Arşiv

 

DTH(P) BİR SİYASAL ENTEGRASYON PROJESİDİR! - IV 

DTH(P) Korporatif bir örgütlenmenin bileşkesidir!

 

Yazının bu bölümü alabildiğine geç yayınlanıyor.

 

Bunun nedeni sadece gerekli düzenlemeleri yapmakla ilgili değil.

 

Bu bölümdeki görüşlerim ve tezlerim gerek DTP'nin kuruluş çalışmalarını yürüten ve gerekse kuruluşundan ve 1. olağan kongresinden sonra yöneticiliğine seçilen, şahsen tanıdığım ve bireysel olarak da farklı düzeylerde hukukumun olduğu insanları da kapsamına almak zorundaydı, zorundadır.

 

Kürtler gibi hiçbir hak ve hukuku kabul edilmeyen bir milletin (ulusun) hasbelkader okuyabilmiş üyeleri olarak bu milletin yaşamı ile ilgili her düşünce ve davranışımızın önem taşıdığına inanıyorum. Bu inancım beni aynı zamanda bu seri yazının son bölümü ile ilgili de sınırlamalara, en azından zaman açısından erteleme biçiminde sınırlamalara götürdü.

 

Bunun nedeni de çok basit.

 

Daha kuruluş çalışmaları sırasında düşündüğüm ve tesbit ettiğim DTH'nin (bugünkü DTP) korporatif bir örgütlenme olduğu ve bunun sol varyasyonları olsa bile neo-faşist bir örgütlenmeye daha yakın durduğu ile ilgili düşüncelerim ve tesbitlerim idi. Bu düşünceler ve tesbitler aynı zamanda daha kuruluş aşamasında Hatip Dicle ve Feridun Yazar'a, Ahmet Türk ve Selim Sadak'a, Sedat Yurttaş ve Orhan Miroğlu ve daha onlarca başka politikacıya korporatif ve “neo-faşist” eğilimler taşıyan örgütlenmenin yöneticileri demem anlamına gelmekteydi ve gelmektedir. Böyle bir ağır nitelemeyi kullanmayı düşünmekte zorlandığım isimlerdir bunlar, ama şimdi kullanmaktan imtina etmiyorum.

 

Bu arada benim korporatif örgüt tanımım çerçevesinde kullandığım “neo-faşist” örgüt kavramını yıllarca PKK ve türevlerine hizmet etmiş olan Hüseyin Kaytan'ın değerlendirmesinde de kullanılmış olduğunu hatırlatmakla yetiniyorum.

 

Şimdi, DTH'nin ilan edilişinden yaklaşık iki yıl sonra ve bu yazı dizime başladığımdan yaklaşık bir yıl sonra son bölümü yazıyorum ve bu kaygılarımda haklı olmadığımı görüyorum

 

Korporatif örgütlerde bireyler sadece gerekli birer NESNE dir!

 

PKK ve türevleri ile ilgili 1978 yılında Kuzey Kürdistan'ın dört bir yanında verdiğim “Küçük Burjuva Maceracılığı ve Gençlik” ana başlıklı seminerlerimden bu güne kadar geçen süre içinde yazdığım her yazıda veya yaptığım kamuya açık her konuşmada bir noktaya işaret etmeyi önemli gördüm ve burada da işaret etmeyi gerekli görüyorum.

 

Ben bireyleri tartışmıyorum.

 

Bir felsefeyi ve bir organizasyon hukukunu ve kültürünü tartışıyorum.

 

Kani Yılmaz gibi PKK “kara kutusu” olan birini bile bomba ile parçalayan bir felsefeyi tartışıyorum.

 

Bütün kendimi sınırlama çabalarıma rağmen bu konuyu tartıştığımız zaman sanki bu hareket etrafına kümelenmiş ve kenetlenmiş olan herkesi aynı sıfat ile değerlendirdiğimiz anlaşılmak isteniyor, anlaşılıyor veya öyle yansıtılmak isteniyor. İşte bu nedenlerden dolayı da girişte de belirttiğim kaygılarıma zaman ve bazı seyahatlerde eklenince bu yazı dizisinin son bölümü bugünlere kaldı.

 

Kimse benim şahsi olarak muhatabım veya hedefim değildir.

 

Ancak Kürtleri, Kürtlerin hakları ve hukukları adına kendi kimliklerinden ve ülkelerinden uzaklaştırmaya hizmet eden her anlayış, her çaba, her hareket ve her örgütlenme Kürt yurtseverliğinin ve Kürt yurtseverlerinin hedefi olmak durumundadır.

 

DTH ve DTP hazırlık ve kuruluş çabaları ile bugünkü yönetimde söz ve karar sahibi olanlardan şahsen tanıdıklarım ve de tanımadığım Kürdistan'lı yurtseverler bu çerçevede bu yazının muhatabıdırlar.

