Paşa Yılmaz
pasa_yilmaz@mynet.com
Yerel Seçimler-1

29 Mart 2009 yerel seçimlerine kısa bir zaman kala Türkiye ve Kürdistan'da seçmen tablosuna bakıldığında kafası gayet net olanlar olduğu gibi henüz net olmayanların olduğuda bir gerçektir. Bu durum birazda Türkiye ve Kürdistan'da kendisini meselenin sahipleri olarak görenlerin kitleler nezdinde çokta öğle olmadıklarının göstergesidir.Bu idari yapılanmanın nasıl şekillendiği ile ilgilidir.Yani devlet yönetiminin idari yapılanma modelinin halka ne kadar uzak veya yakın olduğu ile ilgilidir. Dolayısı ile Türkiye'deki yerel seçimlerle ilgili tavır belirlerken öncelikle yerel yönetimlerin Türkiye'deki devlet örgütlenmesi sisteminde ne olduğuna ve mevcut aktörlerin bundan ne anladığına bakmak gerekir.

 

Son yüzyıllarda toplumların yaşamında başlayan değişim ve dönüşümlerle insanlık siyasal, ekonomik, teknolojik, toplumsal, kültürel alanlarda büyük ilerlemeler gösterdi. Bundan dolayı toplumda baş gösteren kamu ihtiyaçlarının artması ve bir o kadarda toplumların gelişmişlik düzeyine uygunluk ölçülerinde kamu ihtiyaçlarının çeşitlenmesi karşısında 18.yüz yılda ortaya çıkan ulus devlet modelinin “siyasi merkezden yönetim”mantığı ile müdahale etmesi ve kamu hizmetlerinin karşılanmasında yetersiz kalması kendisi ile birlikte yeni idari yapılanma modellerini gündeme getirdi. Devlet örgütlenmesinin biçimi ne olursa olsun mutlaka yerel yönetimlerin yapılandırılmasında kendilerine verilecek kişilikle kamu hizmetlerinin hizmet alıcılarına ulaşması sağlanır. Bu yapılanmada hizmetin götürülmesinde esas argüman ise hizmetin en kısa zamanda,en kolay biçimde ve en kaliteli bir hizmet olarak ulaşmasıdır. Bunun için;idari yapılanmanın yerel demokrasiyi esas alan bir tarzda olması ve Yerel yönetimlerin kamu hizmeti götürmelerinde “idari özerkliye” sahip olmaları hizmetin en iyi şekilde kamuya ulaşmasını sağlar.

 

Bu esaslardaki idari yapılanmada Türkiye'deki yerel yönetimlere bakıldığında, Türk egemenlik sistami şekillenmesinin, katı merkeziyetçi bir devlet örgütlenmesi modelinde olmasından dolayı Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde yerel yönetimlere verilen yetkilerin dahi bu gün, yerel yönetimlere verilmesi tartışmaya sebep olmakta ve bölücülük olarak görülmektedir. Bunun bölücülükle alakası olmadığı halde. Çünkü “siyasi merkezden yönetim” esaslarında; mahalli idarelere verilen yetkiler “yönetsel özerklik” çerçevesinde olduğu için asla siyasi olarak yönetimin yerelleşmesini, bölgeselleşmesini getirmez. Ancak bazı hizmetlerin merkezi yönetimin katı denetimi altında seçim ile iş başına gelen yerel hizmet aktörlerince yerine getirilmesi esasına dayanır. Bu aktörlerin siyasi karar alma ve uygulama kabiliyetleri yoktur.

 

Ancak Türkiye gibi çok etnisiteliliğe dayanan ülkelerde idari yapılanmada kamu hizmetlerinin “siyasi merkezden yönetim” esaslarında yerel hizmet aktörlerine en detaylarına kadar “yönetsel özerklik” sağlanması halinde bile yerel demokrasinin uygulanma şansı yok denecek kadar azdır. Çünkü tekçi, otoriter, üniter devlet örgütlenmesinde idari yapılanma “yönetsel özerklik” adına bölgenin etnik yapısının ötesinde, sorunlarını sadece yol-su-elektrik vs. olarak görürde, hizmeti bunların karşılanması olarak algılarsa (Türkiye'de bu bile yapılmiyor) ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel alanları kapalı tutar ve bölgesel manada “yasa yapma” ve “yasa uygulama” kabiliyeti yoksa “yönetsel özerklik” daima bölge halkına yabancı kalır. Hizmet güdük kalır ve yönetim için zaaf olur.

