Arşiv

Demokratik Toplum Hareketi (DTH), Kürtleri TC'ye Siyasal Entegrasyon Projesidir! -II-

 

Abdullah Öcalan'ın 1999 yılı Haziran ayında İmralı'da “savunma” adı altında ileri sürmüş olduğu tezlerin temelinde “demokratik cumhuriyet” kavramının temel bir kavram olduğu hatırlardadır. Bu kavram gel zamam git zaman “demokratik toplum” kavramına dönüştü ve nihayet Abdullah Öcalan Mayıs 2004 tarihinde “Demokratik Toplum Partisi” kavramını da telafuz etti.

 

Bu kısa tarihçeyi belirtmemin nedeni, bir önceki bölümde belirttiğim gibi DTH hareketinin sahibi ve kaynaklarının kimler ve neler olduğuna ilişkin soru idi.

 

Gerçekten bugün ortalıkta görünen Hatip Dicle ve Feridun Yazar ya da diğer oniki koordinasyon kurulu üyeleri midir bu hareketi başlatan ve yürüten?

 

DTH'nin sahibi ve mimarı A. Öcalan dır!

 

Bu sorunun ilk elde cevaplandırılması gerekiyor. Çünkü, 22 Ekim 2004 tarihinde Leyla Zana'nın sözcülüğünü yaptığı basın toplanstısında (Özgür Politika gazetesi, aynı gün) DTH'nin kendileri tarafından yeni bir siyaset anlayışı ile kurulacağı söyleniyordu.

 

Ve bu söylemleri 25-26 Aralık 2004 günlerinde Diyarbakır'da yapılan “halk toplantısında” kamuoyuna açıklanan DTH bildirgesinde ise şu sözlerle ifade edilmekteydi;

 

“Türkiye'de, yeni bir siyaset kültürü ve anlayışıyla yola çıkan, halka dayalı siyaset yapma anlayışımızın bir gereği olarak başlatılan Demokratik Toplum Hareketi'nin, partileşme öncesi sürecini yaşamaktayız. Türkiye'de bugüne kadar kurulmuş bütün partilerden farklı olarak DTH, partileşme sürecini, temel dayanağı olan halkla birlikte tartışarak, görüş ve öneri alarak devam ettirip tamamlamak istemektedir. Buradan hareketle hemen belirtilmelidir ki; kurulacak olan yeni partimizin örgütlenme modeli ve örgütsel işleyişiyle temel hedefleri ve siyasal programı halkın demokratik iradesinin en geniş katılımıyla şekillendirilecektir.

Bu onurlu yola çıkarken DTH ve onun başlatıcılarının şüphesiz bir siyasal kimlik ve geçmişleriyle, bir ideolojik çizgileri, siyasal programları ve örgütlenmeye ilişkin ilkeler bazında bazı temel anlayışları vardır. Fakat daha çok genel ilkeler olarak anlaşılması gereken bütün bu konularda esas çerçeve halkla birlikte çizilecektir. DTH, özellikle partinin kuruluş sürecini halkın demokratik katılımcı iradesinin esas alındığı yeni yöntemlerle belirlemek için yoğun çalışmalar yürütecektir.

................

Büyük toplumsal dönüşüm projelerinin hazırlanması ve yaşama geçirilmesi suretiyle, cumhuriyetin demokratikleştirilmesi reformları bütün toplumsal sorunların çözümünü önemli oranda kolaylaştıracaktır.” ( http://www.bianet.org/diger/arsiv.htm )

 

Tekrar olsa bile, bilerek uzun olarak aktardığım bu görüşler, sanki DTH Koordinasyon Kurulu'nun ve en başta da Hatip Dicle'nin kendi görüşleriymiş gibi kamuoyuna yansıtılmaktadır.

 

Elbetteki burada belirtilenlerin siyasal içeriği ve Kürtler açısından ne anlama geldiği çok önemlidir ve bunu yazının ileriki bölümlerinde ele alacağım. Burada sözkonusu olan, bu hareketin ismi ve gerekçeleri ile kime ait olduğuna ilişkindir ve bu bölümü bu konu ile sınırlı tutuyorum.

 

Şimdi de daha Hatip Dicle ve Leyla Zana ile Orhan Doğan ve Selim Sadak'ın Ulucanlar Cezaevinde bulundukları sırada ve daha da önemlisi Ahmet Türk ve Feridun Yazar gibilerin günlük ve tekil ilişkilerde, benim PKK ve tüm türevleri hakkında 30 yıllık tüm eleştirilerime rağmen siyasal mücadelede kullanmadığım lafları ve iddiaları Abdullah Öcalan ve PKK için kullandıkları dönemlerde, Abdullah Öcalan'ın “benim temsilcilerimsiniz, neden korkuyorsunuz?” sözleri ile azarladığı avukatları aracılığı ile kamuoyuna yansıyan görüşme notlarından kronolojik bazı tesbitleri aktarıyorum.

