Arşiv

ABD”nin Irak Müdahalesi ve olası gelişmeler

Artık, Irak’a bir müdahalenin yapılacağı ertelenmez gibi görünüyor. ABD de  tüm olanakları ile bir müdahalenin koşullarının hazırlama sürecinde. ABD,  kimi Batı Avrupa ülkelerini ve BM Güvenlik Konseyi üyelerini ikna etme çabasını tüm hızı ile sürdürüyor. Şimdilik AB, Rusya, Fransa,Çin, Irak’a karşı  böylesi bir müdahale ve ABD’nın savaş hazırlığına pek sıcak bakmıyorlar! BM’lerin silah denetimcilerinin çalışmalarını ve bu çalışmaların sonuçlarını görmek istiyorlar. ABD, her ne kadar tek başına kalsa da, Irak’a  bir müdahalede bulunacağının ip uçlarını verse de, kısmen bu ülkelerin çekincelerini toptan red etmek gibi bir eğilim içinde de olmak istemiyor.

ABD, Irak’a yapacağı müdahaleye meşruiyet kazandırma, savaşın son bir çare olduğunu kanıtlama gibi bir sorunu var! Açıkçası, ABD ve Ingiltere bir taraftan olası savaş hazırlığını sürdürürken, diğer yandan da BM’leri, AB, ve BM Güvenlik Konseyi üyelesi ülkelerini ve Arap Ülkeleri Biriliğini, olası bir müdahaleye ikna için  diplomatik ve politik kanallarını kullanarak, bu ülkeleri, ikna etme yolları arıyor.

ABD’nin olası bir müdahalesine karşı çıkan bu ülkeler, silah denetimcilerinin çalışmalarını ve sonuçlarını görmek eğililimindeler.

Türkiye’de böylesi bir müdahaleye aynı meşruiyet gerekçesi ile karşı çıkmakta, böylesi bir müdahaleye sıcak bakmadığı gibi, böyle bir müdahalede yer almayacağını da sık sık belirtmektedir. Ancak Türkiye’nin çekinceleri, Irak Kürdistan’ındaki gelişmelerle yakından ilintilidir. Yoksa, Türkiye’de olası bir savaşta kendi payına düşeni alma hesapları içinde olduğu ayan beyandır. Türk siyaset adamlarının, ’Kerkük ve ve Musul’un’ tarihi sorumluluğumuzdadır’ türden açıklamaları bunun somut bir kanıtıdır.

Tüm düğüm, Kürt ulusal hareketinin nasıl bir seyir izleyeceği sorununda, çözülebilir veya bu sorun, yeni kör düğümlerle daha karmaşık bir hal alabilir.

İşte Türkiye, bunun ayrı ayrı hesaplarını yapmakta, Çankaya’da zirve toplantıları ile olası gelişmelere bağlı olarak stratejiler tesbit etmektedir. Irak Kürdistan’ına karşı, resmen bir savaş hazırlığı içinde olduğunu, hele 4 Ekimde Yekiti ve KDP tarafından oluşturulan ortak, Kürt ulusal meclisinin,  yeniden çalışmalarına başlamasından sonra, tehditlerinin dozajını artırarak,  bu meclisin bağımsız bir devlete dönüşmesi halinde, Irak Kürdistan’ına askeri müdahele başta olmak üzere, her araçla karşı koyacaklarını ilan etmiş oldular.

Oysa Irak Kürdistan’ında KDP ve Yekiti tarafından, ortak parlamento 1992 seçimlerinden sonra oluşturulmuş ve bu ortak meclis 1996 yılına kadar çalışmalarını zaman zaman çıkan iç çatışmalara rağmen sürdürmüş. Kürt parlamentosu o yıllar esnasında, bu derece Türk devletinin hışmına uğramamıştı! Neden acaba?

 Bunun mantıki bir yanıtı, o yıllarda Türk devletinin, PKK’ya karşı ‘düşük yoğunluklu bir savaş içinde’ olması ile izah edilebilir. Çünkü o yıllarda, devlet PKK ile uğraşıyordu ve birkaç cepheden, Kürtleri karşısına almayı göze almamak istemiş olması akla çok yakındır.

Artık bugün için PKK ile o boyutlarda uğraşmak zorunda olmaktan çıkmış ve  dün çatışmalı olan KDP ve Yekiti’yi’ barıştırmak ‘ için çaba sarf eden, onları bir arada görmek isteyen Türkiye, bugün bu güçler bir araya geldiği için ve onlar  yeniden ortak parlamentonun çatısı altında bir araya geldiği için kıyameti koparmak üzere!

 Çok ilginç değil mi? İlginç olan bu durumun mantıki yanıtları verilebildiği zaman, bu ilginç durum ilginç olmaktan çıkarak, anlaşılır bir hal alır. Irak Kürdistan’ın durumu da aşağı yukarı böyle olmuştur.

