Fadil Özçelik

F.Ozcelik@gmx.net

 

 

Bir Hint Masalı “Değer' ve Yerel Seçimler

 

Eğer dünyayı seni yargılayacak kişi olarak kabul edersen hep hayal kırıklığına uğrarsın. Insanlar hiçbir bilgisi ve ciddiyeti olmadan yargılamalarda bulunur ve birbirlerine fikirlerini söylerler. Çünkü onları engelleyecek hiçbir risk yoktur. Ama onlara sunulan bu fırsatı memnuniyetle değerlendirirler.

 

Nihayet yerel seçimler gelip kapıya dayandı. Doğal olarak da içi doldurulmuş veya bomboş bırakılmış binbir fikir ve fikircik dolanıyor ortalıklarda. Kimisi “reel politika” yapıyor, kimi ideolojik tespitler yapıyor, kimisi politikanın olmazsa olmaz koşullarından biri olan rekabet, çekememezlik ve kıskançlığını teorik ve milli kılıfların ardında gizleyerek seçmenleri etkilemeye çalışıyor; s öyleyecek lafı olmadığı için başkalarına saldırmakla ve sataşmakla söz sahibi olunabileceğini zannediyor, kimisi sırf herkesten farklı olsun ve adı çıksın diye olduk ve olmadık şeyler söylüyor ve bunu kamuoyuna vatanseverliğin en yüksek mertebesi olarak sunmaya çalışıyor, kimisi diğerlerini vatansevmez veya kendisinden daha az vatansever olmakla suçluyor, kimisi herkesi akıllı olmaya yani kendi aklının yanına davet ediyor, kimisi akıl satıyor ve kendi aklına uygun davranmayanları akılsızlıkla itham ediyor, kimisi kendi küçücük dünyasında yaşadığı travma ve hezimetin şiddetiyle orantılı olarak, “ben yenildim, başkası da kazanmasın” hırs ve umutsuzluğuyla bir dozer gibi yanında bulunmayan herşeyi ve herkesi bir kalemde, üç-beş kelimeyle yerle bir ediyor..

 

Kimisi de fikir üretiyor, neyi nasıl çözeceğini ya da çözülmesi gerektiğini söylüyor.

Elbetteki herkes yazacak, herkes konuşacak.

 

Bunlar sadece bizde olan huzursuzluklar değil. Yoğunluk ve şiddetleri farklı olmakla beraber dünyanın her tarafında tekrarlanan, tekrarlanabilen şeyler..

Bu nedenle de bizdeki farklı ses ve tavırlardan çok da fazla rahatsız olmanın veya memnun kalmanın bir anlamı yok. A şırı övgü de aşırı yergi de eşyanın tabiatına aykırı. Hayat normal seyrini izliyor sadece. Yerel şeçimlerden çıkan sonuçlar ne olursa olsun, biz Kürtlerden bazılarını sevindirecek, bazılarını da üzecek. Sonuçlardan sonra kimisi halkın kendilerini onayladığını söyleyip böbürlenecek, kimisi halkın henüz istenilen kıvama gelmediğini ulusal çıkarlarının nerede olduğunu ayırdedebilecek bir konum ve düzeyden mahrum olduğunu belirtecek, çocuğunu sever ve anlar gibi zavallı ve cahil halkını içeride kendisine gizlenmiş bir öfkeyle anlamaya çalışarak, çalışır gibi yaparak bir dahaki seçimlere kadar kendisini destekleyecek ve onaylayacak bir bilince varmasını ‘sabır ve sükunetle' bekleyecek. Halktan destek görenler tarafından halk, bilinçli; halktan rağbet görmeyen kesimlerce ise halk, cahil, uyuşturulmuş damgasını yiyecek.

 

Halk aynı halk olduğu halde siyaset yapar gibi yapanlarla direk siyasetin içindeki kesimlerce tam zıt anlamlı iki kavram ile tanımlanacak ve kimileri bizi onun “bilinçli ve uyanık”, kimileri de bizi onun “cahil ve uyanmamış, hala horluyor” olduğuna binbir dereden su getirerek ikna etmeye çalışacak. Halkın kendine gelmiş veya kendinden geçmiş ruh halini onun oyuna m ührünü bastığı parti ve aktör olmaktan çıkmış kend isiyle sınırlı çevre belirliyor. Üstelik her iki tarafın da önümüze serdiği argümantlar birbirinden güçlü olacak; hangisini okursak ona inanacak ve onun haklı olduğuna neredeyse inanmaya başlayacağız.

