Arşiv

Demokratik Toplum Hareketi (DTH), Kürtleri TC'ye Siyasal Entegrasyon Projesidir! -III-

 

DTH'nin Kürt halkını TC Devletine, bu devletin kuruluş felsefesini esas alarak entegre etme hareketi olduğu, politik hedefler ve program da çok net olarak ortaya çıkmaktadır. Bu netlik hem kullanılan kavramlarda, hem ortaya konulan siyasal hedeflerde ve hem de bu siyasal hedeflerin özelliklede tarihsel gerekçelerinde somutlaşmaktadır.

Bu bölümde değerlendirme konusu olan üç temel belge vardır. Bunlardan ilki, 23 Ekim 2004 tarihinde yayınlanadı. DTH inisiyatifinin kuruluş bildirgesi, ikincisi 25-26 Aralık 2004 tarihinde Diyarbakır'da yapılan ilk ‘halk toplantısında' kamupyuna açıklanan DTH'nin “Genel Yaklaşım ve İlkeler” başlıklı bildirgesi ve nihayet Haziran 2005'te DTH web sitesinde yayınlanan program taslağıdır.

Kuşkusuz, daha önceki bölümlerde belirttiğim nedenlerden dolayı aynı zamanda hem KKK'nin ana sözleşmesi hem de Abdullah Öcalan'ın DTH'nin ilan edilişinden önce ve sonra avukatları aracılığı ile kamuoyuna yansıttığı görüşleri de bu değerlendirmenin çerçevesi içindedir.

DTH koordinasyon kurulu üyelerinden bazılarının, özellikle de Hatip Dicle'nin gerek Tv gerekse yazılı basında ifade etmiş olduğu değerlendirmeler de bu bölümde ele alınan konuların kaynağını oluşturmaktadır.

 

DTH'nin siyasal perspektifi Kemalizmdir!

 

Daha DTH'nin kuruluş ilanı döneminde yazdığım ve bu sitede asılı bir yazımda ifade etmiştim ve tekrar ediyorum. DTH, Kemalizmin diğer tüm versiyonlarına/biçimlerine (liberal, sosyalist, sosyaldemokrat, milliyetçi,muhafazakar ve diğerleri) eklenmiş ‘Kürt versiyon' dur. Bu tesbir, yukarıda adlandırdığım DTH'nin siyasal perspektiflerini ifade eden kendi belgelerinde açık şu ifadeler ile yer almaktadır;

“Yeni, demokratik ve evrensel bir Anayasa ile Kürtler de dahil olmak üzere tüm etnik farklılıkların Türkiyelilik üst kimliği altında tanımlanmasını sağlamak.” (Özgür Politika, 23 Ekim 2004)

25-26 Aralık 2004 tarihinde Diyarbakır'da açıklanan siyasal perspektiflerinde ise DTH şu amaçlara yer vermektedir;

 

“ DTH, Türkiye'de Kürt sorununun demokratik çözümüne özel bir önem verecek ve bu sorunun en kısa zamanda kalıcı bir çözüme ulaşması için, barışçıl siyasal mücadelesini, halkın demokratik iradesini açığa çıkararak başarıya ulaştırmak için, büyük bir çabanın içinde olacaktır. Bu çerçevede DTH, Kürt sorununun demokratik çözümü amacıyla, programatik açıdan öncelikli olarak;

1) Türkiye'de Kürt sorununun çözümsüzlüğü nedeniyle yaşanan çatışmalı süreci n bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasını öngörmektedir. Bu kapsamda;

a) Çerçevesi iyi belirlenmiş bir "Toplumsal Barış ve Demokratik Katılım Yasası"nın çıkarılması,

b) Çatışmalı süreçte zorla göç etmek zorunda kalan ve zorla göç ettirilen köylülerin köye dönüşleri sağlanmalı, bunun için gerekli idari, hukuki, ekonomik ve sosyal önlemlerin geliştirilmesi,

c)
Koruculuk ve devlet içinde yuvalanmış gayri meşru çetelerin dağıtılmasına yönelik düzenlemelerin yapılması hedeflenecektir.

