Arşiv

 

De Xiret, “Belqitîyooo!”



Hevalen Me
Bi zelalîya beyanî re
Berî zeraqê Rojê ku belav dibin li esman
Şalur reng bi perwaz
Şalur deng,
bi stran hatin
Awaz… awaz
Stranên gerdenazadî,
nûjen û xweber Belav bûn, pel bi pel
Bilind bûn perwaz…perwaz
Ji dilek zîz
Bi awaz
Tîrêjên ronahîyê kêşan
Xunav… xunav
Tavan… tavan Bişkifîn ji axê sorgul
Di xunavê de geş,
bîhndar,
ronak
Mêjîyên terr,
Baweriyen nû gihîştî
Tûjtirîn,
ji tîrêjên Rojê
U ciwantirin… Çûn hevalên me, çûn
Çûn, hevalên me yek bi yek
Bo
Her heremek,
Her peleyek dûr
li kûjê dinê
Bibihîze,
Li rê
-nola rêwingîyan-
Karûbar bun.
Bê ragihan,
ra ne westan
rojek
danek
weşek
yek bi yek
Bi stran
Çûn.
Bi dilan
Li şopa têkoşerîya gerdenazayî
Di sorayîya asîwanî de
Li roava
Wek sorgula
ku ji xunava
spêdeRê hatîye bestîn,
Di bin tavika Rojê de,
pê re rawestin
Ne zivirîn êdî li şopa xwe
Çûn
Bê bihîstin.
Xerzanlı bir arkadaşım vardı; kendisiyle sabahlara kadar kürtlerin kaderini ve geleceğimiz üzerine kafa yorardık. Sevgi ve enerji doluydu, sevda ve umut kaynağıydı.

Her insanın, idealini temiz tutmuş, hayatini vererek onunla özdeşleşmiş birine ihtiyacı var; ben de boylesi bir arkadaş olarak onu tanıyorum… Hayat hikayesi içimde buruk bir acı, sözleri, yaşanan çirkef hayatın ağırlığıyla tezat bir naiflikle üzücü, ruhu her an benimle diyalogtaymış gibidir.

Her insanın idealine zeval getirmeden bu dünyadan bir türkü gibi çekip gitmiş birine ihtiyacı var. Bir can yoldaşım vardı; Xerzan’i anlata anlata bitiremezdi, Xerzan’ın sihirine kapilmisti kapılmıştı, Dr. Fuad, Koçero’ların, Hekimoların, Eli Yunusların, Çetoların, Barzanilerin, Dr. Şivanların öyküleriyle büyümüştü. Yiğitliğini, temizliği, mertliği, sadelik ve dürüstlüğünü oradan almıştı. Öldürüldü. Hayatı dürüst yaşamak isteyen her insanın , idealini temiz tutmuş, hayatini vererek onunla özdeşleşmiş birine ihtiyacı var; dürüstlüğünden, temizliğinden, kürdlük ve insanlığından zerre kadar şüphe duymadığı bir insan; öyle ki, ideali ve hayalleriyle temizce yaşayıp bu dünyadan öyle çekip gittiği için bazen, içimizden ne mutlu sana, bazen, iyi ki, zamanında öldün, gittin, dediğimiz bir insana…

Benim için en yakın böyle bir insan, ilk olarak kendisiyle, 1978’de Bismil’de bir mitingte Vedat Aydin arkadasimin tanistirmis oldugu, daha sonra ise, iskence edilmis halindeki fotoğrafını Armanc Gazetesi’nin ikinci sayısının kapağında gördüğüm ve sonradan, hayatimdaki en onemli ve degerli dostlarimdan biri olacak Xerzanlı yoldaşım Mustafa Tangüner olacaktı. Öldürüldü. 4 Kasım 1985 günü saat 17.15 sıralarında Mustafa Tangüner şehit düştü.

