Arşiv

 

"Gözcü Kulesi" ve Meydan

Bir yildan fazla bir zamandir; Kurdinfo yöneticileri Malper'e "Dideban", Dideban'in basina da Gözcü'nün resmini koydular. Dideban, tepesinde "Gözcü Kulesi" olan ve ismini de oradan alan yüksek bir dagdir. Geçmiste, gözcünün illettigi bilgiler, Kürt Hanedanligi için hayati öneme sahiptir.

Kurdinfo yöneticisi kiziyor; biz kuleyi kurduk, sen yoksun, basinda misin, degil misin, hiç bir bilgi yok, haber alamiyoruz. Gözcü, dagdan Rizgari "Meydani"na inmis.. Gözcü isini birakip niye meydana iner? Beyligin esas parlamentosu "Meydan"dir. Hersey meydan'da açikça tartisilir, orada görüs belirtilir, beyligin yasayisi için önemli düsünceler burada biçimlenir ve Saray divani burada olusan görüs ve fikirleri nazar-î dikkate almak zorundadir. Beylik geleneginde çogu kez Divan dagilir, Beyligin yikildigi, sürüldügü, "islemez" hale geldigi, "iç kavgalara" gömüldügü zamanlar olur. O zaman Gözcü'nün verecekleri "haberlere", söyleyeceklerine artik kimse ilgi göstermez olur. Bu nedenle, o da ya gözlemlerini sadece kendisine, ya Gök, yildilar ve Xwede ile "iliskide", bir çoban, eskiya ve dervisle sohpetle geçirir, ya da dayanamaz "meydana" inerek esraf arasindaki tartismalara katilir.

Özellikle, savas, salgin hastaliklari, toplumsal suç vesaire gibi kriz anlarinda meydan'in görüsü ve oradaki tartismalarin önemi son derece artar. Dogrusunu, söylemek gerekirse, Bitlis Hadenanligi çoktandir yikilmis, ama söz konusu gelenek, son yillara kadar sehrin esraf kesimince sürdürülür. Böylesi kriz anlarinda, meydanin önemi daha artar, dedik ve dahasi, orada artik sadece pek çok sey tartisilmakla kalmaz, bir çok seye karar veren ve bir "ihtiyarlar heyeti" olusturarak "gelenegin" yeniden tanzim ve sürdürülmesi için "ana merkez" olusur.

***

Insan yasaminin fikir ve sevgi disinda yasayisi mümkün degildir. Sevgiden, asktan hayal kirikligina ugrayan biri nasil ki, yeni sevgili veya yeni "putlar" aramada aciz ve duygularinda titiz davranirsa, ayni sekilde, yasadiklari siyasal ve ideolojik çalkanti ve yikimlarin yeni cilvelerine karsi da süpheyle ve ümitsizce bakar. Çünkü, O dramatik yasam sürecimizi, kisilik ve insanin önde durmadigi ve anlamini yitirmis olan, genel ve soyut kavramlarla izah etmek istemez, kendi kisisel hayatiyla köklesmis gerçekleri arar. Söylemin gücünü, onlarin bu gerçeklere ne kadar yakin olup olmadigiyla ölçür. Sorun Sözdedir, eylemde degildir. Yilginligin baslangici da sözdür, yaraticiligin baslangici da sözdür. Eylemi yaratan sözdür, ancak sözü yaratan da özdür, O özü bulmak için dialog kültürüne ve meydan konusmasina kulak vermek gerekir. Totaliter siyaseti tek kisi olusturabilir, büyük bir felsefik sistemi dahiyane bir akil üretebilir ama demokratik siyaseti üretmenin mekanizmasi dialog ve herkesin esit durumda oturdugu, yuvarlak masadir. Geçenlerde Hollanda'da bir konferans yapildi, bu konferansin gösterdigi en açik bir gerçek bence; bize, daha çok konferanslarin gerekli oldugu, ve hatta, "kalici, daimi bir konferans"in olusturulmasi zorunluluguydu. Simdiki meydan, interaktif forumlarin amacina uygun kullanilmasi, bu forumlar üzerine ortak ulusal bir politika ve strateji saptamalariyla çok seyin çaresinin bulunabilecegine inaniyorum. Alinacak bütün kararlarin, olusturulacak bütün projelerin, kongre ve konferanslarin ön hazirliklari burada olusturulacak kamuoyunca saglanabilinir. Artik, bir kisi söylesin herkes onun dedigini dinlesin, bir kaç kisi oturalim karar verelim, gibi bir anlayistan çikip, Kürt siyasetinin temsil krizinin çekmis oldugu sancilarini, böylesi bir "toplumsal katilim" ve diyalog meydanindan maksimal bir sekilde yararlanarak çözmek mümkündür. Bizden daha küçük halklar sorunlarini yüzlerce milletvekillerinin, senatörlerinin, hakim ve savcilarinin hergünkü katilim ve icraatlariyla çözmeyi basaramiyorlar, bizim ulusumuzun ekononmik, siyasal, kültürel, egitim, saglik vs. sorunlarini çözmekle yükümlü tek bir ulusal siyasi merkezi organ yoktur, denilebilir. Böyle bir yetkili, karar verici ve icraatçi bir organ bir yana bu yönde fikir üreten (proje demiyorum; projeyi böylesi organlar siparis olarak verirler) profesyonel ve yetkin bir merkez bile yoktur. Yasadigimiz bu dönemin dramini gene iki kelimelik bir cümleyle ifade etmeyi deneseydim; aklima ilk gelen seyin; "Düsünce yetmezligi" ve bununla bagli olarak "Kendi potansiyelimizi ortaya çikarma mahiretinden yoksun olmak" oldugunu söylemeliydim, herhal.