2) Kürtlerin özgür yurttaşlar olarak kabul edilmesi için gerekli yasal ve anayasal reformların düzenlenerek hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bunun için;

a) Kürt olgusunun demokratikleşmenin temel bileşeni olarak ele alınması, Kürt kimliğinin yasal ve anayasal güvenceye kavuşturularak, Kürtlerin; laik, demokratik, sosyal hukuk devleti olması gereken cumhuriyetin asli anayasal vatandaşları olarak kabul edilmesi ,

b) Dil ve kültür hakları yasal güvenceye kavuşturulmalı, radyo, TV ve basın üzerinde hiçbir kısıtlamanın olmaması,

c) Temel eğitimde Kürtçe'nin seçmeli dil olması , orta öğretimde Kürt Kültürü, Kürt Dili ve Edebiyatının öğretilmesi, yükseköğretimde ise, bu amaçlı yüksek okulların kurulması için gereken yasal düzenlemelerin yapılması,

d) Siyasi Partiler ve Seçim Yasalarının demokratikleştirilmesi suretiyle, Kürtlerin ve tüm demokratik güçlerin iradelerinin demokratik siyasete katılımının sağlanması öncelikli hedeflerimiz olacaktır.


.........................................
Demokratik ekolojik toplum paradigmasını anlayıp kavrayabilmek ve bunun siyasetini yürütebilmek için başta parti üyelerinin ve toplumun bu konuda eğitilmeleri gereklidir. Doğal toplum özelliklerinden bunca uzaklaştırılarak kendisine yabancılaştırılan insanların zihinsel devrimi gerçekleştirebilmeleri için de eğitim vazgeçilmezdir. Bu temelde parti eğitim okullarının kurulması gereklidir. ” ( http://www.bianet.org/2004/12/29/51671.htm )

 

 

Burada sorunun bütünlüğü açısından bir alıntı da DTH'nin Haziran 2005 de yayınlanan program taslağından aktarıyorum;

 

Önce DTH'nin program taslağında ”Kürt sorunu"nun nedenlerine ilişkin tesbitini okuyalım!

 

” Kuruluş Felsefesinin İnkarı Türkiye'ye Kaybettirdi

 

Ülkemizin bugün içinde bulunduğu ağır ekonomik, siyasi sorunların temelinde, kuruluş sürecinde Anadolu ve Mezopotamya da yaşamış olan uygarlıkların mirasını taşıyan farklı etnik ve dini toplulukların emeği üzerinde şekillenen cumhuriyetin; sonraki yıllarda kuruluş felsefesinden uzaklaşması gelmektedir.

 

Mustafa Kemal ve arkadaşlarının önderlik ettiği Kurtuluş Savaşı Kürtlerin, Türklerin ve diğer etnik kökenlerden toplulukların ortak direnişiyle başarıya ulaşmıştır. Kurtuluş savaşının ilk adımı olan, Erzurum ve Sivas kongrelerinde Mustafa Kemal'in ilk başvurduğu kesim Kürtler olmuştur. Mustafa Kemal, 1924 yılına kadar yaptığı konuşma ve değerlendirmelerde Kürt ve Türklerin birliğine, bu birliğin eşit haklar temelinde sürdürülmesinin önemine yer vermiştir.

...

1921 Anayasası da yerel kültürlere özerklik tanıyan karakteriyle, Türk ulusu yerine Türkiye ulusu şeklindeki kapsayıcı tanımlamasıyla, çoğulcu ve katılımcı niteliğiyle, yerinden yönetimlere tanıdığı geniş idari, mali ve yönetsel yetkiler nedeniyle Cumhuriyet tarihinin en demokratik anayasasıdır.

 

1924 Anayasası ile cumhuriyetin kuruluş felsefesinin terk edilmesi, Kurtuluş Savaşının Kürt ve Türklerin ortak direniş ruhunu ve birliğini, cumhuriyetin, çoğulcu ve çok kültürlülük temelinde demokratikleşmesini, adil bölüşüm ve refah içinde ekonomik kalkınmasını olumsuz yönde etkilemiştir. Böylece kuruluşu sürecinde Kürt isyanlarını bahane ederek demokratikleşemeyen cumhuriyet, ilerleyen süreç içinde de demokratikleşerek sorunları çözme yerine, korku ve bölünme telaşıyla hareket ederek sorunları ağırlaştırmıştır.

