Paşa Yılmaz
pasa_yilmaz@mynet.com

Mehmet Ağar Nihayet Mahkemeye Çıktı...!

 

Mehmet Ağar bilindiği üzere Susurluk çete davası ile ilgili 12 yıl aradan sonra nihayet hala yanındaki 1 numaralı ortağı (ticari olmayan, faili belli cinayetledeki ortağı) Korkut Eken ile birlikte Ankara 11. ağır ceza mahkemesine geniş güvenlik önlemleri altında geldi. Mehmet Ağar'ın mahkemedeki ifadesi ve sorulan sorulara verdiği cevapların ne olduğu şu aşamada çokta önemli değildir.

 

12 yıl boyunca mahkemeye gelmeye tenezül bile etmeyen ve "Türkiye bir San marino değil,etrafı ateş çemberi ile çevrili bir ülkede değişik örgütlenmelere gidilmesi kaçınılmazdır" diyen bir "imparatorun" mahkemeye çıkarılmış olması başlangıç için son derece önemlidir.Mahkemede verilen ifadeye ve sorulan sorulara verilen cevaplara bakıldığında Mehmet Ağar hala kendisini vali, emniyet müdürü,milletvekili,bakan zanediyor.Çünkü 12 yıl önce basında, medyada, açık oturumlarda, kitle iletişim araçlarında,parlamento kürsüsünde, seçim mitinglerinde ne söyledi ise bu gün mahkeme huzurunda aynı söylemleri tekrarladı. Gayri meşru ilişkileri ile bir katil ve kanun kaçağı  olarak aranan, pasaportunda ve özel suikast silahı ruhsatında kendi imzası olduğu halde Çatlı'yı sıradan bir vatandaş gibi basından tanıdığını, Susurluk mahkumu olduğu halde hafızasını kaybettiği için "afedilen" ve Ergenekon terör örgütü tutuklusu İbrahim şahin'in ve yine susurluk mahkumu kendi danışmanı Korkut Eken'in vatan kahramanları olduklarını "devletin bekası neyi gerektirdi ise onu yaptım"demenin ötesine geçmedi.

 

Zaten Mehmet Ağar'dan kimse çarşaf çarşaf itirafta beklemiyordu.Ancak mahkemeye çıkmış olması bu aşamada önemlidir. Görünen resime bakıldığında Ağar cephesinde bu gün dokunulmazlık zırhının kalkmiş olması ve mahkemeye çıkmış olmasının ötesinde 12 yıl aradan sonra değişen bir şeyin olmadığı sonucuna varmak mümkündür.

 

Mehmet Ağar bugünde dün olduğu gibi konuşmuyor.Ama bir gün oda konuşacak. Çünkü bir çok konuşmayanlar bir gün geliyorki kendiliğinden konuşmaya başlıyorlar.Susurluk çetesinin devamında ortaya çıkan ve bugün yargılanmakta olan Ergenekon terör örgütü elemanlarına bakarsanız bir çoklarıda konuşmuyorlardı. Ama her nedense bir dönem sonra biribirlerinin kirli çamaşırlarını ortaya dökmek için adeta yarışmaktadırlar. Ergenekon terör örgütü mensuplarına bakıldığında bu dava ile birleştirilmesi kesin olan Susurluk çetesi davası mensupları ve Mehmet Ağar'ın mahkemenin ileri aşamalarında konuşacağını beklemek gerekir.

 

Çünkü bu tür suç örgütlerinde görev alanlara vaadedilen gelecek önlerine konulmadığında konuşmaya başlıyorlar.Bunun belirtilerini önümüzdeki süreçte Mehmet Ağar'ın "insan tüccarı ve muhbir" demesine bozulan Yaşar Öz'ün Mehmet Ağar'ı tehdit ederek "Ağar hakkımnda bildiklerimi anlatacağım"açıklamasında bulmak mümkündür.

