R.Qehreman

 

 

 

Genel seçimler, parlemento kürtler için ayni şeyi ifade etmediği belli!  Peki kürtler ne alemde?                                                                                                                     

 

Resmi olarak 1923 TC 'nin kuruluşundan bu yana 1925 Şark Islahat Planı , 1934 İskan kanunu , 1935 Tunceli kanununu okumak bilmek son 60 yılda 60-70-80 askeri darbelerini yakın tarihte 28 Şubat 1997 , 27 Nisan 2007 muhtıralarında olduğu gibi (‘ kendisini ne mutlu Türküm demeyenin düşman kabul edildiği' ) her şey açık seçik ortaya konuyor, son sözler tarafımıza direk, endirek söyleniyor. Bizler ise kendimizi sağır sultan ediyor anlamamazlıktan geliyoruz. “ ya kuş taşa değerse diyoruz parlemento nimetlerinden niye faydalanmıyalım ki? “ diyoruz.

Kürtlerin uzun süre Türklerle iç içe yaşaması ( diğer parçalarda Farslarla, Araplarla ) klasik deyimle ‘ deniz aşırı' ülke olmaması dolayısıyla yaşanan bir sürü tarihsel olay, yalan yanlış demografik bilgiler, rakamlar koruculuktan tutun, meclis komiserliği, bakanlıklar olmaya dek çok hazin, dramatik eşi benzeri görülmemiş kandırmacalar yutturmacalar ne yazık ki, maalesef devam ediyor.

 

Bunlar yetmemiş gibi birde kürt birbirine yaptıkları ayak oyunları, senaryolar işin içinden çıkılmaz bir hal alıyor." Roja Kurd " dergisi 3 . sayısında ki yazısında T.Sever arkadaşın söylediği gibi " bu işi daha iyi becerenler var iken ‘yeni yetmelere' "gerek var mıydı?

 

Demek ki Kürdün Kürde eziyeti zulümü, ayak oyunları bir başka oluyor ki devam ediyor. Ve hiçbir ders çıkarmıyoruz, yanlışlıklarda ısrar ediyoruz. ( en son Ankara Kürt-Der deki yemekte konuşma mesajlar ve sonrası gelişmeler.)

1925 Şeyh Sait ulusal ayaklanması ile başlayan TBMM gerginliği ‘ milletvekilliği ' önceden kazanmış Hasan Hayri'nin ve arkadaşlarının Kürt Milli kıyafetleriyle meclise gelmeleri de bahane kabul edilerek idam edilmeleriyle daha bir gerginliğe yol açar olaylar büyür. Bu olaykürtlerin kendi kimliğiyle TBMM de ‘ milletvekili ' olamama miladıdır.Kürtlere ültümatom verilmiştir.” Bu meclisi biz kurduk, T.C buradan yönetilir.

 

Yönetime burnunu sokmaya çalışırlarsa asılırlar öldürülürler.”denmiştir. Çok açıktır. Taa ki 1946 da çok partili parlementer sisteme geçene dek 22 Temmuz la birlikte 16 genel seçim yapılmış olacaktır. 1960 dan sonra 47 yıllık dönemde 4-5 askeri müdahalede bulunulmuş. Bu da ortalama 10,5 yılda bir müdahale anlamına geliyor. 1946 seçimleri ‘ açık oy gizli sayım(tasnif )' şeklinde olduğu için demokratiklik yerine yüzkaralık olmuştur. 14 Mayıs 1950 seçimleri yaralıda olsa bir nebze demokratiklik içermiştir. CHP diktasında ve devletin tahakkümüne karşı DP umut kabul edilmiştir. 1954-1957 seçimlerinde DP ' nin mecliste sandalye sayısını artırmasıyla orduda tedirginlik baş göstermiştir. Oysa ki Kürt isyanlarında büyük zulme maruz kalan isyancı ailelerden bazıları meclise taşınarak bir barışma ortamı sağlanmak istenmiştir. Bu kez Kürtler meclise sokulmaya çalışılmıştır. Hepimizin yakından tanıdığı Hak-Par 'ın onursal başkanı kurucularından eski genel başkanı Abdulmelik Fırat ‘bir sürgünün anıları' kitabında da bahsettiği gibi 1957 yılında 23 yaşında iken yaşı 7 yaş büyütülerek ‘milletvekili'ği kabul ediliyor. 27 Mayıs 1960 darbesiyle devlet CHP+ORDU = yargı iktidarı formulü hükmünü başlatarak darbeler dönemi başlatarak geleceklerini ‘garantiye' almışlardır. Darbeler sonrası sağ partiler avantajları kullanarak iktidar olmuşlardır. 1961 seçimlerinde AP den sonra 1965 ve 1969 AP devam etmiş, 1973-77 Bülent Ecevit'in CHP si 1983- 1987 Özal'a duyulan ekonomik güven damgasını vurmuş. 1991-2002 koalisyonlar dönemi kayıp yıllar olarak kabul edilmiştir. 1983 seçimlerinde 12 Eylül'e duyulan tepkiden ANAP 'a 2002 seçimlerinde ise 28 Şubat'a karşı tavrını Ak Parti' ye yönelterek göstermiştir.(Başka birçok etkileyici faktörler vardır .) geçmişe ve darbelere dönersek , Kürtlerin umut, demokrasi, hak ve özgürlüklerini istemek, mücadele etmeleri tabii ki durmayacaktı. Doğu mitingleri, TİP dönemi hayli hareketli geçer. O da 12 Mart 1970 darbesiyle frenlenir. Denizler asılır, binlerce devrimci demokrat iskencelerden geçirilir, tutuklanır. 1980 öncesi bir şekilde milletvekili, belediye başkanı olanlara da 12 Eylül 1980 sonrası Diyarbakır 5 nolu'sunda bok yedirilir. 1991 de DEP dönemi Leyla Zana ve 15 arkadaşının bir çırpıda dokunmazlıklarının kaldırılması ‘yemin andına' Kürt kelimesini eklemekten olmuştur.