 

Şeyh Said İsyanının akabinde çıkarılan ve farklı kültürel ve etnik yapıları baskı altına alarak kendilerini özgürce ifade etmesini engelleyen Takrir-i Sükun Kanunu, Türkiye'de yirmi beş yıllık fiili otoriter yönetim dönemini başlatırken, cumhuriyet açısından bir dönüm noktasını oluşturmuştur. Bu kanun kapsamında ülkenin çoğulcu toplumsal ve siyasal gelişimine tümden nokta konulmuş, demokrasilerin olmazsa olmazı olan düşünce, ifade, basın ve örgütlenme özgürlüğü askıya alınmıştır.

 

“Her iki aşamanın ideolojisine esas olarak milliyetçilik damgasını vururken, 1950'ler sonrasında Türk-İslam sentezciliği, şoven faşist odaklaşmalar ve tarikat tarzı İslamcılık giderek devlet içinde ağırlık kazanmıştır . M. Kemal ve İsmet İnönü dönemindeki ulusçuluk daha çok Batı kültürü ile beslenirken, 1950'ler sonrasında ABD'nin anti-komünist politikaları nedeniyle milliyetçilik, faşist ve dinsel gerici ideolojiler ile beslenmiştir. Kürt üst tabakası yoğun bir inkârcılık ve asimilasyona aracılık etmeyle ancak varlığını sürdürebilmiştir.” ( http://www.dth-web.com/program.htm )

 

Bu bölümde esas olarak şimdi aktardığım bu üç farklı kaynakta belirtilenleri önce başlıklar olarak özetleyip ve sonra da bunları siyasal açıdan irdelemeye çalışacağım.

 

  • DTH'nin siyasal program perspektifleri Kürt halkını ve ulusal direnişlerini suçlu olarak ilan etmekte ve "Kürt sorunu"nun varlığının sebebi olarak bizzat Kürtleri göstermektedir. DTH'ye göre eğer Kürtler “isyan” etmemiş olsalardı, Türkiye demokratik bir yola girmiş olur ve “kardeş-kardeş” yaşamış olurduk!...
  • Bu perspektif DTH Koordinasyon Kurulu'nun, hele hele Hatip Dicle ile Leyla Zana'nın icadı değildir. Yukarıya aktardığım DTH programından bölümlerin, konuya ilşkin daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi, Abdullah Öcalan'ın “savunmalar” dediği görüşlerinden direk olarak aktarıldığını belirtmekle yetiniyorum. İlgi duyan, asli kaynaklardan bunları rahatlıkla bulup okuyabilir. www.welatparez.com adresindeki sitede bu görüşme notları kronolojik sıra ile yer almaktadır.
  • Kürt halkının ulusal başkaldırılarının “Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratikleşememiş olmasının temel nedeni” olduğunu Abdullah Öcalan “Bir Halkın Savunması” ve “Özgür İnsan Savunması” adı verilen “savunmalarında” daha 1999 ve 2000 yıllarında ilan etti ve hala tekrarlıyor. Bu nedenle de kendisini “çağdaş Kemalizmin” temsilcisi olarak adlandırmaktan çekinmiyor.

 

  • Mustafa Kemal ve İnönü döneminin milliyetçiliği tercih ediliyor. Sanki 1925-1938 yılları arasındaki Kürt katliamları bu isimlerin liderliğinde gerçekleşmemiş gibi!
  • “Kürt sorunu”nun çözümü “Türkiyelilik üst kimliği” altında, Kürt dilinin ancak seçmeli dil olarak tercih edilebileceği bir “çözüme” havale ediliyor. DTH'nin aktardığım bu siyasal perspektiflerinde Kürt halkına hiç bir siyasal iktidar öngörülmüyor, ulusal kimliği ise ne idüğü belirsiz “Türkiyelilik” kimliğinin bir türevine havale ediliyor. Ulusal kimliğinden kaynaklanan en temel ve doğal ulusal hakları ise yine "Türkiyelilik” kimliğinin altında bireysel haklar biçiminde ele alınıyor.
  • Ve hepsinden önemlisi, Kürt halkının TC devletinin kurucusu olduğu yalanı, sanki Türk Tarih Kurumu'nun iddiaları yetmiyormuş gibi, bir de Kürtler ve Kürtlerin hakları adına DTH ve sözcüleri tarafından ileri sürülüyor! Erzurum ve Sivas Kongreleri ile kurulan TC nin, bo kongrelere katılan Kürtler ile Kürt ulusal iradesi ve taleplerinin de temsil edildiği ileri sürülüyor!

