Arşiv

Şayet Taha Akyol Kürt olsaydı,
böyle mi düşünürdü?

Sayın Taha Akyol’u, Milliyet Gazete’sinde okuduğum köşe yazarları arasındadır.Görüşlerini beğenir veya beğenmezsiniz, ama o genellikle bir fikir sahibidir. Kendice kimi savları tartışır ve önerilerde bulunur! Bu tür köşe yazarlarının sayısı pek çok değildir. Türkiye’deki günlük gazetelere kaba bir göz atıldığında, bunu fark etmemek mümkün değildir.

Taha Akyol, zaman zaman Kürt sorunu ile ilgili yazıları ile dikkatleri çeken bir kaç köşe yazarından biridir. Kürtlerle ilgili ‘tezlerinde’ merhum Orhan Kotan’ı ve son yıllara ait kimi düşüncelerini de ‘tezlerinde’ veri olarak kullanır. Orhan Kotan artık aramızda olmadığı için, onun bu konularda ne düşündüğünü bilme imkanımız maalesef yoktur.

Taha Akyol 3 Ocak 2003 te yine kendi köşesinde; ‘Toplum, Irtica ve Kürtler’ diye bir yazı yazdı. Ama bu kez, ilk defa Orhan Kotan’a atıfta bulunmadı!

Taha Akyol savlarında, çok kimseden farklı olarak hadiselere ve toplumsal fenomenlere daha ‘mantıki’ bakmaya çalışmakta ve bu temelde de öneri ve görüşlerini sıralamaktadır. Ama Kürt sorununun çözümünde, Taha Akyol da, çok kimse gibi bilinçlice olguları tepe takla etmede kusur etmemektedir. Bunun başlıca nedeni de yüzeysel kalmakta ısrarı ve sorunu enine boyuna, derinlikli tartışmaktan kaçınması ile yakından ilgilidir.

Zaten kendisi de aynı köşe yazısında şöyle bir saptamada bulunmaktadır: Biz ’devlet merkezli’ bir toplum olduğumuz için hep devlet penceresinden bakarız; kızarak veya alkışlayarak...’

Bu saptamayı yapan ve bundan şikayetçi gibi görünen Taha Akyol, Kürt sorununda maalesef farklı davranamamakta ve aynı yanlışı yapmaktadır. Eğer bu yanlışta bilincli bir tercih yoksa tabii!

Taha Akyol, DİE (Devlet İstistatisk Enstitüsü) verilerine dayanarak (Bu veriler ne ölçüde sağlıklı, o da başka bir konu) kafasındaki tezlere malzeme olarak kullanmaktadır. Bu ististatisklere göre: 1950 yılında Diyarbakır’da toplam motorlu taşıt sayısı sadece 260 idi, 2001’de 34 bin 1862ya çıkmış... Son yirmi yılda üç Doğuludan biri Batı illerimize yerleşmiş.

Ona göre Türkçe’nin ortak kullanım alanı genişliyor...

Şimdi bu verilerle Taha Akyol şöyle bir saptama da bulunuyor: Türkiye iç ekonomik ve sosyal entegrasyonu hızla gelişen bir ülkedir.

Son yirmi yılda Türkiye Kürdistan’ında ne oldu? Neden insanlar böyle, aniden bir göç dalgasına kapıldılar? Bunlara Taha Akyol değinmiyor. Bu nedenler onun için önemli değil.

Son yirmi yıl, Genel Kurmayın da belirttiği gibi,düşük yoğunluklu savaşın Kürdistan’da sürdüğü yıllardı. Bu yıllar zarfında Kürdistan’ın demografik yapısı zoraki bir biçimde ve daha önceden saptanmış bir politika sonucu boşaltılmak istendi. Dört binin üzerinde köy boşaltıldı ve insanlar yerinden yurdundan zorla göç ettirildi. Hal böyle olunca insanlar ne yapmalıydı? Veya bu insanlarımız nereye gitmeliydi? Elbetteki çar naçar, insanlar Batıya göç edecekti, bundan daha makul birşey olabilir miydi?

