Arşiv

 

 

”Öfke”nin kurbanlari!... (*)

 

Değerli arkadaşım Mehmet Oruç 18 Ağustos 1979 yılında uğradığı bir saldırı sonucunda yaşamını yitirdi. ”29 yıl susanlar” birden bire Mehmet Oruç'u hatırlamaya başladılar. Bu ”hatırlama” zincirıne, ”anma” yazıları yazarak yeni katılanlardan ikisi DDKD kurucu Genel Başkanı Paşa Uzun ve DDKD kurucu Genel Sekreteri Erdem Gencan oldu.

 

Biri Kürtçe ve bir Türkçe olarak yazılmış ve http://www.argun.org adresindeki sitede 17 Ağustos ve 20 Ağustos 2008 tarihleri ile yayımlanmış ”anma” yazılarını büyük bir üzüntü, hayalkırıklığı ve kızgınlık (öfke değil) ile okudum.

 

Nedeni ise kısaca şöyle;

 

Her iki yazıda da bir ”öfke” var ama Erdem Gencan'ın yazısı ise zaten geçen zamanın böyle bir ”öfkeyi asla” azaltamayacağı cümlesi ile bitiyor!

 

Öfke anlaşılır birşey.

İnsani bir duygu.

Nedenlere dayanır.

Tüm bunlara itirazım yok.

Buna rağmen yine de özellikle ve hele böyle bir sorunda ”tükenmeyen öfke” yi anlamakta zorluk çektiğimi belirtmeden edemeyeceğim.

 

Ancak her iki yazıda da bu ”siyasi cinayetin” kabullenildiği önyargısından hareketle hem bir bütün olarak bir siyasal hareket, -ki kendi siyasi gıdalarını ve formasyonlarını da oradan almışlar- ve hem de bütün yaşamını tüm yanlış ve eksikliklerine rağmen Kürt halkının demokrasi, özgürlük ve bağımsızlık mücadelesine adamış insanları insafsız ve bir o kadar da haksız kavramlar ile tanımlamayı tercih etmişlerdir.

 

Özellikle de Erdem Gencan'ın yazısında yer alan şu sözler belirttiğim bu durumu net olarak ortaya koyuyor; ”Mehmet niye ölmüştü? Eski “arkadaşları” yıllarca suskun kaldı utanılacak şekilde. Sahip çıkamadılar kendi hatalarına. Özür dileyemediler. Pisliklerini gizlemeye çalıştılar. Devekuşu misali görmezden gelmeye çalıştılar. …………………………. .

Çok uzun yazmaya gerek yok. Mehmet, kifayetsizlerin kifayetsizliklerini söylediği için öldü. Eleştiriye tahammülsüz demokratlar(!) öldürdü Mehmet'i. Ne kadar güçlü olduklarını galiz bacak edebiyatıyla ispatlamaya çalışan demokratlardı(!) onlar. ”(abç)

 

Bu olayın ve geçen tüm sürecin canlı tanıklarından, öznelerinden, mahkumlarından ve de mağdurlarından biri olarak artık ”susmanın ikrar olarak anlaşılabileceği” kaygısı ile, yapılması gerekenin yapılmış olmasından dolayı hiç de yazmak istemediğim halde , kendi düşüncelerimi yazarak bu konuda çarpıtılan gerçekleri yerli yerine oturtmak gerektiği kanaatindeyim.

 

Benim bildiğim ve tanıdığım kadarı ile Erdem Gencan'ın, gerek insani değerleri, gerek hukuk bilgisi, gerek siyasi bilgi ve deneyimi açısından bu kelimeleri nasıl yazabildiğine gerçekten şaşırdım, ancak şaşırmak ile kalmadım, üzüldüm ve KIZDIM… Ama kızgınlığımı ÖFKEYE dönüştürmeden veya muhtemel ÖFKEMİ yenerek sadece iki kısa hatırlatmada bulunuyorum.

 

Erdem Gencan' ın ” Eski 'arkadaşları' yıllarca suskun kaldı utanılacak şekilde. Sahip çıkamadılar kendi hatalarına. Özür dileyemediler.” sözü ve iddiası doğru değil.

