Arşiv

NE YAPMALI?

Kürtler, 20. yüzyılın başında önemli bir dönemeçte bulunuyorlar. Tercih ile karşı karşıyadırlar. Yapmaları gereken tercih, kendi ülkelerinde siyasal iktidar olmak isteği ile, tarihte örnekleri olan başka halkların durumu gibi, farklı coğrafyalara iradeleri dışında sürüklenmiş olmalarını kabullenerek, bunu bir kader olarak görerek, kendi ülkelerinde iktidar olma ve kendi ülkelerini yönetme isteğinden vazgeçme arasında yapılacak olan tercihtir. Yapmaları gereken tercihö siyasal entegrasyon ile siyasal iktidar olma arasında bir tercihtir.

Dünden bugüne, Kürt halkına Kürdistanı işgal altında bulunduranlar tarafından dayatılmış olan, kendi ülkelerini yönete isteğinden vazgeçmeleri olmuştur. Buna karşın, en az 150 yıldan beri Kürtlerin bir bütün olarak istekleri, kendi ülkelerinin egemeni olarak orayı yönetme, dolaysıyla kendi kendilerini yönetme mücadelesinde somutlaşmıştır.

T.C Devleti, işgal altında bulundurduğu Kuzey Kürdistan topraklarında, kendi yaşı ile yaşıt dönem boyunca yürüttüğü topyekün inkar ve imha politikası sonucu ortaya çıkan demografik dönüşümü (aslında buna demografik yapının zorla değiştirilmesi demek daha doğrudur) esas alarak, Kürtlerin kendi doğal tercihlerinden vazgeçmelerinin toplumsal ve teorik gerekçesi yapmaları yönünde “telkin”lerini tüm gücüyle sürdürmektedir.

Bu durumda trajik olan, Kürtlerin bir kısmının, bu demografinin oluşumunda fiili katkısı olan “siyasal örgütler” de dahil olmak üzere, bu inkar ve imha politikasının sonucu olan demografik dönüşümü kendi “siyasal” hedeflerinin gerekçesi durumuna getirmiş olmalarıdır. Bu tercihler, “Türkiyelilik, Türkiyelileşmek ya da Demokratik Cumhuriyet Projesi” vb. isimleri ile, farklı biçimlerde dile getirilmektedir.

Bu hedef ve politikaların yaratacağı sonuç, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kendi Kuzey Kıbrıs’ını, Batı Trakya’sını, Balkanlar’ını vs. yaratmasıdır. Buna, bazı Kürtleri de ortak etmesi, ortak etmek istemesi ya da bazı Kürtlerin isteyerek ve görerek bu politikaya ortak olmak istemeleri, sonucu değiştirmemektedir.

Kürtler açısından geçerli olan, imha ve inkar politikalarının kendi coğrafyalarınaki, yani kendi ülkeleri olan Kuzey Kürdistan’daki varlığına son vererek kendi egemenliğini kurmanın yanında, yine bu politikaların sonucu olarak kendi coğrafyasından uzaklaştırılan, İstanbul’un, Akdeniz ve Ege kıyılarının metropollerindeki varoşlarda yaşamaya zorlanmış olanların, azınlık olarak insani haklarının elde edilmesi, güvence altına alınması ve korunmasıdır.

Kürtler kendi coğrafyalarında iktidar olacaklardır, iktidar biçimine kendileri karar vererek kendi iradeleri ile geleceklerini tesbit edeceklerdir. Hem hak olan, hem gerçekçi olan ve hem de Kürt ve Kürdistan sorununa çözüm arayanlar açısından kalıcı olan yol budur.

Kendi iradelerini T.C Devletinin inkar ve imha politikalarının sonuçlarına hapsedenlerin, “Türkiyelileşen” Demokratik Cumhuriyet projesi sahiplerinin, yandaşlarının ve yardakçılarının kendi toprakları dışındaki haklarını koruma onuru da, kendi haklarını ve onurlarını korumaktan vazgeçmeyenlerin onuru olacaktır.

Bu sorunların tarihsel ve siyasal geçmişleri ile birlikte detaylarıyla ele alınması bu yazının konusu değil.

