Arşiv

Ben yazmayı unuttum!


Ben yazmayı unuttum!
Neyi yazmam gerektiğini unuttum.
Neyin yazılması gerektiğini unuttum.

Bugün yazılanları ve yazılanlanlarda yakınılanları, ‘Türkiyelileşme’ vb. kavramlarında ifede edilen politik perspektifleri yeniden hatırlamak istememek gibi bir dünya içinde hissediyorum kendimi.

Hislerimde haksız olmadığımı “yeniden keşfediyorum”.

Keşfetmiyorum aslında, bu konularda yazılmış olanları sadece hatırlıyorum ve sonra da arşivlere bakıyorum.

Hatırladığım ve arşivler yardımıyla da, üzerinde "kıyamet koparılan” bu tartışma konularının, yani “Türkiyelileşme nin, anti-demokratik ve anti-demokrat olmanın zararlarının, ulusal birliğin gerekliliğinin ve bu gerekliliğin sahip olması gereken politik içerik ve örgütsel biçimin ne olması" gerektiği konusunda Kürdistan basınında (görsel, sanal, yazılı vb.) yeni olmadığını tesbit ettiğim zaman “yazmayı unutuyorum”.

Alzeymer hastalığına yakalandığımı hissettiğim anlar oluyor.
Alzeymer bir his değil bir durum, bir vakıa.
Öyle olmadığını da arşivlere bir göz atarak tesbit ediyorum.
Böylece, doktora başvurma zahmetinde kurtarıyorum kendimi!
Ama zahmetim bitmiyor!
Hangi zahmetin, diye soracaksızın?

Bu "dünyayı yeniden keşfedenler”in bilgi, vicdan, his ve onur dünyalarına izahat arıyorum! Zahmetim bu noktada!

Bazı nedenler buluyurum!
Ama hepsine yetmiyor!
Ve zahmet çekiyorum!
Bu zahmetimi aşmak istiyorum!
Düşünüyorum!
Konuşuyorum!
Ama, bu konularla ilgili yazamıyorum!
Tuşlara basamadığımdan dolayı değil!
Elimdeki arşivler beni bağlıyor!

Yazılmış ve bir çok yerde yakılmış olan düşünceleri ve perspektifleri düşündüğüm zaman, bunlara hakaret etmemek için, aynı şeyleri tekrarlamamak için bu "güncel" konularda yazmayı unutuyorum!

Ve "Kürt aydınlarında" hafıza arıyorum!

Sokrates’ten, Platon’dan, Marks’dan, Ahmedê Xanî’den ve daha nicelerinden alıntılar alanların, Troçki’nin yaşamını “tarih bizi doğruladı” başlığı ile hatırlayanların, ya da "Zap Cumhuriyeti" programları ile yaptıklarını, yaşamları döneminde yaşanmış ve söylenmiş olanları hatırlayamamalarına hayret ediyorum ve hafıza arıyorum!

Sadece hafıza aramıyorum aslında.

Bugün söyledikleri konusunda ne kadar samimi, dürüst ve inançlı olduklarını da düşünüyorum!

Ve zahmetim burada!

Zahmetimin nedeni de, bu konuların bireysel olarak, tek tek Kürtlerin yaşamı ile ilgili değil, Kürt toplumunun hem bugünü hem de geleceği ile ilgili olmasından kaynaklanıyor!

Bireysel olsa, bir Kürt atasözünün ifade ettiği gibi, "herkes babasının oğludur” (herkes kure bave xwe ye), deyip geçerim!

Ama geçemiyorum!

Sokrates’i hatırlayanlar niye, örneğin 1993 yılında yaşananları ve yaptıklarını unutuyorlar?

Yazılarını Ahmedê Xanî’nin dizeleriyle süsleyenler, niye 1978 yılını unutuyorlar!

Annesinin ölümünü, babasının sürgününü, dedesinin katlini hatırlayanlar niye Ferit Uzun’un, Mustafa Çamlıbel’in, Çetin Güngör’ün, Mehmet Şener’in, Mustafa Tangüner’in ve daha yüzlerce diğer Kürt yurtseverlerinin katlinin ve katledilmelerinin nedenlerini hatırlaya mıyorlar?

Niye Bedırxan’ların, Barzani’lerin ve daha yüzlerce Kürt aile ve aşiretinin katlini ve sürgününü hatırlaya mıyorlar!

Niye Dersimi ve Enfal’i, Halepçe’yi ve Zilan’ı unutuyorlar ve “Kürtler dünya gündemine girdi” vb. gibi illüzyonlar ve yalanlar üretiyorlar?

Sevr ve Lozan’da Kürtler gündemde değil midi?

Mahabad Cumhuriyeti ve 11 Mart anlaşması döneminde Kürtler Dünya gündeminde değil midi?

Gündemi ve toplum tarihini kendisinden menkul görenlerin acı trajedisidir bunlar.

Bunların çokluğu zahmeti arttırıyor.
Ancak, her zahmet, her sorun bir hayıra da vesile oluyor.
Hatırladığımı görüyorum.

Bunları hatırlamakla, aynı zamanda Bedirxan’ları, Şex Sait’leri, Seyid Rıza’ları, Qazi Muhammed’leri Mustafa Barzani’leri, 49’ları, Sait Kırmızıtoprak’ları ve Sait Elçi’leri de hatırladığımı görüyorum!

Gördüğüm diye dile getirdiğim, esasında sadece bildiklerimdir.

Gözlerimle düşündüğüm için ya da bahsettiklerimin, kendi yaşamım sürecinde gerçekleşmiş olmasından dolayı, "gördüğüm” demiyorum.

Bildiklerim ise en başta okuduklarım ve bununla birlikte duyduklarım, yaşadıklarım ve tüm bunların analizidir.

Bilinenlerin, görülmeye ve öğrenilmeye çalışılması benim bu zahmetimi bir hoş kılıyor!

Bu zahmetin yol açtığı hayır burada gizli!
Bu zahmetin yarattığı umut burada gizli!
Bu zahmetin güç verdiği azim burada gizli!
Bu zahmet katlanmaya değer bir zahmetttir!

Stockholm, 27 Nisan 2004

Ulusal Kurtuluş için “Ulusal Birlik”

Hep “Misubet” mi bekliyeceğiz?

Zaman ile yarışmak!

Leyla Zana nihayet "Zana" olduğunu ortaya koydu!

PKK'nin 20 YILLIK SERÜVENINDEN KESITLER

"PKK/KADEK/ KONGRA-
GEL" DEN AYRILANLAR HAKKINDA AÇIK MEKTUP!

20. Yılında 15 Ağustos'un 
siyasal sefaleti!

NE YAPMALI?