Arşiv

 

ULUSAL BİRLİK ULUSAL KURTULUŞUN ANAHTARIDIR!*

 

Kürt Ulusal Demokratik Çalışma Grubu (KUDÇG) bilindiği gibi asli hukuksal kimliğini 17-18 Aralık 2005 tarihli Diyarbakır toplantısında kazandı. Bu toplantının gerek sonuç bildirisi gerekse toplantıda oluşturulan 40 kişilik calışma grubunun bileşimi ve daha sonra kabul ettiği çalışma ilkeleri, grubun kurumsal yapısının fikri ve örgütsel çerçevesi hakkında önemli ipuçlarını barındırmaktadır.

 

KUDÇG bir birlik arayışının ifadesidir.

 

Aranan birlik ulusal birliktir.

 

Daha da net söylemek gerekirse aranan birlik ulusal düzeyde siyasal irade birliğini somutlaştıracak siyasal ve örgütsel bir birliktir.

 

Dünyanın hiç bir yerinde ulusal birliği somutlaştıracak, ulusal düzeyde siyasla irade birliğini somutlaştıracak yapılanmalar hakkında hazır klişeler veya reçeteler yoktur. Bu nedenle de adını andığımız inisiyatifin kendisini gerek kuruluş aşamasında gerekse içinde bulunduğumuz kendi kendisini tanımlama ve örgütleme aşamasında ÇALIŞMA GRUBU olarak adlandırmasından daha doğru ve daha isabetli bir durum olamaz.

 

Diyarbakır Beyannamesi (17-18 Aralık 2006) çalışma grubumuzun ULUSAL BİRLİK için çaba harcayacağını ifade etmiştir. Ayrıca bu beyannamede ULUSAL BİRLİK'in somut siyasal hedefinin ne olması gerektiği değil ancak NE OLMAMASI gerektiği konusunda da bir çerçeve çizmiştir. OLMAMASI gereken siyasal hedefin ÜNİTER DEVLET perspektifinde çözüm arayışı olduğu tesbit edilmiş ve karara bağlanmıştır.

 

Buna ek olarak, bu inisiyatifin alacağı kurumsal yapılanmanın biçimi hakkında da olması gereken değil ama dışlanması gereken hakkında net bir tesbit vardır. Bu inisiyatif LRGAL BİR PARTİ olmayacaktır. Ancak olmaması gereken veya daha doğrusu üzerinde kesin mutabakat olmayan bu kurumsal yapılanma biçimi dışında nasıl bir yapılanmaya sahip olması gerektiği hakkında net bir tesbit yoktur.

 

Dolaysıyla şu andaki verilerden hareketle KUDÇG'nun fikri çerçevesinin ve de kurumsal yapısının ne olmaması gerektiği bu inisiyatife imza atmış ve görev almış kişiler açısından açıktır, nettir veya açık ve net olmalıdır.

 

Bu tesbitleri yapma gereğini hissetmem sorunuza vereceğim kendi cevaplarımla bağlantısından dolayıdır.

 

Bu girişten sonra KUDÇG'nun fikri çerçevesi ve kurumsal yapılanması hakkındaki kendi özgün görüşlerime geçiyorum.

 

Yukarıda KUDÇG ne olmadığı ve olmaması gerektiği hakkındaki tesbitlere katıldığım ve bunlara inandığım için bu inisiyatif içinde yer almayı kabul ederek yurt dışında bu inisiyatifin çalışmalarını yürütme konusunda görev kabul ettim.

 

Elbette ki Diyarbakı Beyannamesi sadece nelerin olmaması gerektiği hakkında karar vermedi. Diyarbakır Beyannamesi aynı zamanda ULUSAL BİRLK sorununun hem ACİLİYETİ ve hem de ZORUNLULUĞU konusunda bir beyannamedir.

 

Ulusal birlik ve böyle bir birliği ifade eden bütün kurumsal yapılanmalar doğal olarak bir ulusun ortak çıkarlarını ifade eden ve bir ulusun bu ortak çıkarlarından yana olan güçlerin ortak bir hukuk etrafında birlikte hareket etmelerini gerektiren kurumları ifade etmektedir.