 

DTH Kürt Tarihini ve Kürt Tarih Bilincini Türkleştiriyor!

 

Yukarıya aktardıklarım sadece siyasal pusulasını üaüırmış olmanın ortaya koyduğu yanlışlıklar değildir. En azından ben öyle görmüyorum. Nedeni ise çok basittir. Bu iddialar DTH'nin iddia ettiğinin aksine TC devletinin kuruluş felsefesinin devamı ve 82 yıllık Cumhuriyet tarihinin fiili ideolojik yapılanması ile politik uygulamalarının ifadesidir.

 

İttihat ve Terakki'nin devamı Mustafa Kemal Hareketi, daha başından beri Türk-İslam sentezi üzerinde şekillenmiş ve bu politikasına Kürtler arasından, aynen bugün de yaptığı gibi, işbirlikçiler aramıştır. Ve bunda kısmi başarı elde etmiş olduğunu da elbette kabullenmek gerekiyor.

 

Ancak gerçek olduğu yerde duruyor.

 

Hem tarihi gerçekler hem de güncel toplumsal ve siyasal gerçekler. Bütün yakıcılığı ve tüm çıplaklığı ile. DTH her ne kadar bu gerçekleri tıpkı Kemalizm gibi yalan, tahribat ve demagoji ile ortadan kaldırmak istese bile, daha Erzurum ve Sivas Kongraleri döneminde Mustafa Kemal'in yapmak istediği Kürt siyasal.ulusal iradesi yerine zaman zaman Osmanlıcılık ve zaman zaman Türk.islam sentezinin politik hedefleri ve örgütlenmelerini ikame ettirmeye çalışması olmuştur.

 

DTH nin ve onun asli sahibi Abdullah Öcalan memurlarının ağızlarında sakız gibi çiğnedikleri Erzurum ve Sivas Kongreleri dönemindeki gerçek siyasal durum ve güç ilişkileri, onların iddialarının aksidir.

 

Nedenleri ise kısa başlıklar halinde şunlardır:

 