***

Köse yazisi, her zaman belki en dogru görüsleri tüm bir sistem ve tamamlayicilik içinde veremez, ama o gerçek yazar ve düsünür için "soyut ve soguk kavramlar disinda yazarin herkes önünde aci çekisini, yasantisini, istiraplarini ve onun için feda olusunu gösterir". Formati vardir, olmak zorundadir. Bizim de "sistem"de genel bir sorun oldugu için arayislarimizi bu formata sigdirmamiz her zaman için kolay olmayabiliyor. Bu nedenle, köse yazisinin fragmentar özelligine dikkat çekmek istiyorum. Oysa, genellikle, insan gayesi düsüncede maksimal olani ortaya çikarabilmek, dolayisiyle, mümkünse, sisteme yönelmektir. Sistematik düsüncenin öncelikleri ve ruha cazibesi vardir. Sistem, düzen demektir, mantiki baglama sahiptir. Sadece bu nedenle bile olsa, ondaki sanatsal estetigi ve mantiksal silseleyi hissetmek mümkündür. Hayatimizi çevreleyen bütün parçalari toplayarak bunlari belli bir mantik silsilesi içinde düzene sokmak, seylerin neden ve sonuçlarini bir bütüne baglayarak ortaya serebilmek istegi hakimdir simdi, düsünsel, kimliksel, politik ve kültürel olarak kriz içindeki siyasal ve entellektüel dünyamiz. Neyin neyin nedeni oldugunu yada olabilecegini önceden görebilmek.. Ve bu konuda, çok kati, soyut ve mutlak kavramlarla konusmak… Kuskusuz, bütün bunlar için ve bunlarin özümsenmesi için, hiç bir seyle kiyaslanmayacak, büyük bir entellektüel enerji gerekiyor. Felsefik sistemlerin yaraticilari bu nedenle insanligin en büyük manevi öncüleri olarak kalacaklardir. Sistematik düsüncenin gücünün oldugu yer, gene onun en zaaf noktasidir; ruhu disiplin altina almak, çogu kez akli kölelestiren bir düzene, organize olus ve yapilandirmaya sahip olmaktir. Fragmenter düsüncelerin - parça parça köselerde- çekiciligi, biraz, bu sistem yaratma ve sistemsel düsünme geleneklerine karsi dogal bir entellektüel reaksiyon olarak da görebilinir; ayri olana, farkli olana, tekil olana, seylere, olgulara, çizgilere, karekterlere, kendi halinde, genelle, baskalariyla iliski ve baglantilarina bakmadan ele almak.. cihan içindeki yerlerini hiç düsünmeden tek basina olan halini düsünmek… Simdi, herhal genel olarak düsünce yapimiza egemen olan ve onu belirleyen iste bu fragmentarizmdir; parça basi düsünme yani… Fragmentar düsüncenin Didebani'na çikmis Nitshe, bu konuda söyle bir belirleme yapar; "Nasil ki, sadece olgun yasin degil, delikanlilik ve çocukluk döneminin kendi baslarina ayri degerleri varsa ve onlara sadece geçis dönemi yada köprü olarak bakilmamasi gerekiyorsa, ayni sekilde tamamlanmamis düsüncelerin de kendi baslarina önem ve degerleri vardir." (Insanca, Oldukça Insanca). Köse yada onunla özdes gördügüm fragmentar düsünme, her agiz tadi birakan düsüncesinde daha derinlesme ve sistem haline gelme isteginin acisini birakir ruhumuzda… Yerken doyma istemi gibi.. dibine gitme… Ancak, fragmentar düsünmenin iste bu zaafi, onun en güçlü tarafidir… fragment ve aforizma bütünü kapsamiyor ve hatta bütünü kapsamaya yönelmiyor. Ancak, dar çerçevesinde daha derine ulasiyor… detayl üzerinde tam ve dolu ve yetkince... Düsünce ve felsefe insanin yasamina daha yakin olmak istiyorsa, iste, bu selkilde, belki de sistem olmamasi gerekiyor. Çünkü insanin kendi yasami da herseyin birbirinden çikabilecegi gibi neden ve sonuçlarin tesadüfi birbirleriyle içiçe geçebildikleri iktidar için irade ve bir kaostur…

