Arşiv

Kürt Yurtseverlerin ‘terörist’ kategorisinde anılmasına sessiz kalmayın!

Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon’un, 11 Eylül 2001 de akıllara durgunluk verir bir biçimde, terör saldırılarına maruz kalması, ABD’nin uluslararası prestijini son derece sarmış vaziyette. Başta ABD olmak üzere Avrupa ve dünyanın belli başlı merkezlerinde ve ülkelerinde bir ‘terörist’ avı başlatılmış durumda. Orta Doğu ve Arap kökenli insanlara birer potansiyel ‘terörist’ gözü ile bakılıyor. İnsanlar dini inaclarını ve Arap kökenli olmadıklarını gizlemek için büyük çabalar sarfediyorlar! Ama sürek avı tüm hızı ile sürüyor. Her gün, yeni bazı kimselerin göz altına alındığı haberleri geliyor. Basının estirdiği havaya inanılırsa, Bin Ladin ve El-Kaide örgütü ahtapot gibi tüm Avrupa ve dünyanın belli merkezlerini kıskaca almış vaziyette. Kimi ülkelerde, uçak yolcuları Arap ve Orta-Doğu kökenlilerle aynı uçakta seyahat etmeyi bile istemiyor. Müslüman inancına bağlı insanlar da bir korku bir panik  havası var. Dini ibadetlerin yapıldığı camiler, muhtemel kimi ırkçı saldırılara karşı polis gözetiminde. Konunun uzmanı olan olmayan herkes, islam üzerinde ‘uzman’ca laflar ediyor. NATO, ABD’de meydana gelen terörist saldırıda, terörizme karşı mücadele de ABD’nin yanında yer alacağını ve ABD’yi destekleyeceği kararını alarak, bu saldırıyı tüm NATO üyesi ülkelere yapılmış olarak kabul etti. BM’ler terörizme karşı ortak bir konsept oluşturma kararı alarak, terörizme karşı etkin önlemler alma yoluna gideceğini duyurdu ve bu konuda ki çalışmaları tüm hızı ile sürüyor. ABD’nin, her yıl yayınladığı teröre destek veren devletler listesinde yer alan bir çok ülke, ‘teröre’ karşı mücadele de, ABD’nin  yanında yer almakla, kendini ‘terörür’ü destekleyen ülke olma konumundan ve ABD’nin olası yaptırımlarından kurtarmayı umuyor. Terörizme destek veren, ülkesinde ki azınlıklar ve halkların ulusal demokratik istemleri üzerinde terör estiren, bu taleplerin öncülerini ve örgütlerini silah ve şiddet kullanmamış olsa bile ‘terörist’ ilan eden kimi  devletler, BM’lerin ’terörizme’ karşı alacağı önlemler paketini ve tedbirleri, saptırılmış amaçları için kullanmaya çalışıyorlar. Böylece, BM’lerin kararlarının meşruiyetine sığınarak, kendilerini ‘terörün’ zulmüne uğramış mazlumlar olarak lanse etmek istemekteler. Terör ve terörizme karşı duyulan haklı tepki ve nefreti ve BM öncülüğünde alınacak önlemleri, kendi kirli amaçlarına alet etmek ve dünyayı bu uğurda manipule etmeye çalışanlar, Kürt halkını, onun siyasal savaşımını ve haklı taleplerini, kan ve göz yaşı ile bastırarak, bu istemlerini dünyaya duyurmaya çalışan kurum ve kuruluşlarını, yüzleri kızarmadan ‘terörist’ilan ediyorlar. Böylece dört parça da, savunmasız bir halk üzerinde, eşi ve benzeri görülmemiş bir şekilde estirilen devlet terörünü,’terörizme’ karşı bir mücadele gibi lanse etmeye çalışarak, Kürt halkının haklı mücadelesi ve talepleri terörize edilmek istenmektedir.

  teröre karşı çok kapsamlı ve sert kararlar alma safhasındadır. Şimdiden üzerinde bir hayli tartışmanın yapıldığı konu ‘terör’ ve ‘teröristin’ tanımıdır. Bu konuda bir görüş birliği henüz sağlanmış değildir. Fakat, BM, Ulusal kurtuluş hareketlerini, sömürgeciliğe ve işgalci güçlere  karşı mücadele eden siyasal örgütleri, ‘terörist’ olarak kabul etmek ve sıfatlandırmak adaletsizliğini ve cüretini gösteremez. Bu kimsenin  haddi de değildir.

Ama yine de, tartışılması gereken bir mesele var: hak, hukuk, adalet ve ulusal baskılara karşı mücadele eden siyasal örgütleri, kim hangi kıstaslarla tanımlayacak? Ulusal demokratik hakları gasp edilmiş halkların, ulusal mücadelesi nasıl sıfatlandırılacak? Böyle bir siyasal mücadeleyi, kural tanımaz bir tarzda ve keyfince   ‘terörist’ diye tanımlamak, hakkını kim kimden alacak? Ayrıca terörizme karşı, bugün gösterilen dayanışma ve mücadele kararlılığı, devlet terörizmine karşıda gösterilecek mi? Meselenin önemli bir boyutu da budur! Terörizme karşı ABD ile ayı safta yer alan bir çok devlet, bizzat kendisi yurttaşları üzerinde terör estirmiş ve halen terör estirmektedirler. Bunların sayısı saymakla belki bitmez. Orta-Doğu coğrafyasında bir kaç örnek bile, ne demek istediğini anlatmaya yeter sanırım.

