Arşiv

 

 

TRT'de Kürtçe TV Yayını;

İnkarın ikrarı (kabulü/itirafı), utangaç bir özür ve barışçı çözüm imkanı!..

 

1 Ocak 2009 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti (TC) devlet televizyonu olan TRT (Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu) Kürtçe yayına başlayacağını kararlaştırmış ve bu kararını kamuya açıklamış bulunuyor.

 

Böyle bir karar alınmış ve bu devlet kurumunun başında olan TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin tarafından resmen basın toplantılarında ilan edilmiş.

 

Henüz resmen gerçekleşmemiş ama 1 Ocak 2009 tarihinde KÜRT dili TC devletinin resmi TV yayınında ayrı bir kanal olarak başlayacak olan bu “çok dilli” yayına TRT 6 adı verilmiş.

 

Dün, TRT 6 adı ile test yayınları başladı ve ben de bu test yayınlarını izledim.

 

Bu konuda Kürt İnternet basınında yazılanlara ve izlediğim test yayında bu yayın konusunda yapılan röpörtajlarda ifade edilen görüşlere bir iki örnek dışında detaylı olarak bu yazıda değinmeyeceğim.

 

Bu hamur daha çok su çeker ve bu konularda da muhtemelen herkes gibi, görüşlerimi, eleştirilerimi ve taleplerimi hem bir izleyici hem de esas olarak Kürt ulusal demokratik mücadelesinin devam eden bir üyesi olarak gerekli olan durumlarda ve platformlarda ifade etmekten uzak durmayacağım.

 

Düşüncelerimi yazılı olarak belirttiğim için genel olarak okuyucunun okuma yazma bildiğini ve dolaysıyla okuduğu konular ile ilgili olarak başka kaynakları ve başka görüşleri de dünden bu güne izlediğini bir ön kabul olarak değerlendiriyorum ve ona göre yazıyorum.

 

Bunu belirtmemin nedeni ise bazan bazı “okur yazar” olanların Dünya'yı yeniden keşf etmişçesine iddialarda bulunmaları ve sanki bazı konular ilk kez yazılıyor veya tartışılıyormuş gibi hareket etmeleri nedeniyledir.

 

Günümüzün iletişim olanakları artık bu “okur yazar” takımının kendine has olan kibirliklerini ortadan kaldırmıştır. İsteyen “okur yazar” her şeyi ve her bilgiyi bu yazıyı okuyabildiği kadar ve o kolaylıkla edinebilmektedir. Artık “haberim yoktu” veya “bilmiyordum” vb. gerekçeler bir sığınak olamaz.

 

Şimdi hizaya gelelim.... Hizaya gelmek zorunda olduğumuza inanıyorum...

 

Burada kullandığım “biz” öznesi Kürt ve Kuzey Kürdistan ulusal-demokratik hareketidir ve bu konuda da, konu ile direk bağlantılı olmazsa bile, kullandığım Kuzey Kürdistan ulusal hareketi kavramı ile ilgili olduğu için, çok kısa bir açıklamada bulunmak zorundayım.

 

Kürt ve Kuzey Kürdistan ulusal-demokratik hareketinden kastettiğim de PKK ve onun türevleri olan DTP ve diğer bütün açık ve utangaç savunucuları değil aksine, onların dışında legal veya illegal mücadele yürüten, tüm eksiklikleri ve yanlışlıklarına rağmen Kürt ulusal vizyonunu canlı ve ayakta tutan ve bazılarının, örneğin Murad Cıwan'ın, kendisine ait Netkurd.com sitesinde * işareti ile “marjinal” olarak adlandırdığı gerçek Kürdistan yurtseverliğidir.

 

Bunlar bu yazıda sadece tespit olarak yer alıyor ve detayları zaten benim başka yazılarımda vardır. Burada sadece, andığım örnekteki gibi, Kürt ulusal-demokratik hareketini PKK-DTP ekseninde somutlaştıran eski sekreterlere ve aslında kendisi marjinal olmuş eski siyasetçi yeni “gazeteci/yazar” olanlara da bu aşamada verilmesi gereken çok kısa cevap olarak yazıyorum.

