Paşa Yılmaz
pasa_yilmaz@mynet.com
Seçim Öncesi TKP'nin Sloganı ile Seçim Sonrası Cemil Çiçek'in Açıklaması Aynı Hafızanın Ürünüdür...!
 

Her seçimde olduğu gibi 29 mart yerel seçimleri içinde propaganda çalışma sürecinde gerek siyasi partilerin genel politikaları,seçim stratejileri, seçimden amaçlanan hedefler doğrultusunda açık alan toplantıları, medya çalışmaları, parti yetkililerinin açıklamaları gerekse seçimlerin yerel aktörleri olan milletvekillerinin, belediye başkanlarının,il ve belediye encümenlerinin veya adaylarının propaganda çalışmaları seçimi kazanmaya ve seçimlerden başarılı çıkmaya yönelik amaçlar taşımaktadır. Bu amacı gütmeyen siyasi parti veya siyasetçi ya kendisi siyaseti terk eder yada seçmen bir biçimde siyaset sahnesini ona terk ettirir.Seçim propagandaları elbette ahlak kurallarını zorlamadan yapıldığı müddetçe temizdir.Yasal kuralların ihlali ise, mutlaka ihlal edilen her yasanın ihlalini önlemenin tedbiri olan yasa maddeleri mevcuttur. Ancak ihlal edilen ahlaki değerler için tedbir ne yazık ki yoktur. Ahlaki değerlere saygı duyan aktörler beklersiniz buda çok zor.Yani bir siyasi aktör propaganda çalışmalarında yasa ile konulmuş seçim yasaklarını ihlal ediyorsa bunun tedbiri yine yasalarla belirlendiği biçimde uygulanır.Ancak bir siyasi aktör çok çirkin bir biçimde ve onur kırıcı olacak şekilde “seçim rüşveti” dağıtıyorsa ve onursuzlaştırıcı siyasi belirlemeler yapıyorsa, tavırlar koyuyorsa bunun yasal tedbiri ne yazık ki yoktur.

 

İşte 29 mart 2009 yerel seçim çalışmaları sürecinde kullanılan argümanlar, sloganlar, afişler,çalışma yöntemleri,dağıtılan malzemelere bakıldığımda ekonomik,siyasi ve ahlaki boyutlarda onur kırıcılığı diz boyu oldu.Onurun kırılması sadece işin ekonomik boyutundaki aşağılayıcı bir yöntemle bir takım yardım malzemelerinin dağıtılması ile sınırlı olmadı. Aynı zamanda seçim öncesi asılan afişler, kullanılan ajitatif sloganlarla olduğu gibi seçim sonrası bir takım insanlar ve kurumlar tarafından yapılan değerlendirmelerle özellikle Kürdlerein bu ülkede “ötekileştirilmesi” had safhaya çıkarıldı. Bunların en çarpıcı olanları seçim öncesi TKP'nin üzerinde “DURDURUN…..”diye başlayan sloganik ırkçı şoven ve adeta Kürd düşmanlığı kokan dizelerin bulunduğu afişlerin asılması ile seçim sonrası yine aynı derin hafızadan gıdasını alan devlet bakanı ve başbakan yardımcısı Cemil Çiçek'in Kürd düşmanşığında kin ve nefret dolu duygularını dile getirmesidir.

 