 

En azından bu iddia, herşeyi bir yana bırakıyorum, Erdem'in hukukçu kimliği ile bağdaşmıyor!..

Var olan bir şeyi yok sayıyor!...

Siyasi kimliği ve değerleri ile zaten hiç örtüşmüyor.

Çünkü, Erdem'in cezaevinde kaldığı süreyi bir yana bıraksak bile 1986 yılından beri Kürt hareketi ve ”kendi” arkadaşları ile ”ne kadar ilgili” olduğunu gösteren bir iddia olmaktan öte bir anlam taşımıyor.

 

Ben de dahil olmak üzere (ancak parçalanma nedeni ile şahsen müdahil olmadığım) Mehmet Oruç'un arkadaşları, daha 1983 yılında (belgesi yazılı yok, yayınlanmış yazılarda belirtilmiş) KİP'in parçalanması sonrası bir kesim tarafından yapılan PPKK (Kürdistan Öncü İşçi Partisi) Kongresi'nde, ama 1994 yılında belgesi ile bu sitede yeniden yayınlanmış ilanda da yer aldığı üzere YEKBUN (Kürdistan Birleşik Halk Partisi) 2. Kongresi'nde bu olaydan dolayı ”özür dilemişlerdir”. http://www.kurdinfo.com/nivis/m_oruc_hemu.htm

 

Ancak bu özürü ne Erdem Gencan'dan ne de Paşa Uzun'dan dilemişlerdir.

 

Erdem Gencan bir saldırı sonucu yaşamını yitirmiş ”arkadaşı” hakkında, en azından nelerin yazılmış ve/veya yapılmış olduğunu izleme hakkında ilgi ve merak sahibi olsaydı, -bütün geçmiş süreyi bir yana bırakıyorum ama yine de en azından belirttiğim bu gerçekler nedeniyle- 2005 yılında sevgili Nezirê Cibo'nun başlattığı tartışmada yapılan açıklama ve yayınlardan da izleyebilirdi ve dolaysıyla böyle bir yanlış ve haksız iddia ileri sürmezdi.

 

Dolaysıyla Erdem Gencan bilgi yetersizliğini ve ilgisizliğini başkalarına ”öfke” duyarak gizleyebileceğini sanmış ama malesef…

O nedenle de yazımın başlığına ”Öfke'nin Kurbanları” dedim…

Malesef Erdem “öfke”sine mağlup olmuş…

Yoksa en azından ”bir özür bile dilemediler” diye yazmaması gerekirdi…

Acaba şahsen kendisinden mi özür dilememiz gerekiyordu?

Bu sorumun cevabını bilmiyorum…

Ayrıca Erdem'de çok iyi bilir ki -çünkü o da bu ”kifayetsiz” siyasi okulda yetişti- DEVRİMCİ DEMOKRATLAR asla, ” Ne kadar güçlü olduklarını galiz bacak edebiyatıyla ispatlamaya çalışan” olmadılar.

 

Böyle olanların adresi bellidir ve Mehmet Oruç'un ”arkadaşları”nın böyle bir siyasal kültürün sahipleri ile yan yana, el ele olmalarını veya dirsek temaslarını yedi dereden su getirerek kesmemelerini Diyarbakır'da yaşayan Erdem Gencan'ın benden iyi bilmesi gerekirdi!.

 

Sevinç İşcanlı, Medeni Avcı vb. örneklerinde bu durum bariz olarak ortadadır. Mahmut Çıkman ve Halil Aslan'ı Diyarbakır Tekkapı da kuşun yağmuruna tutan, Ferit Uzun'u Siverek'te, Mustafa Çamlıbel'i Ağrı'da, Mustafa Tangüner ve Eyüp Kemal Adsız'ı Kopenhang'da ve daha binlerce yurtseveri farklı yerlerde ve farklı “gerekçeler” ile katleden felsefenin sahipleri ile kol kola olanlardan özür dileyeceğimiz hiç bir şey yoktur.

