Paşa Yılmaz

pasa_yilmaz@mynet.com

TC, Kürdistan'ın güneyinde kendisini ve Kürdleri denemek çabasındadır

Türkiye'de kurulan egemenlik sistemi kurulduğu günden itibaren kuruluş felsefesi olan tekçi,otoriter,totaliter mantığı gereği varlığını ve yaşamını hep iç ve diş düşmanlar üzerinde kurguladığı gerginlikler ve çatışmalarla sürdürebilmiştir.Zaten bu egemenlik sisteminin gerçekten sınırları içinde yaşiyan halklara modern yaşam standartları açısından sunduğu hiç bir cazip yaşam biçimi ve hak tanıma özelliği olmamıştır.Hep korkulu rüyalar yaşiyarak ve yaşatarak varlığını sürdürebilmiştir.

 

Osmanlı imparatorluğunun yıkılması ile birlikte imparatorluk bünyesindeki bütün halklar devletleşme yoluna girdiklerinde imparatorluk toprakları İngiltere,Fransa,İtalya ve Yunanistan'ın denetiminde iken Türkler'in bir devlet olmaktan ziyade bu devletlerin denetimindeki bir topluluk olmaları söz konusu oldu.Ancak Çarlık Rusyasın'daki iktidar değişikliği kendisi ile birlikte Türkler için paremetreleri değiştirmiş hızla Türkler lehine oluşan gelişmelerle sonuçta Lozan antlaşması ile TC gibi milleti belli olmayan bir devlet ortaya çıkarmıştır. Konjonktür gereği kurulan bu devlete uygun millet yaratma süreci başlamıştır.Dolayısı ile inkar ve imha süreci tüm ahlak kurallarını dışlayarak en acımasız biçimde uygulamaya konulmuştur. En büyük nüfus ve toprak parçası TC sınırları içinde kalmak üzere Kürdistan dört parçaya bölünmüş,Kürdistan ve Kürdler o tarihten itibaren sömürgeci işgalci güçlere karşı  baş kaldırmışlar ve  tarihleri hep katliamlarla geçmiştir.Bu anlamda TC bütün acımasızlığını ve ahlaksız katliamcılığını ortaya koymuştur.TC,sadece"kendi sınırları" içindeki Kürdistan topraklarına ve bu topraklardaki Kürd milli direnişlerine ilgi duymamıştır. Adeta Kürdistan coğrafyasındaki bütün milli direnişlere hatta dünyadaki tek tek Kürdi gelişmelerle de ilghilenmiştir.ve onları kanla katliamla bastıracak kadar bağnaz ve emperyal davranmıştır.Kürdistan'ın doğusu,batısı, kuzeyi, güneyi TC için asla fark etmemiştir. Ulaşabildiği yerlere kendisi ulaşamadığı yerlere de oradaki sömürgeci devletler aracılığı,veya istihbarat örgütleri ve konjonktürel bütün aktörleri kullanarak ulaşmaya ve müdahale etmekte gecikmemiştir.

 

Kürdistan'daki herhangi bir dsireniş ve milli hareketlenme doğası gereği hem diğer parçalardaki Kürdlerin ilgisini çekmiştir hemde diğer sömürgeci işgalci devletlerin ve özellikle de TC'nin ilgisini çekmiştir.Bu anlamda Kürdistan'daki her Kürdi gelişme kendisi ile birlikte TC'nin emperyal iştıhını hep kabartmıştır.İşte Kürdistan'ın güneyindeki bağımsızlaşmaya doğru giden yapılanmanın TC'nin bu anlamdaki iştahını kabartması ve gece gündüz işgale yeltenmesi ve tampon bölge kurma hayalleri"aç tavuğun kendisini darı ambarında görmesi"gibi bir ruyadır.TC, Kürdistan'daki bu çirkin emellerini soğuk savaş döneminde Kürdistan'ın diğer parçalarındaki sömürgeci devletler İran-Irak-Surye diktatörlükleri ile oluşturduğu paktlar,savunma işbirlikleri,istihbarat işbirliği vs.aracılığı ile yaparken soğuk savaşın sona ermesinden sonra küresel dünyanın uluslararası güç dengelerinde bu anlamda kendisine ittifakçı bulmakta adeta sıkışmış durumdadır.Ve Kürdlerin yüzyılı olan 21.yüzyılda bu destekçilerini kaybetmiştir.Yeni konjonktürel yapıda henüz kendisine ittifakçı bulamamışken en önemli ittifakçi olarak ne yazıkki son 25 yılda Kürdistan'daki kanlı savaş sonucunda yarattığı "kendi kürdü"üzerinden oynamaktadır. Birinci körfez savaşından sonra kolu kanadı kırılan sadam diktatörlüğünün Kürdistan'ın güneyinde 36.paralelin kuzeğine girmesinin yasaklanmasi ile adeta kendi başına kalan bu bölgede TC, PKK aracılığı ile provakasyonlar yaratarak fiilen müdahale etmeyi denedi.

