Arşiv

 
 
Bitlis Seçimleri ve Şefik Beyaz

Şefik Beyaz geçen Belediye seçimlerini yaklaşık 200 oyla kaybettiğinde, kendisiyle şakalaşmış, “bilseydim, o kadar oy için Bitlis'e gelirdim”, demiştim. Adaylığı belli olduğunda, “bu yıl, herhal kazanacağız”, dedi.

Seçimlerin şu son düşünme ve tercih için karar verme gününde, Bitlis'teki seçimlerle ilgili bir kaç konuda düşündüklerimi söylemeyi entellektüel bir vazife, Bitlisli olmamın ahlaki bir borcu olarak görüyorum.

Şefik Beyaz'ı otuzbeş yıldır tanırım.

Bazıları, DTP adayı Belediyeyi alırsa, “Bitlis'te Diyarbakır gibi olur”, “Ayrımcılık olur”, Bitlis'te kepenkler kapanır, “köylüler Bitlis'e tamamen hakim olur”, gibi şeyler diyorlar. Bitlis'in bazı “ruh halini” kullanarak, Cumhuriyet boyunca, Bitlis'te oluşmuş olan bazı mitlerden yararlanmak istiyorlar. Gerek Bitlis'in bu toplumsal ruh halini, gerekse, Şefik Beyaz'ı yakından bilen biri olarak, bu iddiaların ne ölçüde geçerli olduğunu konuşmak ve bu münasabetle de, bütün bitlisli hemşerilerime de, bu düşünme ve karar verme gününde, Şefik Beyaz'ın Bitlis için çok önemli bir aday ve şans olduğunu bildirmek istiyorum.

Takdir edersiniz ki, uzun yıllar birlikte olmuş, ayrı düşmüş, farklı siyasi tercihlere girmiş ama herşeye rağmen, vefa, güven, baht, doğruluk, dürüstlük, samimiyet, temizlik gibi büyük insani özellikler açısından insanların birbirleri hakkında söyleyecekleri önemlidir.

Ben, bu yazımda, Şefik Beyaz'ın, taşıdığından şüphe duymadığım, söz konusu özelliklerinden dolayı, Bitlis'te yaratılmak istenen korkuyu boşa çıkaracak, Bitlis'in kendisiyle barışması, kendisinden gurur duyması ve Rojkili bir ruhla birleşip Bitlis için büyük bir sosyal enerji yaratacağına inanıyorum.

İddialar üzerine şunları düşünüyorum;

Bitlis'in kimi yönleri ile Diyarbakır gibi olamamasına bir Bitlisli olarak hep üzülmüşüm, ama Diyarbakır bizim için Bitlis Beyliğinin yıkılmasının aradından “merkez” olmaya başladı. Diyarbakır'ın o merkezi durumunu, bizzat ben daha 3-4 yaşında iken, yaşadım. Diyarbakır, beni ölümden geri dönderdi. Benim gibi ölümcül hastası olan daha nice bitlislilere Diyarbakır kurtarıcı yer olmuş... Bunun gibi nedenlerle, elbetteki Diyarbakır “bizden” ayrılmaz bir parça gibidir. Diyarbekir, sözü duyulduğunda, içinde hoş kıpırdamalar olmayan bir Bitlisli var mıdır? O işlevsel olarak bir Paytext rolü oynar, Ankara bize çok uzaktır. Hayatımızla ilgili acil bir durum olduğunda ilk yardımdır, Amed, bize. Diyarbakır'da olan Bitlis'te t ê z rağbet görür, ama Bitlisli onu farklı bir şekilde dışa vurur. Çünkü, Bitlis Diyarbakır gibi değildir. Bitlislinin “yoğurt yiğişi farklıdır!” Bu Bitlis'in farklı bir sosyolojik yapıya sahip olmasındandır.

Rojeki, kürtçe; “ Bir gün”, demek. Bitlis bölgesinden kürt aşiretleri 9-10. yüzyılda bir araya gelerek birleşmiş, ortak bir yapı teşkil etmişlerdir. İsmini de, bir günde bir araya gelmiş olmalarından alarak Ruzeki, Rojeki koymuşlar. Rojekilerin yaşadığı bölgeye de Rojkan, welate Rojkan denilmiştir. Bitlis Beyliği, bu nedenle, Rojkan Beyliği olarak da bilinir. 24 büyük aşiretin bir günde biraraya gelerek ortak bir Beylik oluşturması olayı olan Rojki, yada Rojkan üzerine yapmış olduğum ilmi araştırmamın bir kısmını, yakında köşemde yayınlayacağım.

Ama şunu söylemek istiyorum; bugün bitlislilerin eski Rojkan Beyliği'ni oluşturma şartları yoktur, ama Rojeki ruhunu alarak şehirlerine ve insanlarına yeni bir bağlılık ve birlik ruhu içinde yeni bir kültürel atılım ruhu yaratma şansları vardır.