 

Yani, aslında ” Ne kadar güçlü olduklarını galiz bacak edebiyatıyla ispatlamaya çalışan” lar Erdem'in burnu ucunda.

Onlar Mahmut Çıkman ve Halil Aslan'ı tarayanlardır. Ferit Uzun ve Mustafa Çamlıbel'i katledenlerdir... Liste çok uzun...

Erdem yanlış adreste dolaşıyor malesef.

 

“Ölümün kutsandığı, ölümün yakınımızda kol gezdiği; ancak yine de ölümün bizden çok uzak olduğunu sandığımız günlerdi. Gel gör ki utanç duyulacak bir dost kurşunu(!) bulmuştu Mehmet'i Diyarbakır'ın orta yerinde.” biçiminde bir tespit yapıyor Erdem.

 

Ölümün kutsandığı değil, sonraki dönem ile karşılaştırıldığında aslında kutsanmadığı bir dönemde ölümün kutsanmasını gündeme getirenler ile birlikte mücadele ettik bir süre.

 

Erdem ve Paşa ile omuz omuza.... Onlar terk ettiler...

Siverek o yüzden “düştü”.... Hilvan direnişi dediler...

Biz devam ettik ama ölümü kutsamak isteyenleri dizginlemeyi henüz başaramadık...

Ölümün kutsandığı ve ölenler üzerinden siyasal rant elde etmenin yüceltildiği günlere geldik.

 

Eğer ölümü ve öldürmeyi kutsasaydık muhtemelen bugün PKK yoktu....

Duran Kalkan'ın, DYÖKD'de (Diyarbakır Yüksek Öğrenim Kültür Derneği) o dönem DYÖKD başkanı olan İrfan Altunç'un verdiği seminerinden sağ salim çıkmamasını sağlayabilirdik...

 

Katletmek ile ve katiller ile birlikte olmadık.

 

Paşa ve Erdem bunu çok iyi biliyorlar.

 

Hayat uzun ve daha yazacaklarımız var elbette...

 

Dolaysıyla, bu konuda da malesef yanılıyor/lar… Aynı dönemi birlikte yaşadık… 70'li yılların sonu hiç bir zaman Kürt ulusal demokratik hareketi açısından 90'lı yıllar kadar ölümün ve suikastlerin kol gezdiği bir dönem olmadı …

 

Ve ben malesef bu güne kadar ”ölüm kolunu gezdirenler” hakkında Erdem'in bir tek yazısına bir yerde rastlamadım… 1989 yılında kendisi ile birlikte aralarında Vedat Aydın, Hatip Dicle, Şakir Tutal'ın bulunduğu ve yerel seçimler nedeni ile Diyarbakır'da kurulmuş olan ”Demokrasi Platformu” dışında!...

 

DDKD kuruluşunda Paşa Uzun ve Erdem Gencan ile birlikte oldum ve kurucu Yürütme Kurulu üyesi olarak görev yaptım. Mehmet Oruç'u da o dönemde tanıdım ve O'nunla hem İstanbul DDKD şubesi hem de DDKD Genel Yönetim Kurulu üyesi olarak da çok verimli çalıştığımızı biliyorum.

 

Bildiğim bir şey daha var ki o da, Mehmet Oruç'un ÖLDÜRÜLMESİ HİÇ BİR ZAMAN Devrimci Demokratlar içinde bir genel kabul görmediği gibi, bu olaya hangi biçimde olursa olsun müdahil olanlar bile bu olayı talihsiz bir yanlışlık, hata olarak değerlendirmişler ve tüm yaşamları boyunca da bunun insani ve siyasi vicdan muhasebesini bireysel olarak da yapmışlardır. Ama bununla birlikte böyle yanlışların Kürdistan siyasal kültüründe egemen olmaması için ve en önemlisi de bu mücadele uğruna ve bu mücadele içinde ölen Mehmet Oruç'un anısına mücadelelerini sürdürerek sahip çıkmışlardır.