Yerini ve yurdunu zorla terk eden Kürtler, şimdi Batı illerinin varoşlarında, günlük yaşam savaşı vermekle uğraşan insanlar, düzene entegre olmamışlardır. Bu insanlar, düzenin potansiyel muhalif ve karşıtları olarak kalmaya devam edeceklerdir. Bu insanların salt ekonomik ve daha iyi bir yaşam düzeyi yakalama gibi bir taleplerinin yanı sıra, ondan daha önemli ulusal talepleri vardır ve bu taleplerin elde edilmesinin mücadelesi, bu insanlar yaşadığı müddetçe de var olacaktır.

Taha Akyol meseleye yanlış bir pencereden baktığı için, daha doğrusu bir Kürt gibi bakamadığı için böyle yanliş verilerle yanliş sonuçlara varmaktadır. Kendisi’ Biz ‘devlet merkezli’ bir toplum olduğumuz için hep devlet penceresinden bakarız, kızarak veya alkışlayarak....’ demiyor mu?

Bunun yanısıra, elbetteki bir de Kürt olmadığı için, meseleye bir Kürt gibi bakamıyor ve Kürtleri anlayamıyor!

Türkçenin ortak kullanım alanının genişlediğini ileri sürmek için, öyle uzun boylu araştırma veya DIE gibi kurumlarının verilerini kıstas olarak vermeye ne gerek var! Tüm Türkiye Kürdistan’ında sürdürülen asimilasyon politikası ne güne duruyor? Bir topluma entegre olmak başka birşeydir, zorla asimile olmak başka birşeydir, bu ikisini birbirinden ayırmak gerekir. Kürtlerin hiçbir şekilde ana dillerinde eğitimine ve öğretimine müsaade etmeyeceksin, Kürtçe konuşanları küçük görecek ve göstereceksin, vatandaş türkçe konuş kampanyaları açacaksın, Kürtlerin de verdiği vergilerle finanse edilen, Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinden, Kürtçe okulların açmasına müsaade etmeyceksin, insanlari asimile etmek için canından bezdireceksin ve daha sonra da çok pişkince; Türkçenin ortak kullanım alanının genişlediğini ileri sürebileceksin! Bu kadarına da pes doğrusu! Bir de Batıya zorla ve mecburi kalarak göç eden Kürtlerin, ‘Kuro”, “PKK” lı ve “Vatan haini’ gibi suçlamalarla karşı karşıya kalarak psikolojik ve toplumsal baskılar sonucu, Kürt olma kimliklerini nasıl gizlemeye çalıştıklarını ve bu konuda yaşadıkları dramları görmeyeceksin? Bunları, hatta mübah gösteren bir davranış sergileyerek, tezlerine malzeme bulma derdi ile sapla samanı birbirine karıştıracaksın, bu olmaz işte!

Bu ‘verilere’ bakarak HADEP veya DEHAP’ın barajı aşamayacağını söyleyeceksin! Ama onun unuttuğu öemli birşey daha var: Barajı yanlız DEHAP değil, devlet partileri bile aşamadılar ve hepsi barajın altında kaldılar. Bunlara ne diyeceksin? Üstelik bu baraj tuzağı Kürt ulusal mücadelesi hesaplanarak konulmuş bir engel. HADEP veya DEHAP’ın bunu aşmaması kanımca fazla önemli değil. Bu zaten biliniyordu, sizden başkaları da bu gerçeğin farkındaydı. HADEP ve DEHAP yöneticileri sizin bahsettiğiniz entegre olma politikasına pupa yelken yol almışken bile barajı aşamadılar. Ama siz onları düzene entegre olmamakla itham ederek, onları daha da entegre etmeye çalışarak, onları yok etme ve ortadan kaldırma siyaseti güdüyorsunuz.

Maşallah, onların da buna pek itirazı yok! HADEP ve DEHAP’ın sisteme daha fazla entegre olma uğruna gösterdikleri gayret, onları kimlik erozyonuna uğratacak ve dolayısı ile Kürt halkından gördükleri destek de son bulacak. Onlar ya bunun farkında değiller veya onlar da buna gönülden razıdırlar.3 Kasım seçimlerinde bilinçli ve tercihli bir tarzda, Kürt insanı iki milyona yakın bir oyu, DEHAP’ a vermiştir! Bu öyle küçümsenecek bir oy miktarı degil, üstelik kırsal kesimde ne tür baskıların uygulandığını hesap edersek ve DEHAP’ın oylarında yarım milyona yakın bir oy artışnı da buna eklersek, mesele daha rahat anlaşılmış olur. Bu oy artışı, HADEP ve DEHAP ‘ın güttüğü sisteme entegre olma politikasına rağmen olmuştur. Çünkü Kürt insanı, başka ciddi bir seçenek olanağına sahip olmadan, oylarını diğer düzen partilerinin yerine DEHAP’a vermeyi uygun görmüştür.

