Arşiv

Kendiliğinden halk olmaktan...!

Yeryüzündeki kavimler ve halklar, farklı zamanlarda ve dönemlerde çeşitli evrelerden geçerek şekillendiler. Evrimleşerek  uluslaşan kavim ve halklar da bir ruhi şekillenme oluştu. Bu ruhi şekillenme, halk ve uluslarda ortak bir değerler sistematiği yarattı. Aynı halk ve ulusa mensup bireylerde, kederde, tasada ve kıvançta tezahür eden ortak refleksler oluşturuldu. 

Bu genel tesbitler, parçalanarak, dört ayrı devletin egemenliği altında yaşamaya mahkum edilen Kürt halkı için, çok daha ağır bir gelişim süreci sonucu yarattı. Kürt coğrafyasının, Kürt halkın rızasına rağmen, zorla parçalanması, halk arasında  iletişim kopukluğunu doğurdu. Bu kopukluk, biliçli ve çok amaçlı  bir politika  neticesinde sahnelendi; böylece parçalar birbirine yabancılaştırıldı, tasada, kederde ve kıvançta tezahür eden ve edilebilecek ortak reflekler  dumura uğratıldı. 

Bundan ötürü de, zaman zaman egemen devletlerin politikacıları, devlet adamları ve yöneticileri, Kürt halkının gözlerinin içine baka baka, bir Irak Kürdistan’ındaki Kürt ulusal hareketini ve onun kazanımlarını tehdit etmekten ve onu ortadan kaldırmaktan rahatlıkla söz edebiliyor. Bu nedenle, Kürt halkına karşı, Türk devleti, pervasızca tehditlerle düşmanlığını had safhaya çıkarıyor. Hele özellikle, 11 Eylül’de ABD’ye yapılan terörist saldırıların akabinde, ABD öncülüğünde oluşturulan terörizme karşı koalisyon ve Afganistan’a karşı başlatılan savaş ve bu savaşın Orta Asyadan, Ortadoğu’ya kayma  eğiliminin baş göstermesi ile birlikte, ABD’nin Saddam’a karşı da bir saldırı hazırlığı içinde olduğu veya olacağının gündeme oturmuş olması nedeni ile Irak Kürdistan’ı ve kazanımları ciddi bir tehlike ile karşı karşıyadır.

Orta Asya ile birlikte Ortadoğu’nun da yeniden şekilleneceği varsayımları ve senaryoları, Türk egemen güçlerinin hem iştahlarını kabartmakta hem de uykularını kaçırmışa benzemektedir. Yeniden dizayin edilmesi tasarlanan bu coğrafyada Evdeki hesap çarşıya uyarsa tabii) pay alma ve belli bir etkinlik sahibi olmak düşleri yanısıra, hesapta olmayan kimi gelişmelerde, onları bir hayli endişelendirmektedir. Söz konusu Orta Asya ve Afganistan  olunca, özellikle Özbek kökenli Raşid Dostum ve ‘Kuzey İttifak’ına her türlü desteğin vermesini vaaz edenler, Irak’taki olası gelişmelerin Kürtlerin lehine bir gelişme göstermesini içlerine sindirememekteler! Bu nedenle her vesile ile Kürt halkına karşı düşmanlıklarını dile getirmekten de kaçınmamaktalar.

Türk egemen güçleri ve yöneticileri, uzun bir dönemden beri, Irak’ın içişlerine müdahale etme pahasına, Kürt halkının istemlerine ve ulusal güçlerine düşmanlık etmeye devam etmektedirler. Bu düşmanlığın son örneğini, Devlet Bakanı Abdulhaluk Çay 14 Ekım 2001 de verdiği bir demeçle, resmi egemen görüşü bir kez daha tekrarladı. Abdulhaluk Çay’a göre:’Kuzey Irak’ta, Talabani veya Barzani gibi çete artıklarına bir devlet kurdurulması, Türkiye için bir savaş sebebidir’.  Bir kez Abdulhaluk Çay, Irak’lı Kürt önderlere, ‘çete artığı’ demekle en hafif deyimi ile nezaketsizlik yapmaktadır. MHP gibi ırkçı bir parti ve onun bakanı Kürt önderlerine ‘çete artığ’ı yakıştırması yaparken, herhalde gerçek çetenin kendileri  olduklarını itiraf etmek istemiş olmalıdır! Öte yandan bu ‘çete artığı’ Irak’lı Kürt önderler, zaman zaman,  Abdulhaluk Çay’ın da Bakanı olduğu hükümeti ve devletini ziyaret etmekteler. Başbakan, Dışişleri Bakanı düzeyinde görüşmeler yapıyorlar. Abdulhaluk Çay, neden hükümetinin ‘çete artıkları’ ile görüşüyor olmasını kendisine bir sormalıdır?