 

Zaten Erdem Gencan bizzat kendi yazısında Mehmet Oruç'un yaşamını yitirdiği gün kendisine yönelik gelişen sataşma/saldırı/taciz vb. fiillerin Vedat Aydın, Orhan Hoca -Orhan Güler, -b.n- tarafından engellenmiş olduğunu bu yazısında yazıyor…

Vedat Aydın, Orhan Güler (ikisini de saygı ile anıyorum, onlar adına bir şey de belirtmek istemiyorum!) Erdemin saydığı o ”kifayetsiz demokratlar”danmıydılar?

 

Başka bir kanıta gerek yok.

 

Dolaysıyla, eğer sorun ”üzüm yemek” ise, yani bu olayın mahkum edilmesi ve özür dilemek ise bu yapılmıştır ve hem de en üst düzeyde kongre kararı alınarak ve Mehmet Oruç'un resmi kongre salonuna asılarak (Paşa Uzun ve Erdem Gencan'ın yazılarındaki resim o kongre'de asılı olan resimdir!...) yapılmıştır.

 

Yok, eğer niyet ”bağcıyı dömek” ise yani Devrimci Demokratları illa da ”tahammülsüz demokratlar/kifayetsizler” vb. olarak nitelemek ve ”suçlu” kişileri ”ifşa etmek” ise benim söyleyeceğim tek şey var ve o da şu;

  • ”Anma” vesilesi ile olsa bile biraz bu ÖFKENİZİ Kürdistan'da ölüm makinası olanlara da yöneltin…. Yöneltin ki biz de ne kadar bu siyasi komplo ve cinayetlere karşı, özgürlük ve demokrasi değerlerine karşı ne kadar ”kifayetsiz” olduğumuzu anlayalım!....
  • Mehmet Oruç'u ve O'nun sahip olduğu değerleri en iyi böyle anarsınız! O zaman biz de sizin ”ÖFKE KURBANLARI” olmadığınızı, VEFANIN, DOSTLUĞUN, KİFAYETLİ OLMANIN, ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ DEĞELERİNİN vazgeçmez sürdürücüleri olduğunuzu daha iyi anlarız…

 

29 yıl sonraki aklınız ve 29 yıl sonraki gerçekler ile değil, biraz da o dönemin koşulları, değerleri ve gelişmeleri ile ve o dönemki aklınız ile, çuvaldızı başkasına batırırken iğnenin ince ucunu da kendiniza batırarak değerlendirme yapın lütfen.. Başka sonuçlara ulaşabileceğinize inanıyorum… Öfkenize mağlup olmazsanız hem kendinizi hem de genel olarak ”kifayetsiz demokratlar”ı bu topluma daha yararlı hale getirmeye katkıda bulunabilirsiniz.

 

Sadece bunlar da değil… Eğer adı geçen sevgili arkadaşlarım ÖFKELERİNİN KURBANLARI olmasalardı, gerek bilgi ve birikimleri ile gerek imkanları ve deneyimleri ile hem Mehmet ORUÇ'un da uğruna hayatını kaybettiği Kürt halkının demokrasi ve özgürlük mücadelesine ve hem de özel olarak Kürdistan'da daha az insanın siyasi suikast kurbanı olmaması mücadelesine daha fazla katkı sunabilirlerdi…

 

Üzüntüm, şaşkınlığım ve de kızgınlığım biraz da bu nedenledir…

 

Bir diğer nedeni de var…

 

Her iki arkadaşım da bu “öfke”lerinden ve “önyargı”larından hareket ederek, kendilerini haklı çıkarmak için iddia ediyorlar ki, kısa süre içinde biz dağıldık..

 

Doğrudur ki biz “Devrimci Demokratlar” dağıldık, parçalandık...

Sevinmemeniz gerekiyordu bu duruma....

En azından 29 yıl sonra sevinmemeniz gerekiyordu....

Yazılarınızda sevindiğinizi okuyorum.

Biz mücadeleyi bırakmadık...

Tam da yeniden Kürdistan'da demokrasi, özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi ve felsefesini güçlendirmek için yeniden toparlanmaya çalıştığımızda bu arkadaşlarımız Mehmet Oruç olayı ile bizi vurmaya çalışıyorlar...

