Paşa Yılmaz
pasa_yilmaz@mynet.com

Abdullah Öcalan ve Mandela...!

Abdullah Öcalan Mandela veya Kim Olabilir ?

 

Nisan ayı sonunda veya mayıs ayı başında yapılması düşünülen "Kürd konferansı"nın Federe Kürdistan devlet başkanı sayın Mesud Barzani'nin Avrupa ülkelerini kapsiyan gezisi sonunda "bilinmiyen" bir sebeple önce bir ay ertelenmesi daha sonra bu “konferans”la ilgili özellikle PKK ve Abdullah Öcalan kaynaklı açıklamaların yapılması (bu açıklamamaların en çarpıcı yanı Apo'nun "ABD ve AB bizim içişlerimize karışmasın biz nkendi aramızda çözelim" noktasında Ergeneko'cularla aynı noktada buluşmasıdır) ve bununla birlikte TC ve PKK'nin bilinen provakatör eylemleri ve bu süreçte başlatılan Ergenekon'un 12.dalga operasiyonları ile bir anlamda eş zamanlı olarak başlatılan DTP'yi tamamen”sivil” ve “legal” mücadele alanından uzaklaştırarak PKK'lileştirme operasiyonlarının ve tutuklamalarının yapıldığı bir ortamda yapılıp yapılmiyacağının belli olmadığı bir biçimde ertelenmiş dıurumdadır. Ertelenmiş olmasına rağmen kamuoyunda bu "konferans"merkezli tartışmalar yoğunlukla devam etmektedir.

 

"Konferans" ayrıca değerlendirilmek üzere bu tartışmalar sürecinde gündeme gelen veya getirilen "Apo mandela olabilirmi?" sorusunun cevabını aramak gerekir.Bu sorunun yeni bir maniplasyon malzemesi olarak Kürdistan ulusal demokratirk mücadele güçlerinin gündemine; Türkiye'deki entellektüel dünyasının bir manada onur abidesi olan veya olabilecek bir soyadını taşiyan biri tarafından, Ahmet Altan tarafından getirilmeside gerçekten bir talihsizlik hatta bir şansızlıktır. Bir talihsizliktir çünkü; sayın Ahmet Altan 1999 yılında Apo'nun dayılarına teslim olması ve dayılarına ait İmralı'daki "misafirhane" ye yerleştikten sonraki görüşleri, düşünceleri ve dik olmayan çürük duruşu ile ilgili kaleme aldığı "Pautus" başlıklı makalesinde Apo'nun silahlı bir gerilla örgütünün lideri olamiyacağını, Apo'nun bir milli kahraman olamiyacağını, Apo'nun sömürgeciliğe karşı mücadele eden bir milletin mücadele lideri olamiyacağını, hele hele barışın, demokrasinin, eşitliğin, kardeşliğin, katılımcılığın, çoğulculuğun,"sesiz" direnişin, itiatsizliğin bayrağı haline gelen Mandela olamiyacağını buna karşılık kim ? veya kimler ? olabileceğini açık olarak yazmıştır.

 

Buna rağmen bu gün;10 yıl aradan sonra,bu 10 yıllık süre içinde dayılarına ait ve dayıları tarafından büyük bir özenle ve güvenle kendisine tahsis edilen "İmralı misafirhanesinde" düşüncesindeki hangi değişme veya çürük duruşunun hangi karesi onun sayın Altan tarafından Madelalaştırılmasını sağladı? Doğrusu anlaşılamiyor. Veya bizim bilmediğimiz Mandela'nın hangi düşüncesini ve duruşunu örnek aldıki sayın Altan Apo'yu Mandelalaştırdı.

 

Zaso (Xhosa) dilini konuşan Tembu (Thembu) kabile reisi Henri Mandela'nın oğlu olan Nelson Mandela (Mandela; Apo gibi annesinin Türk olması ile tanınmiyor. Annesinin egemen beyaz bir Afrikalı aileden olması ile tanınmak yerine babasının bir Afrika kabilesinin reisi olması ile tanınmayı tercih ediyor) Üniversite eğitimi sırasında ülkesindeki ırk ayırımcılığına karşı mücadelede katıldığı öğrenci olaylarından dolayı okuldan uzaklaştırılmasının sonucunda bir müddet madenlerde polis memuru görevinde çalışarak çalışma hayatına katıldıktan sonra yarım bıraktığı eğitimini "mektupla öğretim" biçiminde tamamlayarak 1942 yılında ilk siyahi avukat olarak mezun oluyor. Daha sonra ırkdaşlarının ırk ayırımcılığına karşı oluştuduğu Afrika milli kongresine katılıyor ve kısa sürede gençlik biriminin başkanı olarak mücadeleye devam ediyor.

 

Mandela 1961 yılında üstlendiği Afrika milli kongresinin silahlı mücadele esaslarındaki askeri kanat sorumlulusu olarak örgütüne para ve silah yardımı temin etmek için çıktığı Afrika ülkelerini kapsayan gezi Dönüşünde arkadaşları ile birlikte yakalanarak "pasaport yasasına muhalefet ve sabotaj düzenlemek" suçlarından yargılanarak 1962 yılında ömür boyu hapis cazası ile cezalandırılırlar.Güney Afrika'daki Robeen adası (Fok adası) Cezaevinde destanlaşan itiatsizlik direnişi ile 27 yıl yattıktan sonra tahliye olur ve ilk serbest seçimde ise Afrika'nın seçilen ilk siyahi devlet başkanı olur.Nelson Mandela 1962 yılında cezaevinde iken itiatsizlik direnişinden dolayı Lenin barış ödülünü,1974'te Nehrü ödülünü,1981'de Bruno Kreiski insan hakları ödülünü,1983'te ÜNESKO'nun Simon Bolivar ödülünü,1993'te De Klerk ile birlikte nobel barış ödülünü almıştır.Bunların yanında 1992'de ise kendisine verilen "uluslararası Atatürk barış ödülünü" ise 1990'da 12 Eylül sömürgeci-faşist darbesinin lideri olan Kenan Evren'e verildiği için Kenan Evren ile aynı ödülü almayı onurlu bir duruş olarak görmediği ve TC'nin Kürdistan'daki sömürgeci uygulamalarını protesto etmek için redetti.Ve bu ödül sonraları kabuledebileceklerden 1999'da Haydar Aliyev'e 2000 yılında ise Rauf Denktaş'a verilmiştir. 2000 yılından bu yana ise kabuledebilecek kims bulunamadığı için verilmemiştir.Kim bilir belkide Apo klabul ederdi.