 

PKK'nin KDP ve YNK ile olan ilişkilerinde gerek PKK'nin KDP ve YNK ile ayrı ayrı çatişması gerekse KDP ve YNK'nin kendi aralarındaki çatışmaları sonuçta TC'nin zaman zaman bölgeye müdahalesini ve o bölgede bir askeri güç bulundurmasını sağladı. 24 kez TC "sınır ötesi operasiyon"lar yapmasına rağmen,her defasında davul zurna çalarak gittiği için hiç birisinde bu müdahalelerin gerekçelerini ortadan kaldırmak yönünde bir davranışı olmadı.Her müdahalesi adeta bir sonraki müdahalenin sebeplerini yaratma girişimi oldu.

 

Apo'nun paketlenerek dayılarına teslim edilmesi, 2.körfez savaşı,Saddamın devrilmesi, kırmızı çizgiler, çuval operasiyonu,federe Kürdistan'ın kurulması, Irak anayasası, 140.maddedeki Kerkük referandumu,ateşkes, el-kaide saldırıları, tarihi sekiz ay önce belirlenen çatışmaların yeniden başlaması (hatırlanacağı üzere geçtiğimiz son baharda imralıya ve genelkurmaya rağmen yapılan ateşkes'in 18 mayısa kadar süreceğini Apo açıklamıştı),asker cenazeleri vs gelişmeler, TC'nin Kürdistan'a müdahale etmesini ve bir tampon bölge kurulmasını yeniden gündeme getirdi.Her asker cenazesinden sonra koparılan fıtına ve "kuzey ırak'a" müdahale senaryoları ile sınıra sevkiyat yapıldı.Aynı zamanda öldürülen asker ve gerilla cenaze törenlerindeki haykırışlar hala kan ve göz yaşı üzerinde siyaset yapan bezirganların havuzuna su taşımaktadır.Son dönemlerde yapılan cenaze törenleri de Deniz Baykal, Devlet Bahçeli ve son Kemalist Aysel Tuğluk'un oy sandığına artı oy olarak gitmektedir.Gelinen noktada TC güvenlik güçlerinin( resmi, yarı resmi, gayri resmi anlamda) %50 kadarını araç gereç ve her türlü mühimatı ile birlikte sınıra yığmıştır.Bölgede yeniden olağanüstü hal(yeniden OHAL) ilan etmiş, lokal düzeyde sınır ihlalleri yapmakta,kameralarla sınırı takip etmekte,bölgede operasiyon ve yüksek düzeyde tatbikatlar yapmaktadır.Türkiye'de 22 Temmuz 2007 günü yapılacak seçimlerinde yaratığı kaos 27 Nisan muhtırası ile tam bir çıkmaza sokuldu.Bu kaosun sürmesi ve seçimlerin gündemin birinci maddesi olmaması için TC gerekeni yapmaktadır. Sınır güvenliği ve tampon bölge senaryolarıda bundandır."Sınır güvenliği" adı altında Kürdistan sınırına yapılan yığınakla sınırın "sap kayalardan ovaya çekilmesi veya öteye itilmesi"ile tampon bölge kurularak kontrolun sağlanması 1.gündem maddesi haline getirilirken,sınırın "kendi ovası"çinde geri çekilmesini"Edirne'den Kars'a kadar vatan topraklarından bir çakıl taşı vermeyi bile onursuzluk sayarız" mantığında rededenler,başka bir gücün egemenlik alanı olan özgür Kürdistan topraklarına 15-20 km içeri girerek orada tampon bölge oluşturarak sınır güvenliğini sağlamayı babalarının hıyar tarlasına veya fındık bahçelerine girmek ile eşdeğer tutuyorlar.Bu konuda yapılan uzun vadeli strarejilerin uygulanbilir hale getirilmesini sağlamaya çalışıyorlar.Uzun vadede bunların hiç biri PKK ve kandil amaçlı hazırlıklar değildir.

 

Bu Eğirdir dağ komando okulu eğitim tesislerinde Büyükanıt ve Başbuğ paşaların söylemlerindende anlaşılacağı üzere amaç PKK güçlerini yoketmekten ziyade özgür Kürdistan'ın ortadan kaldırılması yönünde yapılan stratejik hedef için taktik ön hazırlıklardır.Bu hazırlıklar çerçevesinde başka bir coğrafyada savaşacak kendi kuvvetlerinin savaş kabiliyetini ve karşılarına çıkacak güçlerin durumunun tesbiti ve bununla yeni hareket kabiliyetleri ortaya koyma operasiyonları pılanlanmaktadır.Yani kısaca kendilerini ve Kürdleri denemek istiyorlar.Bu durumda fiilen ABD'nin tavrını net görmek istiyorlar.