Bu yazıda yapılmak istenen, yukarıda belirtilen tercihler ile bu tercihlerin siyasal ve toplumsal taraflarının gökten zembille inmediklerini tesbit etmek ve buna bir örnek olarak ta, daha 1995 yılında, bugünün “Türkiyeli Demokratik Cumhuriyet Projesi” sahiplerinin, yandaşlarının ve yardakçılarının, “sıra devlet olmakta” naraları ile ortalığı toz duman etmek istedikleri dönemde de, bugünü yakalayabilen siyasal tesbitlerden birine, Medya Güneşi dergisinin 1.15 Şubat 1995 tarihli 61. sayısında "Kürt Kimlikli ‘Türkiye Vatandaşı’ olmanın Tutkalı Aranıyor” başlığı ile yayınlanmış olan makalenin yeniden yayınına giriş yapmak için yazıldı. Yıllarca önce kaleme alınmış yayınlanmış ve bugün bile güncelliğini koruyan bazı diğer makaleler de bunu izleyecektir.

Zayıf hafızaların gizleyemeyeceği ya da yok edemeyeceği arşivler ve siciller vardır. Zayıf hafızalara rağmen, arşivlere göz atmayı becerebilirsek, onurumuzu, hem bireysel hemde ulusal kimlik anlamında kollektif düzeyde satın almak isteyenlere karşı durabilmeyi de daha iyi becereceğiz.

Yeni bir başlangıcın ilerideki tartışmalarında birlikte olabilmek umuduyla!

7 Nisan 2004, Stockholm

 

KÜRT KİMLİKLİ "TÜRKİYE VATANDAŞI"
OLMANIN TUTKALI ARANIYOR

Çözüm dayatıyor. Çözüm aranıyor. Çözüm tartışılıyor. Çözüm bulunamıyor. Çözümsüzlük yeni kurbanlar istiyor ve alıyor. Çözümsüzlük yeni ortaklar arıyor. Yeni ortaklar istemeyerek de olsa, çözüm arayanlar arasından da çıkabiliyor. Ve çözümsüzlük derinleşiyor

Neden?

İsmi konulmayanın, coğrafyası belirlenmeyenin, hakkı ve hukuku anılmayanın çözümü aranamaz, tartışılamaz ve bulunamaz.

Devlet ağırlıklı yanı ile "terör" ya da "Doğu ve Güneydoğu Anadolu" sorunu diyor. "Yeni Cumhuriyet" çiler, en sağından en soluna, Kürt sorunu diyorlar. Hak ve hukuku, coğrafyası belli olmayan bir kimlik sorunu! Cengiz Çandar uyarıyor. Aman sorunu bir bölge sorunu yapmayın, Türkiye´yi bölersiniz! Tansu Çiller "Ne mutlu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım diyene" yi tutkal diye ileri sürüyor. Cengiz Çandar´ın söylediğine siyasal bir ifade veriyor. Temelde farklı değil. Önce çözümü arananın ne olduğunda mutabakat sağlanmalı. Bölge sorunu mu, kimlik sorunu mu, terör sorunu mu ? Kürt ve Kürdistan sorunu mu, terör sorunu mu?

Çözüm arayanlardan bir kesimin çözümsüzlüğe ortaklığı nasıl oluyor? İşte bir kaç örnek. Abdullah Öcalan önce kendisini ulusun temsilcisi, hem de tartışılmaz temsilcisi ilan ederek ve kendi siyasal programını bir kenara bırakıp, herkesten önce Clinton´a, Kohl´a, Major´a ve Mitterand´a güvence vererek kendisini birliğin tutkalı olarak ortaya atıyor. Sadece PKK adına konuşabileceğini, ne bu satırların yazarı olan Kürt´ün ne de Kürt ulusunun milyonlarca diğer üyesinin sözcüsü olmadığını, kimsenin kendisine böyle bir yetki vermediğini unutuyor. HADEP, Yeni Değişim ve Demokrasi Hareketi, çözüm tarafının bir bileşeni olmayı, çözümün tutkalı olmaya tercih ediyorlar. Realite Press, "Kürt Kimlikli Özgür Yurttaş" diye bir tutkal üretiyor. Kürtler adına siyasal iktidar olmaktan feragat ediyor. Kürtlerin, yıllardır siyasal iktidar mücadelesi yürüttüklerini ve siyasal iktidar olma haklarını unutuyor. Kürt Demokratik Platformu, "Kürtlerin ezici çoğunluğu hiçbir zaman ayrılmak istememişlerdir" isimli bir tutkal üretiyor. Ama, Kürtlerin büyük bir çoğunluğunun 72 yıllık TC tarihinin hiçbir döneminde ne istediklerini -bugün dahil- özgür olarak söyleme imkanına sahip olamadıklarını unutuyor. Tümünün ortak yanı, çözüm´ün asli tarafının bileşenleri olarak bile dikkate alınmadıklarını unutmalarıdır.

