Arşiv

HAK-PAR Genel Başkanı Abdülmelik FIRAT'tan AB Liderlerine Mektup

 Hak ve Özgürlükler Partisi Genel Başkanı Abdülmelik FIRAT 3 Ekim öncesi AB Liderleri;

Wolfgang SCHÜSSEL – Avusturya Başbakanı,

Guy VERHOFSTADT - Belçika Başbakanı,

Tony BLAİR - İngiltere Başbakanı,

Vaclav KLAUS - Çek Cumhuriyeti Devlet Başkanı,

Tassos PAPADOPOULOS – Kıbrıs Devlet Başkanı,

Anders Fogh Rasmussen - Danimarka Başbakanı,

Andrus ANSİP – Estonya Başbakanı,

Jacques CHİRAC – Fransa Devlet Başkanı,

Tarja Kaarina HALONEN – Finlandiya Devlet Başkanı,

Gerhard SCHRÖDER – Almanya Başbakanı,

Kostas KARAMANLİS – Yunanistan Başbakanı,

Jan Peter BALKENENDE – Hollanda Başbakanı,

Ferenc GYURCSÂNY – Macaristan Başbakanı,

Bertie AHERN – İrlanda Başbakanı,

Silvio BERLUSCONİ – İtalya Başbakanı,

Aigars KALVÎTİS – Letonya Başbakanı,

Algirdas Mykolas BRAZAUSKAS – Litvanya Başbakanı,

Jean-Claude JUNCKER – Lüksemburg Başbakanı,

Lawrence GONZİ – Malta Başbakanı,

Aleksander KWASNİEWSKİ – Polonya Devlet Başkanı,

Josê SÔCRATES – Portekiz Başbakanı,

Mikulâs DZURİNDA – Slovakya Başbakanı,

Janez JANSA – Slovenya Başbakanı,

Josê Luis Rodriguez ZAPATERO – İspanya Başbakanı,

Göran PERSSON – İsveç Başbakanı

Jose Manuel BARRASO – Avrupa Komisyon Başkanı

birer mektup gönderdi.

HAK-PAR Genel Başkan'ın mektubu AB ülkelerinin Ankara Büyükelçiliklerine ve AB Ankara Temsilciliğine elden iletildi.

  

AB LİDERLERİNE MEKTUP

28.09.2005

 

 

Sayın,

Aralık 1999'da aday üye ülke olarak kabul edildiğinden bu yana Türkiye-AB ilişkileri hız kazandı. Bu dönem içinde Türkiye AB ile uyum çerçevesinde bir dizi yasal ve idari değişiklikler gerçekleştirdi. Bütün yapılan bu değişiklik ve düzenlemelerden sonra Avrupa Birliği Türkiye ile 3 Ekim tarihinde tam üyelik müzakerelerine başlama kararı aldı. Bu, Türkiye'nin AB'nin bir parçası olma yönünde aldığı mesafeyi göstermektedir.

Ne var ki Türkiye'nin bu dönem içinde Kürt sorununun demokratik, barışçıl ve eşitlikçi çözümü yönünde kayda değer bir çaba ve niyeti görülmemiştir. Radyo ve Televizyonda günde yarım saati geçmeyen Kürtçe programlar bir yana bırakılırsa, ne Kürtlerin varlığı ve kimliğinin tanınması yönünde herhangi bir adım atılmış, ne de bu sorunun çözümü için herhangi bir program ortaya konulmuştur. Barışçıl demokratik çözüm taraftarı olan -Partimiz dahil- kesimler susturulmuş baskı ve inkar politikaları sürdürülmüştür. Son dönemde ordu çevreleri daha çok ön plana çıkarak AB sürecindeki iyileşmelerden rahatsızlıklarını bildirmeye başlamışlardır. Tam da bu dönemde PKK tekrar silahlı eylemlilik ve bombalamalara başlayarak Türkiye'nin gündemi ordu ve PKK arasındaki şiddet ortamı tarafından bloke edildi. Yeniden başlayan şiddet ortamı esas olarak AB sürecinin yol açtığı değişim sürecini sekteye uğratırken diğer yandan da bu süreci yöneten AKP hükümetini de tehdit etme eğiliminde. Başbakan Erdoğan'ın bir süre önce aydınlarla ve ardından da Diyarbakır'da yaptığı açıklamalarla Kürt sorununu adlandırması Onun da geliştirilen oyunun farkına vardığını göstermektedir.