  1. Mustafa Kemal'in Erzurum ve Sivas Kongrelerini topladığı dönem ile Kürt halkının Kürdistan Teali Cemiyeti ve daha sonra da farklı örgütlenmeler ile kendi ulusal hakları için mücadele yürüttüğü dönem çakışmaktadır . Erzurum ve Sivas Kongrelerine Mustafa Kemal tarafından çağrılanlar hakkında Malmisanij “Diyarbakırlı Cemilpaşazadeler ve Kürt Milliyetçiliği” adlı kitabında şu bilgileri vermektedir. “Erzurum Kongresi 23 Temmuz-6 Ağustos 1919'da toplanır. Bu sırada Mustafa Kemal, tanınmış bazı Kürt aşiret başkanları, şeyhleri ve ağalarına mektuplar yollar. ..... Bu mektuplarında görevden alındığından sözetmeksizin ‘yüce halifelik ve sultanlık makamının' güç durumda bulunuşundan, ülkede bir Ermenistan kurulması tehlikesinden söz ederek destek ve yardım ister. Bir örnek olarak Mutkili Hacı Musa Bey'e yazdığı mektubun bir bölümüne bakalım: ‘Sayın Efendim, Kongre'ce (Erzurum Kongresi) bir Temsilciler Kurulu seçilip kabul edildi. Siz de bu Kongre'nin oybirliği ile Temsilciler Kurulu üyeliğine seçildiniz. Yüce Tanrı'dan yurdumuz ve ulusumuz için iyi yazgılar diler ve sizlerin gözlerinizden öperim.” (age. Sf 156.157) Mustafa Kemal'in kullandığı ‘yurdumuz, milletimiz' gibi kavramlar da dikkate alındığında, bu bilgiler açık olarak gösteriyor ki, sözkonusu olan Kürt ulusal iradesi değil aksine Mustafa Kemal'in kendisine işbirlikçiler arama kongreleridir. Bu kongrelere dönemin Kürt ulusal iradesini temsile layık sadece iki isim (Kürdistan Teali Cemiyeti üyesi) vardır ve bunlardan yukarıya ismini aktardığım Hacı Musa Bey kongreye katılmadan gıyabında seçilmiştir. Akıbeti ise 5 yıl sonra idam edilmek olmuştur! Konuya ilişkin aktardığım bu bilgiler döneme ilişkin birçok diğer kaynakta da mevcuttur. Genel Kurmay Belgelerinde Kürt İsyanları, Kürdistan Teali Cemiyeti adlı kitaplar sadece iki kaynaktır. Malmısanıj'ın Mustafa Kemal'in mektuplarını ‘Nutuk'tan aktardığını da belirtmem yeterlidir. Bu kongrelere Kürdistan Teali Cemiyeti'nin bilinen üyelerinden hiç kimse katılmamıştır ve dolaysıyla da Kürt siyasal-ulusal iradesini temsilen bir ittifak bu kongrelerde Türkler ile Kürtler arasında gerçekleşmemiştir. Tüm bu gerçeklere rağmen nedir o zaman bu DTH'nin hezeyanı! Bilmiyorlar mı? Kaynak mı yok? 82 yıldır yaşamıyorlar mı? Niçin ısrarla bize 1919-1924 döneminin yalan ve sahtekarlığını masum ve sahip çıkılması gereken bir dönem olarak kabul ettirmeye çalışıyorlar? Yeniden katledilmemize zemin hazırlamak ve bu katliamlara bizzat kendileri de katılmak için mi? Bu sorular cevap bekliyor. Her yurtsever Kürdistan'lı nın kendisine sorması gereken sorular olduğu ortadadır.
  1. Mustafa Kemal hareketi bir yandan 1. noktada belirttiklerimi yaparken öte yandan da "hasta adam" Osmanlı bürokrasisi ile birlikte Kürdistan Teali Cemiyetini/şubelerini kapattırıyor ve sözkonusu kongrelerden aldığı güç ile bunların yerine ‘Müdafa-i Hukuk Cemiyet' lerini kurduruyor ve ikame ettiriyor. Bazı işbirlikçi Kürt ileri gelenlerini de kendi yanına almayı başarıyor. DTH bana işte bu biçimi ile TARİHİN TEKERRÜRÜ mü sorusunu sorduruyor! Ve, evet demekten kendimi alamıyorum, ancak bu tekerrür her halde DTH liler için bir trajediye dönüşecektir, Kürt halkı ve onun ulusal-siyasal iradesinin potansiyel güçlerini oluşturan siyasal-demokratik Kürdistan örgütlenmelerine değil! Dolaysıyla DTH bugün ‘Diyarbakır Müdafai Vatan Cemiyeti'ni ve DTH dışındakiler ise Kürt ulusal-siyasal iradesini yansıtmaktadırlar. Bu cemiyetin içinde yer alanların da Mustafa Kemal'in gazabından kutulamadıklarını ve idam edilenlerin yanında birçoğunun da 1926'da sürgün edildiklerini yine aynı kitabın 207. sayfasında okumak mümkün! Herkes kendi akibetini kendi tarih bilgisi ve bilinci ile arasın ve bulsun!

 

Sadece iki noktada örnekleyerek izah etmeye çalıştığım DTH'nin tarih anlayışı ve tarih bilinci Kürt tarihini ve Kürt tarih bilincini saptırmayı amaçlamakla kalmamakta, bununla birlikte Kürt halkına bu bilinci Kürtlük adına empoze etmeye çalışmaktadır.

 

Önem buradadır ve tehlike de buradadır.

 

O yüzden de bütün olanaklar Kürtlük adına Kürtlere kabul ettirilmeye çalışılan bu tarih bilincinin ifşa ve tecrit edilmesine harcanmalı ve bu konuda hiç bir olanak ve platformun kullanılmasından kaçınılmamalıdır.