 

Seçimlerden sonra kimileri NOTERDAMUS gibi engin bilinç ve öngörüleriyle doğru ve haklı çıktığına bizi ikna etmeye çalışırken bazen içindeki egosentrik kişiliğini gözümüzün içine sokarak, bazen de yılların politik kaşarlanmışlığıyla engin kudretini, uzak görüşlülüğünü bize ufaktan ufaktan hissettirerek kendi kendimize anlamamıza ve takdir etmemize yardımcı olmaya çalışacak. Ve bu davranışının adını ise kendisi açıkça “alçakgönüllülük” olarak koymaktan çekinmeyecek..

 

Eh, dünyanın, hayatın ve politikanın güzelliği de bu çok çeşitlilik değil mi? Bu çok renklilik ve farklılık değil midir ki bizi bazen güldüren, bazen de ağlatan?

Hepsi de olsun; bence hiç bir zararı yok. Takım elbise ve kravatlı, ciddi ve önemli adam görünümlü saçmalık ve komiklikler de gerçek hayatımızın bir parçası; nereden ve kimden gelirse gelsin farklılıklara tahammülsüzlük sol, sağ veya yeşil faşizmin ayak sesleri değil mi?

 

Şayet kullanacak bir oyum olsaydı, onu Kurdistan`ın neresinde olursam olayım DTP için kullanırdım. Türk Devletinin Kürdistandaki işgalci ve ilhakçı konumunu kabul etmeyen, bunun için Kürt halkından özür dilemeyen ve Kürt halkının kaderini ve geleceğini belirleme konusunda irade ve çözümü bizzat Kürt halkının kendisine teslim etmeyen hiçbir TC partisinin Kürdistandaki varlığı meşru değildir. Varlıkları da sadece statükonun devamı içindir. Farklılıkları sadece n üanslardadır. AKP veya diğer TC partilerine oy vermek, onları Kürdistan'a yerleştirmek benim için tartışılır bir konu değildir. Ha Alman, Fransız veya Britanya sömürgecilerini Asya ve Afrika`nın sömürge ülkelerine yerleştirmiş ve meşrulaştırmış, ha TC partilerini K ürdistana .. Ikisi arasında zerre kadar bir fark yoktur. Türkiye kasaba ve şehirlerinde de DTP`nin kazanabileceği yerlerde oyum yine DTP`ye olacaktı. Ancak DTP`nin kazanamayacağı yerlerde Kürtlerin oylarıyla CHP ve MHP gibi demokratikleşme sürecinde takoz işlevi gören partilerin güç kazanmalarının da önüne geçmesi gerekirdi. Bütün çatışma ve çelişkilerine rağmen bu tür yerlerde DTP`nin AKP`yi desteklemesi isabetli olurdu. Böyle bir tavır ve politika beklenenin veya tahmin edilenin aksine DTP`yi kazanabileceği yerlerde küçültmez, aksine başka yerlere giden ancak gitmemesi gereken oyların da geri gelmesini sağlayacaktı.

 

Politika, politikanın halkla ilgili boyutu hakkında bir Hint Masalı ile bitiriyorum yazımı..

 

Bir zamanlar çok büyük bir ressam varmış. Eserleri herkes tarafından beğenilirmiş. Ülkenin kralı bile onu onur madalyası ile ödüllendirmiş. Ona Hintçe`de renklerin ustası anlamına gelen “Ranga Charya” adı verilmiş. Ama hayranları ona “Ranga Guruji” derlermiş. Ranga, yıllar içinde, alanındaki ustalığını kanıtlarcasına kendine özgü bir renk stili geliştirmiş. Çok çalışması, yorumu ve konuya kendini vermesi, kendinden sonra gelenlere örnek olmuş. Bir sanat okulu açmış ve orada öğrencilerine sanatının inceliklerini öğretmeye başlamış. Belli bir müfredatı ve süresi yokmuş okulun. Öğrencinin yeteneğinden ve bilgisinden kendisi tatmin olduktan sonra, onu sanat dünyasına takdim etmesi okulun özelliğiymiş.

 

Kendince bir “Öğrenci Değerlendirme” yöntemi geliştirmişti. Onun bu çalışma yöntemi dünyada eşi, benzeri olmayan bir yöntemdi. Bu okulda bir öğrenci olan Rajeev çok aceleciydi. Allah vergisi bir yeteneğe sahipti ve Ranga`nın aradığı özellikler doğrultusunda diğer öğrencilerden çok daha hızlı bir başarı gösteriyordu. Ranga, ondaki bu gelişmeden çok memnundu.

 

Çok övgü ve teşvik almaktan dolayı Rajeev merakla Ranga Guruji`nin onu artık bir ressam olarak ilan edeceğini ve hayatının bu şekilde devam etmeye başlayacağı günü bekliyordu. Bir gün, çok kibar bir şekilde Ranga, Guruji`ye final uzmanlık sınavını ne zaman alacağını sordu. Ranga gülümsedi ve dedi ki: “Rajeev, sen benim gelecek vaad eden öğrencilerimden birisin. Çok kısa sürede sanatın inceliklerini öğrendin. Sanırım şimdi final sınavının zamanı geldi.”