 

Bu durum hem devlet olan uluslar için hem de henüz bizim gibi devlet olamamış uluslar için böyledir. Yani Ulusal Birlik ve bu birliği ifade eden siyasla kurumlar sadece bizim gibi ülkesi parçalanmış ve siyasal iradesi gaspedilmiş uluslar için değil aynı zamanda Dünya'nın en gelişkin ulusları için geçerlidir ve her ulus kendi özgül koşullarına uygun kurumları bu istikamette yaratmıştır ve yaratabilenler de ulus olabilmenin en önemli ögelerinden biri olarak SİYASAL İRADE BİRLİĞİ yaratarak ya kendilerini ulus olarak kurtarabilmeyi veya ulus-devletlerini koruyabilmeyi başarabilmişlerdir.

 

Burada fazla örnek vererek konunun dağılmasını istemiyorum ama ABD'nin, Almanya'nın, İsveç'in, İran'ın, Hindistan'ın, Japonya'nın ulusal birliği ve ulusal devletlerinin korunmasını ifade eden kurumları vardır. Devlet olamamış uluslar açısından da sadece biz Kürtleri ve de Filistin'lileri örnek olarak alırsak bile, hem Güney Kürdistan'da hem de Filistin'de eğer ulusal güçler birlikte hareket etmemiş olsalardı bütün sorunlarına rağmen bugün mevcut kazanımların sahibi olamazlardı.

Tüm bu belirttiklerimden hareketle özet olarak ifade etmek istiyorum ki ULUSAL BİRLİK ULUSAL KURTULUŞUN anahtarıdır.

 

Bu anahtarın sahibi olmalıyız.

 

Olmak zorundayız.

 

Bu anahtara sahip olamazsak ulus olarak kurtulamayız!

 

Ulus olamayız!

 

Ulus olmak “ulusal düzeyde siyasal irade birliği” anlamına da gelmektedir!....

 

Elbette ki bu noktada ulusal kurtuluşun ne olduğu sorusu ortaya çıkmaktadır. Ve önemli bir sorudur. Benim açımda ULUSAL KURTULUŞ, Kürt Ulusunun iktidar sahibi olmasıdır. Başkasının toprakları veya başkasının üzerinde değil. Kendi toprakları ve kendi kendisi için iktidar olmaktır ulusal kurtuluş. Bunun biçimi ise bizim ulusal birliğimizin ortak olarak ortaya koyacağı hedefe bağlıdır.

 

Tüm bu belirttiklerim KUDÇG'nun fikri çerçevesinin ne olması gerektiğinin de zeminini oluşturmaktadır. Bizim açımızdan Kürt halkının siyasal iradesinin hukuksal meşruluğu olan zeminlerde ifade edilemediği çok nettir. Yani Kürt halkı zorunlu olarak yasadışı (illegal) örgütlenmek zorunda kalmıştır ve iradesi tasallut altındadır. Bu örgütlenmelere bakıldığı zaman tüm haklılık ve meşruluklarına rağmen ortak bir ulusal-siyasal hedefte birlikte olamadıkları aşikardır. Bağımsız devlet siyasal hedefinden tutalım üniter devlet içinde kültürel haklar hedefine kadar birçok farklı yönelim Kuzey Kürdistan toplumunda siyasal iradenin bileşenlerini oluşturmaktadır. Ben bu hedeflerin doğruluğu ve yanlışlığını tartışmıyorum Zaten bana göre politika ve politik mücade doğru-yanlış ikileminde tartışılacak bir konu değildir. Politika, aynı zamanda ulusal politika, BİR TERCİH sorunudur. Böyle bir durumda bana göre bizi biraraya getirecek fikri zemin Kürt halkının kendi kaderini tayin etme hakkını özgürce kullanabilme zemininin yaratılmasıdır . Dolaysıyla KUDÇG'nun Diyarbakır Beyannamesinde ifade etmiş olduğu fikri çerçeve ULUSAL bir ÇERÇEVE dir. Ne federasyon yanlılarını ne bağımsız devlet yanlılarını ne kültürel özerklik yanlılarını dışlayan bir hedef değildir.

 

Bu genel çerçeve içinde işaret etmeden geçemeyeceğim bir konu ise benim bu tercihler arasındaki kendi tercihimdir.

 

Ben Kürt halkının ortak siyasal iradesinin Kürt halkının hem evrensel hem de uluslararası hukuk açısından vazgeçilmez hakkı olan BAĞIMSIZ DEVLET kurma hakkı olduğuna inanıyorum. Politik olarak uzun vadede geçerli ve gerçekçi olan bu durumdur. Eğer Kürt halkı bu hedef etrafında ULUSAL BİRLİK sağlayabilirse, ve dolaysıyla kendi politik gücü ile masanın diğer tarafında oturan muhatap olursa o durumda biz kendimiz bağımsız devlet dışındaki tüm diğer alternatifleri de tartışabilir ve hatta kabul edebiliriz.

