Paşa Yılmaz
pasa_yilmaz@mynet.com

Ahmet Türk Anasına 30 Yıl Önce ;
Annesine Verdiği Sözü Hatırladı ve Sözünü Tuttu...!

 

Yanılmiyorsam Ahmet Türk 1974'ten bu yana zaman zaman seçilemiyerek dışarıda kalmakla beraber hep TBMM'nin bir üyasi oldu.Ahmet Türk son olarak 22 temmuz 2007 genel seçimlerinde Mardin bağımsız milletvekili seçilerek seçimler öncesi genelbaşkanlığından istifa ettiği DTP'ye yeniden üye olarak girdiği olağan üstü kongreden genelbaşkan seçilerek hem genelbaşkan hemde DTP'nin meclis gurup başkanı oldu.Bununla Ahmet Türk her hafta yapılan gurup çalışmalarında gurup üyeleri ile birlikte Türkiye ve dünya gündemi ile ilgili davranış değerlendirmeleri yaparak partililerin ve milletvekillerinin tavır koymaları sağlanır.İşte son gurup toplantısında Ahmet Türk “dünya ana dil günü” vesilesi ile ve Diyarbakır cezaevinde annesi ile Kürtçe konuşamadığı için annesine verdiği taahhüt üzerine 21 şubat tarihli bu çalışmanın açılış konuşmasından sonra bir bölümünde 11 dakika kürtçe konuştu.Eğer neden fazla konuşmadı? diye sorulursa;çünkü milletvekillerinin çoğu (radikaller) kürdçeden bir şey anlamiyorlar.

 

21 şubat tarihindeki gurup toplantısı yapılırken özellikle Türkiye'de yaklaşan yerel seçimlerin ısıttığı Türkiye siyasi gündemi ve özellikle iktidar partisi AKP ile Kürdistan bölgesinde yarışacak olan DTP;22 temmuz 2007 genel seçimleri havasında Erdoğan'ın bir umutla yerel yönetimler konusunda özellikle bazı büyük şehir belediyeleri için temmeniler ileri sürmesi üzerine provakasyona gelerek "Diyarbakır kalemizdir..."açıklaması ile bilinçli olarak şu anda sadece Diyarbakır'a endekslendirilmiştir. Bu biçimde DTP'yi sadece Diyarbakır'a endeksleyen ve diğer seçim bölgeleri ile hiç ilgilenmeyen bir noktaya getirdi.(seçimler ayrıca değerlendirilecektir) Diyarbakır rekabetinin getirdiği Kürtçe konuşma tavrı bu rekabeti fiili durum yaratarak arttırmıştır.Buna karşı söylenecek tek cümle vardır. 1975'ten bu yana hep parlamento üyesi olan Ahmet Türk'ün amacı ne olursa olsun sadece Kürtçe konuşmakla son derece iyi bir iş yapmıştır.Konuşmasının muhtevasında kürt halkına vaat ettiği bir şey yoktur.Ancak kamusal alan dahil Kürtçenin her alanda hiçbir kısıtlama olmadan kullanılmasının gerekliliği için yaratılan fiili bir durumdan dolayı destekliyorum. Çünkü bu güne kadar Ahmet Türk ve DTP milletvekillerinin Kürtçe konuşmak gibi bir problemleri olmadığı halde acaba,Ahmet Türk ve DTP milletvekilleri “dünya ana dil gününü” bu güne kadar bilmiyorlarmıydı? Yoksa Ahmet Türk 1980 de yattığı Diyarbakır cezaevindeki durumla ilgili annesine 30 yıl önce verdiği sözü yenimi hatırladı? Sanmiyorum. Bunu yartan sebep ne olursa olsun sadece Kürtçe konuştuğu için destekliyorum.Özellikle bu tutumunu sürdürmesi,kürdçe konuşması ve konuşmanın arkasında durması halinde bu destekte devam edecektir.

 