Bitlis'in bu ruhunda, sonraki dönemde de görülmüştür; sözü, konuşmayı, diyalogu tercih vardır. Bitlis'te, eşraf aracılığıyla sorunların belli bir diyalog içinde halledilmesi geleneği çok güçlüdür. Bu Bitlis'e, en çatışmalı dönemlerde bile farklı bir duruş vermiştir. Bitlis, her zaman “olayların” ve sıcak gelişmelerin” içinde oldu, ama Bitlislinin olayları çözme şekli biraz daha “şari”, yani “şehirlidir”. Kürtçede de “şar”, “bajar” ile “şaristan” ve “bajarvani”, yani; şehirle medeniyet arasında ortak bir anlam dünyası vardır. Şehir, özü itibariyle, farklı kesimlerin “medeni” ilişkilerini sağlamak için oluşan bir yerleşme birimidir. Bitlisli söze ve ferasete büyük bir önem verir, ve bu nedenle, genellikle, kendisini sakin ve huzur içinde anlatır. İyi ya da kötü bu durumu kolay bir şekilde değiştirmek kolay değildir. Bitlisi motive eden şey, aşiret asabbiyeti değil, şehir asilliğidir. Bitlislinin aşiretten şehirliliğe geçişi, bahsini ettiğim, Rojeki oluşumuyla bağlıdır. Bu siyasi düşüncesi, kimlik ve sosyal tanımlaması ne olursa olsun, genellikle bitlislilerin büyük çoğunluğunun bir özelliğidir, bu nedenle, sokak olayları, “yıkıcılık ve olaycılık” açısından Bitlisin başka yerler gibi olacağı korkusu yersizdir, bu bir iddia olarak kasıtlı ve abartıdır. Bitlis gibi Diyarbakır ve öteki şehirlerimizin özü de medeniyet ile bağlantılıdır, ama birileri, mutlaka bizleri bir “öteki”, yani, “normal olmayanlar” olarak mimlemek istedikleri için “kötü” ve tekil olaylardan bizlere kimlik ve kareketer inşa etmekle hep meşgüller.

“Köylülerin Şehire hakim olacağı” fobisi şehirli bazı kesimin 60'lı yıllardan sonra yaşadıkları korkunun başında gelir. Herkes biliyor ki, şehirli bitlisli ile köylü bitlisli arasındaki çelişki, çoğu zaman bütün öteki farklılıkların üzerinde tutulmuş, ve bu çatışma hali bitlisin oluşumu üzerinde büyük bir rol oynamıştır.

Ancak, bu çatışma ve farklılığa yeni bir yorum getirmenin zamanıdır. Önce, şunu söylemek gerekir; bu farklılık ve çatışma cumhuriyet döneminde, devlet ve o eksenli siyasi temsilciler tarafından etnik kimlik eksenli bir çelişkiye dönüştürülmeye çalışıldı. Köylüler, “kürd”, şehirliler ise, dildeki asimilasyondan dolayı “türk olarak kurgulandılar. Oysa, bu çelişki, kesin süretle, etnik köken ve etnik kimlik eksenli bir farklılık değildir. Bitlisli Bilim Adamı, Xelil Xeyali, 19. Yüzyılın sonunda, Bitlisin yerli ailelerinden, sadece iki ailenin göçmen olarak Bitlise yerleşmiş olduklarını ve sadece bunların “türk” olduklarını söyler. Elbetteki, herkes kendisini istediği gibi tanımlamakta serbesttir. Ancak, tarih ve sosyal bilimlerin gerçekleri söylemek zorundadır. Bitlisli köylü ile bitlisli şehirli arasındaki çelişki, esası itibariyle kültüreldir, etnik değildir. Geçmişte, Bitlis Beyliği döneminden kalma şehir aristokratik kültürü ile köy kültürü arasındaki çelişkidir. Cumhuriyet öncesinde, şehirliler kendilerini “asil kürd” köylüleri ise, “kurmanc” olarak adlandırırlardı. Bu türden tanımlamaları son zamanlara kadar görebilirdik. Şehirli şehir kültürü ile hareket edendir. Ancak, “Türkiyenin tek tipleştirici modernleştirmesi” şehirli kürde, kürd olarak şehirli olma imkanını ortadan kaldırdı. Şehirliliği “Türklükle” özdeşleştirdi. Şehirde devlet vardı, şehirlinin kürtlüğüne imkan vermedi. Kafalara zorla devletin şapkasını giydirdi. Türkçe dışında dillerde konuşanlara cezalar verdi, pazarda zaptiyeler, devlet dairelerinde bekçiler, sokakta polisler kontrol organları olarak çalıştı. Bu nedenle, çok eskilerden beri, Bitlis'te şehirli ile köylü arasındaki “şehirlilik” ve köylülük” çatışması etnik çatışmaya dönüştürüldü. Oysa, etnik olarak birbirleri ile “çatışan” taraflar aynı ailenin köyde kalan fertleri ile şehire yerleşen öteki kesimi idi. Bizzat, ben, şehire yerleştikten bir kaç yıl sonra, kendisinden sonra şehire gelen amca çocukları için, “pis kürtler şehire geliyor”, bize yer kalmadı, diye dert yanan bir kaç yıl öncesinin köylülerini çok tanıyorum, Bitlislilerin büyük çoğunluğu böyledir...