 

Bu nedenle güvenlik güçlerinin %50 kadarını sınıra yığmalarına,operasiyonlar yapmalarına,tatbikat yapmalarına ve sınırı termel kameralarla kontrol etmelerine rağmen "kuzey ırak'ın Erbil kentin'de"  canlı bombalar tonlarla patlayıcı madde ve mayınlarla birlikte kara yolu ile yola çıkmakta ve Ankara,İstanbul,İzmir'e kadar hatta karadeniz bölgesine dağılmakta ve bir kesimide yeni OHAL bölgesinde kalmakta ve mayınlaşarak anında yollara döşenmektedirler.TC,bu canlı bombaların,patlayıcı maddelerin,mayınların nasıl ve ne zaman kimler tarafından getirildiğini ve nerelere götürüldüğünü adeta kendisi yapıyormuş gibi detaylı açıklamalar yapmaktadır.Türkiye içinde çok güvenli bir biçimde 1500-2000 km uzak bölgelere gittikten sonra çoğunlukla eyleme dönüşmeden güvenlik güçleri elleri ile koymuş gibi yakalamaktadırlar.Ancak Kürdistan'ın yeni OHAL bölgesinde kalanlar ise özellikle hepsi uzaktan kumandalı mayına dönüşüyor ve yollara döşeniyor. ilginçtir eylem öncesi hiç biri yakalanmamaktadır.ve eyleme dönüşmektedir.Bu mayınlar askeri araçları tanıyormuşçasına hiç sivil araçlara denk gelmiyor.

 

Bu ise son 25 yıllık o korkunç savaşı Kürdistan coğrafyasında kabul eden hatta bu savaşı ısrarla Kürdistan coğrafyasına çeken PKK ve şefinin mantığı ile örtüşmenin devamıdır.Bu faili belli (devlet) mayınların patlaması sonucu ölen bir asker ailesinin "neden hiç bir rutbeli ölmüyor,hep erler ölüyor" diye isyanını seslendirmesinden beş saat sonra patlayan faili belli bir mayın bir yarbay ile bir binbaşı'nın ölümüne sebep oldu.Bu eylemler elbete son 30 yıllık kirliliğin aynı aktörlerle devamı olan eylemlerdir.Her şeye rağmen bu acımasız savaşın tümü ile Kürdistan coğrafyasında kabulüdır.2007 seçimleri sürecinde adeta kitlelerin seçimden uzak durmalarını sağlamak için tartıştırmayan devlet,Kürdistan işgali ve sınırda tampon bölge kurmayı gündemine alarak AKP iktidarını bunaltma çabasındadır.AKP iktidari bu sıkışmışlığı ile seçimleri kazasız belasız atlatmaya çalıştığı için özellikle uluslararası güç dengelerine rağmen böyle bir senaryonun içine girmemeğe gayrat etmektedir.Bunuın için korkakta olsa doğru bir tavırla"ülke içindekileri bitimeden başkasının topraklarına giremezsiniz"tavrını koydu.

 

Müdahake veya tampon bölge neyi çözer?

Ne Kürdistan'a müdahale nede sınırda oluşturulacak tampon bölge bu meselenin çözümünü getirmez.Çünkü 1999 yılına kadar TC bölgeye yönelik 24 operasiyon yaptı.Üstelik o dönemde Saddam, İran, Suriye, bölgedeki Kürd güçleri, ABD, AB, Arap devletleri  kısaca dünyanın ve bölgenin bütün aktörleri TC'den yana olamalarına karşılık bu operasiyonlar amacına yönelek bir sonuç vermedi.Zaten TC'ninde böyle bir şeyi çözmek gibi bir niyeti olmadı.şimdide böyle bir niyeti yoktur. Gelinen noktada yukarıda saydığımız güçlerin hiç biri bu gün TC'yi desteklemiyorlar.Hatta karşı tutum içindedirler.Dolayısı ile bir müdahale veya tampon bölge bir çözüm getirmez.Bu müdahale orta-Doğu ve özellikle Türkiye'nin felaketini getirir.Çünkü bu müdahale Kürdlere çok şey kazandırır ama TC'ye çok şey kaybettirir.Bir kere Kürdistan'ın bütün parçalarındaki  çoğunluklu Kürd muhalefeti fiili olarak Apo ve dayılarının güdümünden çıkacaklar ve "dayı yiğen el ele halk cephesinde" konsepti bozulur,bunlar dışındaki Kürd muhalefetide sözüm ona Kürdistan'ın güneyine yardımcı olalım,onlar zarar görmesin diye bir şey yapmayan adeta "oturan güçler"olmaktan kurtulacaklardır.. En önemlisi böyle bir müdahale karşısında Kürdler artık tek bir çatı altında oluşacak bir ulusal birlik esasında bağımsız birleşik bir Kürdistan ile karşı karşıya kalacaklardır. Bu ise Kürdlerin 100 yıldır görüpte bir türlü gerçekleştiremedikleri bir ruyadır.

Bu ruya gerçekleşme yolundadır.

 

5.07.2007