Paşa Yılmaz

pasa_yilmaz@mynet.com

Gazze Operasiyonu

2008'in bitiminde 2009'un başında İsrail kısa bir zaman öncesine kadar kendi işgali altındaki Filistin bölgesi olan Gazze'ye hava operasiyonları başlatarak Hamas'a karşı savaşa karar verdi. Savaş;elbette sonuçları itibarı ile kötüdür. Çirkindir. Zalimliktir.Hele hele savaşın tarafları arasında İsrail-Hamas örneklerinde olduğu gibi orantısız güç ve teknoloji üstünlüğü varsa bu dahada korkutucu olur.

 

Bu orantısız güç ve teknoloji üstünlüğü zayıf tarafın aleyhine sayılacak korkunç bir katliam ortamı yaratır. Nitekin İsrail'in Gazze operasiyonu şu anda bunu yaşatıyor. Ve bu operasiyon her türlü insani değerleri ayaklar altına alarak katliamlar yaratıyor. Bu tür operasiyonlarda, operasiyonun hedefi ve kurbanları göründüğü ve konuşulduğu biçimi ile rakip silahlı güçler olmuyor veya tamamen bunlar olmuyorlar. zarar görenler, daha ziyade kadın, çocuk,yaşlı ve siviller olmaktadır. Bu tür operasiyonların kuralı ve seyri budur. Gazze opersiyonundada bu kural bozulmamıştır. Dolayısı ile operasiyonun yapılmasında haklılık-haksızlık tartışması yapmadan, bu operasiyon gereklimiydi-gereksizmiydi ikilemine girmeden ilan edilen ateşkesin sürdürülmesi için çaba sarf etmek bir insanlık görevi olmalıdır. Çünkü operasiyonun tüm acımasızlığı ve ahlaksızlığı sonucunda;kadın-çocuk-yaşlı-genç toplumun tüm sivilleri bundan zarar gördü,toplum adeta travma yaşamaktadır. Ülke yakılıp yıkılmıştır. Tabiki bu ateşkesin sürdürülmesinin bazı riskleri ve fedekarlıkları vardır. Riskler ve fedekarlıkların kimin hanesine yazılması gerektiği ise iyi irdelenmelidir. Çünkü kuralsız şiddet uygulayıcıları nerede hangi riski üstlenirler veya hangi fedekarlıkta bulunurlar bu çok belli olmadığı gibi çokta uygulanır bir durum değildir. Çünkü kuralsız şiddet uygulayıcılarının konumları ve güçlerinin ne olduğuna bakılmaksızın terörist oldukları açıktır. Burada Hamas'ın terörist olması İsrail'in yöntemi ile "meşru savunma" mantığında yaptığı katliamlara haklılık vermediği gibi onunda devlet terörü uygulamasına ve isanlık suçu olan soykırım yapmasına haklılık vermez.

 

Aynı şekilde İsrail'in gerekçesi ve yöntemi ne olursa olsun uyguladığı politikaya karşı Hamas'ın yeni icat olan füzeleri İsrail yerleşim alanlarına fırlatarak gerginlik ve savaş ortamı yaratma hakkını vermez. Her ikiside terörizmdir. Zaten bundan dolayıda kuralsız şiddeet aktörleri olan İsrail ve Hamas arasındaki münasebetler çokta güven vermiyor. Bu anlamdaki güvensizlik Hamas kanadında daha çok hisediliyor. Çünkü yapılan bütün ateşkeslerin bozulmasına genellikle Hamas sebep olmuştur. Bundandırki İsrail'in Gazze'de uyguladığı vahşete bütün dünya (Türkiye başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Türkiye sokakları hariç) sesiz kalmaktadır.

 

ABD, AB, Birleşmiş milletler, Arap birliği zirvesi, İKÖ, Nato, Rusya, Çin, Uluslararsı insan hakları kuruluşları vs.sanki ortak bir karar alarak İsrail'in Gazze operasiyonuna sessiz kalmaktadırlar. Dolaylı veya dolaysız bir biçimde bu savaşın içinde olanlar bile bu sesiz kalmayı kararlı bir biçimde sürdürmektedirler. İran, Suriye, Libya, Katar gibi hamas'ı doğrudan destekleyen hatta İsrail, Hamas üzerinden İran ve Suriye ile savaştığını açıklamasına rağmen bu sesizlik kararlıca sürdürüldü. Diğer müslüman ülkeler, özellikle Arap ülkeleri İran'ın Hamas üzerinden artan Orta-doğu egemenliğinden duydukları rahatsızlıktan dolayı Hamas'ın feda edilmesi esaslarında sesizliklerini sürdürdüler. Bu operasiyonda çok açık olmamakla beraber ABD; İsrail  operasiyonunu meşru hakkı olarak görerek tavrını ortaya koydu.

 

