Paşa Yılmaz

pasa_yilmaz@mynet.com

Erdoğan "ya sev ya terket" diyen ilk nankör mü?

Aktütün "baskın"ı ile başlayan  gerginlik;paşaların dirsek teması ile hizaya gelerek general Başbuğ'un arkasında saf tutmaları esasında general Başbuğ'un"her kes doğru yerde yerini alsın" tehdidi sonucunda "generalin sesi" olmaya karar veren başbakan Erdoğan'ın"paşasının başbakanı" olarak "doğru yerde yerini alması" ile devam ederken senaryonun iyi işlemesi için Imralı'daki dost şakalaşması sonucunda Öcalan'ın "iteklenmesi" provakasyonunun yarattığı kent ve kasaba sokak hareketliliği ile devam etti.Bu dönemde karanlık bir el ısrarla AKP genelbaşkanı ve Başbakan Erdoğan'ın Kürdistan illerini fethetmeye çıkmasını zorunlu hale getirerek Erdoğan'ı Kürdistan seferine çıkardı. Diyarbakır-Tunceli-Van-Hakkari illerini kapsayan gezilerde başbakan;DTP milletvekillerinin kasaba belediye başkanları'nı yanına alarak kendilerini bölge halkının(Kürd kalşkının)iradesi olarak görmelerine ve"gelme" tehditlerine aldırmayarak ısrarlı davrandı.2005 yılı Diyarbakır gezisi ve sonraki gezilerinin  muhtevasının tam zıddı bir muhteva ile başladığı gezisinde adeta Kürdistan illeri sokak savaşlarına sahne oldular.Bu geziler AKP-DTP kutuplarının hesaplaşmaları ve biribirlerine üstünlük sağlamaları arenasına dönüştü.

 

Tayyip Erdoğan;değişim-demokrasi-özgürlük-sosyal adalet ve refah düzeyinin yükseltilmesi gibi proje ve taahütlerle girdiği 2002 seçimlerinde gösterdiği başarı sonucu iktidara geldiğinde otoriter ulus-devletçi elit,beyninden vurulmuşa döndü ve her alanda ezberi bozuldu.AKP,iktidarının ilk yıllarında demokrasiden-insan haklarına,AB uyum yasalarından-refah düzeyının yükselmesine-huzur ve güvenin sağlanması gibi bir çok alanda adımlar attı ve bir çok alanda otoriter ulus-devlet,Türk egemenlik sisteminin uygulamaları ve kırmızı çizgileri karşısında dik durabildi.Ancak birinci iktidar döneminin sonuna yaklaştığı ve yeniden seçimlere hazırlandığı süreçte karşılaştığı hallere bakıldığında (Şemdinli olaylarında savcı Ferhat Sarıkaya'nın "iyi çocukların ağabeyi Büyükanıt'a"feda edilerek kellesinin verilmesi,Cumhurbaşkanlığı seçiminde Anayasa mahkemesinin hukuksuzluğu ile gündeme alınan 367 saçmalığı,27 Nisan e-muhtırası vs) sanki Tayyip Erdoğan,o dönemde AKP'yı Türkiye'de hala ne olduğu tartışılan ve ne olduğu tam olarak anlaşılmayan "merkeze"taşımaya karar vermişti. Bu dönemde Her konuşmasının başında ve sonunda "tek devlet,tek millet,tek bayrak,tek vatan,tek marş" söylemini adeta yaşamsal bir slogan haline getirmesi ve Kürdlerle ilgili 2005 yılında verdiği sözü unutarak devletin bu konudaki resmi düşüncesi olan red ve inkara doğru hızlı bir kayma içinde olması bunun en ciddi göstergesidir. Iktidarının birinci dönemindeki tutumundan ve kararlılığından son dönemlerde hızla uzaklaşırken 2007 genel seçimlerine yine mağduru oyniyarak giren AKP'nin bütün dezavantajlarına rağmen %47 lik bir oy çoğunluğu ile iktidar olmasının önü kesilemedi.

 