Taliban sonrası senaryolar üzerinde duranlar, Afganistan’da Peştum’ların  içinde yer almadığı ve temsil edilmediği bir hükümetin şansının olamayacağını ileri sürerlerken, bu durumun Irak içinde geçerli olabileceğini, nedense görmezlikten gelmeyi yeğliyorlar! Afganistan’da, nasıl ki Peştumlar kilit bir konumda ise Irak’ta, da Kürt halkı aynı ölçüde ve aynı gerekçelerle kilit konumdadır. Eğer Saddam sonrası bir yönetim ve yeni bir rejim oluşacaksa, bu yapılanmada Irak Kürtleri önemli ölçüde yer almalıdır. Ancak bu şekilde, Orta Doğu yeniden şekillenir. Kürt halkının ulusal demokratik talepleri görmezden gelinerek ve Kürt halkının önemli bir faktör olduğu ve olmaya devam edeceği reddedilerek veya yok farz edilerek, Ortadoğu yeniden dizayin edilemez. Bunun tersi bir durum, günümüze kadar süren haksız ve adil olmayan statünün Kürt halkı için devam etmesi, varolan  adaletsizliğin, Kürt halkı aleyhine bir kez daha tescil edilmesi demektir.

Tartışma konusu yapmak istediğim başka önemli bir konu da: Devlet Bakanı Abdulhaluk Çay’ın, sarf ettiği seviyesiz sözlerinden ziyade, onun Kürt halkının gözlerinin içine baka baka, Irak’lı Kürt önderlerine hakaret etme cesaretidir. Eğer Kürt halkı, ‘kendiliğinden halk olmaktan’, ‘kendisi için halk olma’ sürecini ve bilincini tamamlamış olsa idi şüphesiz ki, Abdulhaluk Çay ve onun gibi nice Kürt düşmanı, bu cesareti ve küstahlığı yapamazdı! Ama Abdulhaluk Çay’ın küstahlığı kadar, Kürtler adına siyaset icra ettiğini ileri süren bir dizi oluşum ve çevreninin bu tutuma karşı sessizliği daha düşündürücüdür. Kürt kurum ve kuruluşları, bu beyanata karşı gerekli tepki ve protestoyu yapmış olsalardı,  Abdulhaluk Çay’a ve benzerlerine gerekli, dersi ve yanıtı vermiş olurlardı. Türkiye Kürdistan’ında, Kürt halkının ulusal demokratik haklarını gasp etmekle yetinmeyen Türt egemen güçleri, Irak Kürdistan’ındaki ulusal mücadeleye de müdahele etme, ulusal demokratik Kürt hareketine düşmanlık etmek hakkını kendinden görmekte, Kürt ulusal hareketinin, kaderini tayin hakkına müdahele etmekten bir sakınca görmemektedir. Bu tutum Kürt halkına ve onun haklı mücadelesine açık seçik bir düşmanlıktır!

Türkiye Kürdistan’ında Kürt  halkı, diğer parçalardaki kardeşlerinin özgürlük ve demokrasi mücadelesine sahip çıkmazsa, o parçalardaki kazanımları, kendi kazanımı gibi değerlendirmezse, Kürt ulusal mücadelesinin bir bütün olduğu hassasiyeti ve refleksini gösteremezse, Kürt halkının, ‘kendiliğinden halk olmaktan’, henüz’ kendisi için halk olma’ sürecini tamamlamadığı kanısını güçlendirir! 

Çok açık ki, Kürt halkının kurtuluşu ve özgürlük süreci, Kürt halkının ‘kendiliğinden halk olmaktan’ çıkıp ‘kendisi için halk olmak’la sıkı sıkıya bağlıdır. Tüm mesele, bu sürecin ve bilincin pekiştirilmesi perspektifinin göz ardı edilmemesi sorununda düğümlenmektedir!

3 Kasım 2001