 

Ancak bilinmesi gerekir ki realizm ve rasyonellik adına bize kabul ettirilmek istenen veya bizim farklı nedenlerle kabul edip amaç durumuna getirdiğimiz hiç bir siyasal iktidar hedefi BAĞIMSIZ DEVLET hedefinden daha az veya fazla realist veya rasyonel değildir. Temel mesele bizim ORTAK ULUSAL-SİYASAL irade ortaya koyup koymadığımızdır.

 

Tüm bu nedenlerden dolayı ben belirttiğim şahsi görüşlerime rağmen Kürt uluslnun kendi kaderini tayin etme hakkını kullanabilmesini ortak bir ulusal-siyasal hedef olarak görüyorum ve bunun başarısı için de herşeyin feda edilmesi gerektiğine inanıyorum.

 

Bitirirken bu konuda son 40 yılın Kuzey Kürdistan siyasal yaşamındaki deneyimlerinden de yararlanılması gereğinin hatırlanmasının önemli olduğuna işaret etmek istiyorum. Kuzey Kürdistan'da abartmasız bir rakam ile 25 milyon Kürt insanının politika ve Kürtlük ile olan bağlantısını tek parti etrafında veya kaba deyimi ile tek çuval içinde birleştirebilmek mümkün değildir. Abes ile iştigal dır. Bir bir yandan Kürt halkının her düzeyde, her alanda ve her düşüncede kendi kendisini örgütlemesi gerektiğini savunarak ve teşvik ederek öte yanda ise ULUSAL İKTİDAR için ULUSAL BİRLİK yaratmak yolunda kendi özgün siyasal kimliklerimizden feragat etmeyi değil ama bu kimliklerimizi ULUSAL-SİYASAL İRADE BİRLİĞİ önüne çıkarmamayı öğrenmek zorundayız.

 

Nasıl bir kurumsal yaıpılanma ile ilgili ise belirtmek istediğim şu temel noktalar vardır.

 

KUDÇG ulusal birliğin örgütsel-kurumsal yapılanmasının yasal bir parti ile sınırlandırılamayacağını zaten tesbir etmiştir. Zaten “yasal bir parti” ulusal birlik vizyonuna dar gelir. Çünkü yasal bir parti zorunlu olarak Türkiye'yi esas almak zorundadır. Oysa ki KUDÇG'nun siyasal vizyonu Kürtlerin siyasal iktidar hedefini öngörmektedir. Bu somut nedenlerden dolayı bana göre KUDÇG ulusal birliğin örgütsel biçimlenmesi konusunda kendisini “kongre partisi, ulusal kongre, ulusal meclis vb.” klişelere ve kalıplara koymamalıdır. Biz kendi modelimizi kendi gerçeklerimize uygun ve kendi özgün tanımlaması ile yapabilecek bilgiye, birikime ve siyasal potansiyele sahibiz. Her tanımın kendisine özgü koşulları vardır ve bizim, yani Kuzey Kürdistan ulusal demokratik hareketinin mevcut gerçekleri sözkonusu kalıplara uymayan ve kısa vadede de uymayacak bir durumdadır.

 

Bana göre bu ulusal birlik inisiyatifi kendisini ULUSAL, AÇIK, ŞEFFAF ve DEMOKRATİK bir BİRLİK HAREKETİ olarak adlandırmalıdır. Kendi iç hukukunda bireylere ve kurumlara yer vermeli ve onların ULUSAL İKTİDAR konusunda ortak vizyonunu ve ortak paydasını temsil etmeye aday olmalıdır. Kendi iç hukuku çok detaylı ayrıntıları değil sadece genel hak ve sorumlulk prensiplerini öngören bir felsefe ile gevşek ve yerel inisiyatiflere tahammül gösteren bir yapıda olmalıdır.

 

Kısacası bu ulusal birlik inisiyatifi kendisini, meşruiyetini Kürt halkının doğal ve evrensel meşru haklarından alan, SİVİL, AÇIK ve DEMOKRATİK bir BİRLEŞİK ULUSAL HAREKET olarak adlandırmalı ve örgütlemelidir. Kısa adı TEV-YEK (Tevgera Yekgırti) olabilir. Birlik ruhuna ve birliğin birleşik irade olma felsefesine uygundur. Bu inisiyatif yerel ve ulusal düzeyde kendisini örgütlemiş olan ve bu hareketin siyasal hedeflerini benimseyen tüm kuruluşları kapsayabilecek bir iç hukuk yaratmalıdır.