Terörizme karşı mücadele de, Iran’da ABD’nın yanında yer alacağını  duyurdu. Iran’da Humeynini iktidara gelmesinden bu yana, Iran’da muhalfiler üzerinde estirilen terörle, Iran’ı terk eden siyasi mülteci Iranlı’ların sayısı milyonları çoktan geçti. Türkiye’de polisin çoğu kez göz yumması ile rejim muhalifi Iranlı’lara yapılan suikastlerden pek çok Iran’lı yaşamını yitirdi. Iran Kürdistan’ında, Kürdistan’a otonomi, Iran’a özgürlük istendiği için binlerce Kürt, malından ve canından oldu. Iran Kürdistan Demokrat Partisi lideri Abdurrahman Kasımlo, rejim tarafından Avrupa’nın ortasında, Viyana’da katledildi. Aynı şekilde, Iran KDP Sekreterliğinene gelen Şerefkendi, Berlin’de Iran  rejim tarafından bir suikast sonucu katledilmedi mi? Kürt halkına onun öncülerine karşı yürütülen kural tanımayan kirli savaş ve terör  Avrupa’da  tüm hızı ve acımasızlığı ile devam etti.

Irak Kürdistan’ında, 1988 baharında yaşanan vahşetle Kürt halkı yalnız Halepçe’de beş bin insanını kimyasal silahlarla yitirmedi mi? Bu vahşet ve katliamdan ötürü Saddam’ı kimler kınadı? BM’ler, Irak’a karşı ne tür yaptırımlara başvurdu? Bu toplu katliamın sorumlu generallarinden biri, bugün Danimarka’da siyasi mültecidir. Sırplı generallari Lahey adalet divanında yargılayanlar, Saddam’ın generallarine siyasi mülteci hakkı tanımaktalar! Iti ite kırdırma politikasının bir gereği olarak, Irak o yıllarda, Iran’ın üzerine saldırıldığı için, Batılı güçler ve ABD tarafından maalesef, Körfez savaşına kadar destek görmeye devam etti.

Bir halkın tüm varlığı, dili, kültürü, gelenek ve görenekleri zorla ve akıl almaz baskılarla yok edilmek isteniyor. Bir halka, ya Türk olacaksın veya sana hayat hakkı yoktur deniliyor. Kürt halkına da, tüm diğer halklar gibi kendi ülkesinde baskısız ve korkusuzca bir yaşam çok görülüyor. Bu zulüm ve haksızlıklara karşı çıkanları, faili belli cinayetlerle sokak ortasında infaz ediyor. Derin devletin kendisi, Susurluk cinayet şebekesini örgütlüyor, Kürdistan’da ve Kürt halkı üzerinde acımasız bir terör estiriyor.

İnfaz edemediklerini, Türk devleti ‘terörist’ olarak kabul ediyor. Köleliğe boyun eğmeyenler ‘terörist’, köleliği dayatanlar da,’terör’ kurbanı ve mazlum nasıl olabiliyor? Bu akıl almaz zorba politikaya karşı mücadele edenleri, Türk devleti, elindeki olanaklarla, uluslararası ilişkilerle ve hesaplarla ‘terörist’ kategorisine sokmak istiyor. 

Türk devleti, ‘terör’ ve ‘teröriste’ karşı haklı nedenlerle oluşturulan ‘teröre karşı koalisyon’ ittifakını, yurdışında ve denetiminde olmayan herkesi ‘terörist’ ilan ederek, ‘terörist’ listesine koymaya çalışmaktadır. 30 Eylül 2001’de istihbaratın, Türk basınına sızdırdığı listede, Türkiye’ye karşı faaliyet gösteren 40 a yakın ‘terörist örgüt’ ismi geçmekteydi. Siyasal mücadelesini, siyasal araçlarla sürdüren, ‘terör’ olarak uluslararası normlarca kabul edilebilen hiç bir faaliyeti olmayan, örgüt ve siyasi partileri dezinformasyonla  karalayıp, onları ‘terörist’ ilan ederek, Kürt yurtseverlerini, Türkiye’ye teslim edilmesini sağlamak  amaçlanmakta olduğu aşikardır. Bu bağlamda kimi ilk sinyaller geldi de. Dışişleri Bakanı  Ismail Cem, Eylül ayının son haftasında ABD’ye yaptığı gezide, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Mark Grossman’a, Amerika- Kürt Enformasyon Bürosu Kurucusu Kanı Gulam’ın Türkiye’ye teslim edilmesini istedi. Bundan böyle, DGM savcıları, düzmece ifadelerle bir çok kişi hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkartarak, bu insanları  Türkiye’de aranan ‘terörist’ler listesine ekleyerek, bunların Türkiye’ye iadesini istemeye çalışacaktır! Bu nedenlerle, tüm  Kürtler kurum ve kuruluşları, bulundukları alanlarda  ve ülkelerde bu sorunu her platformda dile getirmeli ve Kürt yurtseverlerinin ‘terörist’ gibi sıfatlarla algılanmasına ve karalanmasına sessiz kalmamalıdır. Unutulmamalıdır ki yarın çok geç olabilir!

Bu bağlamda, teröre karşı mücadelenin bir anlam kazanabilmesi için, NATO, BM, AB ve daha başka uluslararası platformlar, ‘terör’ ve ‘terörizme’ karşı mücadele kararlılığın da, inandırıcı olabilmak istiyorlarsa; mazlum ve korumasız halkları, devletlerin keyfi yönetimlerine ve ‘’terör’üne karşı, koruma şemsiyesi altına alması gerekmez midir?

6 Ekim 2001