Arşiv

 

 

Tercih bizimdir!

İki aya yakın bir süreden beri işgalci ve sömürgeci T.C Devleti'nin Güney Kürdistan'a saldırı tehditleri ve son olarak da iki gün önce de gerçekleştirdiği hava saldırısı yoğun bir biçimde tartışılmaktadır.

 

Bu tartışma, analiz ve görüş beyanları hem kürt hem de Türk gazete yazarları, “aydın” ları ve “siyasetçileri” tarafından olduğu kadar uluslararası düzlemde de benzer aktörler tarafından ifade edilemektedir.

 

Ben bir süre önce, daha doğrusu “tezkere” kararının hemen öncesinde Kürtçe olarak yazdığım ve yine bu sitede yayınlanan yazımda , “Güney Kürdistan Federal Hükümeti'nin sadece T.C sömürgeci devletine karşı değil kendi denetiminde olmayan tüm güçlere karşı egemenlik hakkını savunması gerektiğini” ve bu hakkın her Kürt yurtseveri tarafından özenle savunulması gerektiğini ifade etmiştim.

 

Bir önceki yazıma değinme sebebim son iki günde yaşananlar ile bağlantılıdır.

 

Okumamış olanlar için sadece yazı doğal olarak geriye düşmüş olduğu için link vererek http://www.kurdinfo.com/cozum/vil23.htm ve Kürtçe okuyamayan okuyucuların anlayışla karşılayacaklarını umarak (çünkü link de belirtilen yazı Kürtçe!) devam ediyorum.

 

Devam edeceğim konu ise belirtilen konuda Türk veya uluslararası basın ve siyasal aktörlerinin görüşleri değil, sadece Kürt kimlikli “aktör”lerin (yazar, aydın, siyasetçi vb. hangi sıfatı kulanırlarsa kullansınlar) bu gelişmelere ilişkin tutumlarıdır.

 

Hamaset dolu “protesto, kınama vb.” mesajları ve açıklamaları yayınlanıyor. Tüm bunları anlayış ile karşılıyorum. Hamaset dolu bu yazıları (özel olarak seçtiğim yok ama ezici çoğunluğu öyle!) anlayış ile karşılamama rağmen bunların hemen hiçbirine katılmıyorum ve bu değerlendirmelerin çıkarımıza olduğuna da inanmıyorum.

 

Gerekçelerim kısaca şöyle!

 

Tekrar olduğunu bile bile tekrar yazıyorum;

  1. Güney Kürdistan 30 Ocak 2005 tarihinden beri artık “No mans land” (sahipsiz toprak/ülke) değildir ve ben bu tanımı uluslararası hukuk ve siyaset terminolojisine göre kullanıyorum. 1991 bahar ayaklanmasından belirtilen tarihe kadar malesef biz istesek de istemesek de Güney Kürdistan'ın siyasal konumu böyledir.

 

AMA ŞİMDİ DEĞİL.

 

  1. Güney Kürdistan toprakları üzerinde ve Güney Kürdistan Federal Devleti denetimi dışında olan ve Güney Kürdistan Hükümetinin egemenlik hakkını tanımayan, dolaysıyla başına buyruk davranan, her gün yeni bir isim alan ama esas olarak PKK olarak bilinen bir örgütün, zaman zaman sayıları değişse bile binler ile ifade edilen bir siyasi ve silahlı gücü mevcuttur.
  1. Adı geçen siyasi/silahlı güç sadece Güney Kürdistan Federal Devleti'nin egemenlik hakkını tanımamak ile kalmıyor aynı zamanda bu federal devletin (Kürt halkının ulusal mücadelesinin 150 yıllık tarihinin en önemli kazanımı ve mevzisi olan bu devletin) egemenlik alanı içinden “komşu devletlere” açıkça fiili saldırıda bulunuyor.
  1. 30 Ocak 2005 seçimleri sonucunda kabul edilen Anayasa ile Kerkük ve diğer bölgeler hakkında geçici maddeler ile birlikte hem Irak Ulusal Hukukunda ve hem de bu hukukun BM tarafından kabulü ile artık ULUSLARARASI HUKUK VE İLİŞKİLER düzeyinde de MEŞRUİYET kazanmış bir KÜRT FEDERAL DEVLETİ kendi egemenlik hakkını tüm “İç ve dış güçler” e karşı savunma iradesi gösterebilmelidir.

 

Kürt ve Kürdistan “sorunu”nun birçok komşu devleti ilgilendirmesi bu gerçeği uluslararası hukuk çerçevesinde değiştirmemektedir. Ve herkesten fazla uluslararası kabul gören hukuk normlarına uymaya ve bunları uygulamaya Kürt halkı ve onun siyasal iradesi ve siyasal güçlerinin ihtiyacı vardır. Hukuka ihtiyacı olmayanlar GÜÇ sahibi uluslararası organizasyonlar ve ABD örneğinde olan devletlerdir ama bizim hukuka ihtiyacımız vardır!

