Arşiv

 
Bitlis seçim anilari

 

Ayrıntıları ile aklımda kalan ilk seçim, 1973 seçimleri olmalı. Ailemiz, "kendiliğinden anlaşılır” bir gelenekle, Adil Şerefhanoğlu'na oy verirdi. Hangi partiden girdiği hiç önemli değildi, bağımsız da olsa, partili de olsa, herkes Adil Beg'e çalışırdı. Ben de, Adil Beg için ilk, 1973 yılında “seçim çalışması” yaptım. Gecenin 3.00-3.30'larına kadar seçim sonuçlarını beklerken yaşadığım heyecan büyüktü; Adil Beg, bağımsız olarak, gene Bitlis Belediye Başkanı seçilmişti.

 

Oysa, Adil Beg, pek seçim çalışması yapmazdı, ben hiç öyle kalkıp nutuklar attığına, vaatlerde bulunduğuna şahit olmadım. Şehir'de tasvir edilemez bir karizması vardı; “ Öyledir, Adil Beg'in Sözüdür !", deyişi, doğrunun onayına işaretti. Çok küçükken, bürosunda biraz çalışmış sayılırım. Hürriyet Palas Oteli'nin altında, Gazozcu ile Radyocu İzmirli Yücel'in dükkanlarının arasında bir Yazıhanesi vardı. Hiç konuşmaz, ama bize büyük bir şefkatle ilgi gösterirdi. Son yıllarına kadar da babamdan hep bizleri sorduğunu öğrendim...

 

Bitlis'in son hükümdarı diyebiliriz, Adil Beg'e. Bitlis'in hikmetini suskun ve sessiz bir gizem gibi üzerinde taşıyordu; "suskunluğu, söyleyecek sözünün olmadığından değil, asaletindendi”, sonradan Bitlisli olmayan yurtseverlerden de duydum, o nedenle de bir o kadar kendisine öfkelendim; bizlere anlatabileceği çok şeyinin olduğuna inanıyorum. "Niyazi Usta" adlı kitabında değerli Ruşen Aslan, Adil Beg'in terzilik ustalığı ile ilgili ilginç bir meselesini anlatır; “ Bitlis eski belediye başkanı Adil Şerefhanoğlu Şemsi Usta ya (Şemseddin Arıdıcı) sanatı öğretir. Şemsi Usta da Niyazi Ustaya! O da Mehdi Zana ya öğretir terzilik zenaatini. Umum müfettişi Abidin Özmen in kendisi gitmeyip kumaşını gönderdiği Adil Şerefhanoğlu nun kumaşı biçip dikmediği, sahibine geri yollattığı halen de bizim coğrafyamızda dilden dile anlatılandır.”, der. Adil Beg'in , kendisine, "Kurdistan'ın Genel Valisi” ve kürt katliamlarının baş mimarı denilen Abidin Özmen'e karşı bu tavrını, hayatının son zamanına kadar da, bir Bitlis Beg'i olarak yaşamasına yoruyorum.

 

Bitlis'in nasıl bir kırımdan geçirildiğini öğrendiğimde, Beylik ve Bitlisli diğer eşraf üzerinde nasıl bir zorbalığın yapıldığını öğrendiğimde, dahası, sonraları, Bitlis Senatörü sürgün Ziya Şerefhanoğlu'nun neler çektiğini anladığımda, Adil Beg'in de suskunluğunun sebeplerini farkettim.

 

Şimdi düşünüyorum ki, Bitlis'in bu ölçüde gözümde büyümesinin önemli bir sebebi; Adil Beg gibi suskun hamiyet ve fazilet timsallerinin olmasıydı. Sabahları yazıhanesine gelip gazetesini okuması, akşam üzeri de ağır ve yalnız yürüyüşleriyle evine doğru gidişleri Bitlis'e ağırlıklı bir hava verirdi. Gözü Ankara'da hiç olmadı, O bir Bitlis Beyi gibi, bir geleneği yaşatma kaygısındaydı, Belediye reisliğini de bir Beg gibi yaptı. Vakıflara verilen mal ve mülklerinin “geri iadesi” için de bir çabası yoktu. O mütevazi, ama Şerefxan ê B î dl î s î 'nin Şerefname'de çizdiği şekildeki gibi; onurlu ve faziletli bir Beg idi.

 

Son Bitlis Beg'i, bence, O idi. Son Bitlisli de, diyebiliriz.

 

Behvat, Adil Beg'in hayatını yazmalı ve varsa, anıları mutlaka yayınlanmalı.