 

KUDÇG geniş bir ulusal bileşimdir ve umuyorum ki bu geniş bileşim kendisini önümüzdeki süreçte daha net ifade edebilsin ve daha net bir kurumsal yapılanmaya kavuşturabilsin.

 

  • UKKHT

 

Ulusların kendi kaderini tayin hakkı (UKKTH) ilkesi sorudan da anlaşıldığı gibi genel bir uluslararası hukuk ilkesidir. Bu hakkın nasıl kullanılacağı her ulusun kendi ulusal iradesine bağlı bir durumdur. Biz Kuzey Kürdistanlılar bu konuda kafamızı biraz daha yormamız gerektiğine inanıyorum. Kullanılmayan hiç bir hak veya kullanılmak istenmeyen hiç bir hak hak değildir. Elbette ki bu konuda birçok itiraz olacaktır ve ben o itirazları anlayışla karşılıyorum. Uluslararası hukuk elbette ki güçlülerin takdirine göre işler ve işliyor. Ancak buna bakarak biz uluslararası hukuka sırtımızı çeviremeyiz çünkü gücümüzün olmadığı bu Dünya düzeninde devletler tarafından değil ama en azından toplumlar tarafında değer verilen uluslararası hukuk normlarını kendimize uluslararası hukuk ve meşruiyet açısından destek olarak kabul etmemizin ve kullaqnmamızın hem ahlaki hem siyasi açıdan hiçbir sakıncası (ideolojik açıdan da!...) yoktur. Dolaysıyla esas sorunumuz bu genel ve alabildiğine kabul gören ve onlarca uluslararası sözleşmeye yazılmış olan hukuk ilkesini bizim hangi biçimde kullanmak istediğimizde dair bir mutabakata varmamız sorunudur.

 

Eğer Nazmi Gür ve Osman Baydemir ve Hatip Dicle ve ila axır demokratik cumhuriyetçiler Avrupa'da ve Dünyanın dört bir köşesinde (Nazmi Gür'ün Güney Afrika'da Sosyalist Enternasyonal Kongresinde yaptığı veya AB Komisyonu nezdinde PKK ve türevlerinin Türkiyelilik lobisi yaptıkları gibi) Kürtleri Türkiyeye siyasi olarak yamamak istemeleri durumunda ortak bir siyasi irade ortaya çıkaramzasak el oğlundan bize devlet kurmalarını veya devlet kurmamıza yardım etmelerini talep etme hakkını da yitirmiş oluruz. Fransız veya İngiliz'in, İsveç'li veya Alman'ın, ABD'li veya İtalyan'ın gözümüze aşık olmadıklarını biliyorsak Kürtler adına Kürtleri Türkiye'ye entegre etmek isteyenlerin Kürdistan da siyasal güçlerini minimal düzeye indirmemiz gerekiyor.

 

Tüm bu belirttiklerimde hareketle bana göre realist ve rasyonel olan Bağımsız devlet dışında da kendi kaderini tayin etmenin bütün biçimleri Kürt halkı bizzat kendi iradesi ile karar verdiği sürece ortak ulusal iradenin sonucu olarak meşrudur ve kabul edilmelidir. Ancak birçok politikacımızın belirttiği gibi Kürtlerin GÖNLÜNDE YATAN BAĞIMSIZ DEVLETTİR ve politika gönlümüzde yatanı gerçekleştirme iradesi ortaya koyabilmektir. Kürt halkı sonunda bu iradeyi ortaya koyacaktır.

 

Sorularınız ve görüşlerime başvurma isteğiniz için teşekkür ediyorum ve yayın yaşamınızda başarılar diliyorum.

 

Stockholm, 13 temmuz 2006

 

Vildan Tanrıkulu

Öğretmen/Çevirmen

KUDÇG Yürütme Kurulu Üyesi

 

* Bu yazi DENG dergisinin sorularına verilen cevaplardır ve DENG dersisinin 78. sayısında yayınlanmıştır.

 

 

 


Zaman ile yarışmak!

Leyla Zana nihayet

Zaman ile yarışmak!

PKK'nin 20 YILLIK SERÜVENINDEN KESITLER

20. Y1l1nda 15 Austos'un 
siyasal sefaleti!

NE YAPMALI?

Ben yazmay1 unuttum!