TKP, yerel seçim olduğu halde seçimlerde uyguladığı stratejiye bakıldığında yerel hizmetin esasları öne çıkarılmadığı gibi ulusal sınırlarıda aşan uluslar arası bir strateji ile Kürd düşmanlığını öne çıkaran bir tarzda seçim çalışması yaptı. Yerel seçimlere giren partiler esas itibarı ile Kemalist Türk egemenlik sisteminin şu veya bu biçimde devamının sürekliliği üzerinde mutabık olan üniter-otoriter-tekçi devlet zihniyeti ile problemi olmayan partilerdir. Bu esaslarda yerel ve genel iktidarda biribirlerine karşı olmaları kadar normal bir olay olamaz.Ancak TKP bu yerel seçimlerde rakibi olabilecek herhangi bir partiye karşı seçimi kazanmak gibi bir çalışmadan ziyade Türkiye'deki yerel seçimlerle alakası olmayan bu ülkenin sınırları ötesinde ki birilerini hedef alan bir çalışma programı ile seçime girdi.Seçim çalışmalarında en çarpıcı propaganda malzemesi, üzerinde “DURDURUN…..”başlığı altındaki sloganik Kürd düşmanlığı içeren dizelerin olduğu afişlerin asılması oldu. Bu afişlerde sergilenen mantık özünde çok derin bir hafızaya dayanmaktadır. Osmanlı İmparatorluğunun kalıntıları üzerinde Osmanlı paşalarının kurduğu ve bu gün Türk egemenlik sistemi olarak şekillenen cumhuriyetin kuruluşu ile başlayan Kürd imhası ve inkarı politikasına karşı gelişen Kürdistan'daki milli direnme hareketlerini “gerici”, ”Emperyalizmin işbirlikçileri”, ”Emperyalizmin kışkırtmaları” olarak yoldaşları,dünya kominist hareketine üye kominist partilerine ve özellikle Sovyet kominist partisine ve Sovyet yöneticilerine şikayet eden hafıza ile bu gün; “DURDURUN Emperyalizmin Orta-Doğudaki senaryolarını uygulayanları”“DURDURUN kafamıza çuval geçirenleri ve geçirtenleri” Sloganlarını atan hafıza aynı hafızadır.Bu hafızanın Kürd düşmanlığı sadece bununlada sınırlı değildir.Aynı hafıza sağı ile solu ile Kürdistan'ın güneyinde kurulan Kürdistan federe devletine ve bu devletin yöneticisi olan Kürd liderlerine sokak serserilerinin ağzı ile hakaret ederek tatmin olmaya çalışmaktadırlar.Türk koministlerinin Kürdistan Federe devlet yöneticilerine “Kürdleri; Barzani Talabani kılıklılar temsil edemez”( sanki onlara dertmiş gibi) söylemi ile Türkiye'nin devşirme milliyetçilerinin “aşiret liderleri”,”birbuçuk aşiret gücü”,”peşmerge liderleri”,”kıçı kırık aşiret liderleri” vs. söylemlerinden hiç farkı yoktur.Farkı sadece söyliyenler düzeyindedir.Birini Türk koministleri söyliyor,birini Türk milliyetçileri söyliyor.Türk koministleri 1923'lerde başlayan bu kürd düşmanlığını aşmayı bir tarafa bırakalım 2009 yılında bunu yeniden güncelleştirerek hayata geçirmektedirler.Türk milliyetçileri ise tümü ile olmasa bile kısmende olsa bu düşmanlığı"aşabilme"yoluna girmişler ve “peşmerge kılıklı” Celal Talabani'yi Kürd olsa bile komşu bir devletin Kürd Cumhurbaşkanı sıfatı ile karşılamaktadırlar. Türkmilliyetçileri zaman zaman aksi davransalarda Türk koministlerinden daha “gerçekçi” davranmaktadırlar.Bu noktada bir hususu belirtmektede fayda vardır Kürd solcuları her gün Türk solcuları ile ittifak yapamadıkları için biraz daha erimektedirler.Çünkü Kürdistan sorunu,Türk solcuları ile ittifak yapmalarında oldukça büyük bir engel olmaktadır.Bu konuda en çok yırtınanda İmralı'da yatan Öcalan dır."Çatı partisi" diye diye hasta oldu.Bunun bir türlü oluşamadığını gören Öcalan son "görüşme notlarında" yine içinde Türk solcuları olmak kaydı ile "Çatı partisini"  dahada  genişleterek  bölge  çapında, Orta-Doğu  çapında  genelleştirilen bir  örgüte  dönüştürmüştür. Aslında Kürd solcuları bunu hiç problem etmeden Türk solcuları ve koministleri ile “çatı partisi”de kurabilirler “çadır partisi”de kurabilirler. Çünkü Kürd solcularının Kürdistani bir milli birlik gibi bir sorunları yoktur. Onların sorunu,darbeci Türk solu ve Türk Metal İş sendikasının 35 yıllık genelbaşkanı ve Ergenekon üyesi  olanlar ile birlik oluşturmaktır. Buyurun Kürd solcuları,size mübarek olsun TKP ve uzantıları ile ittifak yapın.