AKP hükümetinin 2009 yılı başında hiçbir yasal düzenleme yapmadan ülkedeki somut yaşamdan hareketle bir fiili durum yaratarak devlet televizyonunun bir kanalını 24 saat Kürtçe yayına açması karşısında duran güçler profiline bakıldığında Ergenekon terör örgütü üyeleri ve uzantısı “sivil ve siyasi toplum örgütleri” ile PKK üyesi ve uzantısı “sivil ve siyasi toplum örgütlerini” görmek mümkündür.Temsili profili ise,Baykal-Bahçeli-Öcalan üçlüsünde görülmektedir.Baykal ve Bahçeli'nin karşı çıkışlarını anlamak mümkün olduğu halde Öcalan'ın neden sancılandığının anlaşılması bence çok zor olmazsa bile bunu halkın anlaması doğrusu son derece zordur.Buradan hareketle Tv-şeş ile 85 yıllık Türk egemenlik sisteminin tüm parametreleri alt üst olurken yaratılan bu fiili durumdan her nedense en çok rahatsız olup şikayet eden Abdullah Öcalan oldu.”Erdoğan ve AKP yasaları ihlal ederek suç işliyorlar...” saçmalığı ile yasa koruyucu olarak Tv-şeş yayınlarından dolayı TRT'yi Rütük ve Türk yargı sistemine ihbar etti.Bunun üzerine Öcalan takipçileri dahada ileri giderek önce Tv-şeş'i”kürd halkı ve önder Apo'nun kararlı mücadelesi sonucunda elde edilen bir kazanımdır”dedikleri halde bu kazanımı kutsal görüp korumak ve geliştirmek yerine hızlarını alamayarak Tv-şeş izleyicilerini, çalışanlarını ve program yapımcılarını hain ilan ederek tehdit ettiler. Buda Öcalan ve takipçilerinin kutsal kazanımlara karşı ne kadar samimi olduklarını gösteriyor.

 

Gerçi TV-Şeş'in kürt halkının mücadelesi sonucunda elde edilen kültürel bir kazanım olduğu doğrudur. Ancak bu kazanımın “önder” Apo'nun “kararlı mücadelesi”sonucunda elde edilen bir kazanım olduğu kanaatinde değilim. Çünkü eğer öyle olsaydı başta Apo olmak üzere dağdaki-bağdaki-çayırdaki-bayırdaki-ovadaki takipçileri buna karşı çıkmak yerine bu kazanımın dahada işler hale gelmesi için çaba sarfederlerdi.Kaldıki bu eğer “kürd halkı ve başkan Apo'nun kararlı mücadelesi ile elde edilen bir kazanım” olsaydı bu kazanım çok kıymetli ve değerli olurdu.Oysa bu mantık bunun hain bir girişim olduğunu savunurkende halkın demokratik kazanımlarını ne kadar kutsal gördüklerini gösteriyorlar.İşte bu samimi olmayan kürd düşmanı mantık bu gün parlamento gurup toplantısında küretçe konuşmuş olmasının ne kadar kıymeti vardır ve bu mantığın bunun arkasında ne kadar duracağını tartışmak gerekir.

 

Ahmet Türk bu konuşması ile AKP ve Erdoğan'ın Türkiye'de gerçek yaşamın çok gerisinde olduğu halde normal demokratik yollarla aşamadıkları yasal duruma rağmen Tv-Şeş'i yayın hayatına sokarak yarattıkları fiili duruma karşı yarttığı alternatif bir fiili durumdur.Ahmet Türk'ün bu fiili durumun arkasında ne kadar duracağına bakmadan ve bunu değerlendirmeden önce ne amaçla olursa olsun Kürtçe konuşması,siyası yaşamı boyunca belkide yaptığı en olumlu ve son derece iyi bir eylemdir. Bu nedenle bu durumu “yasal olmadığı..”için ihbar etmek yerine gerek Tv-Şeş'in yayın hayatına girmesi gerekse Ahmet Türk'ün kürdçe konuşmasının haklılığının savunulması gerekir.bu haklılığın yasalara uygun hale getirilmesi için yapılacak iş,ihbarlarla toplumu kontrol altına alarak,toplumun çok gerisinde olan yasal duruma uydurmak değil,yapılması gereken iş,toplumun çok gerisinde olan yasaların değiştirilerek ileri düzeydeki toplum düzeyine getirmektir.

 

Çünkü parlametonun genel kurulunda Türkçe dışındaki dillerle yapılan konuşmaları parlamento üyelerinin %70'i anlamadığı halde bütün milletvekilleri ayakta alkişlarken ne yazıkki gurup toplantısında bu ülkenin vatandaşı 20 milyon insanın ana dili olan Kürtçe ile yapılan konuşmaya tahammül edilmiyerek yayın kesilebilmektedir. Bu durum ülke gündemini değiştırmekte ve siyasi kriz sebebi olmaktadır.Karşı çıkanlar, destekleyenler, mesafeli davrananlar ve çözüm önerenler…

 