 

Tarihçi değilim ve bu makale de bir tarih yazımı değildir. Sadece bana göre önemli gördüğüm noktaları DTH programı çerçevesinde kaynaklara dayalı olarak ortaya koymaya çalıştım, DTH'ye niçin Kemalist bir hareket ve TC Devleti'nin Kürtleri siyasal olarak entegre etme, ‘Türkiyelileştirme' projesi olduğuna inandığımın gerekçelerini sıraladım.

 

Elbetteki, bu bölümün başında da belirttiğim gibi, sadece aktarma yaptığım DTH'nin bu belgeleri değil, aynı zamanda DTH sözcülerinin beyanatlarının (bayrak tartışması, Irak savaşı ve Kürtlerin Güney Kürdistan'daki ulusal kazanımları vb. konulara ilişkin) yanında Abdullah Öcalan'ın ‘Demokratik Konfederalizm' Hakkındaki görüşleri ile KKK Ana sözleşmesi gibi belgeler de, bu yazıda incelediğim Kemalizmin Kürt versiyonunu tüm yanları ile ifade eden kaynaklardır ve konu ile ilgili olanların incelemesi gerekmektedir . Mide-i kübradan atarak kimse yurtsever yada ulusalcı olamıyor ve Kürtlerin sadece ulusal değil ama aynı zamanda TEMEL İNSAN HAKLARI olan haklarının sözcülüğünü ve temsilini yapamıyor. Kürt tarihi bu konuda yeteri örneğe sahiptir ve geçici güçlülüklerin ya da günü birlik politikaların ulusumuzun haklarını ilerletmeye hizmet etmediği her gün daha net ortaya çıkıyor.

 

DTH Kürtler için bir siyasal iktidar önermiyor!

 

DTH'nin programının giriş bölümünden aktardıklarımın yanında, somut siyasal hedefleri içeren bölümünde de okuyucunun sabrına sığınarak kısa bazı aktarmalar yapacağım. Sözkonusu program'da şu siyasal hedefler ifade edilmektedir.

 

“ Partimiz, Kürt sorununun çözümünde, Türk ve Kürtler'in tarihsel olarak birlik ve kardeşlik ilişkilerini temel alan güncel bir yaklaşımın çözüm yolunun açacağına inanmaktadır.

 

Partimiz inkarcı ve ayrılıkçı yaklaşımların sorunları çözmeyeceğini , aksine çözümü daha da zorlaştıracağına inanmaktadır. Bunun için Kürt ve Türklerin eşit, özgür ve kardeşçe birliğinin kararlı savunucusu olacaktır.

......

Demokratik cumhuriyetin temeli ve güvencesi olan örgütlü, özgür bir sivil toplum yaratmak amacıyla herkesin tam ifade, örgütlenme ve siyaset yapma özgürlüğünü güvence altına alacaktır.

 

Tek ırk, tek dil, tek din, tek kültür, cinsiyetçi roller mantığının yerine toplumdaki etnik, kültürel ve inançsal farklılıklar kapsanacak şekilde, “Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı” üst kimliği anayasal olarak tanımlanacaktır.

 

Kürtler ve diğer kültürel aidiyetlerin, ülkenin birliği içinde kendilerini kimlikleriyle özgürce ifade edebilme, kültürlerini geliştirme, ana dillerini konuşma ve geliştirme, eğitim yapma, görsel, işitsel medya araçlarını kullanma hakları anayasal güvenceye alınacaktır.

......

 

Kürt sorunu dış politikada da temel bir sorun olarak Türkiye'nin aleyhinde gelişmelere yol açmaktadır . Bu sorunun zaman kaybedilmeden demokratik çözümü geliştirilerek, ülkemizin uluslararası ilişkilerde güçlü bir konum kazanması sağlanacaktır

....