 

Konumuz 90 'lı yıllara gelmişken Kürt cephesine dönersek yanlış yapmış sayılmayız umarım. Tüm politik insanların kabul etmesi gereken bir gerçek var ki Hep-Dep-Hadep dönemi bir araya gelebilmemiz için, güç birliği, siyasal birlik seçim işbirliği için en iyi uygun dönemdi. Çünkü 1980 12 Eylülden sonra hem zorunluluk, hem de birlikte yasal legal parti çalışmaları yapılmıştı. Ama hastalıklarımız demek ki henüz geçmemişti. Yine de ayrı kulvarlardan da olsa legal siyasi partilerin( HEP,DBP,DKP ) kuruluş gelişimi 80 'li yılların sıkıntılarını bir nebze artırdı, eski kitlesel günler eylemler hatırlandı, kitlesel eylemler başladı. Bu da düşmanı çabuk uyandırıp Vedat AYDIN olaylarını ‘ Hizbulkontra ' olaylarını başlatmalarına neden oldu.

 

Bizlerin kulvarında her ne kadar DBP, DKP partileri vardıysa da kitleselleşmeyi sağlayamadık. DKSÇG ( Demokrasi Kürt Sorunu Çözüm Girişimi) yine daha geniş bir yelpaze olmak içindi. Çalışmalar uzun süre devam etti. 2002 Şubatında İmralı süreci dışında kalanlar Hak-Par'ı büyük bir emekle özveri ile kurdular. 2002 Kasımında yasal olarak örgütlenmesini tamamlayamadığından seçimlere bağımsız adayla genel başkan Abdulmelik Fırat'ı Diyarbakır'dan göstererek girdi. Devlet-PKK tavrı, geçersiz oylar, aydınlarımızın korkaklığı vb. sorunlar başarımızı engelledi ( sorun milletvekilliğimiz değildi, kendimizi anlatmak, Kürtlerin aleyhtarlık durumlarını teşhir etmekti ). Yine de kendimizi anlatmak çok yere ulaşmak basını yerel televizyonları kullanmak açısından çok iyi bir seçim geçirdiğimizi söyleyebiliriz.

 

Kısaca gereği yapıldı düşünüyorum. İyi bir sonuç alınmadıysa ( ki ben öyle yorumlamıyorum. Çünkü amaç farklıydı ve çok yani bir partiydik ) da amacımıza ulaşmıştık. Başkaları amacın fazla oy ve ‘ milletvekilliği ' olduğunu söylüyorsa nedeni tartışma götürür. Kaldı ki 2002 Şubatın da kurulan bir parti 9 ay seçime girme cesaretini gösterip gereğini yapmaya çalışması eleştiri konusu iken 2007 temmuz seçiminde PM tarafından tamamiyle pasif , 'ucuz yol' seçmeye ne demeli. Bilindiği gibi Ankara da Kürt-Der deki Ahmet Türk,Sertaç Bucak,Şerafettin Elçi'nin yemekli toplantısında Kürt seçim bloğundan bahsedilmiş. Sonradan hiçbir gelişme olmadığı halde Radikal gazetesine yakışmayan yalan yanlış haberler, ‘gelin güveği' olmalar, DDKD-Devrimci Demokratlar tarafından meclis toplantısı tartışmaları çok dikkat çekiciydi. Seçimlerle ilgili yan, Hak-Par içinde aktif çalışan arkadaşların “ Kürt Seçim Bloku ” yanlısı, tavrı göstermeleri, Hak-Par'da aktif çalışmayan ( istisnalar hariç ) arkadaşların ise DTP ile kırmızı çizgilerimiz vardır demeleridir.