Ciddi bir güven tazeleme ile başlayan ikinci iktidar dönemi başında yapılan yeni yol haritasındaki sivil ve demokrtik bir anayasa yapma sözünden çark ederek bir komplo ile gündeme gelen "türban" yasası deyişikliği sonrası karşılaştığı kapatma davası,Ergenekon tutuklamaları ve soruşturması,Dağlıca karakol "baskını" ,Istanbul ve Diyarbakı'daki kitlesel katliyamları hedefleyen bombalı eylemler AKP ve Erdoğan'ın yeni iktidar dönemlerinin kolay geçmiyeceğinin işaretlerini veriyordu.Bu gelişmeler ve özellikle Aktütün "baskın"ı sonrası gelişmeler 5 ay sonra yapılması gereken yerel seçimler konusunda AKP ve Erdoğan için ciddi birer handikaptır. Çünkü Erdoağan'ın belkide yerel seçimlere endeksli olarak" başlattığı"bu geziler bölgede egemen olan DTP'nin başlattığı "alternatif" gösteriler her yönü ile provakasyona açık ve gerçektende provakatörlerin çok ama çok fazla olduğu bir ortamda olması  AKP'nin DTP ile karşı karşıya gelmesi ve adeta bu konudada ısrarlı olması da bunun göstergesidir.Çünkü bölgede egemen iki güç olmalarından dolayı bu alanda yarışıyor olmaları normal olmakla beraber bu karşıtlığın bu düzeyde çatışmalı hale gelmesi toplumda travmanın başlıyor olması ile doğru orantılıdır. Kaldıki alternatiflilik normal demokratik usul ve kaideler çerçevesinde yürüdüğü olçülerde saygındır ve gereklidir.Ancak buradaki gibi çatışma,talan ve yok etme esaslarında ise bu son derece olumsuzdur.Ve kimsede bunu haklı zeminde göremez.Çünkü AKP'nin 6 yılık iktidarı döneminde Türkiye'de birileri israrla AKP'nin Kürdler adına PKK ile çatışmasını sağlamak için provakasyonlar yaratmaya çalıştılar.2002 yılında AKP'nin iktidar olması ile ısrarla Abdullah Öcalan avukatları aracılığı ile gönderdiği "görüşme notlarında" AKP'nin;TSK ile PKK'nin ilişkilerini bozduğunu ve bu meseleyi generallerle kendisinin çözmek istediklerini ancak AKP'nin bunu istemediğini" ısrarla kamuoyuna açıklamasının amacı;Kürdistan sorununun içini boşaltarak meselenin Türkiye'deki Türk egemenlik sisteminin sorunu olmadığını,meselenin millet-toprak-ülke-siyasal iktidar meselesi olmadığını,meselenin birtakım bireysel haklar çerçevesinde olduğunun beyinlere yerleştirilmesidir.Bu noktadan hareketle çözümü AKP iktidarının engellediğini işleyerek Kürdlerle AKP'nin karşı karşıya getirilmesi esas alındı.Bu ise son günlerde gerçekleştirildi.PKK'nin şahsında AKP ile Kürdlein çatışması gerçekleştirilmiştir.Erdoğan'ın Kürdistan illerine yaptığı gezilerde "gelme" tehdidinde bulunan PKK'nin;DTP kitlesi ile,milletvekilleri ile, parti teşkilatları ile,belediye başkanları ile, il ve belediye meclis üyeleri ile sokakları ateşe vermeleri talan ve imha eylemleri ile sokakları sokağa çıkılmaz hale getirmeleri ve bunada "halkın demokratik tepkisi"adını vermeleri ne kadar demokratik (!) bir geleneye sahip olduklarının göstergesidir.

 

Başbakan Erdoğan'ın paşasının başbakanı olarak paşasının yanında doğru yerde yerini alması sonrasında Kürdistan illlerini gezmesi aslına bakıldığında 29/mart/2009 yerel seçimler öncesinde Erdoğan için kötü bir not demektir. Çünkü Erdoğan'ın bu tutumu; 2007 genel seçimlerinde "namus belasına"da olsa TSK ve PKK endeksli oy vermemeye alışan Kürdlerin AKP'ye giden ödünç oylarının geriye dönüş sürecinin başlamasıdır.Gerçi bu süreçte başlayan sokakların terörize edilmeside yerel seçimlere dönük bir çalişma olarak görülemez.Doğrusu bu çalışmalar normal seyrinde devam eden demokratik bir zeminde ve normal usullere uygun olmuş olsaydı sokak gösterilerinde imha ve talan mantığından dolayı sokaklar sokağa çıkılmaz hale gelmeseydi bunu yerel seçim çalışması olarak görmek mümkündü. Ancak henüz aday adayları bile belli olmayan bir seçim için böylesine çatışmalı bir çalışmayı seçim çalışması olarak görmek doğrusu çokta demokratik bir çalışma tarzı değildir.Bu çatışmalı durumun bence başka bir amacı vardır. Oda bu çatışmalı dönemin başladığı günlerde başlayan Ergenekon terör örgütü yargılamalarının anlamsızlaştırılarak kamuoyunun dikkatinden uzaklaştırılmasının sağlanarak öteden beri Imralı notlarında Öcalan'ın "Ergenekon'dan uzak durun bizi ilgilendirmez " talimatının zorla Kürdlere kabul ettirilerek gerçekten hedefin karartılarak Kürdlerin dikkatinin Imralı'daki "itekleme"ye,Türklerin dikkatinin ise; yine son günlerde vizyona giren "Mustafa" filmine çevrilmesini,"itekleme" ve "Mustafa" ile meşgul olunmasını sağlamaktı.Zaten bu amacada ulaşıldı. Ergenekon duruşmalarının gerçekten Türkiye'deyüksek tempoda bir ses getirmesi gerekirken bu olmadığı gibi yargılama çok sıradanlaştırılarak anlamsızlaştırıldı.  Dava sanıklarının yarattığı biçimin dışında sivil insiyatifi ilgilendirmeyen bir biçimde devam ederken her nedense yerel seçim restleşmesi olarak kitlelere sunulan sokakların terörize edilmesi ise ortadan kalkmış durumdadır.Sanki 5 ay sonra yapılacak yerel seçimler yapılmış gibi seçim sonrası sesizlik başlamıştır.