Mustafa, 1.1. 1959’da Bismil’in Kürdhacı Köyü’nde doğdu. İlk ve orta okul öğrenimini Silvan Yatılı Okulu’nda yaptı. Daha sonra Diyarbakır Sanat Okulu’nda okudu. Bu dönemde Kürt Ulusal Uyanış hareketine katılan Mustafa, Diyarbakır ve Bismil’de DDKD içinde örgütlü çalışmaya başladı. Boğaziçi Üniversitesi’ni kazandı, yazıldı ama devam etmedi. 1978-1979 öğrenim yılında Diyarbakır Eğitim Enstitüsü FKB (Fizik-Kimya-Biyoloji) bölümüne kaydoldu. Kısa bir süre içinde öğrenci harkeketinin en önde gelen lideri oldu. Öğrenci derneklerinin yöneticilkiğini yaptı. Aynı yıl Kürdistan İşçi Partisi’nin (Türkiye’de Kurdistan Demokrat partisi’nin) üyesi oldu. 1979 yılında Sıkıyönetim ilan edildiğinde ve legal çalışma imkanları ortadan kaldırıldığında, harketinin politikası doğrulutusunda, Mustafa yeni koşullar içinde asıl yetenek ve politik çalışma becerisini en iyi bir sekilde göstermeye başlayanlardan biriydi. Öğrenci Üst Komitesi’nde yer aldı. Bu komitenin amacı, Eğitim Emstitüsü’ndeki Kürt Öğrenci Hareketini yönlendirmek ve diğer okullardaki öğrenci yapılarıyla koordineyi sağlamaktı.

12 Eylül darbesinden sonra da Mustafa bu komite içinde, Kürt Öğrenci Hareketinin Diyarbakır’da, darbe şartlarında çalışma imkan ve koşullarını bulmak ve devam ettirmek için elinden gelen bütün çabaları sürdürdü. Mustafa defalarca yakalandı; en ağır işkencelerden geçti, yılmadı, kavgasına devam etti.   Aynı kahramanlık, yüksek moral ve kararlığı, yurtdışına çıktıktan sonra da gösterdi. 20 Ocak 1981’de Lübnan’a gitti. Filistin Kamplarında kaldı. Çevresi ve arkadaşları içinde hayranlık uyandırdı. Defalarca “kıl payı” ölümden kurtuldu. Arkadaşlarının korunmasını sağlamak için hiç bir riskten kaçmadı.Yiğitliği bir çok kez yoldaşlarının hayatını kurtarmaya yaradı. Mustafa daha sonra, Bulgaristan’da Yüksek Öğrenim görmeye başladı. Felsefe Fakültesi’nde öğrenci olarak iki yıl okudu. Ancak Partisinin kararıyla Avrupa’ya çıktı.

24 Mart 1984’te Danimarka’ya gitti. Danimarkada kurulan (Kürdistanlı Demokratlar Derneği’nin) kurucu üyesi oldu. Bu derneğin yöneticiliğini yaptı.Mustafa Kürt Ulusal Güçlerinin siyasi birliğini savundu. Bütün Kürtler arasında bağlayıcı olan bir “Ulsal Otorite’nin” yaratılması için inanarak çalıştı ve hep bunun zorunluluğunu anlattı. Partisinin ideolojik ve siyasi prensiplerine fedakarca sadık olmasına rağmen, hiç bir Kürt siyasi görüşüne karşı düşmanca tavir içinde girmedi. Hep Kürtlerin kutsal cikarlarinin ciwanmert ve korkusuz savunucusu oldu. Bu özelliklerinden dolayı Mustafa arkadaşları ve dostlarınin sevinc ve umut kaynagiydi. Kendisinden ‘aciz olmus’ tek bir arkadasina rastlamak mumkun degildir. İşte, “katline” sebep “suçları” da bu özellikleriyle bağlantılıydı.

