Arşiv

 

 

Merhaba Nedim,

 

Bu mektup katılmamın engellendiği taziyenden sonra yazıldı. Değer verdiğim arkadaşlarımın öneri ve tavsiyesi ile o zaman yayınlamadım. Zaman yaraları sarıyor, duyguları biraz daha sakinleştiriyor.

1. ölüm yıldönümünde seni bu mektup ile anıyorum. Bunu yayınlamakla da ilişkilerimiz üzerinden, niyetleri ne olursa olsun, pay çıkaranlarda biraz olsun belki düşünürler....

Vildan Tanrıkulu

1 Mart 2008, Stockholm

 

 

Nedim Dağdeviren'e 2. Açık Mektup

 

Bu mektubumu okuyamayacaksın.

 

Bilmiyorum... Ama!..

 

Böyle durumlarda ikinci Dünya'dan bahsedilir.

 

Belki sana direk iletebilirim...

 

Ben o “Dünya” ya inanmıyorum.

 

Senin de inanmadığını biliyorum.

 

Yine de yazıyorum... Başka çarem yok!...

 

İlk açık mektubum Kürtçe idi.

 

Şimdi Türkçe yazıyorum.

 

Kürtçe'ye çevirisini de birgün, eğer yetişebilirsem, kendim yapacağım...

 

Çok ani ve hızlı bir hastalık dönemi yaşadın.

 

Ve çok zamansız ve de çok hızlı terkettin inandığın Dünya'yı.

 

Hastalığın döneminde gelmedim.

 

Sadece yakınen izledim/izleyebildim...

 

İlk mektubumum yarattığı ilişki kopukluğu nedeni ile...

 

Bunun muhasebesini yüzyüze yapamadık...

 

Sana açıkça belirtmeliyim ki, ilk mektubumda yazdıklarımdan pişman değilim.

 

Sana açıkça belirtmeliyim ki ilk mektubumda yazdıklarımın bugün de arkasındayım...

 

Yine, sana açıkça belirtmeliyim ki, ben hayatın sadece bir kesitten, sadece bir doğrudan veya sadece bir yanlıştan vb. ibaret olduğuna inanan insanlardan değilim.

 

Benim bu yönümü iyi bilen insanlardan birisisin...

 

Bu, benim açımdan ne bir özür mektubu ne de bir vicdan muhasebesidir!...

 

Sadece bir insani duygu, bir vefa borcu ve bir arkadaşlık ile ortak mücadele hukukunun gereğidir...

 

Yanlış yaptığına inandığım için yazdığım ve bugün bile pişman olmadığım ilk mektubumdaki görüşlerim, orada da ifade ettiğim gibi, benim açımdan bütün bir mücadele yaşamının karnesi olmamıştır..

 

Artık bunun muhasebesini, tarihe ve Kürdistan kurtuluş mücadelesinin gelecek nesillerine bırakıyorum...

 

Ama işittim ki, taziyende/cenaze töreninde bulunmamamı vasiyet etmişsin..

 

Bana iletilen bilgi bu...

 

O yüzden de bugün gelmedim...

 

Yani, kuruluşunda aktif olarak seni ve bugün artık bir kurum olan projeni doğum sancıları ile desteklediğim, varlığından onur duyduğum ve geliştirilmesini teşvik ettiğim “Stockholm Kürt Kütüphanesi” ne...

 

Zaten kendimi taziye sahibi hissediyorum...

 

Ama...

 

Bizim arkadaşlıklarımızın ve ilişkilerimizin bir diğer yanı, bir sevdası vardır..

 

Kürt ve Kürdistan sevdası!...

 

Özgürlük ve adalet sevdası!...

 

Biz bu onurlu ve o kadar da güzel sevda da tanıştık, yoğrulduk, güçlendik, zayıfladık, ayrıldık, kızdık, sevdik, doğru ve yanlış yaptık vb...

 

Sana ilk açık mektubumda yazdığım gibi tekrar ediyorum ki, bu sevda yaşam sevdasıdır..

 

Bu sevda Kürdistan ve özgürlük sevdasıdır..

 

Müdürlüğün veya memurluğun sevdası değildir.

 

Sevgili Nedim,

 

“Belki yarın belki yarından da yakın” bir zamanda senin gibi bu yaşamı terk etme adaylarından biri olarak, senin TAZİYENDE bulunamamanın hem acısı ve hem de kızgınlığı ile yazıyorum bu mektubu...

 

Senin vasiyetin imiş!...