 

“ Leyla ve Hatip benim Kongre adaylarımdır . Onları kongre başkan yardımcılığına öneriyorum. Bu önerimi diğer arkadaşlara da iletirsiniz. Leyla'lara şunu söyleyin: Sizi belki zorladım. Ama büyük bir oyun var. Bu oyunu bozmak için bunu yapıyorum. Onları bu oyunu bozmaya çağırıyorum. (Görüşme Notları /GN/-07 Nisan 2004, www.welatparez.com )

......

“Tecritte olduğum için DEHAP adına yapılan korkunç tasfiyeciliği ve despotluğu önleyemedim. Bundan dolayı halkımdan özür diliyorum. Umarım demokratik bir parti yeniden yapılanma ile şekillenir. Demokratik bir partiyi halkımızın desteği ile şekillendireceğiz. Bunun için elimden geleni yapacağım. Özgür Toplum Partisi mi olur, yeni bir parti mi olur, konuşacağız. Başkanını da burada belirleyeceğiz . ”(GN-14 Nisan 2004, www.welatparez.com )

 

“O zaman sorun yok. Buna uygun davranacaksınız. Demokratik Toplum Partisinin geliştirilmesinde (bir avukat arkadaşımızın ismini söyleyerek) olabilirmi ? ”

O zaman (görevlendirilen avukat) benim sözcüm olacak. Kitle çalışmaları ile tabandan hareket edecek. Sen de benim vasimsin, yaptığım tüm görevlendirmelerde onlara yardımcı olacaksın.

(Partinin çalışmaları için görevlendirilen akadaş) yanına birçok genci alsın, ekibini oluştursun. (Görevlendirilen avukat) tabandan demokrasiyi geliştirecek. Hukuka ve demokrasiye uygun şekilde yapacaksınız. Avrupa'daki insiyatifi de alacaksınız.

(GN, 19 Mayıs 2004, www.welatparez.com )

 

”Şimdi toplumcu demokratik harekete geleceğim. HEP, DEP ve HADEP'ten gelenlerin ve DEHAP'lıların demokratlıkla ilişkileri varsa , politik iddiaları varsa, bu çalışmaya katılırlar, katkı sunarlar. Eğer bunları yapmayacaksa gençlere çağrı yapacağım, onlara bu görevi vereceğim. Savunmamda ideolojik zemin güçlü verildi. Buna paradigma dedik; ! köklü düşünce sistemidir. Düşünce gücü olmayanların eylem gücü olmaz . Bu savunma hem Türk milliyetçiliğini hem de Kürt milliyetçiliğini engelleyecek. ” (GN-28 Temmuz 2004, www.welatparez.com )

 

Ve nihayet 10 Kasım 2004 tarihli görüşme notlarından da kısa bir bölüm aktarıyorum.

 

” Demokratik toplum hareketine büyük önem veriyorum . Kürtler önlerindeki bu harekete çok yoğun katılmalıdırlar. Tanzimat ayarında, Cumhuriyet ayarında bir gelişme olarak görüyorum. Sıradan değildir. Cumhuriyetin aydınlık yönlerini esas alır, güncelleştirir. Tarihi bir hamledir. İttihat ve Terakki var, CHP var, bu da üçüncü partileşme hamlesidir. Bu konularda ben Demokratik Toplum Partisinin genel ilkeleri dışında bir şey söylemem. Ama bu ilkelerin takipçisi olacağız. Siz de bütün bunları takip edip getirmelisiniz. Bütün halkı ve dostları bu tarihi hamleye destek vermeye çağırıyorum. Anlaşıldı zannediyorum. Aktaracağınız önemli şey var mıydı? (GN-10 Kasım 2004, www.welatparez.com )

 

Peki sözleri aktarılan bu şahıs, yani Abdullah Öcalan kendisine hangi sıfatları yakıştırıyor ve taraftarlarınca hangi sıfatlarla anılıp adlandırılıyor?

 

PKK döneminde (her ne kadar yeniden inşa edilmiş olsa bile ben eskiyi kastediyorum!) “Ulusal Önder” idi!

KADEK/KONGRA GEL döneminde “Kürt Halk Önderi” oldu. (Ulusal mücadele ve haklar artık gündeminden çıktığı için ya da kürtlerin gündeminden çıkarmak istediği için!)

KKK (Koma Komalen Kurdistan) yani Kurdistan Demokratik Konfederalizmi'nin kurucusu ve önderi!

