Arşiv

Sabah Gazetesi Başyazarı Erdal Şafak'a Açık Mektup

 

Diyarbakır sınavını verdi, siz de gazetecilik sınavını vermeye hazır mısınız?

 

Sayın Erdal Şafak,

22 Aralık 2005 tarihli yazınıza “Diyarbakır Sınavı” başlığını kullanmıştınız

Ben yazınızı tekrar buraya aktarmayacağım. İsteyen tekrar http://arsiv.sabah.com.tr/2005/12/22/yaz08-40-123.html

adresini tıklayarak okuyabilir. Ancak yazınızda yer alan iki temel iddianızı buraya anladığım biçimi ile aktararak, milyonlarca insan karşısında bulunduğunuz konumun size verdiği olanakları kullanarak sınava tabi tuttuğunuz insanların bu sınavı nasıl ve niçin başardıklarını kısaca izah etmeye çalışacağım. Ve bununla birlikte de sizin, hem de baş yazarlık konumundaki bir gazeteci olarak, gazetecilik mesleğinin genel ahlaki kuralları hakkında sınava girmeye ve bu sınavı başarmaya hazır olup olmadığınızı direk olarak size soracağıum.

Elbette ki gerekçeleri ile!

Sayın Şafak,

Yukarıda sözünü ettiğim makalenizde iki temel teziniz vardı ve bunları özetliyorumÇ

  1. Hikmet Fidan'ın ailesi tarafından vekaletname verilen altı avukattan beş tanesi PKK tarafından yapılan tehditler neticesinde vekaletnameyi iade etmişlerdir ve bu nedenle de 29 aralık 2005 tarihinde Diyarbakır'da başlayacak olan Hikmet Fidan cinayeti davasına maktulün müvekkilleri olarak katılmayacaklardır.
  2. Diyarbakır Barosu ve Başkanı M. Sezgin Tanrıkulu bu konuda bugüne kadar gerekeni yapmamıştır ve 29 Aralık günü Diyarbakır Barosu ve Başkanı açısından ve aynı zamanda Baro'nun ‘Herkes İçin Adalet' adlı projesine destek sunan AB için bir sınav günü olacaktır.

 

29 Aralık 2005 tarihi geçti. Bu tarihten önce, yazdığınız makele nedeni ile Hikmet Fidan ailesinin avukatı Sayın Mustafa Aladağ tarafından iddialarınızın birinci kısmı üzerine size de iletilmiş olan ve benim internet sitelerinden okuduğum açıklaması yapıldı. Sözkonusu açıklamayı buraya sadece link adresi olarak bir kez daha ilgi duyanların bilgisi için aktarıyorum. Bu açıklama http://www.kurdistan post.com/modules.php?name=News&file=article&sid=8271 adresinden edinilebilir.

 

Bu açıklamada, makalenizde sadece tehdit iddiaları hakkında değil aynı zamanda avukat sayısı ve isimleri ile ilgili de fahiş yanlışlıkların olduğu ortaya çıktı. Mesela Hanifi değil Hanife Yıldırım dır avukatlardan biri! Biri erkek biri bayan ismi! Mükrime Tepe ile Mükrime Avcı 'nın da aynı kişi oldukları yine Sayın Aladağ'ın açıklamasında yer alıyor! Sayın Mustafa Aladağ'ın açıklamasından da anlaşılacağı üzere kendisi aracılığı ile davada Hikmet Fidan ailesine vekillik yapmak üzere vekaletname/yetki belgesi alan avukatlardan hiç biri bunu geri çevirmedikleri gibi, davaya katılmayacaklarını da beyan etmemişlerdir. Dolaysıyla (kime, ne zaman, nerede, hangi biçimde beyan ettiklerini de belirtmediğiniz için) bu haberin/makalenin masa başında kurgulanmış bir haber/makale olduğu sadece bu yanı ile bile kuşku götürmeyecek kadar açıktır.

Ancak sadece bu kadar değil.

 

Makalenizde hızınızı alamamışsınız ve bu masa başı kurgusunun doğal havası içinde hiç alakası olmayan bir kurumu ve onun başkanını da ‘hem nalına hem mıhına' misali, hem överek hem de ağır töhmet altında bırakarak makalenizi tamamlamışsınız. Makalenizin başlığı zaten bunu ortaya koyuyor. “Diyarbakır Sınavı” diyorsunuz. Diyarbakır Barosu ve onun Başkanı şahsında “Diyarbakır”ı sınava tabi tutma yetkisini kendinize vermişsiniz bu makalenizde.