Manidardır.

Ama geçiyorum ve devam ediyorum.

 

Tüm bu izahatlar yetmiyorsa, yineliyorum!.

Mehmet Oruç yaşamını yitirdiği zaman sizin ayrılmanız nedeni ile DDKD Genel Sekreteri olan ben Vildan Saim Tanrıkulu, bir kez daha (ama şahsen sizden değil ve Sevinç İşcanlı gibi ölüm makinaları ile kol kola olanlardan hiç değil) demokrasi, özgürlük ve bağımsızlık mücadelemiz adına başta Mehmet Oruç'un ailesi olmak üzere Kürdistan yurtsever kamuoyundan ve Kürdistan halkından, bu talihsiz olaydan dolayı, yani DDKD Genel Yönetim Kurulu ve KİP üyesi değerli Mehmet Oruç'un yaşamını yitirmesine neden olan olaydan ve bunu hazırlayan biz Devrimci Demokratlar'dan kaynaklanan tüm koşullardan dolayı özür diliyorum.

 

Siz tatmin olurmusunuz, bilmiyorum ama esas mesele de sadece sizin tatmin olmanız değil...

 

Bilmenizi isterim ki, o günden bu güne siyasi cinayetlere ve suikastlere karşı yürüttüğümüz onurlu mücadelemizi, eğer yaşarsak 29 yıl sonra şahsen de ve yaşamazsak da yarattığımız ve yaratacağımız değerler ve kadrolar ile ortak bir akıl, irade ve hareket olarak yürütmeye devam edeceğiz.

 

Bir siyasi suikastın dağılmaya yol açtığı bir siyasi hareketin mirasçıları olarak siyasi suikastlerin savunulabilir ve sonuç alıcı olmadığını bilen bir siyasal hareket olduğumuzu da her iki arkadaşım o dönemde benden çok daha iyi biliyorlardı.

 

Ama son olarak bir merakımı da giderebilecek olan bir soruyu sormadan edemeyeceğim!

 

Acaba Erdem Gencan'ın, sadece bir ”arkadaşı” olması nedeni ile değil, ama aynı zamanda hukukçu kimliği ile, Mehmet Oruç'un öldürülmesi olayı hakkındaki henüz kapanmamış olan dava dosyasını, bu yazıyı yazmadan önce yeniden okuma ihtiyacı hissetmesinin ve ilk kez kamuya açık olarak böyle bir ”anma” yazısı yazmasının başka gerekçeleri de olabilir mi?

Çünkü, Erdem'de vekaletnameler var…

Bunun cevabını ancak kendisi bilir…

 

Ve umarım ki yoktur…

 

Her şeye rağmen, bir arkadaşınız olarak Size her açıdan kifayetli, toleranslı, suikatsız, sağlıklı, mutlu ve uzun bir yaşam diliyorum…

 

Ve bir hatırlatma olarak Mehmet Oruç hakkındaki ilanı bir kez daha bu yazıya ekliyorum…

 

 

Bu ilan YEKBUN'un 1994 yılında yapılan 2 Kongre Kararına uygun olarak hazırlanmış ve Medya Güneşi Dergisinin ilanda görülen tarihteki sayısında yayınlanmıştır.

 

(*) Paşa Uzun'un yazısındaki uslüp ve gerekçeler farklılık içerdiği ve aynı zamnda da dili Kürtçe olduğu için burada esas olarak Erdem Gencan'ın yazısındaki iddiaları ele almaya çalışım ve umuyorum ki Paşa Uzun'un yazısını Kürtçe olarak kısa bir süre içinde ayrıca bir bütün olarak değerlendirme imkanına sahip olabilirim.

 

Stockholm, 22-23 Ağustos 2008

Vildan Saim Tanrıkulu

 
 

 


Zaman ile yarışmak!

Leyla Zana nihayet

Zaman ile yarışmak!

PKK'nin 20 YILLIK SERÜVENINDEN KESITLER

20. Y1l1nda 15 Austos'un 
siyasal sefaleti!

NE YAPMALI?

Ben yazmay1 unuttum!