 

Ve gerisini zamana bırakıyorum...

 

Eğer 1 Ocak 2009 tarihinde TRT...., Bilmem Ne adı ile veya dün test yayınında olduğu gibi TRT 6 adı ile bir Kürtçe TV yayını yapılmazsa hepimizin söyleyebileceği var....

 

Osmanlı'da (Türk'te) oyun bitmez...

 

Dolaysıyla esas olarak konuşulması gereken TRT adı ile Kürtçe TV yayınının gerçekleşmesi ve sürdürülmesi durumunda, bu konu hakkında Kuzey Kürdistan yurtseverleri ve kamuoyunun nasıl hareket etmesi gerektiğidir...

 

Bu nedenle de 01.01.2009 tarihinde, yani Takrir-i Sükun'dan 85 yıl, Türk Dil Kanunundan/”Devriminden” 81 yıl ve 12 Eylül Cunta Anayasa'sından 27 yıl sonra TC tarafından resmen kullanılacak olan Kürt dili'nin TRT yayınları çerçevesinde nasıl değerlendirilmesi gerektiği esas tartışma konusudur.

 

Bana göre öncelilkle bu yayını başlatan TC devletinin AKP yönetimindeki iktidarı, diğer devlet kurumları veya bu yayının muhattabı olan biz Kürtler açısından niyetlerden arındırılmış olan OBJEKTİF durumu, gerekçeleri ve sonuçları hakkında tespitlerde bulunmak gerekiyor.

 

TRT Kürtçe TV yayını bütün niyetlerden bağımsız olarak OBJEKTİF biçimde şu sonuçları ortaya çıkarmaktadır;