 

O halde özet olarak Türkiye'de üniter yapıya dayanmayan “siyasi yerinden yönetim” esaslarına dayanan Federal devletin idari yapılanma modelinde yerel yönetimlerin “yönetsel özerkliği” esaslarında bakıldığında daha kolay karar vermek mümkündür.

 

Yani Kürdlerin bu gün esas almaları gereken, somut yasal durumun gerektirdiği biçimdeki tekçi-otoriter-üniter devlet örgütlenmesindeki idari yapılanma esaslarındaki "yönetsel özerklik" çerçevesindeki yerel yönetimler olmamalıdır. Kürdlerin tercihi üniter-tekçi-otoriter-merkeziyetçi olmayan Federal devlet modelinde idari yapılanmadaki yerel yönetimlere verilecek “idari özerklik” olmalıdır. Böyle olduğunda “idari özerkliğin” sınırlarını tartışmak mümkündür.Bu durumda Kürdistan'daki yerel yönetimlerin 1.plandaki muhatapları merkezi federal yönetim değil, bölgesel federe yönetim olur. ve idari özerklik sınırları bölgesel sınırlar dışına çıktığı noktaya kadardır.

 

Otoriter-tekçi-üniter devlet modelinin vereceği “idari özerklik” Türkiye'deki gibi farklı etnik kökenden gelenlerin yaşadığı ülke gerçeğine uymaz. Çünkü Türkiye'de özellikle Kürdler açısından “kamu hizmeti”nin karşılanması, sadece yol-su-elektrik gibi 21.yüzyılın problemleri arasında olmaması gereke hizmetlerin görülmesine dayanmaz. En azında,halkın kültürel alandaki taleplerini kapsiyan bir çalışma yasaklı bir alanı devletin önüne koyduğu için yerel yönetime merkezi yönetimin bu esaslarda müdahalesini gerektirir.

 

Bu durum bile gösteriyorki Türkiye'yi 21.yüzyılda 1923'te hazırlanan yerel yönetimler yasası ile idare etmek imkansızdır. Zaten meseleyi Türkiye'nin bütünlüğü içinde “basit kamu hizmetlerinin görülmesi”olarak niteleyenlerin seçilecek yerel yönetime olan yakınlığı veya uzaklığı çerçevesinde kafaları nettir.Ancak meseleye bunun ötesinde bakan ve meseleye “basit kamu hizmetlerinin görülmesi” esasında bakmayan,meseleye Kürdistan açısından millet-toprak-devlet-iktidar esaslarında bakanlar ise mevcut aktörlere karşı siyasal tavırlı hatta sert tavırlı oldukları için,mevcut aktörlerce henüz net olmamak gibi görülmektedirler.

 

Aslında bu “net olmamak” esas itibarı ile sistemle ilgili olduğu gibi aynı zamanda tercih edilecek alternatiflerin olmaması ilede doğru orantılıdır.Bu gün 29 mart 2009'da yapılacak yerel seçimlere bakıldığında hangi devlet modeline göre bakılırsa bakılsın, hangi idari yapılanmaya göre bakılırsa bakılsın ister “siyasi merkezden yönetim” esaslarına dayanan üniter-tekçi otoriter-devlet modelindeki “yönetsel özerklik”esaslarında bakılsın ister “siyasi yerinden yönetim”esaslarına dayanan bölgesel federe devlet modelindelindeki “yönetsel özerklik” esaslarında bakılsın yerel seçim aktörlerinin sınırlı olması ve AKP hariç diğerlerinin Türkiye genelinde seçime girme havasından uzak olmaları ve her birinin bazı merkezlerde AKP alternatifi olmaya çalışmaları ve Türkiye genelinde iddialı olma kabiliyetinden çok uzakta olmalarından dolayı seçmen kitlesinin bir kesimi tercihlerinde bir biçimde netleşememktedir. Zaten bu manadaki netleşmeye bakıldığında tercihler siyasal iktidara veya alternatif aktöre düşünsel yakınlıktan ziyade pratik faydalanma noktasında kendisini göstermektedir. Yani tercihlerin yapıldığı noktada tercih eden ile tercih edilenin siyasi duruşlar itibarı ile çokta çakıştıkları söylenemez.