Mustafa rezaletin yaklasan felaketini ilk gorenlerimizden biriydi; acilar icinde, Muhterem Bicimli ve Vedat Aydin gibi arkadaslarin partisine yapmis olduklari oneirinin kabul edilmedigine hepimizin bir gün cok fena pismanlik duyacagiz dedigi bir gun; kendisini bir elyazımla “oyalamiştim”; “Kolelik, insan insan, dalga dalga yayılır, bir kişinin vicdanının sesini duymamasıyla başlar, insanın onursuzluğu, ikinci bir kişinin ödlekliğiyle güçlenir köle ruhu, en hızlı bir şekilde yayılan bir mikrop gibi bir köyün organizmasını sarar, bir sınıfın, bir okulun, bir şehirin, bir ülkenin, bir milletin… Yayılır mikrop, cok hızlı bir şekilde… Kuşak kuşak… Kölelik tek efendi olur, insanların hayatı için, “özgürlük” nedir, vicdanı azad insan nedir, onur ve şerefiyle yaşamak nedir, anlamak guclenir, bunlardan esame kalmaz… Ancak, bu durum hayatın normal dogağına terstir…

Ne kadar güçlü kökler salmış olsa da kölelik ruhu, içimizde, hayatımızın en derin can damarlarında.. Bir gün bir “deli” çıkar, “ters” yürümeye başlar… Ona ikinci biri katılır.. Kürt “Kıro” olamaz, der, Kürdün ismi, asaletiyle yaşamış olmanin, özgürlüğün diğer adidir... ona bir başkası ürkerek, korkarak çekinerek, ama haklı ve doğru olduğunu hafiften, içten içe inanarak.. insan insan, köy köy, sınıf sınıf, şehir şehir. Yaklasilmaya baslanilir... Hayatın normal halinin, tekrar kendisini yeniden tanzim edebilmesi için dalga dalga onur yayılır, cesaret, sevgi, vicdan ve namus… Ve Xerzan’ın Eylosu büyür. Ölmek için değil, Kürt milletine özgürlüğün, asaletin, gururun tadını yaşatmak için…
Öldürülür; çünkü, kölenin rezaletinin içimizde kurduğu saltanat kalleştir; özgürlük ve onurun kartallarından şeytanın ışından korktuğu gibi korkar.. ve kalleşçe vurur. 
***
.
Mustafa’nin en çok sevdiği şiirlerini okurum hep; gözleri gözlerimin önünde; Rojen Barnas en sevdiği Kürt şairiydi, tüm şiirlerini ezberlemişti. Hayatı, Xerzan’ın Kürtlere yazdığı bir türküydü, şefkat, fedakarlık, dılovan ve dılsozluk makamlı... Durmadan, derdi; Sevdiği ve yolunda yürüdüğü Kürt ulusunun son 40-50 yıl içinde büyüttüğü en iyi yurtseverlerden biri olan Muhterem Biçimli için Rojen Barnas’ın sevdiği şiiri, şimdi onun için de ne kadar çok uyuyor; Merxas hebûn, hevalo! Merxas hebûn
Merxas hebûn li ênîya şerî
Canfîda,
gîyan-Roj
dil-xurî
Û digel kilûkêmasîya
Merxas hebûn, hevalo! Ne didêlîya çavê wan ji tendûra Rojê
Merxas hebun, hevalo!
Çavên xwe ne diniqandin ji mirinê
Zravpiling
Nefspiçuk
Û dil
ji yê bilbil
teniktir
û bengîtir.
Di ênîya şerî
ya demoqrasî
Şer dikirin bê westîyan
Bo raman
û armancên gewre
û bilind
(…)

Merxas hebûn, ber bi Rojê hinartî
Merxas hebûn, ku niha
Di hêlina dilê me de veşartî.

