Kürtler, ne istiyor?

 

Sayın Başkan,

Değerli katılımcılar,

Hak ve Özgürlükler Partisi adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

“Kürtler Kürt Sorununa Nasıl bakıyor?“ konulu bu konferansa Partim Hak ve Özgürlükler Partisi HAK-PAR'ın görüşlerini siz değerli katılımcılarla paylaşma olanağı veren Kürt-Kav'ın değerli yöneticilerine teşekkür ederek başlamak istiyorum.

Değerli Katılımcılar.

Kürt Sorunu yeni ortaya çıkan bir sorun değildir. Kürt Sorununun yüzyılı aşkın bir geçmişi var. Ama bu sorun daha çok uluslaşma hareketlerinin başlamasından sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulmasıyla birlikte yakıcı bir sorun halini aldı. Aslında bu sorun, Cumhuriyetin kuruluşunda verilen sözler tutulmuş olsaydı ve Kürtlerin kendi muhratiyetlerinin sağlanması gerçekleşseydi belki bugün için artık sorun olmaktan çıkacaktı. Ne var ki 84 yıllık deneyim, Kürtlerle devlet arasında bir güven bunalımına yol açmıştır. Çünkü Kürt sorunun çözümü için adımların atılmaması, cumhuriyet öncesi verilen sözlerin unutulması, yurttaşlığın temelinde olan topluluğa güven ve ona bağlılık duygusunu Kürtler arasında tahrip etmiştir. Ancak güven bunalımının aşılması, Kürtlerin uluslararası standartlar ile haklarının güvence altına alınması ile mümkündür. Bu da bir statüye kavuşması ile Kürtlerin kendi kendisini yönetme istemi ile ilişkilidir.

Kürtler kendi kimliklerine sahip çıkmak ve Ulus olmaktan kaynaklanan hakları için Cumhuriyet Dönemi boyunca defalarca baş kaldırmak durumunda kaldılar. Ama her seferinde kan, gözyaşı ve ölüm bekledi onları. Çünkü karşısındaki güç, Kürtlerin haklarını tanımaktan çok Onları asimile etme, red ve inkar ile şiddeti bir yol olarak tercih etmiştir. Peki neler yapıldı bu süreçte? İsterseniz tekrar olma pahasına bir göz atalım.

•  Kürtlerin yaşadıkları coğrafyada sıkıyönetim ve olağanüstü hal yönetimleri adeta olağanlaştırıldı.

•  Kürtçe 70 yıla yakın bir zaman diliminde yasaklandı. Kürtçe konuşanlar şu ya da bu şekilde cezalar aldı, zarar gördü.

•  Binlerle ifade edilen Kürt yerleşim birimi yakıldı ya da boşaltıldı, zarar gördü.

•  Milyonlarca Kürt insanı ya Türkiye'nin Batı İllerine ya da yaşadıkları yerdeki büyük kentlere göçertildi.

•  3000'i aşkın siyasi cinayet işlendi.

•  Köy Koruculuğu sistemi geliştirilerek Kürt Kürde kırdırıldı.

•  Kürt Coğrafyasına yatırım yapılmadı, yapılan yatırımlar daha çok güvenlikle ilgili yatırımlardı.

•  Kürtlerin kimliklerini ifade etmeleri yasaklandı, bunda ısrar edenler baskı, işkence ve onlarca yıl cezalarla karşı karşıya kaldılar.

•  Devlet, Silahlı Kürt Muhalefetini bahane ederek Kürt Sorununu terörize etme yolunu seçti.

•  Kürtlerin Kürt olmaktan kaynaklanan haklarını tanımak, onların kendilerini ifade etmelerinin önünü açmak yerine şiddeti tırmandırdı ve demokratik muhalefetin oluşmasını uzun yıllar engelledi.

Cumhuriyet tarihi boyunca gerçekleşen Kürt başkaldırılarında bu yöntemler uygulanmış ama özellikle 1990'lı yıllarda bu yöntemler adeta “genel bir uygulama” halini almıştır.