 

Çünkü bu noktada seçmen olarak tercihini ortaya koyup aktörlerden biri seçilirken seçilenin siyasi tercihi ile seçenin siyasi tercihi çok defalar biri birine taban tabana zıt durmaktadır. Bu durum 85 yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca Kürdler için kesinlikle böyle oldu. Çünkü Kürdler legal alanda kendileri için ve kendi adlarına siyaset yapma imkanları olmadığı için bu alanda hep kendilerinin inkarı ve imhası esaslarında duran siyasetçi ve siyaset kurumlarını "tercih" etmek zorunda kaldılar. 1990'lı yıllardan bu yana ise yaratılan bir fiili durum ile kendileri için siyaset yapmak adına Kürdler kendilerini "entegre" ederek yok etmeyi amaç edinen PKK ve uzantılarının tercih edilmeside çok isabetli bir tercih olmamıştır. Gelinen noktada Kürdler ile PKK/DTP'nin siyasi taleplerinin çakışmadığıda görrülmektedir. Çünkü Kürdler; PKK/DTP'yi kendileri için hiçbir siyasi statü talep etmediği, hatta her türlü Kürdi statüyü redettiği halde tercih etmektedirler. PKK/DTP yöneticileri şimdiye kadar utanarak ama artık yüzleri kızarmadan her gün bas bas bağırarak ayrılmak istemediklerini, üniter devlete itirazlarının olmadığını, tek vatana, tek devlete, tek bayrağa,tek marşa itirazlarının olmadığını söyledikleri halde onları tercih eden taban kitlenin tercihi ise %100 bunların zıddı olmasına rağmen bu tercih yapılmaktadır. Bu durum son 25 yılda ortaya konulan "kutsallığa" Kürdlerin duydukları duygusal bağlılıktan kaynaklanıyor.

 

29 mart 2009 yerel seçimlerine katılan siyasi partilere bakıldığında doğrusu Türkiye'nin genelinde seçime katılan tek parti AKP dir. Çünkü Türkiyenin bütün il, ilçe, belde belediyelerinde, il genel meclis üyeliklerinde, belediye meclis üyeliklerinde iddia sahibi ve ciddi alternatiftir. Bu seçim merkezlerinin en önemlilerinde ve büyük çoğunluğundada alternatifsizdir. AKP dışındaki siyasi aktörlere bakıldığında AKP'ye alternatif olabilecekleri yerler son derece sınırlıdırlar. Bunlar ise 22 temmuz 2007 genel seçimlerinden alınan sonuçlar üzerine, iktidar partisi genelbeşkanı ve başbakan R.Tayyip Erdoğan'ın 29 mart 2009 yerel seçimlerine yönelik bazı il ve büyük şehir belediyeleri ile ilgili temennilerde bulunması üzerine rakiplerinin gocunarak söz konusu belediyeleri “….kalemizdir” deyip koruma refleksi göstermeleri üzerine AKP dışındaki partiler açısından yerel seçimler “dar alanda bocalamaya” dönüştü. CHP'nin İzmir büyükşehir belediyesi ile Ankara Çankaya belediyesini “kalemizdir dokundurtmayız..”, DSP'nin Eskişehir büyükşehir belediyesini “kalemizdir dokundurtmayız, MHP'nin "(hanüz bilinen bir kalesi yoktur) ancak Adana kalemiz olacak dokundurtmayız",DTP'nin Diyarbakır büyükşehir belediyesini “kalemizdir dokundurtmayız” refleksi ile buralara yoğunlaşmaları sonucu ve kötü muhalefetten dolayı bu kaleler için özel reçeteler yapan AKP; bu kalelere rağmen, bu seçimlerinde galibi,hatta ezici bir üstünlükle galibi olacağı şimdiden bellidir.

 

20.03.2009