Doğruluk, Adalet ve İyiliğin kaybedilmesinin imkansız olduğuna bütün yüreğimle inanırım; senin hayat menkıbende bizim onur ve rezaletimiz kilitlidir. Senin kanın üzerinde kendilerini Kürdün liderliğine ikame etmeye çalışyorlar. Senin acıların üzerinde yaratılan değerleri rezalete peşkeş çeken pazarlamacılar şimdi sen hiç yaşamamışsın gibi, gönül rahatlığı içinde rezalete bütün kepazelikleriyle devam ediyorlar. Hesabının sorulmayacağına inandırmışlar, kendilerini, unutulmuş olduğuna, sevgi ve Kurd askindan bahsediyorlar, kepazeler, “vicdan rahatlığı” içinde görünüyorlar. Kanın kurudu, ruhun uçtu, diye sevindiriyorlar kendilerini…

Senin unutulduğunu zannettikleri ölçüde kendilerini yükseltiyorlar, seni unuttukça, kendilerini doğruluğun, adaletin, iyiliğin melekleri zannediyorlar…Dürüstlük, adalet ve fedakarlığın, insancil yüreğin ve dılsozluğun olmasaydı, unutulman kolay olurdu.Mustafa, idealiyle gitti, arkasından sessizlik yaratmak isteyenler, Onun milleti için yapmış olduğu katkı ve yiğitliği unutturmak isteyenler çoktur. Çünkü, Mustafa, bugün hizmet ettikleri rezalet tarafından katledilmistir, ölüm kararı, Kürtlere “Ülke; ve ulus” olmayı unutun diyen, “Halk Önderi” diyerek yücelttikleri kisi tarafindan verilmiştir.Zira, Mustafa’nın Kürt yiğitliği kimliğini tanıyan ve onu kolaylıkla inkar edemiyecek olan bu ödleklerin sığınabilecekleri tek psikolojik sığınak, Unutma, Unutturma sığınağı olabilir.

Diyarbakır’ın Kartalı Mustafa Tangüner hiç bir zaman Unutulmadı, hiç bir zaman unutulmayacak, O kürt yiğidinin kanı temizlik ve dürüstlüğün çizgisi olarak Kürdün özgür olma ve yücelmesinin çizgisi olacak; satılmışlar, elleri Kürt yiğidinin kanına bulaşmış olanlar, Kürt yiğidinin katledilmesine ses çıkarmamış olan rantçı, zorba, alçak ve sahtekar Kürt politikacıları Kürdün adalet ve hamiyet yüce duygularının kaynagi vicdan tanrısı tarafından ilelebet lanetlenmiş olacaklar, er ya da geç! Kürdün tarihi, Kürd kanı akıtmış olanların yazdığı tarih olamaz. Kürd o kadar düşkün bir millet olamaz.Kürt onur ve haysiyetini bu kadar ayakları altına alamaz. Bu rezalete, Kürt halkı er ya da geç dur! diyecektir; Bu, tek tük birileriyle başlayarak, küme küme olarak, dalga dalga yükselerek Kürd, bugun kendi vicdanıni manipule etmiş olan sahtekarlardan kendisini kurtaracak, nasil derin bir gaflet içine çekilmiş olduğunu mutlaka anlıyacaktır.