  • TRT Kürtçe TV yayını Kürt dilinin Kuzey Kürdistan'da toplumsal ve hukuksal MEŞRUİYET kazanmasıdır.
  • TRT de Kürtçe yayınların resmen başlaması TC devleti'nin Kürt halkı ve Kürt dilinin inkarı üzerine oturtulmuş olan kuruluş felsefesinin İFLAS ettiğinin İTİRAF edilmesi ve dolaysıyla da UTANGAÇ bir ÖZÜR dür..
  • TRT Kürtçe TV yayını ile gerçekleşen bu itiraf, Kürt halkının yürüttüğü ve en azından TC ile yaşıt olan ulusal mücadelesinin kazanmış olduğu “KÜÇÜK” ama ÖNEMLİ bir mevzidir..
  • TRT Kürtçe TV yayını Kürt çocuklarının ana-baba ocağında öğrendikleri dilin kendileri için bir insani, hukuki, sosyal, ekonomik, siyasi vb. alanlarda YÜK olmayacağının veya en azından eskisi kadar yük olamayacağının somut bir örneğidir. Yani, artık bu günün çocukları, yarının Kürt yurtseverleri “Kürtçe konuştuk diye biz dövüldük” ifadesi ile kendi sorunlarını Dünya'ya anlatma ihtiyacı hissetmeyeceklerdir... Sorunumuzun sadece bir “dil” sorunu değil bir varlık ve iktidar talebi ve mücadelesi olduğu daha da netleşecektir.
  • TRT Kürtçe TV yayını ile Kürt dili fiilen bir sosyal yaşam/piyasa dili olacaktır ve bu yayın çerçevesinde olması gereken zorunlu diğer faliyetler ile (TV dergisi, yayın yorumu, çeviri ve prodüksiyon faliyetleri vb.) artık Kürt dili sadece hapse atan değil aynı zamanda yaşamın idamesini sağlayan bir gelir kaynağı olacaktır.
  • TRT Kürtçe TV yayını ile, köyden şehire geldiği zaman Türkçe konuşmanın zorunlu olduğuna inanan milyonlarca Kürt insanının kendisine öz güvenini yaratacaktır.
  • TRT Kürtçe TV yayını ile Kürt dili fiilen TC devleti içinde ikinci “resmi dil” olacaktır. (Güney Kürdistan “Bölgesel Yönetim”in fiili -de facto- bağımsız devlet olması gibi!...)
  • TRT Kürtçe TV yayını, kimsenin verdiği bir lütuf değil, aksine artık PKK/Kemalizmin Kürt versiyonu ile bile bitirilemeyen Kürt yurtseverliğinin, Güney Kürdistan'da “de-facto” Kürt devletinin, 150 yıllık Kürt ulusal mücadelesinin kazandığı bir mevzidir.
  • TRT Kürtçe TV yayınıyla, Kürt dili ile birlikte bu dilin sahibi olan Kürt ulusunun varlığı ve dolaysıyla da hakları kaçınılmaz olarak toplumun gündemine daha da güçlü bir biçimde oturacak ve artık “sıradan Türk vatandaşı” da bu inkar ile ilgili olarak “kendi” devletinden hesap soracaktır ve kendi kendisini sorgulamaya başlayacaktır.
  • TRT Kürtçe TV yayını ile Kürt ulusu ve dilinin de inkarı üzerine şekillenmiş olan Türk Dil ve Tarih Kurumu'nun tüm ırkçı tezleri geçerliliklerini kendi toplumu içinde de yitirmiş olacaktır.
  • TRT Kürtçe TV yayını ile Kürt dili kendisini geliştirme ve Kürt toplumu içinde her alanda ve her düzeyde temel iletişim aracı olmasının zemini daha da güçlenecektir.
  • Bütün bunlara ek olarak belirtmem gerekiyor ki TRT Kürtçe TV yayını ile Kuzey Kürdistan ulusal hareketinin onlarca maddede ifadesini bulan “asgari/acil demokratik hedefler programı'nın” en az bir maddesi, çok cılız ve/veya aceleye getirilmiş biçimde olsa bile bu adım ile yaşam bulmuştur. Bu benim bizzat şahit olduğum ve zaman zaman yazımında bile bulunduğum programların gerçekleşmesidir. Bunları bu son 40 yıllık tarihin okuyucusu değil, aynı zamanda şahitlerinden birisi olarak BİLİYORUM, sadece tahmin etmiyorum veya iddia etmiyorum. Bilmek ile iddia etmek arasındaki farkın bilincinde olanların dikkatine sunuyorum....
  • TRT Kürtçe TV yayınının başlaması, tüm bunların bir toplamı ve somut bir sonucu olarak Kürt halkının hak ve özgürlükleri için mücadelesinin barışçı, demokratik ve kabuledilebilir bir çözüme ulaşabilmesinin yeni bir başlangıcını ve yeni bir olanağını oluşturacaktır.

Bunlar ve bu yazıyı yazdığımda göremediğim birçok diğer objektif sonuçlar , niyetlerden bağımsızdır..

 

Ama...

 

Evet, “Ama”sı da var..

 

Onlardan da aklıma gelenleri sıralayayım...

