Fadil Özçelik

F.Ozcelik@gmx.net

 

 

DTP felsefik derinlikli bir siyaset yapmalıdır

DTP Eşbaskanı Ahmet Türk 21 Şubat Dünya Anadil Günü`nde parti grup toplantısındaki konuşmasının bir kısmını Kürtçe yaptı. Sayın Türk`ün kendisine yakışan bu çıkışını selamlıyoruz.

 

Demokratikleşme sürecine karşı dikilen güçler ve AKP'liler Ahmet Türk`ün bu tavrının Anayasa, Siyasal Partiler Yasası ve Meclisin iç tüzüğüne aykırı oldugunu söyleyerek saldırıya geçtiler.

 

Bunda şaşılacak bir durum yok. Alkışlayacak halleri yoktu ya.

Şimdi de Türk hakkında soruşturma açılıp açılmayacağı ve şayet açılırsa bunun DTP`nin kapatılması sürecine etkisi gündeme geldi.

Gelebilir elbette.

 

Ahmet Türk de DTP de böyle bir gelişmenin hesabını yapmışlardır. Sırf DTP kapatılacak diye kendilerini inkar edecek halleri yok ya..

 

Zaten 12 Eylül faşist rejiminin kanunlarına boyun eğerek, o kanunların izin verdiği çercevede siyaset yapmak Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin işi değildir.

Bu olsa olsa ERGENEKONCUların tavrı olur.

 

Buraya kadar herşey tamam da artık sıra, Kürt ve demokrasi güçlerinin izleyeceği seyre geldi.

 

Ahmet Türk'ü hukuki ve siyasi saldırılara karşı yalnız bırakmak, hem atılan bu tarihi adımın amacına ulaş ma sını engeller, hem de ERGENEKONCUların bu mücadelede daha da cesaretlenmelerine sebep olur.

 

Bu saatten sonra, son zamanlardaki yaygın sloganla herkes AHMET TÜRKleşmelidir, „Ben de Ahmet Türk´üm“ diyebilmelidir.

 

Bütün grup toplantılarını Kürtçe yapması ve yerel seçim mitinglerinde Belediye Başkan adaylarının kitlelere Kürtçe hitap etmeleri DTP`nin iyi bir yanıtı ve kararlı bir duruşunu simgeleyecektir.

 

Öte yandan, amacın yanısıra siyasetin kitlelerden güç ve destek almak, halkın oylarını yanına çekmek boyutunu da gözardı etmeden DTP`nin özellikle Kürt politikasında popülist tutum ve söylemlere ihtiyacının olmadı ğ ını, bu ağırlığın altında çökmemesi gerektiğini belirtmek gerekiyor.

 

Elbette Kürt sorununun mevcut sınırlar içinde çözümünde Ankara meclisinde bir taraf , hatta bir hükümet veya hükümet ortaği da olmayı doğal olarak hedefleyen DTP`de Kürt meselesi, kendisi ile başta AKP olmak üzere diğer partiler arasında bir çekişme mevzusu olmamalı, DTP özellikle AKP tarafından atılan adımlar karşısında panikleyip CHPvari rotasını şaşırmamalıdır.

 

DTP her alanda AKP ve diğer partilerle politik bir yarış içinde olabilir, olmalıdır da ama Kürt meselesinde asla böyle bir batağın içine çekilmesine izin vermemelidir.

 

Kürt ve Kürdistan meselesinde Kürtler bir taraf, Türkler de diğer bir taraftır. Her ikisinin de aynı sorunun tarafı olduğunu hissettiren bir duruş Türklere aittir, DTP ve Kürtlerle ilgili değildir.

 

DTP, Türk rejiminin görmek istedigi gibi onlardan bir tanesi olmamakta direnmeli, bu çercevede „Çatı Partisi“ projesini de bir daha gözden geçirmelidir.

 

DTP bir Kürt partisidir, esas varoluş sebebi Kürt sorununu çözmektir. AKP ve diğer partilerin böyle bir misyonları yoktur. Onlar işgal ve ilhak eden devleti temsil ederler.

 

Deyim yerindeyse Kürt meselesinde DTP ve diğer tüm Kürt örgütlenmeleri ev sahibi, geriye kalanlar da olsa olsa „bugün var, yarın yok“ kiracıdırlar.

 

DTP ve diğer Kürtler için Kürt meselesi, Türkiye`nin demokratikleşmesi, AB`ye katılması için aşılması gereken bir sorun değil bir stratejidir, bir hedeftir.

 

DTP ve diğer Kürtler için Kürt meselesi bir oy avcılığı, daha çok belediye ve daha çok milletvekili kazanma çabası değil, bir halkın kaderini eline alma ve geleceğini belirleme hakkıdır.