 

Mandela'nın yaşamının ve mücadelesinin bu kısa özetine bakıldığında acaba mücadele anlayışındaki hangi tezi, duruşu Apo'nun mücadele anlayışı, mücadeledeki duruşu ile örtüşmektedir. İkisinin yaşamlarında, duruşlarında örtüşen yanlar olmasını bırakalım bir tarafa aralarında uzlaşma ile benzerlik bulmak bile mümkün değildir. Apo sağa sola "öl" veya "öldür" diğe emir vermesini "yiğitçe" uyguladığı halde ölme sırası ona geldiğinde ise ödlek bir kedi gibi pısırıklaşarak "anam Türk'tür. Fırsat verilirse hizmet etmeye hazırım" diyerek dayılarına bağlılık yeminleri etmektedir. Eleştirilere karşılık ise "ben ilkel ve kaba direnişi seçmedim, yoksa ölürdüm. Ancak benim ölmem felaket olurdu" saçma savunması ilede korkaklıkta bir numara olmayı başarabildi. Apo konumundaki insanlar asla canlarını kurtarmak için "cellatlarına aşık" olma yolunu seçmediler. Seçmezler. Onların "ölüme gönderdikleri" ne kadar korkusuz ve neşe ile gittilerse onlar kendileride en az gönderdikleri kadar korkusuz ve neşe ile ölümün üstüne üstüne gittiler. Bir tek örnek bile söylemek gerekirse mirasçıları olduğunu söylemeye utanmadığı Deniz Gezmiş ve arkadaşları kimseye "öl" veya "öldür" diye emir vermedikleri halde kendi doğruları ve yanlışları ile ölüme giderken idam sehpasına gülerek çıkıp sehpayı kendileri devirme kahramanlığı gösterdiler. Ha keza Apo kendisi ile başlatığı Kürdistan tarihinin kendisinden öncesini "ihanetler tarihi" olarak görürken bile o"ihanetler tarihi" olan dönemdeki Kürdistan milli direnişlerinin önderleri de Apo'dan daha yürekli ve kahramanca ölüme gittiler. Ama Apo korkakça dayılarının merhametine sığınarak canını kurtarma pahasına bütün milletini, yoldaşlarını, militanlarını, örgütünü, feda ederek, hatta kıçındaki kilodunu bile onlardan istiyecek kadar onursuzlaşarak 10 yıl boyunca Kemalist Türk egemenlik sistemini savundu. Savunuyor.  

 

Apo'nun tarihin direnişçi ve savaşan hiçbir lideri olma şansı yoktur. Çünkü Apo örgütünün başında silahlı mücadeleyi yürütmek yerine Şam'da havuzlu evde harem kurmayı seçerek on binlerce Kürd gencini Hafız Esad'ın sofrasında otururken attığı "bağımsız Kürdistan" sloganı uğruna ölüme göndermeyi tercih etti. Peki bütün bunlara rağmen Apo neden; demokrasinin, çoğulculuğun, barışın,katılımcılığın sivil itiatsizlin sembolü olan Mandela olsun? Olma şansı yoktur. Çünkü en basiti, Apo otoriterdir, baskıcıdır, korkaktır, yoldaşlarının ölüm emrini verendir, tekçidir, stalinisttir, baasisttir, kemalisttir, despottur, toplu katliam emri verendir, komplocudur. Ama bu niteliklerin hiç biri Mandela da yoktur. Yani Apo mandela olamaz. Olsa olsa Apo 20.yy Dehak'ı olabilir, Pol Pot olabilir,Stalin olabilir, Saddam olabilir,20 yıl yanıbaşında ve korumasında kaldığı dostu Hafız Esat olabilir veya en çokta hayranı olduğu Mustafa Kemal olabilir. Ve Apo ne yazıkki türünün son örneğidir. Son örnek olmasından dolayı Türk egemenlik sistemi tarafından koruma altına alınmıştır. Bu türün tükeniş süreci yaşanmaktadır. Tükeniş süreci 20.yüzyılın sonlarında Gorbaçov'un SSCB'nın başına geçmesi ile SSCB ve soğuk savaş mantığının çözülmesi ile hız kazandı.Bu sürecin devamı olan Obama'nın ABD'nin başına geçmesi ilede bu türün son örnekleri koruma altında olsalar bile yok olmaktan kurtulamiyacaklar.

 

Bütün bunlardan sonra haddim olmiyarak söylenebilirki sayın Altan,1999'da Apo'nun taraftarlarını, “düşmanlarını” hatta bir aydın, bir yazar olarak sizi bile yanıltan korkaklığı, ödlekliği ile ilgili yazdığınız “Pautus” başlıklı yazınız gerçekten harikadır. Acaba bir kez daha okumak gerekmez mi ?

28.04.2009