  • Elbette ki bütün bunlar bir çırpıda hemen gerçekleşebilecek ve/veya olumlu sonuçları görülebilecek durumlar değildir!...
  • Elbette ki böyle bir karar ile TC devletinin bir bütün olarak ve/veya mevcut hükümetin kendisine özgü niyetleri vardır ve bu niyetleri genel olarak Kürtlerin hayrına olmayabilir!...
  • Elbette ki TRT Kürtçe TV yayını biz Kürdistan yurtseverlerinin ifade biçimi ve vizyonu ile hareket etmeyecektir.
  • Elbette ki TRT Kürtçe TV yayını siyasal entegrasyon (Demokratik Cumhuriyet/Özerklik vb. perspektifi gibi) amacının bir parçası olabilir...
  • Elbette ki TRT Kürtçe TV kanalı kendi yayın konseptini Kürtlerin kendi kimlikleri ile iktidar olma ve/veya iktidara ortak olma eksenine oturtmayacaktır.
  • Elbette ki, bu yayını başlatanlar, niçin böyle bir yayın için başka dillerde aradıkları eğitim vasıflarını aramıyorlar ve bunun nedeni kendileri değilmi dir diye sorulmalıdır...
  • Elbette ki mahkeme salonlarında, TBMM'de ve yaşamın diğer “kamuya açık” alanlarında “anlaşılmayan bir dil” olarak adlandırılan Kürtçe'nin, devlet TV yayınında kullanılmasının nedenleri konusunda şüpheci olunmalıdır!..
  • Elbette ki, TRT Kürtçe TV yayını kararı verilmeden önce Kürt dil öğrenimi için Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Yüksek Öğrenim Kuruluna (YÖK) personal eğitimi (öğretmen, gazeteci, yapımcı vb..) için talimat verilmeliydi/dir)...
  • Elbette ki.....

Ve, bu “Elbette” ile başlayacak cümleler daha da uzatılabilir.

 

Ancak, bana göre zaten bu “Elbette” ile başlayan cümlelerde ifade edilen “beklentilere” sahip olmak, esas olarak bu perspektif ile gerçek Kürdistan yurtseverliği ile arasında bir mesafenin de bulunduğunu ifade etmektedir.

 

Çünkü, Kürdistan yurtseverliği, esas olarak kendi ifadesini devletin vereceği lütufların “beklentisinde” değil, Kürt ulusunun sahip olduğu temel haklar ekseninde bulmaktadır.

 

Yani SİYASAL STRATEJİSİ DEMOKRATİK CUMHURİYET ve ÖZGÜR VATANDAŞLIK olan silahlı “siyasi” lerin Devlet TV kanalında Kürtçe yayına karşı olmalarını anlamak için başka bir Dünya da yaşamak gerekiyor... Bu Dünya'da ve Kuzey Kürdistan da değil..

 

Yani, gerçek Kürt ve Kürdistan yurtseverleri, TRT Kürtçe TV yayını kararını kendi mücadelelerinin önemli, ancak geliştirilmesi ve ileriye taşınması gereken bir mevzisi olarak değerlendirmelidirler.

 

İşte belirttiğim bu OBJEKTİF sonuçlar ile yine buna bağlı olarak “elbette” sözcüğü ile başlayan sorulardan anlaşılması gerekenler ve güncelleştirilmesi gereken hedefler vardır.

 

Bunlara bir kaç örnek olarak şu konular ifade edilebilir;

 

  • TRT Genel Müdürlüğü ve Hükümet aleyhine devlet kurumlarına kadro atanması hakkında idari mahkemelerde dava açılmalıdır. Bu davalar TRT personelinin yayın yapılan dilde sahip olması gereken “sabıka kaydı” dışında, eğitim ve iş tecrübesi vb. gibi yapılacak işin kalitesi ve güvenilirliği vb konularda, anayasal haklar çerçevesinde gündemleştirilmeli ve Kürtçe yayın personalinin eğitim kapasitesi, düzeyi ve bunun muhtemel (kesin!...) eksikliğinin nedenleri konusunda sorgulanarak çözüm yolları, yani Kürtçe basın yayın personalinin, dil ve eğitim personalinin eğitim ve öğretimi ile ilgili olarak talepte bulunulmalıdır.
  • Diyarabakır Barosu başta olmak üzere bütün Kürdistan hukukçuları, Anayasa'ya dayandırılan birçok yasaya göre sosyal yaşamda (kamu yaşamı/siyasi partiler yasası/eğitim kurumları vb. alanlarda) kullanılması yasak olan Kürtçe ile Devlet Tv'sinde yayın yapılmasının hak ve özgürlükler açısından Anayasa'nın eşitlik ilkesine nasıl ve hangi biçimlerde uyum sağladığının sorgulanmasını sağlayacak hukuki süreçler başlatmalıdır. (TRT Kürtçe yayınları bir içtihat olarak alınabilir.)
  • TRT 1 de “aile programları” ile özdeş yayın yapacağı (TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin'in açaıklamasına göre) belirtilen bu kanalda örneğin Kürtlerin çeşitli toplumsal sorunlar ile ilgili olarak, kendi siyasi tercihlerini ve görüşlerini, AKP ve DTP Hakkari milletvekillerinin test yayınında yaptıkları Kürtçe konuşmalar kadar “özgürce” belirttikleri zaman bunun ne kadar suç teşkil edip etmediğinin sorgulanması gündemleştirilmelidir.
  • Kürtçe yayın yaptığı için hakkında dava açılmış olan herkesin davalarına son verilmesi ve bu konuda cezalandırılmış olanların (Mehdi Tanrıkulu vb. gibi yayıncılar ile bu dilin serbestliği ve kullanımı için yaşamını feda etmiş Vedat Aydın, Musa Anter gibi aydınlar ve siyasetçiler başta olmak üzere) tazmin edilmesi (maddi ve manevi itibar iadesi gibi tazminat ödenmesi) hakkında Parlamento'nun ve Hükümet'in derhal gerekli hukuki ve siyasi düzenlemeleri yapması talep edilmelidir.

