Arşiv

Zaman ile yarışmak!

Zaman ile yarışılabilir mi?  
Bu soruya benim net bir cevabım yok ancak, ben biz Kürtlerin ulus olarak zaman ile yarışmak zorunda olduğumuza inanıyorum. Böyle bir yarış olsa da olmazsa da bizim böyle bir yarışı yaratmamız ve böyle bir yarışa katılmamız gerekiyor.

Nedenleri benim açımdan çok basit esasında.

Zaman ile yarışmak bizim gerçeğimizde muhtemelen hangi anlamlara geliyor diye düşündüğümde aklıma takılan konuları, önemine göre bir sıralama yapmaksızın, şu noktalarda somutlaştırabiliyorum:

  • Zaman ile yarışmak, Kürtlerin tüm Dünya’da ulusların sahip olduğu haklara sahip olması anlamına geliyor.
  • Zaman ile yarışmak, Kürt toplumunun gelişmiş toplumlardaki eğitim düzeyini, okuma yazma düzeyini, bilgi düzeyini yakalayabilmeleri anlamına geliyor.
  • Zaman ile yarışmak, Kürt toplumunun, gelişmiş toplumlarda olduğu gibi hayatın her alanında ve hayatın her düzeyinde fonksiyonel, istikrarlı ve sürekliliği yakalayabilmiş örgütlülük düzeyinde olması anlamına geliyor.
  • Zaman ile yarışmak, Kürt toplumunun da, Kürt insanının da refah ve mutluluk içinde özgür bir yaşam standardına sahip olması gerektiği anlamına geliyor.
  • Zaman ile yarışmak, hem Kürt ulusunun kollektif kimliği ile hem de Kürt insanının bireysel kimliği ile, insan gibi yaşama olanaklarını elde etmesi anlamına geliyor.

Liste daha da uzatılabilir.

Her nokta onlarca alt başlık ile ele alınabilir.

Böyle yapılsa bile gerçek olduğu yerde duruyor.

O da hem bireysel kimliğimiz ile hem de kollektif ulusal, siyasal, sosyal, kültürel, mesleki vb. kimliklerimiz ile, zamana meydan okumak, zaman ile yarışmak zorunda olduğumuz gerçeğidir.

Yukarıya aktardığım ve son günlerde sıkça tartışılan konulardan biri olan “ulusal birlik” kavramını, “toplum olarak her düzeyde örgütlü olma, bir toplumun gelişme düzeyinin de göstergesidir” gerçekliği çerçevesinde irdelediğimizde öne çıkan resim, bu gerçeği çok net olarak yansıtmaktadır 

Konuyu biraz daha somutlaştırmak amacıyla irdelemeyi Kuzey Kürdistan ile sınırlı tutuyorum.

Kuzey Kürdistan ulusal demokratik mücadelesinin yakın tarihinde “ulusal birlik” kavramının gündemde olmadığı bir dönemi ben şahsen bilmiyorum ve hatırlamıyorum. Ancak gerçek o ki, bu süre içinde kimi önemli girişimlere rağmen henüz, bırakalım "ulusal birlik" kavramının ifade ettiği fiziksel/örgütsel bir yapının yaratılmış olmasını, bunun düşünsel zemini konusunda bile bir “ulusal-siyasal mutabakat” sağlanabilmiş değildir.

Bir ulus olarak böyle bir mutabakat ve yapı, yani ulusal düzeyde siyasal irade birliği yaratamadan, kendi kaderimizi tayin edebilir miyiz? Devlet olabilir miyiz? Federal bir siyasal statü elde edebilir miyiz? Otonomi ya da kültürel özerklik sağlanabilir mi?

Bu soruların tümüne benim yanıtım olumsuzdur.

Bunların gerçekleşmesi eşyanın doğasına aykırıdır. Sadece bu da değil, aynı zamanda çok uzaklara gidip başka ulusların deneyimine başvurmadan, Güney Kürdistan'da son 15 yıllık ve özellikle de son iki yıllık gelişmelere bakıldığında, yaşanmış deneyimler ile de bu gerçek sabittir. Başta Güney Kürdistan’ın iki büyük partisi KDP ve KYB olmak üzere diğer tüm ulusal güçler arasında mutabakat ve birlik sağlanmamış olsaydı, Kürtler, kendi iradeleri dışında ortaya çıkmış gelişmeleri kendi ulusal çıkarları doğrultusunda yönlendirebileceklerini iddia etmek mümkün değildir. Böyle bir birlik yakalanmamış olsaydı, dün sonuçları resmen ilan edilen seçimlerden Güney Kürdistan ulusal iradesi bu kadar güçlü çıkabilir miydi?

Benim yanıtım hayır dır! Böyle bir irade birliği olmasaydı ne ABD nin desteği ne de diğer ulusal ve uluslararası koşullar güneyli kardeşlerimizin böyle bir başarısına yol açamazdı.

O halde, teslim etmek gerekir ki biz Kuzey Kürdistan'lılar, yukarıda sıraladığım bazı konulardan biri olan “ulusal birlik”  açısından zamanın gerisindeyiz ve dolaysıyla da zaman ile yarışmak zorundayız.

Her yarışta olduğu gibi, bu yarışta da önce yarışın gerekliliğini, kurallarını tasbit etmek gerekiyor. Ama bu yetmiyor. Bu yarışı en azından göğüsleyebilmek için, donanımlı olmak da gerekiyor.