İsrail;Hamas tahriklerine ve füze saldırılarına karşı"savunma hakkını"kullanarak saldırıların geldiği noktalara -ki bu topraklar kısa bir süre öncesine kadarda İsrail işgali altında idi-karşı fiili işgali gerçekleştirirken sanki birazda "çılgın milleti, çılgın ulusu" oynuyor. Belkide tarihinde yaşadığı katliamlar böyle davranmasını gerektiriyor. Çünkü yahudilerin tarihine bakıldığında milyonlarcasının diri diri fırınlara atılarak yakılmalarına karşı bütün dünya seyirci kalarak adeta "lanetli" bu milletin yeryüzünden silinerek yokedilmesi gerektiği kanaatini egemen kıldılar. Genç, yaşlı,kadın, erkek, çocuk ayırımı yapılmadan hatta hamile kadınlar karınlarındaki bebekleri ile birlikte yakılarak öldürüldürülmelerine sesiz kalan dünya daha dün Saddam'ın Kürdistan'da kimyasal gazlarla gerçekleştirdiği Halepçe katliamına ve bu günde İsrail'in Gazze katliamına sesiz kalmaktadır.Halepçe ve Gazze'deki katliamlarınYahudi katilamından farkları dünyanın Halepçe katliamındaki sesizliğini Filistin'in efrsane lideri Yasir Arafat henüz gaz kokuları devam ederken "halkların kardeşliği" yalanı adına katil Saddam'ı kucaklayarak katliamdan dolayı kutlayarak bozarken Gazze katiamında ise dünyanın bu sesizliğini Türkiye başbakanı Recep Tayip Erdoğan Hamas sözcüsü gibi davranarak bozarken en hararetli protesto sesi ise yine Türkiye sokaklarında "hepimiz Filistinliyiz","kahrolsun Amerika","Kahrolsun İsrail",Kahrolsun Siyonizm" "köpekler girebilir Yahudiler ve Ermeniler giremez"pankartları ve Filistin bayrakları taşınarak Türk solu,Türk sağı,Türk islamı,Türk Alevisi,Türk devleti,Türk hükümeti,Türk medyası(yazılı-görsel ve sanal), Kemalistler, Ordu, Ergenekon, PKK, Barolar Birliği, Mühendis Odaları, YÖK, Sendikalar vs.Türk egemenlik sisteminden beslenen herkesin zaman zaman birlikte aynı alanda zaman zaman ayrı ayrı biribirini takip eden dakikalarda yine aynı alanda yaptıkları protesto eylemleri ile ortaya koymaktadırlar.

 

Erdoğan, İsrail-Hamas arabuluculuğuna soyunduğunda bütün dünyanın özellikle batı dünyasının terörist olarak gördüğü Hamas liderini Ankara'da protokol misafiri olarak kabul etmesinin çok akıllıca bir iş olmadığı hususunu ya göremedi yada göremek istemediği için Hamas ile arasındaki mesafenin ölçüsünü tutturamadı. Böylece başlayan Hamas yakınlaşması elbette Türkiye'nin batılı müttefiklerinin hafızalarından kolay kolay çıkamazdı.Bu noktada Erdoğan'ın kasımpaşalı kültürü ile dünya siyasetinin aktörü olunamayacağını anlaması gerekiyordu.İşte tamda bu noktada İsrail başbakanı Ankara'da Erdoğan'ın misafirliğini bitirip ayrılması ile birlikte Gazze operasiyonunun balamış olmasına hangi yönden bakılırsa bakılsın hem uluslararası siyasi prestij açısından hemde özellikle Türkiye gibi islami esaslarda siyasetin çok ağırlıkta olduğu bir ülkenin iç siyasi dengeleri açısndan Erdoğan için aşılması oldukça sıkıntılı olan bir durum yarattı. Erdoğan başlayan bu operasiyonu kendisine ve Türkiye'ye yapılmış bir saygısızlık olduğunu söyliyerek diplomasi yaparken ilk yaptığı iş yine aynı refleks ile Suriye'de bulunan kadim dostu Hamas liderininin ayağına giderek görüşmede bulunması ne kadar doğru bir diplomasi olur? Aslında Erdoğan diplomasi falan yapmıyor,yaptığı sadece islami önceliklerinden dolayı koyduğu bir tepkidir. Çünkü Erdoğan'ın yaptığı diplomasi eğer doğru olsaydı uluslararası camiada tek başına kalmazdı. En azında uluslararası bir aktör olmadığı halde, Erdoğan;hiç olmazsa sözcüsü gibi davrandığı Hamas tarafından desteklenirdi. Erdoğan'ın Hamas tarafından bile desteklenmeyen"barış"planının gerçekleşme şansı yoktur. Varlık nedenleri kuralsız şiddetin dozunun yüksekliği ile doğru oratılı olan yapıların şiddetten vazgeçerek diyaloğ ve görüşmeler yolu ile çözüm bulmaları mümkün değildir.Bu nedenle Erdoğan planı tarih çöplüğüne gider. En azından şimdilik uygulanma şansı yoktur. Doğrusu Erdoğan bununla hamaset yapıyor. Bu durumada ihtiyacı vardır. Çünkü Erdoğan 29/mart/2009 yerel seçimleri ile ilgili program yaparken 22/temmuz/2007 seçimleri kadar rahat değildir.

 

Özellikle iç siyasi dengelerin taşlarının yerli yerine oturuyor olması ve küresel krizin artık ileri düzeyde kendisini gösteriyor olması üstelikte Erdoğan'ın düşündüğü gibi teğet geçerek değil aksine çemberin merkezinden geçen çap gibi etki ettiği bir dönemde Türkiye'de seçime gitmek o kadar da kolay değildir.Bu nedenle Erdoğan adeta Türkiye'de seçime gireceğini unutarak gazze'de seçime girecekmiş havası ile Hamas lideri kesilmektedir

 

Erdoğan 29/Mart 2009 yerel seçimlerine hazırlanırken bir yandan radikal Türk milliyetçiliği yaparak "ya sev ya terk et" "Türk atasözü" il e Kürdleri tehdit ederek milliyetçi Türk oylarına,bir yandan Tv-Şeş'i yayın hayatına sokarak Kürd oylarına,bir yandan Hamas sözcüsü gibi davranarak yahudi düşmanlığı yaparak dini öncelikleri olanların oylarına oynamaktadır. Elbette seçmen Erdoğan'ın bu durumunu değerlendirecektir. Eğer her rahatsızlığın ilacı olan ve sıkıntılı her ortamda devreye sokulan Ergenekon operasiyonlarının 11.dalgası müsaade ederse bizde bu durumu önümüzdeki günlerde değerlendireceğiz.

20.01.2009