AB de buradan nasibini almış. Kurtulamamış!

Ancak, şimdi “kral çıplak” Sayın Şafak!

Avukatlar ile ilgili durumu aktardım.

Diyarbakır Barosu'nun Başkanı'nın 29 Aralık'ta Hikmet Fidan duruşmasında hazır olduğunu gazetelerden okudum.

 

Bir Baro'nun kendiliğinden vekil tayin edemeyeceğini, ancak mağdurların direk başvurusu ve talebi sonucu adli yardım yasası çerçevesinde avukat tayin edebileceklerini de bu makalenizden sonraki merakımdan dolayı öğrenmiş oldum.

Ve gördüm ki, “Diyarbakır kendi sınavını” başarı ile geçmiş.

Kürt yurtsever hukukçuları da öyle.

 

30 Aralık tarihinden beri de, çok sıklıkla izlemediğim yazılarınızı her gün izledim.

Sınava tabi tuttuğunuz, şehrin, kurumun ve insanların bu”sınavı” başarıp başaramadılkarını sizden işitmeye/okumaya çalıştım.

Malesef, nafile bir arayıştı!

Sizden tın bile yok!

 

Sayın Şafak,

Şimdi ben sizi sınıyorum!

İşte sorularım;

Bir büyük gazetenin başyazarı olarak yazdıklarınızı biliyorsunuz!

“Korkaklık” olarak nitelendirdiğiniz davranışlarının sizin iddia ettiğinizin aksine olduğu ortaya çıktıktan sonra, bu avukatlardan özür dilemeyi bir kenara bırakıyorum, ama açıklamalarını kendi köşenizden ya da en fazla okunan sayfadan yayınlamayı ahlaki bir sorumluluk olarak görmüyor musunuz?

Mustafa Aladağ, Hanife Yıldırım, Sevgi Binbir Alpşen ve diğer avukatlardan özür dileme cesaretiniz var mı!

Özür dileyebilmenin büyüklük olduğu söylenir ata sözlerinde. Var mı bu büyüklük sizde?

Hem insan olarak hem de bir gazeteci olarak!

Objektiflik ve doğru habercilik adına!

Devamı var.

“Diyarbakır Barosu bu suskunluğa, bu suç ortaklığına baş kaldırmayacak mı? ... Bu davada sadece Tanrıkulu'nu değil, AB'yi de bir sınav bekliyor.” soruları ve iddiaları size ait!

Gazete haberlerini okumadınız mı?

M. Sezgin Tanrıkulu'nun gözlemci olarak duruşmada bulunduğunu bilmiyor musunuz?

Baroların yetkilerini ve de “Herkes için adalet projesi” nin www.diyarbakirbarosu.org.tr sitesindeki amaçlarını ve çalışma programını okumadınız mı?

Bu konulardaki iddialarınızı geri almayı düşünüyor musunuz?

İşte size sınav soruları!

İnsan olarak, gazeteci olarak töhmet altında bıraktığınız insanlara, hukukçulara, kurumlara karşı insani ve ahlaki sorumluluklarınızı yerine getirmeye hazır mısınız?

Aynı köşeden bu insanlardan özür dilemeye gücünüz ve medeni cesaretiniz var mı?

Cevabınız evet ise ve bunu yerine getirirseniz, sınavı geçmiş olursunuz!

Sahi unutuyordum!

Acaba bu soruları Bakırhan'a, Dicle'ye, Türk'e ve DTP'ye sormamanınız nedeni sakın ha, “demokratik cumhuriyet” konseptindeki ortaklığınız olmasın mı?

Sınav sorusu değil. Sadece merak konusu!

Gazetecilik yaşamınızda ahlaki ölçülerin egemenliği umudum ile size başarılar diliyorum.

 

3 Ocak 2006, Stockholm

Vildan Tanrıkulu

Çevirmen


Zaman ile yarışmak!

Leyla Zana nihayet

Zaman ile yarışmak!

PKK'nin 20 YILLIK SERÜVENINDEN KESITLER

20. Y1l1nda 15 Austos'un 
siyasal sefaleti!

NE YAPMALI?

Ben yazmay1 unuttum!