 

Bu soruna iki farkli yaklaşım tarzı, Türkiye`nin demokratikleşme sürecinde Kürtlerin lehine attığı ve daha da atacağı anlaşılan olumlu adımlar karşısında panikleyerek hazırlıksız yakalanması veya Türk siyasal çevrelerinin ileriye doğru yaptığı her hamle karşısında Kürtlerin daha da güç kazanarak kendilerinden emin bir duruş sonucunu doğuracaktır.

 

Şayet kendimizi ev sahibi görüyorsak, kimden gelirse gelsin ve hiç bir gerekçenin ardına gizlenmeden Türkiye`nin olumlu her değişimini yetmez, daha da ileriye taşınması gereken bir değişim olarak algılar ve alkışlarız. TRT şeş örneğinde olduğu gibi Kürtçe ve Kürt halkının varlığını resmileştiren ve artık geri dönülemez bir noktaya taşıyan demokratik açılımları da her tür akıl tutulması ruhiyetiyle sağduyu ve ulusal hassasiyetten uzaklaşarak taşlamaz ve hainleştirmeyiz.

 

Bu konuda değişik argümanlarla da olsa ERGENEKONCUlarla aynı saflara düşmekten sakınabiliriz.

 

Yok, şayet kendimizi Türk partilerinden biri olarak göreceksek, o zaman da CHP biçarlığının yaptığı gibi AKP`nin atacağı her adım karşısında oy kaybettiğimizi sanarak Kürtlerin lehine olan herşey karşısında durur bir pozisyonda buluruz kendimizi bir anda.

 

Bugün AKP yarın bir başka parti özel televizyonlarin da Kürtçe yayın yapmalarını sağlarsa, bu adım kendi hainlerini yaratıyor; üniversitelerde kurdoloji bölümlerinin aç ı lmasına imkan yaratırsa, orada Israil ve Ingiliz emperyalizminin oyunları var; Kürtçeyi resmileştirip anadilde eğitim kararı alırsa, bu, Kürtlerin Kürtçe asimilasyonudur der ve tam da onların çekmek istedikleri noktada çakılıp kalır, sorun çözen değil, sorunun çözümüne engel olan oluruz. Hani derler ya, cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir, işte öyle bir şey..

 

Eleştiri ve yüzyıllardır ödenen bedellerle söke söke elde edilmiş kazanımları birbirine karıştırırsak; bu kazanımları, emeğimize ihanet etmek pahasına el aleme mal eder ve artık bizi biz yapan değerleri inkar eden, o değerlerden uzaklaşmış bir dünyada varlıklarını yokluğumuz üzerine inşa etmiş birileri ile bilmem kimlere karşı mücadele eder bir yerde kolkola buluruz kendimizi. Bunun adı da hayali bir aslan yaratıp koyunu kurda teslim etmek; koyunu aslanla korkutup onu kurtla aynı ini paylaşmaya ikna etmektir.

 

Konumları gereği herkesten çok Kürtlerin özgürlüğe ve demokrasiye ihtiyaçlari vardır, en çok Kürtleri rahatlatır ve daha da güçlenerek kendisine sahip çıkmasını öğretir Daha çok özgürlük, daha çok demokrasi, daha çok hukuku reddeden zihniyetin Kürtlüğünden kuşkulanmak için elimizde binbir sebep mevcuttur bu kimin elinin kimin cebinde olduğu pek de belli olmayan Doğu coğrafyasında. Kürtlerin ve Kürtçenin lehine atılan her adımın birilerinin öncülük ve kontrolünde olması bu gerçeği değiştirmediği gibi kimsenin de bir lütfü değildir. Bilakis, yüzyıllarca süren utanmazlıklarının üstelik özür bile dilemeden bizzat kendileri tarafından itiraf edilmesidir. Kısacası kendilerini afişe etmeleridir.

 

DTP`nin yükü ağırdır, kuşatılmış ve rahat bırakılmayan bir parti görüntüsü veriyor; önümüzdeki sancılı süreçte daha çok zorlukla karşılaşacaktır; netleştikçe, ne yaptığını ve ne istediğini bilir duruma geldikçe, siyasete felsefik bir derinlikle yoğunlaştıkça rahatlayacak aksi takdirde şimdiye kadar takipçisi olduğu partilerin tarihini tekerrür eder bir elvedayla siyaset sahnesini terkedecektir.

 

Ş u andaki DTP de her iki işaret de mevcuttur; ikisinden birisinde tercih yapmalıdır.

 

Başına örülen çorabı kabullenerek bir daha küllerinden kendini yaratamayacak hale gelip tarihin karanlık dehlizlerinde kaybolmak mi; yoksa inadına daha çok Kürtleşmek mi? Işte DTP`nin ana çatışma ve çelişkisi.

 

Ahmet Türk daha çok Kürtleşmek diyor. Bu bütün Kürtlerin sesi olmalı.

Ne bulduğunu ancak ne aradığını bilenler anlayabilir.

 

26.02.2009

 
  •