 

Unutulmamalıdır ki bu sıfatlar adını andığım “örgüt”lerin tüzük/program belgelerinde hukuk durumuna getirilmiş ve “önderlik” adı altında ucube ve ebedi organlar da yaratılarak tüm yetkiler Abdullah Öcalan'a verilmiştir.

 

Bu nedenle de Abdullah Öcalan sadece siyasal emirler vermekle yetinmiyor İmralı'dan. "Başkanı da burada tesbit edeceğiz, sen de benim vasimsin vb.” sözlerle de ifade ettiği gibi, atamalar yapıyor. Bu kadar da değil, aynı zamanda Leyla Zana'ya kocasını boşamasını da emredebilme yetkisini kendisinde görüyor. Bu yetki ile donatılmış olmasından dolayı da çok rahatlıkla yukarıya aktardığım ve yerine getirilmiş emirleri, hem de “mahkum” olarak verip denetleyebiliyor!

 

DTH Kurucular Kurulu Kürt Halkına Yalan Söylüyor!

 

Yukarıya kendi sözleri ile aktardığım gibi, Abdullah Öcalan, “Demokratik Toplum Partisi” kavramını kullandığı ve dolaysıyla da DTH için sinyal verdiği zaman Hatip Dicle, Orhan Doğan, Selim Sadak ve Leyla Zana Ankara Ulucanlar Cezaevinde hükümlüydüler. Onlar bırakıltıktan sonra da talimat almaya devam ettiler. Özellikle Leyla Zana ve Hatip Dicle ile ilgili söylenenler yoruma yer bırakmıyor.

 

Zaten A. Öcalan'ın Leyla Zana ile tüm ahlaki değerleri (kocası ile ilişkileri çerçevesinde) ayaklar altına alarak belirttikleri yorumlanmaya bile değeri olmayan sözlerdir ve bu sözleri sahiplerine ve muhattaplarına bırakıyorum.

 

Ancak, yine de herkesi tüm bu belgeleri izlemeye/okumaya davet ediyorum. Okumadan ve bilmeden bana e-posta ile yazıp küfredenleri de, bir gün okuduklarında akıllarının başlarına gelmesi umuduyla, tüm bu belgeleri ve kürt tarihini okumaya davet ediyorum.

 

Ve esasa geliyorum.

 

Yukarıya aktardığım kendi sözlerinden de anlaşıldığı gibi, DTH nin kuruluşu hakkında basın toplantısında ifade edilenler ile DTH Koordinasyon Kurulu tarafından 25-26 Aralık 2004 tarihinde yapılan açıklamalarda iddia edildiği gibi, bu hareketi başlatanlar kendileri değildir.

 

Bu hareket, yani DTH, Hatip Dicle ve görüşme notlarında ismi belirtilmeyen avukat ya da avukatlara (Doğan Erbaş muhtemel isimlerden biridir!) A. Öcalan tarafından verilmiş bir görevi yerine getirmekten ibarettir.

 

Yani bunlar “atanmışlar kuruludur” ve dolaysıyla da DTH ismindeki “demokratik” kavramı "atanmışları” tarif eden ve onlara layık bir sıfat da değildir.

 

Dolaysıyla Hatip Dicle başta olmak üzere bu hareketin tüm 14'lü Koordinasyon Kurulu c üyeleri sadece kendi kendilerini kandırmakla yetinmiyorlar. Eğer sadece kendilerini kandırsalardı, muhtemelen aralarında tanıdıklarımı insani/sosyal nedenlerden dolayı olsa bile uyarırdım.

 

Ancak bu insanlar, kendilerini de kendi yalanlarına inandırarak (sebepleri değişik olsa bile) bir halkın kaderi ile ilgili YALAN söylemektedirler.

 

Bu yalanları ise Kürt halkını ve onun kaderini/geleceğini/haklarını Türkiye Cumhuriyeti Devletine “Türkiyelilik Üst Kimliği” adı altında ve Kürtler adına entegre edilmesine hizmet etmek anlamına gelmektedir.

 

İhanet kavramı bile bana göre bu çabayı izah etmeye yetmemektedir.

 

Bir sonraki bölümde ise bu durumun politik program açısından niçin Kürtlerin TC ye entegrasyon programı olduğunu incelemeye çalışacağım.

 

Vildan Tanrıkulu

Stockholm, Nisan-Haziran 2005

 

 

 


Zaman ile yarışmak!

Leyla Zana nihayet

Zaman ile yarışmak!

PKK'nin 20 YILLIK SERÜVENINDEN KESITLER

20. Y1l1nda 15 Austos'un 
siyasal sefaleti!

NE YAPMALI?

Ben yazmay1 unuttum!