 

Kendisi pişman olandan tutalım limon gibi sıkılıp bir kenara atılanlara, evinde oturup maaş alıp sessiz kalması emredilenlerden tutalım bombalar ile havaya uçurulanlara kadar belirttiğim gerçekleri bizzat yaşamış olanlar vardır ve bunlar yaşadıkları ve şahit olduklarını bazan açık kimlikleri ile ama genellikle sahte mahlaslar ile yazmışlardır.

 

Biz bugünün siyasetçileri değil ama yarının siyasal tarihçileri ve tarihin bizzat kendisi bu gerçeklere daha fazla ışık tutacak ve ortaya çıkaracaktır. Bizim yaptığımız hem bir yandan yaşadığımız tarihe ilişkin not düşmek hem de siyaset yaşamımızda hangi değerler ile hareket ettiğimize açıklık kazandırma ve siyasal mücadelemizin, Kürt halkının bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinin gereklerine işaret ederek buna uygun davranmaya çalışmaktır.

 

DTP Korporatif bir örgütlenmedir!...

 

Şimdi esasa geliyorum.

 

Evet sonucu baştan yazdım.

 

DTP korporatif ve ağırlıklı olarak diktatörlüğü esas alan bir örgütlenme modeline sahiptir.

 

Yukarıda yazdığım gerekçelerde dikkate alındığı zaman bu tesbit ile birlikte ne kadar önemli bir konuya işaret etmiş olduğum sanıyorum daha iyi anlaşılır.

 

DTP'nin ve türevi olduğu PKK'nin (ben KKK, KONGRA-GEL, KADEK vb. isimleri anmak istemiyorum) niçin korporatif bir örgütlenme olduğuna bakmak gerekiyor. Bunun için de önce böyle bir örgütlenmenin tanımını bir kez daha hafızalarımızda tazelememiz gerekiyor.

 

Korporatif bir örgütlenme her hangi bir politik konuda ilgili toplumsal grupların (toplum kesimlerinin) haklarını tek başlarına temsil ettiklerinden hareket eden örgütlenmeler topluluğu olarak izah edilmektedir. Bu örgütlenme toplulukları aynı zamanda bir tek iradeye sadakat/bağlılık ile (kendi iç ilişkilerindeki birbirlerine karşı görece bağımsızlıklarına ve/veya karşıtlıklarına rağmen) tasvir edilmekte ve belirlenmektedir.

 

Bu genel tanım korporatif örgütlenmeler ile ilgili hemen tüm araştırmaların ve kaynakların ortak sentezini oluşturmaktadır ve sadece korporativizm kavramının aranması ile günümüz iletişim teknolojisi koşullarında yüzlerce kaynağa ulaşmak mümkündür.

 

Bu yazı konuya ilişkin akademik bir açılım olmaması nedeniylede tanım ve kaynak konusunda kendi kanaatlerimi bu çerçeve ile sınırlıyorum ve bu çerçeveden hareketle DTH/DTP ve türevi oldukları PKK'nin niçin korporatif bir örgütlenme olduğu konusunu temel bazı noktalar biçiminde izah etmeye çalışmaya geçiyorum.

  1. DTP Abdullah Öcalan'ın talkimatı ile kurulmuş bir partidir. Bunun yüzlerce belgesi vardır ve benim de yine bu sitede daha önce yazdığım makalelerde gösterdiğim kaynakları ile bu durum sabittir ve inkara gelemez.

  1. DTP birbirinden farklı görüşleri olanları, kendi özgün (şahsi, grupsal, ailesel, aşiretsel, ekonomik vb.) çıkarları ve/veya çelişkileri bir kenara bırakmadan ama bir merkeze sadakat ve bağlılık ile bunların bir arada bulunmasını sağlamıyı öngören bir örgütlenmedir. Ahmet Türk onlarca defa Türk devletinin adamı olarak ilan edilmişti ama yine de bu bileşimin başına getirilmiştir. Aile (aşiret üyeleri) ve siyasi ihtirasları nedeni ile, defalarca kabuledilemez hakaretlere maruz bırakılmış olmasına rağme bunu sineye çektiği hakkında geniş bir kamuoyu görüşü mevcuttur. Bunun şahsi şahitlerinden birisi de benim. Ahmet Türk'ün Stockholm'de Abdullah Öcalan ve PKK hakkında söylediklerini (onun durumunda birçoğunun yaptığı gibi sadece yalnız konuşulduğu zaman!) unutma imkanı yoktur. Bu konuda bizzat şahit olduğum diğer örnekler az değildir ve dolaysıyla böyle tutum sahibi olma konusunda Ahmet Türk yalnız değildir. Korporatif örgütlenmenin en önemli özelliği işte, hizmet ettikleri sürece kullanılabilecek “aydın, etkili vb” insanların bizzat kendilerinin, örneğini verdiğim durumlarda ne söylemiş olurlarsa olsunlar, yine de sözkonusu örgütün bu durumu kabullenmesi ve ilgili kişilerin de bu tür ilişki biçimini “halkın çıkarı” adına sineye çekmeleridir.

