Arşiv

‘Hiç bir şey eskisi gibi olmayacakmış!’

11 Eylül 2001 den itibaren ‘hiç bir şey eskisi gibi olmayacakmış’, iddiaları
ileri sürülüyor! Orta Doğunun, Afganistanın ‘yeniden dizayın’ edileceği
planları yapılıyormuş. Bu konular da, hergün yüzlerce makale yazılmakta
ve’ teoriler’ üretilmektedir. Herkes kendince bir takım sebep ve sonuç
ilişkiler üzerinde kafa yormakta veya kehanetlerde bulunmaktadır. Gönyeli
pergelli ‘yeniden dizayın’ edilecek coğrafyanın ortasında, Kürt halkı yer
almaktadır. Coğrafyamızın ‘yeniden dizayin’i projesinde adaletin terazisi,
bu kez Kürtlerden yana sarkacak mıdır?  Coğrafyamızda estirilen terörün
en büyük  kurbanı olan Kürt halkı, bu kez de ‘terörle mücadele’ uğruna
ayaklar altında kalıp gidecek midir? Kürtlerin, esas olarak, derinlemesine
tartışması gereken, bununla kalmayıp gündemleştirmesi gereken husus
budur.
Kürtler, edilgen bir durumdan çıkıp, gelişmelerin bizzat aktörü durumuna gelmesi gerekmektedir. Inanılsın ki, bölgemizde ki, her yeniden bir yapılanma, Kürtlerle çok yakından ilintilidir. Bunun emareleri gazete sayfalarına yansıdı bile! Elbette ki gazete sayfalarına yansımayan, gizli dehlizlerde yapılan ve olgun koşullarda gündeme sokulacak planlardan haberimiz, asla olamayacaktır. Bunlar ancak yürürlüğe girdiği ve sonuçları hepimizi etkilediği zaman, bunu algılayabilenlerce anlaşılacaktır.

Üzerinde durmak istediğim konulardan biri; Irak Kürdistanıdır. ‘Dünya da herşey eskisi gibi olmayacak’sa, coğrafyamızın da içine girdiği önemli merkezler ‘yeniden şekillenecek’se, özellikle Irak Kürdistanı, bu planların ve ‘yeniden yapılanmanın’bir parçası olacak mıdır? Aşağı yukarı, on yıldan beri süren fiili durum, belli bir fiiliyat ve resmiyet kazanacak mıdır? ‘Terör odaklarını ve onların her türlü destekçilerine verilen yardımı ortadan kaldırma ve temizleme uğruna’, Saddamsız bir Irak çerçevesinde, yeniden şekillendirilecek bir Irakta, Irak Kürdistanın da süren fiili durum ortadan kaldırılarak,  kurulacak yeni bir merkezi hükümetin denetimine mi sokulacaktır? Bu çerçevede kimi senaryoların üretildiği kanaatindeyim. Bu senaryonun bir parçası olarak, 29 eylül de YNK denetiminde ki bölgelerde, Jund al-Islami örgütü ile YNK güçleri arasında, Halepçe ve Süleymaniye arasında bölgede kanlı  çatışmalar meydana geldi. Jund al- Islami örgütünün 31 agustosta kurulduğu ve çok kısa bir zaman dilimi içersinde, belli güce ve etkinliğe eriştiği ileri sürülmektedir. New York Times gazetesi yazarı William Safire, örgütün Usame Bin Ladin’in ideolojik anlayışını benimsediğini ve bunların Saddam tarafından silahlandırıldığını söylemektedir. William Safire, terörizmin ortadan kaldırılması için Busha, hem Bin Ladin’i hem de Saddam’ı aynı anda ve birlikte vurmayı önermektedir. Buraya kadar herşey normal gözükebilir! Ama ben, bunun böyle normal gözüktüğü kadar normal olmadığı fikrindeyim. Bir kez ‘terörizm’e karşı böyle çok yoğun ve  kapsamlı bir kamuoyu desteği varken ve çok masraflı bir cephe açılmışken, fırsatta bu fırsatken, herkesin de kendisince bir ‘terörizm’ tanımlaması ve ‘terörist’i varken, hesapların ve hedeflerin çok boyutlu olması  gerekmez mi?

Irak Kürdistan’ındaki gelişmelerden, on yıllık fiili durumdan, Kürtlerin kendilerini yönetmesinden rahatsız olan bölge devletlerinin, ‘Kuzey Irak’taki otorite boşluğunu’ sık sık dile getirdiklerini anımsarsak, olayın boyutunu görmemize, belki anlamamıza yardım edebilir. Bu bağlamda Saddam’ın devrilmesi, Batı ve ABD ile iyi ilişkiler içinde olan bir hükümetin iktidara gelmesi mümkün olabilir. Böyle bir senaryo mantık dışı mıdır? Bunun ciddi bir olasılık olabileceğini düşünüyorum. Bu senaryoda tüm mesele özellikle ABD’nin ikna edilmesi ve Kürtleri bir kez daha yüz üstü terk etmesidir.1975 yenilgisinin altında yatan esas nedenlerden biri de bu faktör olmamış mıdır? Tarihin tekkerürden ibaret olup olmadığnı, yakında göreceğiz. Bütün temenim, tarihin bu kez Kürt halkından yana tekkerür etmesidir. Yeri gelmişken şu olgunun da altının çizilmesi gerektiğine inanıyorum: Irak’ta, Saddamın yerine iktidara gelecek bir muhalif hareketin, bugünkü koşullarda Kürtlere, Saddamdan daha fazla zararlı olabileceğini düşünüyorum. Saddam, hiç olmazsa ipliği pazara çıkmış, uluslararası kamuoyundan tecrit edilmiş ve tüm kredilerini tüketmiş bir diktatördür. Ama Saddam muhalefeti, uluslararası kamuoyunun da desteğini arkasına alabilecek, maskeli bir diktatörlük olacaktır. Bu senaryoların, Türkiye için başlıcalarında birisi; Saddamın tasfiye edilerek, Irak Kürdistan’ında ki fiili duruma son verdirilerek, merkezi bir otoritenin tüm Irak’ta egemenliğini kurmaktır! Bu senaryonun önündeki ciddi engellerden birisi; Irak Kürdistan’ı ulusal hareketinin hiç bir dönemde ve koşulda ’terörist’ olmakla suçlanamamış olmasıdır. Bu, onların siyasal hanesine kaydedilmesi gereken çok önemli bir puandır! Yazımın ikinci bölümüne de ilerde dönmek üzere.

30 Eylül 2001