Mustafa’nın ve Mustafaların yiğitlik ve dürüstlük destanları hep yazılacak, söylenecek; Kürt kuşaklarına, ihanet ve rezalet, nasıl Kürt kahramanlarını devirerek kendisini “yükseltmiş” olduğu gösterilecektir. Mustafa’nın öldürülmesinin ardından, kendisini rezalete teslim eden “arkadaşlarına” bakın, onların halet-î ruhiyesini anlayın, rezaletin nasıl korkutarak, ezerek insanları kendisine köle yapmış olduğunu göreceksiniz. Bunlardan kimileri, daha Xerzi kartalının kanı kurumadan ellerini elleri Xerzi’nin kanına bulaşanlara verdiler, kişilik ve karekter olarak insanın düşüşününn en son kertesi olan bu ödlek, korkak ve kişiliksiz yaratıklar, vicdan ve insan olam özelliklerini felç ederek “Kürtlük” ve insan kurtuluşçuluğu yapmaya kalktılar, Kürt zügürtleri, zırtoları, ve en aşağılanmış ve lanetlenmiş Kırolarla birlikte…Xerzilerin kazandırdıkları “DDKD” ve “Şivancılık” etiketinin vermiş olduğu avantajı kullanarak; “Öküzün kullağına konmuş ve tarlayı birlikte sürüyorduk” diyen sivrisinekler seni unutturmaya, sen yoksun, senin gibi bir ışın hiç parlamamış gibi, her insanın ve her Kürdün içini ısıtacak gülüş ve gururun hiç olmamış gibi davrandılar, Xerzan’ın Eylosu gibi bir Kürt dilovanı’nı katledenler, şimdi, “demokratik toplum”, “insan hakları”, insancılık, ahlak, şefkat ve merhamet temsilcileri olmaya soyunmuslar...

Xerzi canoo, Kürdün yaşamında bıraktığın iz o kadar şen ve ışınlı ki, yirmi yıllık rezaletin akıl ve yürekleri körelten gücünün, onu alıp götürmesi, silip yoketmesi imkansız…Sen unutulmuyacaksın, ruhun Xerzan’ın, Botan’ın, Serhad’ın üzerinde dolaşan bir kartal gibi dolaşacak, katillerin, onlara ortak olan ödleklerin gözlerini açtıkları heryerde gözlerinin önünde olacak… Kanın ellerine bulaşacak… Kendisinde zerre kadar namus kalmış olanı vicdan azaplarında boğacak.. “Biz, Xerzan’ın Eylosu’nu katletmekle, Kürdistan’î katletmek istedik” diye ikrah getireceklerdir. Sana karşı işledikleri günahı Kürdistana karşı işlediklerini ikrah edecekler. Mezarın başına, kendilerini af etmen, bağışlaman için gelecekler. Bunu yapmadıkları süre, Kürt milleti tarafından hep lanetle anılacaklar.

***
Bir arkadaşım vardı; Bir Gül’e sevdalıydı; sevda yüklü, sınırlar aşan, sınırlar dolaşan, aylar sonra adresine varan mektuplar yazardı. Diyarbakır aile çay bahçesinde ailece, çocuklarıyla birlikte gezmeyi oynamayı umut eden cümleler yazarlardı birbirlerine o sevgililer…
“Gel, şimdi karar ver, derdi, söyle ne yapayım, bizim gelişimizin dönüşü var mı? Demir perdeler arkasındayız, gencecik kızı boşu boşuna bekletmek dürüstçe bir şey değil ki. Yazacağım, beklemesin beni, diye.” Karşıdan yillar sonra, sinirlar asmis, elden ele dolasmis cevap geliyordu; “... ölünceye kadar seni bekliyeceğim. Sen benden yana müsterih ol, sağlığına, can güvenliğine bak, herşey düzelecek, hapisse hapis, dağsa dağ, gurbetse gurbet… nerede olursan ol, hep seninle olacağım.”

Böyle bir sevdalıyı düşünmek; hem tatlı bir enerji verir, hem de öldürücü bir acı… Hayatımız üzerindeki “en büyük despotlar”, insanın dürüst olanıdır; ona karşı hata yapmanız vicdanınızı hepten azaplar girdabına garkeder. Danimarka’ya çıktığına en çok bu azaptan kurtulmanın bir umudu doğduğuna seviniyordu; “oturum aldığın gibi nikah yapar, getirisin, diye tenbihlerdim.” “Sizsiz düğün falan yok, sen Xerzaneyi oynamadan, bir de “Min li nav baxe cihane, Kurdistanım bes e”yi demeden düğünüm “helal” olmaz, belqitiyo!”, derdi… Bir Gül’e dört yıl acı ve hasret çektirmenin günahını atacaktı, sıtından, umutluydu…