***

Forumlar bir konferans salonu gibidir. Sorunlar bir dialog kültürü çerçevesinde tartisilabilinir. Ve katilimin yazi sekli olarak sabit bir türü yoktur. Herkes istedigi, fikri ya bir cümle, ya bir soru, ya bir siir, vecize, yada uzun bir yazi, ve hatta kitap boyutunda düsünceleriyle anlatabilme ve daha yogun bir düsünce akimi ve elektiriklenmeye elverisli bir meydan olusturabilir. Köse yazarligi, "gidasini" belli bir dialog forumundan alamiyorsa, köse yazilarinin düsünceye ve bilgiye etkisi sinirli olur. Demokratik kültür disindaki Türkiye, Arap ve benzeri "otoriter siyasallastirmaci" gerçegin tek temsilcisi durumuna getirilmis "köse yazarliginini" bunun disinda tutuyorum... Güncel olarak tartisilan sorunlarimiza bakin, yazilanlara, önerilenlere bakin, hep bir yetmezlik, bir "eksiklik" duygusuyla kalacaksiniz. Ayrica, söylenilenen dogrularin da hayatimizi kuran faktöre, ona yön verici modele dönüstügü düsüncesini edinemezsiniz; fragmenter düsünce bazinda bile, bir yil boyunca bir çok sey tartisilir, konusulur, ama bütün bunlari degerlendirip bir karara ve kurucu faktör olmasi gereken projelere dönüstürecek bir konferans, kongre vs. gidersiniz, bütün bu tartismalar, konusmalar, yazmalar olmamis gibi, "sil, bastan yaz" mantigiyla hareket edersiniz. "Mutlak gerçegi" bulmak zor, ama farkli farkli, parça parça düsüncelerimizi Dialog Ahlaki Söylemi'ne sadik kalarak; yeni bir sistemi bütün boyutlariyla - ahlaki, örgütsel, siyasi, ideolojik, felsefik, sosyolojik vs. tartisarak bize yakin optimal bir söylem olusturmak ve üzerinde anlasmak mümkündür. Adeta açik ve uzun süreli bir konferans seklinde sorunlarimizin tartisilmasina toplumsal katilimin saglanilmasi ve kalitesinin yükseltilmesi, sözünü ettigimiz; "bizim isigi" bulmamizin garantisi olabilir. Bunun için artik "gelenekler", yani, bir anlamda "geçmiste kalmis" dedigimiz yapilari, söylem, praksis, sonuçlari itibariyle bilimsel ve teorik incelemelere tabi tutmak gerekir. Yeni dönem için, külü" birakip, oradan "atesi" alabilmek için de bu ilk sarttir. Neyin artik "tarih" oldugunu, neyin varligini, canliligini ve geçerliligini muhafaza ettigini, dünle bugün, tarih'le günümüz arasindaki bagi olusturan ana halka ve "forsmotor'un" ne oldugunu iyi tespit etmek gerekir.

**

Dr. Sivan'in 22 Agustos konusmasi yayinlandi; onlarca yil süren "parça basi arayislarin" sistem olarak bir söyleme dünüstürüldügü bir tarih, kendi hayatina ve öteki Said'in (Said Elçi) hayatina mal olan 22 agustos 1970 konusmasi ve bu konusmadaki sistematik söylem iyi ve kötü taraflariyla son 35 yilimizin paradigmatik çerçevesini olusturmustur. Bu söylem nereye götürüldü, neler degistirildi, geçerli olan, olmayan yanlari nelerdi, neler kaldi, simdi bütün bunlari ve içinde yasadigimiz düsünsel sistematik söylem yetmezligini asabilmek ve gelenekten atesi alarak yeni bir söylem üretebilmek için 22 Agustos konusmasini ve son 35 yili tartisabilmek ve siyasal alandaki entellektüel potansiyelmizi böylesi bir muhasabenin yapilmasina mobilize etmek gerekir. . Bu konuyu, ilerdeki bir yazida önerilerimle açmak için gündeme getirdim. Bundan 35 yil önce, bir "Söylem" bu son 35 yilimizin praksisi'ni olusturdu. Neysek, büyük ölçüde onun eseriyiz. Simdi, düsünsel olarak krizdeyiz, söylem yetersizligi, ve düsünce yetersizligi var. Isi, yeniden, Etkin Akil araciligi ve Dialog Kültürü içinde düsünmek, canli ve hayat hakki olan bir "düsünce sistematigini" yeniden Kürt ulusunun "forsmotoru" haline getirmek zorundayiz. Gözcü kulesinden çikip, dagdan meydana inisimin ol sebebi de, budur!
21. 3. 2005