Adlandırılmadan ve anılmadan çözülmek istenenin bir geçmişi var. Çözüm isteyenler tarafından da unutulan ve çözüm için unutulmaması gereken bir geçmiş.

Kısaca şöyle;

Dün yok idik. Zamanla, kuyruklu Kürt olduk. Türk boylarından Kürt kökenliler olduğumuz "kanıtlandı". Yavaş yavaş Kürt oluyoruz. Dün ağa, bey ve şeyhler önderliğinde, laiklik ve cumhuriyete karşı şeriat ve saltanatı savunduğumuz iddia edilerek katledildik. Bugün "bölücülük" yaptığımız için katlediliyoruz. Dün birlik olamadığımız için birleştirildik. Bugün, 1000 yıldır birbirimiz ile iç içe geçtiğimiz için, etle tırnak gibi olduğumuz için "birliğimiz" bozulamaz.

Kürt olduk. Kürt kimlikli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak üzereyiz. Hak ve hukukumuz ile değil. Yasal güvencelerle değil. Kimliğimizi kullanarak ve en önemlisi de kendi coğrafyamızda değil.

Ve bugün gelinen nokta. Çözüm´e tutkal aranıyor.

Bu noktaya ulaşmamız kolay olmadı. Tırnak ile kazdık gelinen bu noktayı. Ahmedê Xanî`nin Mem û Zîn`i ile, Mikdat Bedirxan´ın Kürdistan Gazetesi ile, Şeyh Sait ulusal başkaldırısının yarattığı değerler ile, Dersimde ana rahminden süngü ile çıkarılan çocukların ve analarının kanlarının kırmızıya boyadığı Murat´ın suları ile, Mahabad Kürt Cumhuriyetinin değerleri ve anıları ile, 1959´da karanlığı yırtan Kürt aydınlarının cesareti ile bugünlere vardık. Kürt olduk. Zindanlarda yazılan "bırina reş" ile, sokaklarda, meydanlarda haykırılan "doğuya jandarma karakol, batıya fabrika yol", yıkılsın sömürgecilik yaşasın bağımsızlık, Kurda ra Azadî sloganları ile, daha nice trajediler ve başarılar ile Kürt olduk. Ulus´ta Atatürk heykelini görünce heyecandan titreyen Kürt gençlerini, kendi toplumu ve kimliği ile tanıştırarak bugünlere geldik ve Kürt olduk.

Çözüm´e tutkal aranıyor, ama yapıştırılacaklardan biri ortada yok. Kürtler yok. Yasalarda yok. Kürtlerin siyasal iradesi yok. Yasalar yasaklıyor. Hapiste, sürgünde, yasadışı, maşa, terörist. Kürdistan diye bir coğrafya yok. Yasalar coğrafyayı da yasaklıyor. Türklerle Kürtlerin birliği, Türkiye ile Kürdistan´ın siyasal bir coğrafya olarak birliğini sağlamak için tutkal aranıyor ise önce Kürtlerin ve Kürdistan´ın da masaya taşınması gerekiyor.

Bütün "Türkiye" de eşit vatandaş. Niye bu cömertlik. Önce siyasal değil ama coğrafi sınırlarımızda Kürt olalım ve Kürt olarak anılalım. Coğrafyamızın -birlikte yada ayrı- siyasal sınırlarını ve de ismini tesbit etmek zor olmaz.

Herkes, ne ve nereli olduğuna önce karar versin. Sonra çözümü tartışarak ve arayarak çözüm üretsin. Ben Kürt´üm, ve Kürdistan´lıyım. Önce bunu belirleyelim. Sonra kiminle ve nasıl birlikte yaşayacağımıza ya da yaşayabileceğimize hep birlikte karar verelim. "Arayan mevlasını da belasını da bulur" denir. Kürt halkı, belasını çok gördü ve göre göre bugünlere geldi. Şimdi sıra mevlamızı bulmakta. Ve bulacağız

Ulusal Kurtuluş için “Ulusal Birlik”

Hep “Misubet” mi bekliyeceğiz?

Zaman ile yarışmak!

Leyla Zana nihayet "Zana" olduğunu ortaya koydu!

PKK'nin 20 YILLIK SERÜVENINDEN KESITLER

"PKK/KADEK/ KONGRA-
GEL" DEN AYRILANLAR HAKKINDA AÇIK MEKTUP!

20. Yılında 15 Ağustos'un 
siyasal sefaleti!

KÜRT KİMLİKLİ "TÜRKİYE VATANDAŞI"
OLMANIN TUTKALI ARANIYOR

Ben yazmayı unuttum!