 

Erdoğan'ın bölgeye yaptığı gezilerde ortaya çıkan gerginlik ve sokakların karşılıklı olarak terörize edilmesi PKK'nin uzantıları ile kent güvenliği birimleri olan güvenlik güçlerinin karşılıklı olarak sokakları sokağa çıkılmaz hale getirmeleri karşısında 2007 ve 2008 yıllarındaki yüksek tansiyonlu gelişmeler üzerine her konuşmanın başında ve sonunda tekrarlanan bir nakarat olan "tek devlet,tek millet,tek vatan,tek bayrak,tek marş" sloganını her yerde dile getiren Erdoğan 2005 yılında Diyarbakır'da söylediklerinin tam tersi bir sölem ile adeta bir Türk atasözü halina gelen "ya sev ya terk et"sözünü son derece büyük bir pişkinlik ve bir o kadar büyük bir nankörlükle dile getirmektedir.Bu ise Türk'ün her renginin Kürdlerle ilgili bilinçaltının aynı olduğunun en güzel göstergesidir. Elbetteki Erdoğan bir Türk ata sözü haline gelen "ya sev ya terk et" sözünü ne ilk söyliyendir nede son söyliyen olacaktır.Hatta bu manada Erdoğan, Kürdlere söz veripte nankörlük eden ilk siyasetçi olmadığı gibi son siyasetçide olmayacaktır. Daha önce söyliyen ataları olduğu gibi bundan sonra söyliyecek torunlarıda olacaktır. Farkı her söyliyen kendisinden önce söyliyen atalarına rahmet okutacak tarzda söylemektedir.Çünkü Erdoğan bu söylemi ile girdiği kötü ruh halinden kurtulmak için yaptığı "yanlış anlaşıldım" manevraları içinde kıvranırken bile yaptığı açıklamalarla yeni yeni çam ağaçları devirerek tonlarla inciri berbat ediyor.Istanbul'da miting katılımcılarına yönelik pompalı tüfek kullanan vatandaşı haklı görerek sivillerin biribirlerine karşı silahlanmalrını teşvik etmekle çok çok tehlikeli açıklamaları yapmaktadır. Başbakanın bu tavrı sivil vatandaşa bu manada cesaret verdiği için ve vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlayamadığı için,vatandaş kendi can ve mal güvenliği için tedbir alırken Bandırma'ya giden spor taraftarlarına karşı bir tesis sahibinin Pompalı tüfek kullanması ile bir kişinin öldürülmesi olayının suçlusu bence bunu teşvik eden başbakandır. Başbakanın bu açıklamalarını takip eden günlerde Milli savunma bakanının avrupa başkentinde aynen paşasının başbakanı olan Erdoğan gibi başbakanının bakanı olarak yaptığı açıklama ilede Türk'ün her renginin bilinç altındaki gerçek düşüncesini dile getirerek gerçek niyetlerinin ne olduğunu ortaya koymuşlardır.Başbakanının bakanını aslında 85 yıllık TC tarihindeki otoriter Türk ulus devletine uygun bir millet yaratmanın tarih ve mücadelesinin nasıl yapıldığının itirafının özeti olan bu açıklamasından dolayı kutlamak gerekir.Erdoğan ile başlayan Türk bilinçaltının çözülmesi bununlada kalmadı . AKP Yozgat milletvekilinin açıklaması ilede Kürd düşmanlığının sürekliliğinin ortaya çıktığı gerçeğini görmek mümkündür.

 

Erdoğan'ın bilinçaltının çözülmesi ile AKP'de başlayan kaynama genelbaşkan yardımcısı Dengir Fırat'ın istifası ile ayyuka çıktı.Erdoğan'ın "karakutusu" olan Fırat'ın istifası AKP'de kırılma yaratırmı yaratmazmı hep beraber yaşıyarak göreceğiz,ancak yerine Abdülkadir Aksu gibi Türkiye'de her sıkıntılı dönemde Türk milli hafızasının vazgeçilmez olan birinin tercih edilmesinin çok isabetli olduğu düşünülmemelidir.Bu tercih ile AKP ve Erdoğan'ın bu güne kadarki kabullerinin devam edeceği kanaatinde değilim. Eğer olabilecekse, Aksu'yu daha önce tercih edenlerde bu gün hala siyaset sahnesinde olurlardı ve kabul edilirlerdi.Bu tercih gösteriyorki AKP ve Erdoğan Türk egemenlik sisteminin derinliklerine ve giderek siyaset sahnesinden çekilmeye doğru yolculuğa başlarken yani devletleşmeye giderken,Kürdistan yerleşim bölgelerini onlarda,sistemin diğer kemalist partileri gibi bölgedeki fikirdaşları olan kemalist Abdullah Öcalan ve kemalist PKK'nin "sivil" uzantılarına havala etme noktasına geldiler .

 

17.11.2008