 

Seçimlerin yapılması ve sonuçların alınmaya başlaması ile birlikte seçimi kaybedenlerin ve kazananlarının olması normaldır.Eğer biz demokrasi denen oyunu kurallarına göre oynuyor isek.Ama yok eğer biz demokrasi denen oyunu işimize geldiği gibi anlıyor ve işimize geldiği gibi oynuyor isek o zaman kazanan taraf biz olduğumuzda bizi seçen seçmeni dünyanın en objektif seçmeni olarak görürüz,yok eğer kaybeden taraf biz isek o zaman da bize kaybettiren seçmenin kendisini bir kilo makarnaya sattığını,bize kaybettiren seçmeni dünyanın en cahil seçmeni,”göbeğini kaşiyan adam”,”benim oyum ile bir çobanın oyu eşit olurmu” gibi saçma sapan düşüncelere gireriz.29 Matr 2009 seçimleride elbette yapılırken seçimin bir kaybedeni  ve bir kazananının olması normaldır .Fakat ilginçtir bu seçimin kaybedeni “seçmenin mesajını aldık”derken kazananı "kazandım" diyemiyor. Çünkü seçimin kaybedeni bir yanı ile 3 puan bir yanı ile 8 puan kaybetmişken kazananlarıda keza bir yanı ile 3 puan bir yanı ile 8 puan kazanmışlardır.AKP bu seçimde 8 puan kaybetmişken aşağı yukarı seçime giren AKP dışındaki 20 parti bu 8 puanlık kayıbı paylaşmışlardır.Çünkü AKP hariç seçime giren bütün partiler oylarını arttırmışlar. Dolayısı ile kaybedenin kaybı iktidardan uzaklaşmasını gerektirir bir kayıp olmadığı gibi kazananlarını ise iktidar alternatifi durumuna getirmemiştir.Yani kaybedende kazananlarda hayatlarından memnun olarak devam etmektedirler.Ancak AKP'nin kaybettiği seçmenin,bu demokrasi oyununda demokratik yaşam ve demokrasiyi geliştirme konusunda özürlü olan Ergenekon bağlantılı ve kendi aralarında resmi bir esasa dayanmayan "duygu ittifakı" esaslarına dayanan cephedeki partiler olan CHP,MHP,DTP, SP gibi partilere dağılmış olmasını çokta isabetli bir gelişme olarak görmiyorum. Alternatifsizliğin bu noktaya getirmesinide doğru bulmuyorum.İl il seçim sonuçları değerlendirildiğinde belediye başkanlığı seçiminde ve il genel meclisi seçimlerinde alınan oyların dengesizliği ve bir önceki seçimlerde alınan oylarla karşılaştırıldığında bu partilerin bir kısım oylarının bazı seçim bölgelerinde biri birlerine kaydığı manasındaki "duygu ittifakını" görmek mümkündür.Kaybedenlerin tedbir almalrı normal iken kazananların "zafer" kutlamalarıda normaldır.En hararetli kutlamaları yapan  kesim DTP olmaktadır.Seçimi kaybedenlerin “tedbirini alacağız”açıklamalarına karşılık kazananların ise “zafer” kutlama gösterileri esasında bakıldığında DTP'nin bir yandan kaybetmeye karşı tahammülsüzlüğü ile Ağrı'da meydan muharebasi yapması,veya kazandığı yerlerdeki kutlamalarınıda saldırganlığa dönüştürmesi demokratik olgunluktan çok ama çok uzakta olduğunu gösteriyor. Bu “zafer” ile DTP biraz daha sistemin bir parçası olma yoluna girdi.Ayrıca doğrusu hangi “zafer”i kutladıklarıda çok anlaşılmiyor.Çünkü DTP başka isimlerle daha önce girdiği seçimlerde aldığı %5,1'lik oyunu %5.5 düzeyine yani 1.950.000 olan oyunu 300.000 arttırarak 2.250.000 düzeyine çıkarmıştır. Elbette mesele bu kadar oyun alınması veya alınmaması meselesi değildir.mesele sistemin bir parçası olan  DTP'nin Kürdleri'de sisteme entegre etmesi meselesidir.Bu süreç ciddi olarak işletilmektedir. Kutlamalar üç aylık seçim çalışmaları boyunca milli duygularla yüklenen kitlelerin "çılgınlaşma" noktasında milli duygularla fazla haşir neşir olmamaları için yönlendirildikleri Amara köyü girişinde Öcalan'ın doğum günü kutlamaları için iki kişinin kurban verilmesi ile durdurulabildi.