Komşu ülkelerle kurulacak bölgesel birliklere ekonomik olduğu kadar siyasal ve kültürel ilişkiler açısından da önem verilmektedir. DTP, İran, Irak ve Suriye ile özgün tarihi- kültürel bağlar ve demografik özellikleri de göz önünde bulundurarak ve bölge halklarının yararına, dayanışma ve işbirliğini geliştirecektir.“ http://www.dth-web.com/download/program.doc

 

Şimdi bu yukarıya akdardıklarım, AK Parti'nin, CHP'nin, DYP'nin, ANAP'ın ve ila ahir, Kemalizmin islami, sosyaldemokrat, muhafazakar, liberal vb. versiyonlarının somutlaştığı siyasal partilerin programlarından aktarılmamıştır. 150 yıldır ayakta olan bir ulusun, Kürt ulusunun hakları ve geleceği hakkında ortaya çıktığını iddia eden ve etnik olarak da Kürt olan insanların yazdığı ve uğruna mücadele edeceklerini söyledikleri bir programdan aktarılmıştır.

 

Aktarılanlardan net olarak ortaya çıkanlar şunlardır:

 

  1. DTH bir Türkiye ve Türkiyelilik hareketidir Kürt ve Kürdistanlılığın ifade edildiği ve savunulduğu bir hareket değildir.

 

  1. DTH kürtlerin ulusal aidiyetlerinden kaynaklanan kollektif ulusal haklarının savunucusu değil, aksine TC Devletinin Cumhuriyet tarihi boyunca izlediği “ne mutlu Türküm diyene” siyasal felsefesinin “Ne mutlu Türkiyeliyim diyene” biçimine dönüşmüş, Kemalist Kürt versiyonudur. Diğer versiyonlara yeni bir Kemalizm türü eklenmiştir DTH ile.

 

  1. DTH sadece bununla da yetinmemekte, aynı zamanda uluslararası ilişkilerde de 'Türkiye'ye karşı kullanılmasına karşı" durmayı hedefliyor. Sadece bu kadar değil, aynı zamanda Ortadoğu da statükoyu korumaya soyunuyor. O statüko ki Kürtlerin imhasının ve parçalanmasının üzerine inşa edilmiş! O statüko ki Irak'ta parçalanmış bile! Rahmetli Edip Karahan'ın Diyarbakır DGM de Hakime verdiği cevap burada tam da yerine oturuyor! 82 yıldır Kürt sorununda “dış parmak, emperyalizmin parmağını” arayanlara bir de Kemalist Kürtler katılmış oluyor! Değerli Kürt düşünürü ve mücadele adamı Edip Karahan, buna benzer cümleleri kullanan hakime dönerek “eğer arayacaksanız diyalektiğin parmağını arayın” der! Evet, 35 yıl sonra bu deyim ne kadar güzel DTH programının Kemalist muhtevasını yalın olarak ortaya koyuyor. Ve fazla söze gerek kalmıyor.

 

 

Ancak, sorun, yani Kürt Kemalistleri sorunu sadece burada bitmiyor!

 

Sorunun bir de örgütsel boyutu vardır ve bu örgütsel boyutu ise bu yazı dizimin son bölümünde ele almaya çalışacağım!

 

DTH'nin niçin popülist bir hareket olarak örgütlendiği, demokratik kavramının arkasında gizli olan diktatör ve hatta neo-faşist olarak nitelenebilecek örgütsel yapısı ve perpektiflerinin gerekçelerinin neler olduğu gibi örgütsel yapısına ilişkin sorulara cevaplarımı son bölümde ifade etmeye çalışacağım.

 

Vildan Tanrıkulu

Stockholm, Nisan-Ekim 2005

 

Not: Yazının bu bölümünün gecikmesi nedeniyle önce ilgi duyan okuyuculardan bağışlamalarını diliyorum ve bu arada DTH, DTP'ye dönüşmüş olmasına rağmen aktarılanlar aynıdır ve DPT'yi değerlendiriyor. O nedenle de ana iskeleti daha DTH partileşmeden yazılmış bu yazıda da DTH ismini değiştirmedim.


Zaman ile yarışmak!

Leyla Zana nihayet

Zaman ile yarışmak!

PKK'nin 20 YILLIK SERÜVENINDEN KESITLER

20. Y1l1nda 15 Austos'un 
siyasal sefaleti!

NE YAPMALI?

Ben yazmay1 unuttum!