  1. DTP ve türevi olduğu PKK'ye göre Kürtler ancak Abdullah Öcalan ile kurtulabilirler. Bu durum özellikle de “neo-faşist” korporatizmin temel özelliklerinden birisidir. Hitler'in Bismark İmparatorluğunu kurtarmak için ortaya çıkmış bir Çavuş olduğunu hatırlamamız yeterlidir. Bizim örneğimizde ise Kürt olduğu için Harb Okuluna alınmamış olduğunıu iddia eden bir tapu kadastro memurudur sözkonusu olan.

  1. Korporatif örgütlenmeler genel olarak her konunun ve her sorunun mutlak çözüm mercisi olarak kendilerini lanse ederler. DTP ve türevi olduğu PKK nin sanattan edebiyata, müzikten ticarete, aile yaşamında sosyal ilişkilere her konuda MUTLAK DOĞRULARIN ve MUTLAK çözüm yolları ve araçlarının sahibi olduklarını ileri sürdüklerine ilişkin benim örnek vermeme gerek yoktur. Sadece Kuzey Kürdistan'da değil genel olarak tüm Kürdistan'da toplumsal yaşamımızı son 25 yılda izlemiş olanlar bunun yüzlerce örneğini bizzat bulabilirler veya yaşamışlardır.

 

  1. DTH(P) korporatif örgütlenmenin bir parçası olduğunu en net biçimde Abdullah Öcalan'ın “demokratik cumhuriyet, konfederalizm” vb gibi tezlerini direk kendi parti çalışmasının merkezine oturtmak ile ortaya komaktadır. Bu “tez” lerin korporatif örgütlerin temel karakterlerine uygunluğunun yanında bunlara yine deyim uygunsa “elli dereden su taşıyarak” meşruiyet kazandırmaya çalışan “legal” örgüt yöneticileri de bu yapılanmanın dolaysız bir parçası durumuna gelmektedirler. Dolaysıyla yukarıda isimlerini verdiğim yöneticiler de nedenleri ne olursa olsun her biri böyle bir mekanizmanın parçası ve uygulayıcısıdırlar.

Belirttiğim örnekler korporatif örgütlenmelerin irdelediğim örgüt şahsında ortaya çıkan özelliklerinden, deyim yerindeyse sadece “buz dağının zirvesi” biçiminde adlandırılabilecek en uç örneklerinden sadece bir kaçını ifade etmektedir.

 

Kürt halkı 150 yılı aşan ulusal kurtuluş mücadelesinde bütün faktörler hesaba katıldığı zaman bugün Güney Kürdistan Federal devleti şahsında tarihinin en önemli ve en ileri kazanımını elde etmiş durumdadır.

 

Korporatif PKK ve onun türevlerinden (bileşimlerinden) birisi olarak DTH(P) ise gerek politik gündemimizi “konfederalizm, devlet olmayan demokratik örgütlenme” vb iddiaların sahibine olan sadakati ve bağımlılığı ile meşgul etmesi, gerekse Güney Kürdistan'a karşı son dönemlerdeki mecburi ihtiyatlı tutumları bir yana bırakılacak olursa, genel olarak düşmanca yaklaşımı ile Kürt halkını TC ye entegre planının bir parçası olduğunu fazlası ile ortaya koymaktadır.

 

DTH(P) bir siyasi entegrasyon projesi ve örgütlenmesidir.

 

Kürt halkı bu siyasi entegrasyon projesini ve örgütlenmesini aşabilecek potansiyele sahiptir ve bütün zorluklara rağmen aşacaktır. Bunun gerçekleşmesinin süresi, uzun veya kısa bir döneme sığması Kürdistan yurtseverlerinin cesaretine, öngörüsününe ve birliğine bağlıdır.

 

Tarihin ve siyasal mücadele grafiğinin bize gösterdiği bu gerçekliktir.

 

 

Vildan Tanrıkulu

Stockholm, Nisan 2005-Ekim2006

 

 

 


Zaman ile yarışmak!

Leyla Zana nihayet

Zaman ile yarışmak!

PKK'nin 20 YILLIK SERÜVENINDEN KESITLER

20. Y1l1nda 15 Austos'un 
siyasal sefaleti!

NE YAPMALI?

Ben yazmay1 unuttum!