 

Belirttiklerim sadece bir makale yazımında ilk akla gelenlerdir. Bunlar detaylı olarak düşünülerek, tartışılarak, konu ile ilgili uzmanların denetimi ve inisiyatifi ile düzenlenerek gündeme taşınabilir ve taşınmalıdır.

 

İşte “bam teli” de buradadır.

 

Özellikle de biz Kürtler açısından BAM TELİ BURADADIR...

 

Sebebi ise basittir.

 

Ben ulusal ortak bilinci ve refleksi bir yana bırakıyorum...

 

Devlet'in Kürtçe TV yayınına başlaması konusunda bile bir ortak ulusal stratejimiz yoktur.

 

Artık Kürt ulusal hareketinin eğri oturup doğru konuşması zamanıdır...

 

Ortak ulusal strateji/program/perspektif olsa bile böyle bir örgütlenme yaratılamamıştır...

 

Esas mesele de buradadır. Ve bu konu bu yazımın temel değerlendirme konusu dışındadır.

 

Sonuç olarak ben, işsiz ve yoksul olan ve bunun en önemli nedeninin Kürt olmaları olduğuna inanan tüm Kürtleri, Kürt'üm diyen ve bunun gerekleri doğrultusunda mücadele ettiğini iddia eden “Diyarbakır'da” yani Kürt coğrafyasında, yani Kürdistan'da Eğitim-Sen üyesi tüm eğitim emekçilerini (tecrite hayır sloganı dışında/yanında!...), TTB üyesi tüm doktorları, TBB üyesi tün hukukçuları (Asrın Hukuk Bürosu avukatları da dahil!...), TOBB üyesi tüm işverenleri, yazarları ve aydınları, okumuşları ve okumamışları, yaşlıları ve gençleri, yani her Kürt bireyini ve Kürtlerin temel haklarından yana olan her bir demokrat insanı, TRT Kürtçe TV yayınlarını mücadelemizin yeni bir başlangıcı ve barışçı çözümün önemli bir zemini olarak değerlendirmeye ve bu doğrultuda çaba harcamaya davet ediyorum.

 

Ve biliyorum ki, hem bu yayının yapılmasının Kürtler açısından ulusal kazançları ve hem de “elbette ki” sözü ile başlayan muhtemel sorular ve sorunların her biri başlı başına bir inceleme, araştırma, makale ve kitap konusudur.

 

Belirttiklerim böyle geniş konularda sadece birer tespiti ve perpektifi ifade ediyor...

 

Bu yayın esas olarak Kürt halkının mücadelesinin bir siyasal irade ve iktidar sorunu olduğunu ve bu konuda her halükarda ısrarcı olunabileceğini ortaya koyan güçlü Kürdistan yurtseverliğinin bir kazanımıdır.