 

Bu durum önceleri sitemde bulunmakla rahatsızlıkların dile getirilmesi ile kendisini gösteriyor. İşte tamda bu noktada Mehmet Ağar'da sitem etmeye başlamıştır. Aynen Doğu Perinçek,Yalçın Küçük, Veli Küçük, emekli generaller, Abdullah Öcalan gibi oda sitemlerini "kahramanları intihar eden ulusun geleceyi karanlıktır", "milli kahramanlar ödüllendirilmeleri gerekirken yargılanıyorlar", "yapılanlar devlete hakarettir", "Cumhuriyet yargılanıyor" benzer cümlelerle dile getiriyor. Bunlar konuşmaya başladıklarında her defasında "devletin bekası"nın gerektirdiği için yapılan pis işlerden birini teşir etmektedirler. Devlet bu biçimde kusarak bağırsaklarını temizlemeye çalışıyor.

 

Ancak devlet öylesine pisliğe bulaşmışki adeta suç örgütleri ile bire bir örtüşür hale gelmiştir. Zaten Ergenekon terör örgütünü tanımlarken bu konudaki egemen anlayış olan,"1950 sonrası ortaya çıkan bir Nato kuruluşudur" düşüncesine katılmak doğru değildir. ETÖ'nü bu şekilde görenler genellikle Türk ve Kürd solcularıdır. Çünkü onlara göre 1950 öncesindeki dönem tek parti iktidarı ve "Türk usulü sosyalizm" olan Kemalizmin iktidar olduğu ve bir biçimdede Sovyet "ittifakçısı" olduğu için daha demokratik bir yapı olduğundan o dönemde bu tür suç örgütlrtinin yeri yoktur mantığı egemendir. Fakat dönemlerine uygun farklı isimlerle ifade edilse bile son şekli ile Ergenekon olarak adlandırılan bu kuruluş 1950 sorası ortaya çıkan bir Nato kuruluşu değildir.Aslında Nato öncesine hatta cumhuriyet öncesine dayanan bir olgudur. Ergenekon,Osmanlı İmparatorluğunun dağılma sürecinde,ortaya çıkan Türk milli kurtuluşçularının Osmalı imparatorluğunun kalıntıları üzerinde oluşturduğu yapı olup cumhuriyeti kuran ve bu günkü TC olarak şekillenen Türk egemenlik sisteminin kendisidir.

 

Dolayısı ile birilerinin konuşması ile devletin o alandaki bağısaklarını kusarak temizlemesi mümkündür ancak tümü ile temizlenmesi mümkün değildir. Egemenlik sistemi böyle şekillendiği için temizlenme hazm edilemeyenlerin kusarak dışarı atılmaları ile olmuyor,kusarak dışarı atılanlar ile birlikte birde dışkı yolu ile dışarı atılması gereken pisliklerinde atılması halinde mümkündür.Bu durumda ise egemenlik sistemi yeniden yapılandırılarak hayata müdahalesi sağlanır.

 

Dikkat edilirse devletin kendisini temize çıkarma operasiyonunda geçirdiği depresiyonlarda bazıları konuşur, bazıları konuşmak için can atar, bazıları ise konuşmamak için inat eder.Bu noktadaki en tipik örnekler Abdulkadir Aygan, Adnan Ekmen, Mehmet Ağar ve Abdullah Öcalan dır.Bunların dördünün örtak özelliği dördününde Kürd olmasıdır. Abdulkadir Aygan epey bir zamandır anlatıyor.Ama bu güne kadar herkes "sözde itirafçıdır" dediği için hiç kimse dinlemedi,veya ciddiye almadı.Aygan kendi içinde yaptığı vicdan muhasebesi sonucunda hem PKK içindeki durumu hemde Jitem içindeki durumu sorgulayarak her ikisinin ortak yönlerini hatta Öcalan-devlet,PKK-Jitem,PKK-Ergenekon ittifakını, birlikteliğini anlatmaya çalıştı. Aygan bunları kendi vicdanında yargılayarak konuştu,konuşuyor.