 

  1. T.C Devleti'nin Güney Kürdistan'ın egemenlik alanında bulunan bölgelere hava, kara veya başka bir yolla saldırısı kabuledilebilir bir durum olamaz ve değildir. Ancak biz Kürtler açısından anlaşılabilr bir durumdur. Çünkü biz bu devleti aynı zamanda işgalci ve sömürgeci bir devlet olarak görüyoruz ve doğal olarak böyle bir devlet bırakalım Kürdistan'ın her hangi bir parçasında yukarıda izah edilen hukuksal meşruiyeti tasdik edilmiş bir devletin varlığına, Kürt kimliğini açıkça savuan ve ifade eden bir “köy/mahalle muhtarı”nın varlığına bile tahammül edemez. Dolaysıyla esas sorun T.C Devleti'nin saldırılarının nasıl ve hangi pencereden okunması sorunudur.
  1. Tüm bu belirtilenlerin bir sentezi olarak ortaya çıkan gerçek malesef şu ki, Kürt siyasal ve entellektüel topluluğu T.C Devleti'ni mücadele edilmesi gereken bir güç olarak değil, talep mercii bir kurum ve devlet olarak görmektedir. Özellikle de Kuzey Kürdistan siyasal ve entellektüel topluluğu T.C devleti'nden beklenti içindedir. Bize güller dağıtmasını beklemektedirler...

 

Yanılmaktadırlar...

 

Yanılmaktayız....

 

Yapılması gereken “beklenti” içinde bulunmak veya “umut” etmek değil aksine, hem Dünya koşullarının ve hem de ülke gerçeklerinin gerektirdiği mücadele hedefleri ve mücadele yöntemlerini ortaya koyabilmektir.

 

T.C Devleti şu anda yukarıda sadece bazı yönlerini aktardığım nedenlerden dolayı malesef mevzisini güçlendirmiş ve mesafe kaydetmiştir. Bu gerçek ile yüzleşmekten kaçınmamalıyız. Hamaset ve sadece slogan olan protestolar hiç bir yarar sağlamamakta ve sadece mücadeleye inançsızlığı güçlendirmektedir.

 

Bizim kendi kendimize sormamız gereken ve cevaplandırılması gereken sorular fazla değildir ve bunlar şöyle sorulabilir;

 

- T.C Dveleti PKK varlığı dışında Güney Kürdistan'a saldırı için her hangi bir “dış” gerekçeye sahip midir değil midir? (Kerkük sorunu bu sorunun doğal olarak dışındadır ve ben bu soruya katmıyorum).

 

- PKK Güney Kürdistan Federal devleti ve bu devletn tüm seçilmiş meşru kurum ve temsilcilerini tanımakta mıdır, tanımamakta mıdır?

 

- Egemenlik hakkına saygı sadece “dış” güçlere karşı mı yoksa “egemenliği tanımayan tüm güçlere” karşı mı kullanılmalıdır?

 

Bana göre bu soruların cevabını her Kürt yurtseveri duygusallıktan öte rasyonel bir biçimde aramalıdır.

 

Güney Kürdistan kazanımları ve dolaysıyla TÜM KÜRDİSTAN için mücadele bu sorulara verilecek cevaplarda yer almaktadır.

 

Ben Güney Kürdistan'a saldırıya gerekçe olan tüm varlık ve ilişkilere karşıyım ve olacağım.

 

Bana göre Güney Kürdistan Hükümeti'ni tanımayan hiç bir kişi ya da kurum Kürdistan'ın özgürleşmesine hizmet etmemektedir!

 

Düşmanın gerekçelerini elinden almak bizim elimizde ve bizim irademizdedir!

 

Veya öyle olmalıdır!

 

Ve bana göre öyle olabilir

 

YANİ TERCİH BİZİMDİR!

 

Stockholm, 19 Aralık 2007

Vildan Tanrıkulu

 

Not: Bugün aynı zamanda değerli dostum, akrabam, ağabeyim ve siyasettte her zaman anlaşamadığım Kürt yazarı ve yurtseveri Mahmut Baksi'nin ölüm yıldönümü. Dostluk, arkadaşlık ve mücadele anılarımızı sevgi ve saygı ile anıyorum!

 


Zaman ile yarışmak!

Leyla Zana nihayet

Zaman ile yarışmak!

PKK'nin 20 YILLIK SERÜVENINDEN KESITLER

20. Y1l1nda 15 Austos'un 
siyasal sefaleti!

NE YAPMALI?

Ben yazmay1 unuttum!