon'un aynı zamanda Fransız vatandaşı olduğu, çifte vatandaşlık statüsünü izinsiz sürdürmekte sakınca görmediği, bahse konu şahsın eşinin Fransız olduğu, Fransa Dışişleri Bakanlığı'nda kadrolu görünmekle birlikte, Fransız Gizli Servisi'nin bir elemanı olarak görev yaptığı, Barlas Tolon ve eşinin Fransız Gizli İstihbaratı ile sürekli ilişki içinde olduğu,

Galatasaray Üniversitesi'ndeki Cumhuriyet'e gönülden bağlı Atatürkçü bilim adamlarımızın rektör seçimi yaklaşırken gelişen olayları endişe ve kaygıyla izledikleri bilgileri istihbar edilmiştir.“

 

 

Işte bu olmadı Laz Emin. Sen, seni hadımlaştıran işkencecilerden intikam alacaktın. Iskencecileri hapishaneye gönderecek, Türkiye`nin demokratikle ş mesine katkı yapacaktın. Oysa sen işkence yapar hale geldin; Ergenekon ve kızıl elma ittifakınla Türkiye`nin demokratikleşmesini engeller hale geldin ve şu anda kendin tel parmaklıkların ardında, „kendim ettim kendim buldum“ diyorsundur. Oldu mu ya, yaptıgını begendin mi be Laz Emin? Ugruna hadımlaştırıldıgın fikirlerden uzaklaşarak, kendin olmaktan çikarak demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren insanlari hadımlaştırmayacaktın. Şimdi sen de artık insanları ele veren ve ocaklarını söndüren, hatta manevi anlamıyla „hadımlastıran“ bir işkencecisin ve seni erkekliginden eden işkencecilerinle ayni yer ve pozisyonda duruyorsun; onlarla savaşma hakkını da yitirdin. Hadımlaştırılman onların yanına kar kaldı. Ama senin hadımlaştırdıkların bunu sana bırakırlar mı? Işte bu belli olmaz. Sana benzemeyebilirler. Haydi geçmis olsun ve kolay gele Laz Emin! Unutma, „Mesele esir düşmekte degil, mesele teslim olmamakta!“.

 

25.02.2008

 

  •