ABD, her an Irak’a karşı bir saldırıya geçebilir. Bu bağlamda Kürtlerin tutumu ne olmalıdır? Bu soru tüm yakıcılığı ile kendini dayatan bir sorundur. On yıldır kendini yönetmeyi ve özgürce yaşamayı tüm benliğine kadar yaşayan Kürt halkı, bir daha Saddam’ın ve Baas’ın zulmü ve baskısını kabullenecek mi? Yıllardır,  özgürlüğünden öte hiç bir talebi olmayan Kürtler, artık eskiye dönmeyi kabullenemeyeceklerdir. Çünkü, artık Kürtler özgürlüğün ve kendilerinin yönetmenin bilincine vardılar ve bu  tadı tadtılar!

Hangi neden ve hesapla olursa olsun, Kürtleri on yıldan beri Saddam zulmünden koruma ve Kürtler’e kendilerini yönetme şansı veren güçler, bir daha 1975 yenilgisinde olduğu gibi Kürtleri yalnızlığa terk edecekler midir? Kürtler için önemli ve yanıt bulunması gereken soru budur. Yani açıkçası, tarih tekkerür edecek midir, etmeyecek midir? Mesele kısaca budur.

Varsayımlar ve işaretler, tarihin 1975 yenilgisinde olduğu gibi, Kürtlerin aleyhine tekkerür etmeyeceğinin sinyallerini vermektedir. Kabul etmek gerekir ki, gerek Irak ve gerekse de Irak Kürdistan’ı sırat köprüsünü andıran bir süreçten geçmekte olduğudur. Tahtıravalinin  balans ayarı, kimden yana bozulacak, kimden yana sarkacak, onu elinde tutan  cambazı ancak bilir!

Ancak, 4 Ekimde yeniden ortak bir parlamento çatısı altında bir araya gelen Irak Kürdistan’ı parlamentosuna gönderilen kimi mesajlar ve hele özellikle ABD Dışişleri Bakanı Colin  Powel’ın gönderdiği kutlama mesaj çok önemli ve yabana atılmaması gereken bir sinyaldir. Ayrıca ABD Savunma Bakanlığı Başdanışmanı Richard Perle, American Enterprice Institute’ deki, Türkiye’yi kaygıları konusunda yatıştırma  konuşmasında; Kürtler’in devlet kurmak taraftarı olmadığı, fakat Saddam sonrası bir Irak’ta Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarının ortak olacağı demeci, Saddam sonrası Irak Kürdistan’ının statüsü hakkında kimi ip uçları vermesi bakımından önemlidir.

Fakat bu demeç ve kutlama mesajlarından, Irak Kürdistan’ı statüsünün federasyona tekabül ettiğini veya edeceği sonucunu çıkarırmı? Bu  sonuçları çıkarmanın henüz erken olduğu kaanatiydeyim ve herşeyin söylendiği kanısını taşımıyorum. Kullanılan dil ve uslup pek net değil, daha ziyade muğlak bir dil kullanılıyor. Bu sürecin ve gelişmelerin nasıl bir seyir izleyeceğinin taraflarca da bilinmediğinin bir kanıtı olabilir.

Olası bir müdahale sonucu, Irak ve Irak Kürdistanı yeniden şekillenecek bundan kimsenin kuşkusu yok. Ama bu şekillenmenin nasın bir seyir izleyeceği ve  Kürt halkına ne verip, ondan  ne götüreceği daha netlik kazanmış değil. Kürt ulusal güçlerinin federasyon talebi gerekli yanıt ve desteği bulacak mı, veya Irak Kürdistan’ı 1970 otonomi anlaşması çerçevesinde bir statüye zorlanarak razı mı  edilecek?  Bunları hep birlikte göreceğiz!

 ABD nin tüm taleplerini eksiksiz yerine getiren Saddam sonrası bir yönetim, ABD’ nin gerekli desteği ile Kürtleri 1970 yılında imzalanan otonomi koşullarını kabul etmeye zorlayabilir ve Kürtler kendilerini, bu yeni merkezi otorite karşısında terk edilmiş bulabilirler. Üstelik böyle koşullarda Türkiye ve Kürtleri boyunduruk altında bulunduran diğer güçler devreye girerse, bu olasılık neden gerçekleşmesin?

Yeniden şekillenecek Irak ve Irak Kürdistan’ında üzerinde durulması gereken bir başka konu da; Kadek’in durumudur. Yeniden şekillenecek olan Irak ve Irak Kürdistan’ında, Kadek’in barınmasına ve orda kalmasına kimse müsaade etmeyecektir. Bu Kadek’in Irak Kürdistan’ında tasfiyesi demek olacağı gibi, Kadek’in kendine yeni barınacak üsler bulması demek olacak ki, bu da öyle eskisi gibi kolay olmayacağına benzemektedir. Şayet İran, kapılarını Kadek’e açmazsa!

 İran, kapılarını açma riskini göze alsa bile, bu artık herşeyin eskisi gibi olmayacağı  demek olacaktır. Irak ve Irak Kürdistan’ın yeniden şekillenmesi,  Kadek’e de yeni stratejiler üretmesi  ve benimsemesini dayatacaktır.

08 EKIM 2002