Değerli Katılımcılar,

Bütün bu uygulamaların çözüm olmadığı, bu uygulamaların Kürt Sorununu Türkiye'nin en önemli sorunu haline getirdiği, bu sorun çözülmeden Türkiye'nin diğer global sorunlarının çözülemeyeceği gün gibi ortadadır. Bu sorunun çözümü için acil olarak atılması gereken adımlar vardır. Bunlar başlıca;

  • Kürt sorununun bütün boyutları ve çözüm önerileri ile birlikte tartışılacağı tam ve eksiksiz bir özgürlük ortamının sağlanması için gerekli düzenlemelerin bir an önce çıkarılması, yapılan düzenlemelerin uygulanması için etkin önlemlerin alınması,
  • Kürt sorununda geçmişte izlenen politikaların ürünü olan ve hiçbir meşruluğu bulunmayan Köy Koruculuğu sistemi, JİTEM, Özel Harp gibi yapılanmalar dağıtılmalı, geçmişte işlenen siyasi cinayetlerin, faili meçhul kalmış suçların, işkencelerin, köy boşaltmaların sorumluları tespit edilerek bu işe özgü olarak kurulacak özel bir mahkemede yargılanmalıdır.
  • Yakılan, yıkılan ve boşaltılan yerleşim yerlerinin onarımı, üretimin yeniden canlandırılması, zorla yerlerinden sürülmüş milyonlarca insanımızın geri dönüşü, yaşanan zararın tazmini ile eğitim, sağlık ve altyapı gibi hizmetlerin istikrara kavuşturulması için bir hareket planı hazırlanıp bir an önce hayata geçirilmelidir.
  • Kürtlerin yaşadığı bölgenin içinde bulunduğu yoksulluk, ekonomik geri bırakılmışlık durumunu gidermek ve diğer bölgelerle bir dengeye getirmek için bu alanda pozitif ayrımcı bir ekonomik politika anlayışı geliştirilmeli, bölgedeki yer altı ve yerüstü kaynaklar öncelikli olarak bölge ekonomisinin hizmetine sunulmalıdır.
  • Kürtlerin kendi kimlikleriyle örgütlenmesi, Kürt kimlikli ve Kürtçe isimli siyasi parti, dernek vb kurumlar kurma ve faaliyetlerinde Kürtçe kullanma hakkına yönelik yasaklar kaldırılmalıdır.
  • Kürtçe radyo-tv yayını alanında bütün sınırlama ve kısıtlamalardan arınmış bir düzenleme yapılmalı, Kürtçe'nin eğitim-öğretim alanında kullanımının önündeki engeller kaldırılmalıdır.
  • Yerleşim yerlerinin ve coğrafik alanların Kürtçe isimleri iade edilmelidir.

Değerli Katılımcılar;

Tartışmasız bir şeyi ifade etmek gerekir ki Kürtler bir ulustur ve ulus olmaktan kaynaklanan hakları vardır. BM Ana Sözleşmesinde de belirtildiği gibi Her Ulus Kendi Geleceğini Serbestçe Tayin Etme Hakkına Sahiptir ve kuşkusuz bu hakka aynı zamanda Kürtler de sahip olmalıdır.

Hepimizin bildiği gibi bu hak çeşitli şekillerde tezahür eder. Bu diğer halklarla birlikte yaşama, özerklik, federasyon, konfederasyon, bağımsız devlet kurma şeklinde olabilir. Bir ulus kendi özgür iradesiyle hangi biçimi seçerse seçsin kendi geleceğini tayin etmiş olur ve bu tayine saygı duymak diğer tüm halkların ve devletlerin görevidir.

Değerli Katılımcılar,

Hak-Par olarak 12 Kasım 2006 tarihinde Büyük Kongremizi yaptık ve Kürt Sorununun ancak eşitlik temelinde kurulacak Federal bir yapıyla çözülebileceğini programlaştırdık. Bu Partimizin Kürt Sorunu için öngördüğü çözümdür. Partimiz bu hedefe ulaşmak için yoğun bir çalışma içine girecek, resmi ideolojiyi savunmayan ve Kürtlerin kendi geleceğini serbestçe tayin etmesini içtenlikle savunan tüm birey, grup ve partilerle işbirliğini esas alacaktır.

Kürt Sorununda somut çözüm önerilerinin programlaştırılmasını Hak-Par olarak önemsemekteyiz. Çünkü Kürtlerin siyasi, hukuki ve idari anlamda kendi kendilerini yönetmelerinin önünün açılması Kürt Sorununun çözüm anahtarıdır.