 

Seçimlerle ilgili ikinci çocukluk anım, Bitlis Senatör adayı Kamuran İnan'ın alnına yediği mısır koçanı idi. Verilen boş vaatlerin ahı olarak yorumlamıştık, o zaman... Kamuran İnan, Bitlis'de fazla tutulmazdı, ama Hizan ve Tatvan'dan oylar geldiğinde, hep seçilirdi. Adil Şerefhanoğlu Bitlis'e ne kadar bağlı idiyse, Kamuran İnan da Bitlis'ten o ölçüde uzaktı. Adil Beg'i, Beyliğin itibarini aristokratik bir yaşamla taşımasına rağmen, her Bitlisli yakından tanırdı, Kamuran İnan'ı ise, tanıyan bitlisli yok gibiydi. O, Beylik sonrasında ortaya çıkan Şeyhlik sayesinde “temsil hakkı” kazanmıştı, ama ne Kürt şeyhliği geleneğine, ne de Bitlis'e bağlılığı vardı. Siyasetinden ziyade, hep kişisel psikolojisini merak etmişimdir. İnsan, dedesini asanların yanında olurken, kültür, millet, kimlik değiştirirken, nasıl bir hal alır? Elbette ki, durumu teorik yanları ile biliyorum, işim bu, bu durumda kültürel şizofreninin kaçınılmaz olduğundan haberdarım, bunun günlük hayatta nasıl işlediği sosyal bilimler ve psikoloji için iyi malzemedir. Aynı kültürel şizofreni çerçevesinde, 1989 yılında, kimlik oluşumu üzerine yazmış olduğum bir ilmi makalemde, Ziya Gökalp'ın, intihara kalkışma olayını, yaşamış olduğu böylesi bir değişim süreci ile alakalı bulmuştum. Şimdi de, doğrusu, Kamuran İnan'ın, ömrünün şu son anlarında, bu konuda, herhangi bir "samimiyette" bulunarak, neler yaşadığını anlatıp anlatmayacağını merak ediyorum. Kürtler, dedeleri, babası, soyu, annesinin ermeniliği üzerine anlatacağı ilginç şeyler vardır, mutlaka...

 

Anlatmak gereği duyduğum bir seçim de, 1977 seçimleridir. Türkiye'nin tarihinde önemli seçimlerden biri idi. Bizler büyük bir çoğunlukla, o zaman Ecevit'i desteklemiş, Bitlis'ten de Sayın Muzaffer Geylani'yi Belediye Başkan'ı olarak seçtirmiştik. İki yıl sonra, Bülent Ecevit Bitlis'e, temel atmaya gelecekti. Ve bizler, Ecevit'i protesto gösterileri düzenleme kararı almıştık. Bu olay, Bitlis tarihinde önemli bir eylemdir, bu olayla, Ecevit, çok garip sayılacak bir panik ve krize girmişti, gösterdiği tepkiler normalin ötesinde idi, temel atma töreninde sinir krizleri geçirmiş, ayağı kaymış, temele düşmüştü, Bizi, Barzani'nin yanına göndermek istiyordu. O, "Etnik kökenimize" vurgu yapan her söze, slogana karşı öfke duyuyor ve o garip ruhunda acayip bir şeyler sakladığını gösteriyordu; bu ne olabilirdi? Çok sonraları, bunun, kendi etnik kökenini saklarken, çekmiş olduğu endişeler olduğunu anlayacaktık. O acı ve paniğinden ötürü Tatvan Hapishanesi'nde iki aydan fazla tutuklu kaldık. Sonradan, dedesinin mezar taşını kaldırıp yerine başka mezar taşı diktiğini öğrendik, çünkü dedesinin mezar taşı üzerinde, “Kürt Mustafa Paşa” yazıyordu. Bir şeyleri saklayanlar, hep birilerine ve bir yerlere kendilerini ispatlamakla iştigal olurlar. Ecevit'in ömrü de badılheva böylesi bir iştigalle geçti. Ama herşeye rağmen, Ecevit, bir şekilde, dedesinin “Kürt” olduğunu kabul etti.

 

Hatırladığım son seçimler, 1979 Kısmi Senato Seçimleri idi. Bu seçimlerde ilk defa ne istediğimizi çok açık bir şekilde beyan etmiştik. Kürt Devrimci Demokratları ile TSİP Seçim Koalisyonunun düzenlemiş olduğu Seçim mitinginde, konuşmamı yaparken kürsüden, unutmam;

Eskere Boyik'in; "Her çûk esmana xwe, hêlîna xwe hez dike..." ("Her kuş gökyüzünü, yuvasını sever..."), adlı şiirini okumuştum.

 

Seçimler, siyasi duyarlılıkların, toplumsal sorumluluğun yoğunlaştığı, hayata bakışlarımızın muhakeme edildiği dönemlerdir. O nedenle, seçimlere kadar her gün yazacağım, takip edenlere sevgi ve saygılarımla. 25-03-2009