Uygulanan baraj politikası sonucu, gerek DEHAP gerekse de diğer partiler parlamento dışı kalmışlardır. Taha Akyol, bu adaletsiz seçim sistemini ve barajı eleştireceğine, o kendi uyduruk ‘savlar’ına malzeme bulduğu için sevinmekte ve Kürtlerin etnisiteye dayalı siyasete destek vermediği sonucunu çıkarmaya çalışmaktadır! Bir arkasına dönüp baksa ve Kürt ulusal mücadelesinin son otuz yılında, Kürt halkının nerden nereye geldiğini görebilse, yazdıklarını hepsini tek tek tekzip edecektir. Ama siyasi körlük buna müsaade ederse tabii!

Taha Akyol, Kürtler için ne önermektedir? Kürt sorununda nasıl bir siyasi çözümden yanadır? Devlet’in Kürt sorununa bakışı, konusunda düşünceleri nelerdir? Bu konuda devlete eleştiri ve tavsiyeleri nelerdir? Bulgaristanda ki Türk partisi hakkında düşünceleri nedir? Onları örneğin bölücü olarak görüyor mu?

Son yıllarda, Türkiye’nin siyaset sahnesine sürdüğü Irak’taki Türkmenlerin durumu hakkında ne düşünüyor?

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs sorununun çözümü konusunda hazırladığı, çözüm paketini nasıl buluyor? Kofi Annan’ın Kıbrıs tezlerini, Türkiye ve Türkiye Kürdistan’ına uyarlarsak ne düşünür? Bu tezlere göre örneğin; ‘Kürdistan parça devleti’ ile ‘Türkiye parça devlet’i ni “Ortak devlet”le taçlandırarak, herkesin milli marşı ve milli bayrağı ile ortak ve gönüllü bir birliktelik sağlamaya bir katkı sunar mı?

Olur ya bakarsın günün birinde birileri, Kofi Anna’ın Kıbrıs çözüm önerilerini, Türkiye’de Kürt sorunun çözümü konusunda gündeme getirebilir! Neden olmasın? Kıbrısta yaşayan binlerce Türk için öngörülen çözüm, neden sayıları milyonları bulan Kürt halkı için Türkiye’de gündeme gelmesin?

Taha Akyol, Türk milliyetçiliği perspektifinden kendini arındırıp, daha bilimsel verilerle Kürt sorununu irdelemeye çalışsa ve daha makul ve her iki halk için kabul edilebilir çözümler üzerinde yoğunlaşsa, daha yararlı ve hayırlı bir iş yapmış olur!

HADEP ve DEHAP’ın güttüğü sisteme entegre olma ve nerdeyse kimliğini reddetme düzeyine varan siyasi hattını bile çok aşırı ve milliyetçi buluyorsa, o zaman Kürtlere ne önermektedir?

Sayıları milyonlarla ifade edilen bir halk ve istemlerini yok farz etmek, daha ne kadar sürecektir? Türk halkının da, kendini Kürtlere entegre etme gibi bir sorunları yok mudur? Kürtler, Türkiye’ye düşman değildir, ama bu onların ebediyete kadar horlanıp dıştalanmasına ve ezilmesine, en temel haklarından yoksun kalmalarına neden olmamalıdır. Halkları yok farz etmekle, onları zorla asimile etmekle, varlıklarını dıştalamakla sorunlar hal olmuyor, bilakis sorunlar daha ağırlaşarak kangrenleşiyor. Tarihte ve günümüzde bunun örnekleri pek çoktur. Meseleyi Kürt ‘milliyetçi’lerinin perspektifi olarak addederek veya disapora Kürd’ünün nostaljik yaklaşımı olarak sorunun değerlendirmekle, soruna teşhis hatası ile yaklaşmaktır. Kürt sorunu koca bir halkın talepleri meselesidir ve öylesi değerlendirmeler ve yaklaşımlar sorunun çözümünde katkılar sağlayabilir!

3 Ocak 2003