Hasretini çektiği yoldaşlarıyla yanyana gelecekti, çalışacaktı, partisini kabul ettirecekti. Kurtlerin biriligi, “Ulusal Otorite”nin yaratilmasi icin herseyini vereekti... Bizimle irtibat halinde olacak, bütün “ihtiyaclarimizi” karşılayacaktı… Gitti, sonra hasretler dolusu mektuplar gönerdi…Gitti, sonra biri bir gazete getirdi, “al, oku, yıkılma, kendine hakim ol”, dedi. En cok sevdigim arkadasim, birlikte hayaller kurdugumuz, Kurt Enstituleri, Bilim Arastirma Merkezleri, hatta Kurt Universitesi kurmayi hayal ettigimiz, planladigimiz can dostumu Öldürüldüler.

*** 
Sonra rezalet yanıma geldi, “gel, çık çektiğin azaptan, dedi; imkan var, ne istiyorsan, dediğin gibi olur, dedi, kalleşçe…”
“Kurt enstitusu” mu, kurum mu ne istiyorsan, iste imkan, dedi... Senin ölümün, binlerce Kürd mezaliminin can, mal ve ruhlarının satılmasıyla zorbalıkla elde edilen şatafatlı imkanlar.. Kütüphanemde hep karşımda gülen gözlerin geldi gözlerimin önüne, Eylo.. “Bir diğeri, öğüt veriyordu, tehdit karisimi; “git, ‘gelirse, istediği şey olur’, diyorlar, yoksa, “hain” olarak ilan ederler, seni, kendini mahvetme” dedi.. şen ve temiz yüreğin geldi, gözlerimin önüne…

Sen rahat uyu, “Naim” can, yıkılmayanlar da var, beraber yürüdüklerin arasında; ödlek köleyle, akıl ve yüreğin özgür hayatı yaratma çarpışması devam ediyor daha, metanet ve huzur içinde ol, cano, yeni mektuplar yazacağım daha, uğruna şehadet getirdiğin rüyalarının gerçek olduğunu müjde veren ve Kürdü vuran alçaklaşmış kürtlerden hesap sorulduğu, buna sessiz kalanların ise, şeref ve onurlarına kaybettikleri için senin milletin tarafından lanetle anıldıkları günlerden yazılmış mektuplar… İnsan insan, dalda dalga cesaret ve onur büyüyor, cano, sen rahat uyu!
Gözlerin gözlerime bakıyor, kütüphanemden;
“Dê, xiretê, “belqitîyooo!”, mu diyor.

Delalo,
Ben diğer sevdiğin şiiri unutacaktım;

Silava bibe li wan hevalo!
Silava,
li heval û hogira…
Rewşa me, ji xwe tu d’zanî
- Bi vê kefaret û kefteleftê
U em çawa gîyangêş in, roj bi roj…
Wisa
Rêz bi rêz
bi rê û ze ke.
Bêje wa:
“Me qada şerî berneda
Em venekişin, ji pêsituri.
Em,
-Karker, gundî, ronakbîr-
Wek berbûrî
Ku çawa bi stran diçin dîlanê
Wisa çûne,
U hê ji diçin.
Hin bi hin
diçirise şemal… şemal
Geştir dibe stêrka me.

Ji me
Hin jê ketin
Hin jê westin,
Vekişîn
Lê,
Piranî
Di ênîya şerî de, li tekoşîn
Hîn li erîşe
Û hîn jî
di berxwedanî
de ne.”
Qene,
Bila bizanin
Ku serî ji me hatin birîn
Lê,
Ne hatine tewandin li ber dijmin
tu car.
Silava bibe ji me, hevalo!
Silava bibe, silavên germîn
U bila
Ji me ve
Freqet bin
Dile xwe geş kin
ji çruska meferê
Dile xwe î kareza dilovanî
Dile xwe î nermîn.