Öte yandan Kürt Sorunu yıllarca devlet tarafından son derece bilinçli bir politikayla terörize edildi ve ne yazık ki kimi Kürt Örgütlerinin attığı yanlış adımlar buna zemin hazırladı. Bu anlamda biz Hak-Par olarak PKK'nin silahların susmasına ilişkin aldığı kararı olumlu buluyoruz. Bu karar toplumun geniş kesimlerinin ve demokrasi güçlerinin beklentilerine denk düşmektedir. Kürt sorununun çözümünde kalıcı adımların atılması için silahların tümden bırakılması, çatışma ve gerilim ortamının geride bırakılması zorunludur. Böyle bir durum Devletin Kürt Sorununu terörize etmesinin de önüne geçecektir. Devlete böyle bir zemin bırakmayacaktır.

Devletin bugün için şiddetin tırmandırılmasına daha çok ihtiyaç duyduğu açıktır. Son dönemlerde Ordu Temsilcileri ile Hükümet yetkilileri PKK'nın Kandil'deki güçlerini bahane ederek savaş tamtamları çalmaya başladılar ve Güney Kürdistan'a müdahaleye ilişkin mesajlar vermeye başladılar. Açık ki hedef PKK'nın güçleri değildir. Hedef Güney Kürdistan'da Kürt Halkının iradesi doğrultusunda oluşan Federal Kürt Devletidir. Bu konuda bütün yurtsever güçler teyakkuzda olmalı ve böyle bir müdahaleye birlik ve ortak dil çerçevesinde karşı çıkmalıdır. Biz Hak-Par olarak Türkiye'nin iyi komşuluk ilişkileri temelinde dış politika sürdürmesinin Türkiye'de yaşayan herkesin ve her kesimin yararına olduğuna inanıyoruz. Türkiye'nin Kerkük sorununun Irak halklarının iradesi ile yapılan Irak Anayasa'sına göre çözümlenmesine saygı duyması gerekmektedir. Bu politika hem Kürt halkının hem Türk halkının çıkarına olacaktır.  

Aksine tutum, hele bir askeri müdahale veya savaş, halkların yıkımına sebep olacağı gibi buna sebep olan yöneticilerin de bu politikanın altında kalacakları kuşku götürmez bir gelişme olacaktır. Saldırgan bir politika, AB'ye girmeye ve demokratikleşmeye çalışan ve bu yüzden bir çok alanda gelişme trendi yakalayan bir Türkiye'nin tüm dengelerini alt üst edeceği gibi 20 milyon Kürt insanının yaşadığı bu ülkede halklar arasında onarılamaz kırılmalara sebebiyet verecektir.  

Değerli Katılımcılar;

Peki Kürt sorunu böyleyken ve hala can yakıcı bir sorun olarak orta yerde duruyorken Kürtler ne yapmaktadır? Sorunun yakıcılığına denk düşecek politikalar üretebiliyorlar mı? Herkesin diline pelesenk ettiği Kürtlerin Birliği konusunda ciddi ve kalıcı adım atabiliyorlar mı? Bu soruların cevabı ne yazık ki hayırdır. Ama haksızlık ta etmemek gerekir. Son dönemlerde özellikle bu alanda ileriye dönük umut vaad eden gelişmeler de oluyor. Örneğin Kürt Ulusal Demokratik Birlik Çalışma Grubu bunlardan biridir. Bu ve buna benzer çalışmaları önemsiyoruz.

Ama her şeye rağmen Kürtler birlik konusunda bulunmaları gereken noktada değiller ve bu alanda daha gidilecek çok yol var.

Biz Hak-Par olarak bu alanda üstümüze düşeni yerine getirme konusunda yoğun bir çaba içinde olacağımızı huzurlarınızda ifade etmek isterim. İçinde bulunduğumuz dönemde Kürtler arası demokratik kültürün, ortaklaşmanın, uzlaşma becerisinin gelişmesi için yoğunlaşacağız. Hak-Par olarak politik farklılıklarımızı, çok sesliliği, çoğulcu anlayışı ortak amaca yönelik bir zenginlik olarak gördüğümüzü belirtmek istiyorum. Birlikte yürümenin tüm olanaklarını seferber etmek, tarihi bir görev olarak önümüzde duruyor. Hak-Par'ın bu alanda üzerine düşeni yapacağından hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Beni dinleme sabrını gösterdiğiniz için içtenlikle teşekkür ediyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. 21.01.2007

  Av. Semir Güzel

  HAK-PAR BK Üyesi