 

5 kişiden biri olarak taziyende veya cenaze töreninde benim de bulunmamamı istemişsin...

 

Bana öyle iletildi...

 

Elbette ki takdir senin bu durumda. Ama...

 

Ben senin taziyende bulunanları ve sana taziye mektubu/mesajı yazanları gördüm ve okudum..

 

Daha çok yazılacak ve daha çok gelinecek..

 

Açıkça söylemem gerekir ki, ben senin böyle “kindar” olduğunu bilmiyordum...

 

Açıkça söylemem gerekir ki ben mücadele insanlarının hastalıkları ve/veya ölümleri üzerinden bu kadar “rantçılık” yapılabilmesini kabul etmiyorum/edemiyorum...

 

Sebebi ne olursa olsun, ben seni yaşadığın zaman köşe bucak sana onlarca sıfat takan insanlardan birisi hiç bir zaman olmadım...

 

Senin ile ilk ve tek önemli çatışmamı ilk açık mektubumda ilk olarak sana ve belirttiğim süre sonunda ise kamuya açık olarak yazdım ve yukarıda da belirttiğim gibi o mektubumun her kelimesinin arkasındayım...

 

Senin ölümünden sonra da seni göklere çıkaran birisi de olmayacağım...

 

Ama son 30 yılda, seninle birlikte sahip olduğumuz değerlerin ve çalışmaların da, Diyarbakır da, Siirt'te, Bitlis'te, Van'da Beyrut'ta, Kamışlı'da, Köln'de ve nihayet Stockholm'de ve şu anda hatırlayamadığım diğer yerlerde, her zaman sürdürücüsü olarak şu noktayı belirtmem gerekiyor...

 

KÜRT TOPLUMU için YAŞAMAYAN “KAHRAMANLAR” değil YAŞAYAN ve YAPTIKLARI ve/veya YAPMADIKLARI/YAPAMADIKLARI ile HENÜZ YAŞADIKLARI ZAMAN hem TAKDİR, hem TEŞVİK ve hem de ELEŞTİRİ muhattabı olan, olmaya hazır ve olmayı hazmedebilen ve hakkedebilen MÜCADELE İNSANLARI lazım...

 

Sadece bu değil, aynı zamanda böyle davranacak bir toplumsal bilinç ve tutum lazım...

 

Ben hep böyle yapmaya çalıştım... Hem doğrularına rağmen sana yönelen saldırılara göğüs gerdim ve hem de yanlışına hiç çekinmeden kamuya açık olarak karşı çıktım..

 

Şimdi Kürt Kütüphanesi Başkanı olarak anılıyorsun ama benim için sen hep Diyarbakır'da, Van'da mikrofon arkasında dimdik duran Nedim Dağdeviren'sin.

 

Stockholm Kürt Kütüphanesi ve bunun müdürü olarak doğruların ve yanlışların benim açımdan bir ayrıntıdır ve senin yaşamının -hem doğrusu hem de yanlışı ile- sadece bir kesitidir...

 

Senin Stockholm'deki cenaze törenine de katılmayacağım...

 

Hem “vasiyetin” hem de eşin ve çocuklarının bu “vasiyete” olan bağlılıklarına saygım nedeni ile...

 

“Timsah gözyaşı” dökenler ile böyle bir ortamda bir arada bulunma mecburiyetinden beni kurtarmaya vesile olan vasiyetine teşekkür ediyorum...

 

Takdir etmediğim yanlarına ilişkin görüşlerimi ve seni son yolculuğunda uğurlamama engel olduğunu tahmin ettiğim ilk mektubumdaki tesbit ve taleplerimi koruyarak ve saklı tutarak seni bu yaşamdan erken koparan her sebebe isyanımı belirtiyorum...

 

“İsveç Kürdistanı” her halükarda, en azından bizim neslimiz açısından, sensiz daha da renksiz olacak...

 

Seni, her zaman sevecen gülümsemen, keyfçiliğin, sevdan, bilgin, mücadelen, inadın ve hem de inadından soyutlanmış dostluğun ile anacağım...

 

Hem bir mücadele arkadaşın hem de her zaman adımı anmadan hitab ettiğin gibi bir “kardeş” olarak...

 

Stockholm, 04.03.2007

Vildan Tanrıkulu

 
 

 


Zaman ile yarışmak!

Leyla Zana nihayet

Zaman ile yarışmak!

PKK'nin 20 YILLIK SERÜVENINDEN KESITLER

20. Y1l1nda 15 Austos'un 
siyasal sefaleti!

NE YAPMALI?

Ben yazmay1 unuttum!