Paşa Yılmaz
pasa_yilmaz@mynet.com
Mardin Katliamı...!

 

Kürdistan,1940'lar öncesi milli direniş başkaldırılarına karşı Kemalist sistemin "isyanı bastırma" uğruna yaptığı soykırım katliamlarından sonra, son 30 yılda bir çok Kürd katliamı ve Kürd kıyımı olaylarını yaşadı. Kimin ve ne için yapıldığı çokta sorgulanmadı. Önemsenmedi. Çünkü ölen aşağılanan Kürd olunca bunlar hep mubah görüldü hatta teşvik edildi.

 

Bu uğurda Kürdistan; yaklaşık olarak 60.000 insanını katletti. Tam rakamı bilinmemekle birlikte devletin kayıtlarına göre 35-40 bin arası, PKK kaynaklarına göre ise 17-20 bin arasındaki faili meçhul ve iç infazlarda öldürülenlerle beraber 55-60 bin arasıdır. Kimi tek tek, kimi çatışmada, kimi sorgu ve cezaevi işkencelerinde, kimi köy baskınlarında, kimi dönemin başbakanı Tansu Çiller'in cahilliği ile dediği gibi "terör" örgütünün alçaktan uçan uçakları Türk radarlarına yakalanmadan Ermenistan'dan havalanarak Dersim'de yaptıkları köy bombalamalarında, kimi yol kesmelerinde, kimi çapraz ateşlemede, kimi mayın patlamalarında, kimi hain olarak görülüpte ilgilisi tarafından, hukukun ne olduğunu bilmeyen cahillerden kurulan"halk mahkemeleri" tarafından yapılan "yargılama" sonucunda tanrılaştırılanların talepleri doğrultusunda yaptırılan "itiraflardan" hereketle idam mahkumları olarak infaz edilerek, kimisi PKK lideri Abdullah Öcalan'ın açıklaması üzerine Erzincan'ın Başbağlar köyü gibi "faşist odakların dağıtılması"nın gerekliliği talimatı ile yapılan köy baskınlarında, kimiside Mardin'de olduğu gibi Kürdistan'da, Kürdler ve Kürdistanlılar için;husumetin ve düşmanlığın kaynağı ve tahrik unsuru olarak görülme noktasına gelen koruculuk sisteminin nemalarından yararlanan. Yani sömürgeci devletin sofrasındaki kırıntılardan beslenenlerin ipe sapa gelmez durumlarından yararlanarak hedefi ve amacı belli olmayan çatışmalar sonucu katledilmişlerdir.

 

Önceki katliam ve kıyımlara bazı isimler takılırken bazı "failler"de bulunabilmişti. Ancak Mardin'in Bilge köyündeki bu vahşete kimse ne isim bulabiliyor nede fail bulabiliyor. Çünkü bu vahşetin sebebi ne cehalet, ne aşiret, ne töre, ne feodal gerilik, ne namus davası,ne kan davası vs. olamiyor. Failide sadece korucular olmiyor. Bu son 30 yılda kan ve göz yaşı üzerinden yaşamlarını sürdürenlerin varlık nedeni olan şiddetin artık "siviller" eliyle sürdürülüyor olmasıdır. Bu nedenle bu katliamın tek sebebi ne töredir,ne feodal yapıdır, ne cehalettir, ne aşiret düzenidir, ne namus davasıdır, ne dillere destan bir aşkın sonunda biribirine savaş açan aşıretlerin çatışmasıdır,ne şudur nede budur.

 

Bu katliam, bunların tümüne karşı gibi görünen özünde bu tür kurum ve değerlerden güç alan Devlet-PKK-Hizbullah ortaklığının getirdiği güçten,iktidardan, silahtan çılgınlaşan ve zapt edilemez noktaya getirilen bireylerin sırtlarını zaman zaman devlete dayayarak PKK ve Hizbullah adına taşeronluk yapmaları veya sırtlarını PKK veya Hizbullah'a dayayarak devlet adına taşeronluk yapmaları ile oluşan bir katliamdır.Dolayısı ile failler kim ? diye soru sormanın hiç bir gereğide yoktur.

 

Bu katliam sonrası devletin yetkili ağızlarının yaptığı ilk açıklamalarda "olayın terörle bir alakası yoktur" dediklerini iyi değerlendirmek gerekir.Bir kere kendi mantığında PKK belkide tarihinde ilk defa bir eylemde devletin "iftira" atmadığı bir durum ile karşı karşıyadır.Bu açıklama bir masumiyeti dile getiriyor mu? bilinmez ama gelinen noktada çokta masumiyet ifade etmiyor. Bu katliamı yapan insan unsurunun korucu ve devletten maaş alıyor olması, kullanılan silahların tümünün devletin silahları olması ve kullanılan kamuflaj yönteminin, yani yüzlerin maske ile kapatılması yönteminin PKK ve Hizbullah tipi yapılanmaların kullandıkları yöntem olması buradaki üçlü ittifakın ortaklaştırılan ortak eylem kültürünün çarpıcı görüntüsüdür. 