 

Seçim sonuçlarının değerlendirmelerine bakıldığında özellikle seçimlerin yapıldığı gün geç saatlerde başbakanın kameralerın karşısına çıkarak “seçmenin bize verdiği mesajı aldık. Onu doğru okuyarak yolumuza devam edeceğiz” açıklaması kaydadeğerdir. Ancak her kesin başbakanın bu mesajı nasıl okuduğunu merakla beklediği bir durumda TKP ile aynı hafızadan gıdasını alan hükümet sözcüsü Cemil Çiçek'in yaptığı açıklama AKP'nın Ergenekon kanadının teşhir olmasını sağladı. Kürdistan sorununun çözümü konusunda bir programa sahip olmayan AKP ve Erdoğan, meseleyi sürece yayarak çözümsüz hale getirirken meseleyi geri kalmışlık sorunu, güvenlik sorunu ve bir takım kıytırık kültürel haklar sorunu olarak çözmeye çalışmaları kaşısında gördükleri tepki sonucu, Cemil Çiçek gibilerin Kürd düşmanlığıda teşhir oluyor. Bu seçimlerle Kürd meselenin, olumlu bir adım olan ama yetersiz olan Tv-şeş ve bir takım sözde yatırımlar ile çözülemiyeceyinin, meselenin özünün millet-toprak-siyasal iktidar çerçevesinde olmasının gerektiği ve bununla birlikte, öncelikle bir güven ortamının oluşmasının gerekliliği anlaşılmıştır. Bu noktada  Cemil Çiçek'in ”doğu ve güney doğuda yalnız DTP var. Iğdır'ıda aldılar.Ermenistan sınırına dayandılar.AKP İstanbul'u, CHP izmir'i aldığı için sevinebiliriz. Ama o bölgeye bir çare bulmalıyız” gibi Kürdleri “ötekileştiren” bir düşmanlıkla Kürdleri 1915 yılındaki olaylarla bağlantılandırarak içindeki zehiri akıtması ilginçtir.Bu açıklamayı yapan Cemil Çiçek'in ruh halini, bundan duyduğu üzütüyü ve yıkılmışlığı  yüzündeki ifadelerden okumak mümkündür. Cemil Çiçek her dönemin aranan ismi olarak AKP ile Ergenekon irtibatında önemli yere sahip olan biridir.Bu pozisiyonunu Şemdinli olaylarında takındığı tavırdada görmek mümkündür.Cemil Çiçek,Şemdinli olaylarında direnç göstermeye çalışan Erdoğan'na rağmen o dönem adalet bakanı olarak bir başçavuşun “höst” demesi ile küçük olan yapısı dahada küçülerek hatta tam alçalarak esas duruşa geçmesi ve Ergenekon'un talebi doğrultusunda karar alınmasında etkili olmuştu.Aslında Erdoğan,ta Şemdinli olaylarında Cemil Çiçekgillerden kurtulmayı denemeliydi.Ancak o gün kurtulamayı düşünmiyen bunu sürece yayan Erdoğan Cemil Çiçekgiller yerine 5 kasım oval ofis görüşmelerinde ABD başkanı Buch'a genelkurmay başkanı İlker Başbuğ ile birlikte verdiği taahhüt üzerine kendi bünyesindeki Kürdler olan Cüneyit Zapsu ve Dengir Mir Mehmet Fırat gibilerine yönelerek onlardan kurtulmayı seçti. Erdoğan'ın sürece yaydığı bu durum bu gün kansere dönüştüğü için depreme sebep olmaktadır.Belki gurup içinde sıfır etkiye sahip olan Cemil Çiçek,Cemil Çiçekgilleştikleri için bu gün bunlara karşı gerekenin yapılması daha zordur. Çünkü AKP ve Erdoğan gücünün doruk noktasında iken Cemil Çiçekgillerden kurtulmak kolaydı ama AKP ve Erdoğan güç kaybetme sürecinde olurlarken kurtulmak biraz daha risklidir.Bunu Cemil Çiçek'in bu açıklamasını eleştiren başbakana cevap verirken başbakana karşı minnetsiz davranarak “aceleci davrandı”demesinden,Ergenekon tutuklusu Kemal Kerinçsiz'in savunmasında Cemil abisini destekleyen mesajlar vermesinden hatta genelkurmayın kendisini destekleyen açıklamalarındanda almamak mümkündür.

7.04.2009