 

Bu, DENİZDE BİR DAMLA OLSA bile böyledir.

 

“Bağdat çok uzak ama bir adım ile daha da yakınlaşır” sözünde ifade edildiği gibi...

 

Varsın, bana küfretmek isteyenler, TRT 6 Kürtçe yayınında hiç olmazsa bana anladığım ve yorumlayabileceğim bir dil ile küfretsinler!...

 

Hiç olmazsa böylece küfrettiklerini daha iyi anlayayım!...

 

Anlayayım ki cevaplarını daha iyi verebileyim!...

 

Özet olarak, bütün bu belirttiklerime rağmen ve bütün bunlar ile birlikte, Kürt dili ile ilgili yeterli bilgi sahibi olanlar, Türkçe öğretmenlik/doktorluk/mühendislik/ avukatlık/yazarlık/sanatçılık/eleştirmenlik/spor/mizah vb... işler yapmak yerine bütün bu alanların her birinde bu konular ile ilgili TRT Kürtçe TV programlarına katılmak ve/veya bu alanlarda program yapımcısı vb. çalışmalara katılmayı tercih etmelidirler...

 

Bütün mevcut devlet memurları (tüm öğretmenler, sağlık personeli, avukatlar, doktorlar vb...) güvenlik soruşturması sonucu DEVLET MEMURU olmuyorlar mı?

 

TRT Kürtçe TV yayınında yer alanları mahkum edenler, önce “demokratik cumhuriyet/ özerklik ve özgür vatandaşlık” konseptini reddetmelidirler ve/vaya bununla birlikte de bütün devlet kurumlarında TÜRKÇE faliyet göstermelerine son vermelidirler.

 

Ve en başta da kendileri “benim gibi” ve şu anda yazdığım gibi Türkçe yazmaktan ve konuşmaktan vazgeçmelidirler ve en az benim kadar Kürtçe'yi de iyi ve hayatın her alanında kullanabilmeyi de öğrenebilmelidirler!....

 

Yani, TRT Kürtçe TV kanalı ve yayınının gerçekleşmesi ve bu yayında görev alınmasını doğru görmeyenlerin, bu yayına katılanları “ihanet vb.” kavramlar ile adlandıranların kendi iddialarında samimi, inandırıcı, gerçekçi ve sonuç alıcı olabilmeleri için TC devleti içindeki tüm kurum ve kuruluşlarda ücretli veya başka biçimlerde görev almayı reddetmeleri, Kürtçe'yi hayatın her alanında, sadece edebiyatta değil, siyasette, ekonomide, tıpta, fen ve sosyal bilimlerin her alanında anlaşılır biçimde yazılı ve sözlü olaraka kullanabilmeleri gerekir.

 

Aksini iddia edenler malesef sadece Kürtlerin özgürlüğüne karşı bir konumda yer alanlar olarak tarih kitaplarına geçerler.

 

Çünkü sonuçta SÖZKONUSU OLAN VE KAZANACAK OLAN KÜRT DİLİNİN MEŞRUİYETİ ve KÜRT ULUSUNUN VAZGEÇİLEMEZ HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİDİR!...

 

KRAL ÇIPLAK!...

 

85 yıldır yasak olan ve/veya resmi TC siyasetine göre “var olmayan” Kürt dili, TRT 6 kanalı ile TC nin “resmi” dilleri arasında!

(Anayasal suç işlemediler çünkü artık Kürtçe Irak Anayasası'nın kabul ettiği resmi dil!...)

 

Stockholm, 26 Aralık 2008

Vildan Saim Tanrıkulu

 
 

 


Zaman ile yarışmak!

Leyla Zana nihayet

Zaman ile yarışmak!

PKK'nin 20 YILLIK SERÜVENINDEN KESITLER

20. Y1l1nda 15 Austos'un 
siyasal sefaleti!

NE YAPMALI?

Ben yazmay1 unuttum!