 

HAK-PAR olarak kuruluşumuzdan bu yana Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle, demokratik bir biçimde çözümü için elimizden geleni yapmaya devam ediyoruz. Hükümetle diyalog kurarak sorunun çözümü için önerilerimizi sunmak ve desteğimizi ortaya koymak için bir çok girişimde bulunduk. Ne var ki şimdiye dek bizimle görüşme koşullarını yaratma yönünde herhangi bir ortam oluşturulmadı. Bizim şiddet yöntemlerine karşı oluşumuz, demokratik ve barışçıl tutumumuz görmezlikten gelindi.

 

Aynı durum ne yazık ki AB ülke ve organlarının tutumunda da gözlenmektedir.

Partimiz 2004 yılı boyunca Türkiye'nin AB üyelik sürecini demokrasi ve Kürt sorunu bağlamında tartıştırdı. Bir çok kapsamlı ve katılımcı toplantıdan sonra ‘AB sürecinde demokrasi ve Kürt sorununun çözümü için Öneriler ‘ başlıklı bir rapor hazırlayıp Brüksel'deki AB yetkililerine ilettik. Söz konusu raporda hem genel olarak demokrasi sorununu ortaya koyduk hem de Kürt sorununun çözümü için ayrıntılı ve somut önerilerde bulunduk.

 

On yıllar içinde oluşup süzülen kendi normları gereği AB'nin Türkiye'de çağdaş bir demokrasinin inşasını içtenlikle savunduğu ve bunu her vesile ile desteklediği bilinmektedir. Benzer şekilde AB'nin Kürt sorununun mevcut tıkanmışlık ve çözümsüzlük durumundan da rahatsızlık duyduğu da bilinen bir şey. Ancak AB'nin Kürt sorununda barışçıl ve demokratik tutum sahibi çevrelerle, Kürt sorununun çözümüne hizmet ve destek sunacak ilişkiler kurma konusundaki yetersizliklerini anlamış değiliz.

 

Türkiye'de kalıcı bir istikrar ve barış ortamının tesisi aynı zamanda Türkiye'nin AB üyelik sürecini pozitif yönde etkileyeceği açıktır. Bu ise en başta Kürt sorununun çözümünden geçmektedir. Bunun için yapılacak şey Kürt sorununun barışçıl çözümünü savunan kesimleri ve çözümden yana olan iktidar çevreleri ile doğası gereği barışçıl yöntemlerden yana olan AB'nin diyalog, eşgüdüm ve karşılıklı ilişkiler ve dayanışma içinde olmalarını beklemek aklın gereğidir. Türkiye'nin yeniden yapılanmasında tarihi bir misyon üstlenmiş AB'nin Kürt sorununun çözümünde de daha aktif bir tutum alması ve bu çerçevede Kürt sorununun demokratik çözümü için mücadele yürüten güçler ile daha etkin bir dayanışma içinde olması herkesin yararına olan bir davranış olur.

Biz HAK-PAR olarak Türkiye'nin AB üyelik sürecine başından itibaren desteğimizi ilan etmiş bulunuyoruz. Bu sürecin sağlıklı ve verimli işlemesi için sürekli somut önerilerde bulunuyor.

fikirler üretiyoruz.

 

Diğer yandan parti olarak Kürt sorununun çözümü için AB ülke ve organlarının daha etkin bir rol oynayabileceklerini düşünüyor ve bu çerçevede AB ile her türlü diyalog ve desteğe hazır olduğumuzu belirtiyoruz.

 

Abdülmelik FIRAT

Hak ve Özgürlükler Partisi

Genel Başkanı