“Sınav konumun ne olacağını söyler misiniz, Guruji?”

Rajeev mutluluğunu ve heyecanını saklamakta zorlanıyordu. Ranga, “Rajeev, bir resim yapmanı istiyorum. Bu, senin en iyi resmin olmalı ve herkes hayran kalmalı. Şimdi acele etme ve hayatının şaheserini yap” dedi.

 

Rajeev, gece-gündüz çalıştı; en güzel resmini yaptı ve Ranga Guruji`ye getirdi.

Ranga: “Şimdi bunu şehrin meydanında halkın beğenisine sun” dedi. “Insanların senin eserini görmelerine izin ver. Resmin altına büyük ve koyu harflerle, bu resmin halkın değerlendirmesi için oraya konulduğunu ve resimdeki hataların, izleyenler tarafından resmin üzerine bir “X” çizerek belirtilmesini rica ettiğini yaz.”

 

Rajeev, Ranga`nın dediklerini yaptı. Resmi şehrin en merkezi yerine koydu. Birkaç gün sonra Ranga gidip onu getirmesini söyledi. Rajeev, meydana giderken çok heyecanlıydı. Ancak oraya vardığında çok büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Tüm resim baştan aşağı “X” işaretleriyle doluydu. Başarısızlığı böylece anlaşılmıştı. Büyük bir kalp kırıklığıyla resmi Guru`ya gösterdi.

 

Ranga, O`na asla umutsuzluğa kapılmamasını ve yeni bir resim yapmasını tavsiye etti. Rajeev, yeni bir sanat şaheseri daha yaptı. Ranga, daha önce söylediği şeyleri tekrarladı. Ancak en son satırda değişiklik yaparak... Bu kez Rajeev`e resmin yanına boya ve fırça koymasını da söyledi.

 

Resmin altına yazdığı mesajda izleyicilerin hataları bulması ve resmin yanında bulunan malzemeleri kullanarak düzeltmeleri istenmişti. Birkaç gün sonra Rajeev resmi almaya gittiğinde şaşırdı. Çünkü resmin üzerinde hiçbir işaret olmadığı gibi yanına konulmuş olan malzemelere de hiç dokunulmamıştı. Rajeev, resmi Guru`suna sunarken çok mutlu olmuş ve kendine güveni gelmişti.

 

Ranga, yine gülümsedi ve “Rajeev bugün öğrenmiş olduğun bu dersle birlikte artık senin eğitimin tamamlandı” dedi. “Sevgili oğlum, eğer mükemmellik ve yücelik istiyorsan sadece sanatta ustalaşmış olman yetmez. Ama insanların, eline fırsat verildiğinde hiçbir şey bilmedikleri bir konuda bile eleştirip, değerlendirme eğiliminde olduklarını da öğrenmen gerekir.”

 

“Eğer dünyayı seni yargılayacak kişi olarak kabul edersen hep hayal kırıklığına uğrarsın. Insanlar hiçbir bilgisi ve ciddiyeti olmadan yargılamalarda bulunur ve birbirlerine fikirlerini söylerler. Senin ilk resmin “X”lerle doldurdular. Çünkü onları engelleyecek hiçbir risk yoktu. Ve çoğunun bu konuda hiçbir yeteneği ve bilgisi yoktu. Ama onlara sunulan bu fırsatı memnuniyetle değerlendirdiler. Ama aynı insanlar, hataları bulup düzeltmeleri istendiğinde hiç biri bunu yapmadı. Çünkü bu kez onların bilgisi ve yeteneği risk altındaydı; bu konudaki eksikliklerini göstermekten çekindiler. Uzak durmayı tercih ettiler.”

 

Ranga devam etti: “Böylece sevgili oğlum, senin azmin, senin yeteneklerin, senin bilgin, senin sanat alanındaki çabaların senin çok çalışmanın ve içten uğraşılarının değerli bir ürünüdür. Bunu dünyaya bedava sunma. O zaman çalışman ilk resminin uğradığı sonuca uğrar. Kendinin yargıcı ol ve değerini kendin belirle ama bunu adalet ve eşitlik ilkeleriyle yap. Ve böyle davrandığında seni temin ederim ki asla ne kendin ne eserinle hayal kırıklığına uğrarsın.”

 

“Tanrı seni korusun! Oğlum.”

Rajeev`in gözlerinde saygı ve neşe dolu yaşlar vardı. Kalbinin derinliklerinde, eğer bu son dersi almasaydı eğitiminin eksik kalmış olacağını hissediyordu. 28.03.2009

 

  •