Konumuzu kısaltıp özetlersek sanırım daha iyi anlaşılıp, karışık durumu daha bir netleştirmiş oluruz.

 

Yukarıda da değindiğim gibi Kürtlerin, 82 anayasasının 81 . maddesine göre ( yemin metni Türk Devletinden , birliğinden, bütünlüğünden bahsediyor ) “ anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine söz veriyorum ” şeklinde açıklıyor. Ve Kürtleri kökünden inkar eden, yok sayan bir açıklama TBMM 'de bu yüzdende her ne kadar şu anda 100 kadar Kürt kökenli milletvekili var ise de bunlar düşünce ve kendilerini görme şekliyle, and içmeliriyle Kürt görmemekte Kürtlük onur ve şereflerini milletvekilliğe satmaktadırlar. Bunun başka hiçbir açıklaması yoktur. Kulvar değiştirenler, and içmeyenler başka şekillerde eleştirilseler de aynı konuma sokulmamalıdırlar. DTP den ‘ milletvekili ' olacak 15-20 vekilin and içmeleri Kürtlere ihanet kabul edilecektir. Aksi tavırlarından kendileri ve onlara oy verenler sorunlu olacaktır.

 

Bizlere ( Hak-par, Devrimci-demokratlat ( ciwan-kurd ), TEVKURD , Rızgariciler, Kürt parti insiyatifi,vb . İmralı konpsepti dışında kalan herkes ) gelince, eğri oturup doğru konuşalım, doğru değerlendirelim. Özverili, cesaretli, fedakarca partimize, oluşumlarımıza, kurumlarımıza sahip çıkmıyoruz. Ondan sonra her şeyden de şikayetçi, kritikçi olup kendikendimizi yiyoruz.

 

Hak-par'ı gerektiği şekilde sahiplenmedik KDÇG ' ye gerekli desteği veremedik . TEVKURD ete kemiğe büründü oldukça değer verip aynı soğukluktan kaçınmamız lazım. Seçimler konusu tavır ve çalışmalarımıza gelince; Hak-par kesinlikle gerekli tavrı, beklenen tavrı gösterememiştir. ‘ Ucuz, kolay yol' u tercih etmiştir. Bu cephe en azından Devrimci Demokratlardan olur, TEVKURD ' dan olur bir bağımsız aday ( TEVKURD oluşumu ne kadar yeni kabul edilsede alt yapısı ve geçmişi eskiye dayanıyor .) kesinlikle çıkarmalıydı. Geçmiş seçimlerde olduğu gibi amaçları kesinkes vekillik olmayacaktı amaçları kendilerini, tavırlarını, Kürtlerin birliğini seçim işbirliklerini anlatmak olacakı. Basını, yerel tvleri kullanmak olacaktı. Böyle fırsatları kullanmayacaksan neyi kullanacaksın. Yerel seçimlere parava kötümü olurdu. Bir çok seçimde olduğu gibi kendi tabanınızın boynunu bükük, oylarını başı boş bırakma hakkına sahip değilsiniz. Çünkü kendini göstermek için, anlatmak için yasalar el veriyor.

 

Biliyoruz ki bunlar gerçekleşse bile eksik kalıyoruz, güçsüz kalıyoruz. Bu işin çözümü formülü vardır. İyi niyetli dialog,kendini anlatma,güçlü olmaya çalışma,ilkeli olmak en iyi formüldür. Geriye kırmızı çizgiler ve 82 anayasasının 81 . maddesinin değişimi kalıyor. Şayet mecliste bir şey ler olacaksa, sesin kesilmeyecekse Kürtler güçlü bir şekilde grup olarak girmek isterlerse bunlar yeterlidir. Yok eğer ‘ üniter devlet te çözüm' dersek ‘ demokratik cumhuriyet' dersek, ‘ Türkiye ye sözümüz var' dersek biz bu işte yokuz kardeşim sona kadar, varsın Kürt oyları heba olsun. Herkes yaptıklarıyla anılır, yaşar. Hatalardan tüm Kürtler zarar görüyor ama esas hatayı yapanlar sonucuna katlanırlar.

21.07.2007