 

Adnan Ekmen ise bir kürd olarak Mehmet Ağar ile aynı dönemde ki parlamenter ve Ağar ile birlikte aynı hükümetin insan haklarından sorumlu devlet bakanı (insan haklarının İ'sının olmadığı bir ülkede insan hakları bakanlığının ne gereği varsa) iken Güçlükonakta yapılan katliamın kimler tarafından yapıldığına dair ancak 13 yıl sonra vicdani rahatsızlık duyarak konuşmaktadır.Bu durum ilginçtir. Çünkü devlet ne Aygan'a nede Ekmen'e "konuş" demedi.Hani Ağar "devletim konuş derse konuşurum"diyor ya. Şimdi bu sığınağa bakıldığında devletin artık Ağar'a "konuş" deme şansı yoktur.Çünkü Ağar'ın bahsettiği sözkonusu devlet şu anda Silivri F tipi cezaevinde tutuklu ve aynı yerde "ağırlaştırılmış möüebbet hapıs cezası" istemi ile yargılanmaktadır.

 

Dolayısı ile Ağar'a "konuş" deme şansı yoktur. O halde Ağar'ında Abdulkadir Aygan ve Adnan Ekmen gibi kendi vicdanının sesine kulak vererek vicdani rahatsızlığı ile konuşması gerekir. Ağar konuştuğunda onada sözde itirafçı" diyenler olacaktır. Ama ona "özde itirafçı" gözü ile bakanlar bence çoğunlukta olacak. Konuşanlar ve konuşmayanlar...! Birileri vicdani rahatsızlığından dolayı konuşurken (Aygan ve Ekmen gibi) birileri iradesizliğini ortaya koyarak devletinin "konuş" demesini beklerken (Ağar gibi) kimileride hiç susmadan konuştuğu halde hala konuşmak için yırtınırlar. (Öcalan gibi). Abdullah Öcalan 1999 yılından bu yana ikaamet ettiği İmralı adasında hiç susmadı. Hep konuştu. Her konuşmasında da birilerini ihbar etmeyide ihmal etmedi."görüşme notları" adı ile yığınla ihbar bilgileri yayınlandı. Her görüşmesinde haber alamadığını, gazetelerin verilmediğini, radyosunun bozuk olduğunu ve bir türlü onarılmadığını söyliyerek sağlığının bozulduğunu vurgulaması ile kürdlerde gerginlik yaratmaya çalıştı.

 

Ancak Öcalan dışarıda olupta dünya ve Türkiye siyaset gündemini profesyonelce takip edenlerden daha erken ve daha yakından yorumlar yapmaktanda geri kalmıyor. Böyle bir tecritte yaşıyan birinin siyasi gündemi bu kadar yakın ve canlı takip etme şansının olması düşünülemez.Mesela Öcalan'ın geçtiğimiz hafta Almanya'da telefonla Kanal t televizyonunda haber yorumcu Rasim Ozan Kütahyalı'nın programına katılan Kemal Burkay ile ilgili hemen ertesi gün görüşme notlarında yorum yapması ilginçtir. Bunu 10 yıldır tamiri yapılamayan küçük radyosundan haberleri dinlerken verilen gazete başlıklarından öğrendiğini söylemektedir. Öcalan her konuda olduğu gibi bu konudada yalan söylemektedir. Çünkü o günkü gazetelerin hiç birisinin manşetinde veya iç sayfalarında böyle bir haber yer almadı.

 

Hep konuşan Öcalan, ısrarla Ergenekon savcılarının neden kendisi ile görüşüp ifadesini almadığından yakınıyor. Aslında savcılar Öcalan'ın vereceği ifadenin dava seyrini şu aşamada etkiliyecek bilgiler olacağına inansalar ifadesine baş vururlar. Ancak böyle bir şey olacağına inanmadıkları gibi vereceği bilgilerle gidişastı olumsuz etkiliyecek yalanları ile uğraşmak istememektedirler.

 

Çünkü Öcalan hep yaptığını yapacak ve birilerini ihbar edecek. Ama fazlada yırtınmasına gerek olmadığı kanaatindeyim. Sırası geldiğinde ifadesinin alınacağı kesindir. Çünkü Silivri duruşma salonunda Öcalan için bırakılan sandalye hala boştur.

14.02.2009