Bu genel tesbitler ışığında, çok somut olarak detaylara girmeden, Kuzey Kürdistan’da “ulusal birlik” konusunda yapılması gerekenlerin başında nelerin geldiğini şu başlıklar ile sıralamak mümkündür.

  • "Ulusal birlik” ile ilgili tartışmaların, diğer tüm konular için de geçerli olduğu gibi, verimli, medeni, seviyeli ve amaca uygun olabilmesi için, düşünceler ve eylemler esas alınmalı ve mümkün olduğunca, bireylerin şahsi kimlikleri ya da örgütlerin hukuksal kimliklerinin “meşruiyeti” gibi zeminlerden uzak yürütülmelidir. Bu tür konularda sözkonusu ettiğim yaklaşımlar, tartışılması istenen konuda mesafe alınmasına herhangi bir yararı olmadığı gibi, bu zeminde tartışma yürütmek isteyen bireylere ya da örgütlere de bir yarar sağlamamaktadır. Son günlerde PSK-PWD ortak açıklamaları esas alınarak ileri sürülenlerin, hem uslüp hem de muhteva olarak, büyük çoğunluğu ile böyle bir zeminde yürütüldüğü dikkate alındığında, zaman ile yarışımızda hangi noktalarda seyrettiğimizi ortaya koymaya yetmektedir.
  • “Ulusal birlik” perspektifi, eğer Kuzey Kürdistan siyasal örgütleri başta olmak üzere, Kuzey Kürdistan toplumunun dinamik ulusal/siyasal/sivil güçleri tarafından, somut bir siyasal iktidar hedefi temelinde sağlanamıyorsa (ki gerçek durum malesef budur), bu arayışlar, konuya ilişkin daha önceki tartışmalarda da gündeme gelmiş olan “Kuzey Kürdistan’lıların kendi geleceklerini özgürce tayin edebilmelerinin siyasal ve hukuksal zemininin yaratılabilmesi/sağlanması” hedefinde ortaya çıkarılmaya çalışılmalıdır.
  • 1995 yılında kurulmuş olan ve bugüne kadar işleyişi ve programı bir kez (bildiğim kadarıyla) gözden geçirilmiş olan PNK-B (Platforma Neteweyî a Kurdıstana Bakûr) kendisini gözden geçirme konusunda inisiyatif alma siyasal cesaretini göstermeli ve böylece bu platformun, ulus olarak ihtiyaç duyduğumuz bir fonksiyona dönüşümünün sağlanması için çaba harcamalıdır. Adına ve amacına uygun fonsiyonelliği yakalayamamış ya da bu fonksiyonları aşınmış olan yapılanmaları koruyarak zaman yarışında gerekli donanımı sağlamak mümkün olamaz.
  • Siyasal irade birliği ve temsil aracı olarak “Ulusal Birlik”, siyasal örgütlerin inisiyatifi ve yönetiminde, aynı zamanda temsili sivil toplum örgütlerini ve siyasal kadroları da, böyle bir mekanizma ve temsil içine alabilecek yolların/olanakların/perspektifin tesbit edilmesi ve uygulamaya konulması cesaretini de gösterebilmelidir. Bunun önemli ögelerinden birisi, toplumumuzda farklı birlik platformlarının birbirlerinin alternafifleri değil, aksine birbirlerinin tamamlayıcı ve güçlendirici unsurları olduğunu tesbit etmektir.
  • Siyasal irade birliği ve temsil aracı olarak “Ulusal birliğin” iskeletini oluşturan siyasal örgütlerde dinamizm, fonksiyonellik açısından bir zorunluluktur. Bu dinamizim hem düşünsel plan hem de örgütsel alan için geçerlidir. Bu nedenle de, sözkonusu iskeletin ögeleri olarak siyasal örgütlerde edilgenlik devam ettiği sürece bunun yaratacağı birliğin de bu edilgenliğin sonuçlarından ve hantallğından kendisini koruyabilmesi beklenmemelidir. Ancak, yine de, ulus olarak zaman ile karşı karşıya bulunduğumuz bu zorunlu yarışta, ne "bekle-gör” mantığı ile ne de “ikameci” anlayışla, hareket edemeyeceğimizi unutmamalıyız.

Zaman ile zorunlu yarışımızı mekanik bir olgu değil, dinamik bir süreç olarak algılamak ve ona göre davranmak, yaklaşık 150 yıllık ulusal mücadele sürecinin bir devamı olduğumuzu bilince çıkarmak ile  gerçek anlamına kavuşur ve önümüzde duran sorumlulukların yüklenilebilmesinde yol açıcı fonksiyona sahip olabilir.

Aksi ise, tartışma adına suçlamaları, çözüm adına çıkmazları, mücadele adına kaderciliği ve edilgenliği, yenilenme adına değer aşınmasını, örgüt adına tekkeciliği, güçlenme adına dağınıklığı ve nihayet ulusal kurtuluş adına ulusal esareti daha da kronikleştirir.

Stockholm, 14 Şubat 2005

Ulusal Kurtuluş için “Ulusal Birlik”

Hep “Misubet” mi bekliyeceğiz?

Leyla Zana nihayet

Zaman ile yarışmak!

PKK'nin 20 YILLIK SERÜVENINDEN KESITLER

20. Yılında 15 Ağustos'un 
siyasal sefaleti!

NE YAPMALI?

Ben yazmayı unuttum!