 

Bütün bunlara rağmen bu kadar yüksek dozdaki bu katliamı bu "insanlar"nasıl yapabildiler ? Bu sorunun cevabı gayet açıktır.Eğer bu ülkede genel manada "kurşun sıkanda kurşun yiyende kahraman" olarak görülüyorsa, her türlü silah ve mühimmat kullanılarak 30 yıl boyunca insanlar, sadece insan öldürüyorlarsa, öldürdükleri insan kellesi kadar ödül alarak o ölçülerde de onurlandırılıyorlarsa ve işledikleri hiç bir cinayetten dolayı  takibe alınmıyorlarsa bulundukları pozisyondan aldıkları güç ve iktidar bu çılgınlığı yapar ve yaptırır.Peki bu çılgınlığı;töremi yaptırdı ? namus davasımı yaptırdı ? feodal gerilik mi yaptırdı ? aşiret kararımı yaptırdı ? dini değerlerdeki gericilikmi yaptırdı?

 

Elbette bu değerlerin hiç biri 21.yy değerleri değildir. Bu değerler 100 yıl öncesinin değerleri oldukları halde böyle bir vahşeti yaptığını söylemek belkide bir anlık duygusallıkta çok kolaydır. Ancak geri değerler olmakla beraber 100 yıl öncesinin değerleri olmalarına rağmen bu gün bile bu değerlerin kendilerine göre dokunulmazları, yasakları vardır. Kadın ve çocukların öldürülemeyeceği, arkadan kalleşçe insanların öldürülemeyeceği, hatta inanç olarak "namaz kılana yılan bile dokunmaz" noktasında bu değerlerin kırmızı çizgileri orta yerde dururken, bu katliamda bu değerlerin kırmızı çizgilerinin  tümü ortadan kaldırılmıştır.

 

Demek ki bu katliam bu değerlerle hareket edenlerin tek başına gerçekleştirdiği bir katliam değildir. Çünkü kadınlar ve çocuklar öldürülmüştür. Namaz kılanlar öldürülmüştür. Ve insanlar namaz kılıyorken arkadan yaylım ateşine tutularak öldürülmüşlerdir. Amaç, bu değerleri savunmak veya modern değerler çerçevesinde görerek onları toplumdaki masum değerler olarak görmek değildir ama ilginçtir bu değerlerin tüm kırmızı çizgileri yok edilmiştir.

 

Zaten ölenler, öldürenler, yakalananlar, evlenecek olan kızın ve damadın ailelerinin aynı soydan gelen akrabalar olmasıda yukarıdaki değerlerle hareket eden insanların tek başlarına yaptığı bir katliam olma ihtimalini ortadan kaldırıyor. Kullanılan silahların balistik incelemesinin yaptırılıyor olması,bilmem kimin eşinin ve karnındaki çocuğunun DNA testlerinin yaptırıliyor olması bu vahşetin ne sebebini nede faillerini değiştirmez.Peki suçlu kim?

 

Evet, gerçekten suçlu kim?

Bu olayda suçlu arayanların böyle bir vahşet üzerinden bile Kürtleri ve Kürtlüğü kötülemeleri ve aşağılamaları yine Türk medyasının manşetlerindeki yerini almaktadır. Yani toplumsal yaşamın getirdiği bütün kötülükler bütün aşağılıklar bu ülkede her nedense hep Kürtlerin payına düşmektedir. Bu vahşetin failleri olarak yakalananların korucu ve kullanılan silahların devletin silahları olması karşısında "şaşıranlar" bu vahşetin masum bir iş olmayacağını zorlanarakta olsa söyleseler bile bunu yapanların kürd olmalarından dolayı yine aşiretçiliğine ve törelerine bağlayarak söylemektedirler.

 

Sonuçta korucu olmalarından dolayı "teröre karşı cumhuriyeti korumak gibi onurlu bir görevi yaptıklarını" söylemeyi de ihmal etmemektedirler. Zaten TC'nin 85 yıllık tarihine bakıldığında "cumhuriyeti koruyanların" fiilleri arasında böyle vahşetlerin çok olduğuda inkar edilemez. Yapılan vahşetin ne kadar "onurlu" bir iş olduğunu bilemem, ancak bu vahşetin suçlusu 30 yıldır insanların önüne güvenlik meselesini öne çıkararak, insanlara sadece insan öldürten ve onunla oyalayan, resmi ve gayri resmi "güvenlik güçlerini" tümü ile gayri meşru işlere hukuksuzluğa ve kanunsuzluğa yönelten Türk egemenlik sistemi ve onun gayri meşru taşeronlarıdır.

 8.05.2009