Bitlislinin, köylüsü ile şehirlisi ile, “köylü-şehirli” anlamsız çatışmasını, bu seçimler vesilesi ile de yeniden düşünmesi ve artık bunun kendisine fayda getiren anlamlı bir şey olmadığını anlaması gerekir. İkisi de, Bitlis'in dışına çıktığında, aynıdır. Şehirli köylünün korumakta olduğu, kültürel ve geleneksel değerlere açılması, köylünün de Bitlis şehrinin medeniyetine sahiplenmesi gerekir.

Bitlis şehrinin elbetteki asil değerleri vardır, ama etnik olarak şehirli, bunların bir kısmını, özellikle de dilini unutmuştur, bu nedenle, benim gibi şehirliler, 70'li yıllarda köylerde korunan, unutulmayan bir çok şeye ilgi gösterdik, şehirlilik ile köylülük arasındaki değer ve kültürden iyi şeyleri aldık. Bir sentez yaptık.

Şefik Beyaz, bunları kendisinde iyi bir şekilde toplamış, Bitlis'in köysel değerlerini de, şehirli faziletini de aynı şekilde bilen ve buna sahiplenen biridir. Onun amacının ve kültürel hedefinin Bitlisi “köye çevirmek” değil, Bitlisi, geçmişi, kültürü, hamiyeti ve asil değerleriyle “kendisi” ile buluşmasını sağlamaktır.

Ben, Şefik Beyaz'ın Belediye Başkanlığına, Kürtlerin şehirli olarak yaşamaları, başka bir tanımla, etnik kökeni ve kimliğini inkar etmeden, gizlemeden modernleşme, şehirleşme imkanları açısından büyük bir önem veriyorum. Buna, özgür modernite, yani devlet tarafından üstten hegemonyacı bir şekilde belirlenmiş ve dayatılan tek tip zorlama modernleştirmeye alternatif bir modernite olarak bakıyorum. Yani, kimliğimizi, özümüzü inkar etmeden Medeniyet. “Medeni olma” adına insanın, bir şehrin, bir milletin kendisini inkarı, kimliğinden, dilinden vazgeçmesi, modernlik, medenileşme değil, yobazlaşma, hiçleşme, körleşmedir.

İşte, sizlere, yeni dönemde de, Bitlis için bölgede çığır açıcı olabilecek bir ufuk; Kürt kimliği ile Kürt şehirleşmesini, modernitesini birleştirmek, geleneğe, yerel kültüre bağlılıkla modern olan, uygar olan arasında bir bütünleşmeyi sağlamak. Bunu yapmak mümkündür.

Evet, DTP'yi sertçe eleştiririm, ancak, Şefik Beyaz, her bitlislinin çekinmeden oy verebileceği, dürüst, adil ve temiz bir Bitlisli olduğunu söylüyorum. Adalet ve haksızlık sorunu olduğu zaman, partisine bile karşı çıkabilecek biridir. İradesi ve şahsiyetini hiç bir kimseye ipotek ettirmeyen biridir. Emir eri değil, 35-40 yıldır, siyaset, toplumsal ve kültürel çalışmaların içinde yetişmiş, sayısız tecrübe ve bilgiler kazanmış önemli bir Bitlisli şahsiyettir. Çok zaman, farklı yerlerde olsak da, bir dostu ve hemşerisi olarak kendisiyle hep övündüm.

Bütün bitlislileri hiç çekinmeden O'na oy vermeye çağırırken de, nasıl bir sorumluluğu, bilinçli olarak üzerime aldığımın farkındayım. Şefik Beyaz, elbette ki, yarın beklentilerimize cevap vermede aksadığı zaman, Bitlis'in vicdanı adına kendisini kontrol eden katalizator olacağız. Bunları söylerken, ahlaki ve entellektüel bir vazifeyi icra ettiğimin duygusunu yaşıyorum.

Bitlis, Şefikle bir şans yaklamıştır. Ama bu şansı gerçeğe dönüştürmek bütün Bitlislilerin Rojeki ruhu ve elbirliği ile Bitlise sahip çıkması ve çalışması ile mümkündür. 27.03.2009