Özellikle AKP iktidarı ile demokrasi ve özgürlüklerin sesi ve savunucusu olan bir kesim medya ve mensuplarının bu olayda karşı tutum alarak “provakasyon”, ”skandal” olarak değerlendirmeleri gösteriyorki Erdoğan,AKP, yandaş medya ve mensupları ile yandaş aydın, akademisyen ve entellektüellerin her konuda olduğu gibi Kürdistan sorununun çözümü konusundada bir programları,bir çerçeveleri, bir perspektifleri yoktur.ve zanettilerki Tv-Şeş'in yayın hayatına girmesi ile bu mesele çözülür.Diğer yandan Ergenekocuların bu konuşma üzerinden Erdoğan ve AKP'yi hedef almaları ve gerginlik siyasetini canlandırmaları ne kadar zor ve çıkmaz içinde olduklarını gösteriyor. Çünkü demokratik yollarla ve demokrasi ile alakası olmayan meşru zeminde mücadele ile alakası olmayan şiddeten beslenenler ancak böyle bir gerginlikle varlıklarını sürdürebilirler. Oluşan hırçınlaşma bunun işaretlerini veriyor. Hatta bu hırçınlaşmada;hayatın sürdürülemiyeceği noktasına gelindiği için siyasi mücadele dilinede ne yazıkki sokak dili egemen olmuştur.

 

Ahmet Türk bu konuşmanın arkasında ne kadar durabilir?

Doğrusu Ahmet Türk ve onu bu noktaya getiren siyasi mantığın Kürtlükle ve kürt hak ve özgürlükleri ile bir alakası olmadığı için böylesi çıkışların arkasında durmiyacakları kesindir.Özellikle bu güne kadarki pratikleri bunu göstermiştir.

 

Zaten siyasi gündemin bu konuşmadan dolayı biraz hareketlendiği durumda DTP milletvekillerinin genel kurul çalışmalarınada Kürtçe konuşmayacaklarını açıklamaları Diyarbakır milletvekili Selahattin Demirtaş'ın "bir daha kürdçe konuşmayacağız" açıklaması ve yine Demirtaş'ın "kürdçenin resmi dil olmasını istemiyoruz. Bu Türkiye'nin realitesine aykırı olur" gibi saçma,kabulü mümkün olmayan hatta her yanından ihanet kokan açıklamaları bunun en somut göstergesidir. Kaldıki Ahmet Türk'ün muhalifi olan bütün kürdler tarafından destek gören kürdçe konuşma tavrını,gazetecilerin sorusu üzerine “başbakan Kürtçe konuştu bende Kürtçe konuştum” açıklaması yapılabilecek en kötü açıklamadır. Demekki anadili Kürtçe olan ve kendisini 20 milyon kürdün seçilmiş temsilcisi olarak gören Ahmet Türk'ün kürdçe gibi bir derdi yoktur. Birileri kürdçe konuşmazsa Ahmet Türk'te konuşmiyacak. böyle bir derdide olmayacak.

 

Başbakan Kürtçe konuşmazsa bu ülkede Ahmet Türk ve temsil ettiği mantığın Kürtçe diye bir derdi olmiyacak.Ahmet Türk'ün tavrını başbakanın Kürtçe konuşması gibi bir emsal ile açıklaması kadar çirkin bir izahat bulmak ve buna isim vermek mümkün değildir.

 

Demekki Ahmet Türk bu mesajı yerel seçimler sücecinde yerel, hatta dahada daraltarak söylemek gerekirse, Diyarbakır büyük şehir belediye başkanlığı seçimine yönelik ajitatif bir söylem olsun diye verdi. Zaten konuşmasında özellikle AKP'nin Diyarbakır büyükşehir belediye başkan adayı Kutbettin Arzu için söylediklerine bakılırsa böyle olduğu anlaşılacaktır. Ancak bu tarz kesinlikle Ahmet Türk'ün asaletine sığmaz. Çünkü Kutbettin Arzu AKP adayı olsa bile Diyarbakır sokaklarında gezerken "tu xér hati" diye kendisine uzanan elleri tutarak kendi asaleti ile "sipas" diye karşılarken kürdçe bilmiyen DTP Diyarbakır milletvekilleri de kendi öncelikleri ile kendilerine "tu xêr hatî" diye uzanan elleri "teşekkür ederim" diye karşıliyorlar. DTP'liler  böyle mesajları, içini boşaltarak ve yozlaştırarak seçim süreçlerinde vermeyi daha önceleride yaptılar. Genel seçimlerde Leyla Zana'ya “federasiyon” açıklaması yaptırdıkları gibi. Ancak önemli olan bu mesajı, mesaj alıcıları aldımı almadımı? Kanaatime göre bu mesaj yerine ulaşmadı. Çünkü siyaseten omurgasızlaşanların mesajlarını; kolay kolay mesaj alıcıları, uyuşmayan frekanslardan dolayı alamazlar.

 

11.03.2009