Arşi

Sömürge valisi edalı

Bu siyasetçi ekip’i bir alemdir. Olmadık yerde olmadık şeyler derler. Oy avcılığı yapmak için inanılmaz atraksiyonlar yaparlar. Sırf bu özelliklerinden ötürü de halk, kendilerine güven duymaz. Söylediklerinin veya vaadlerinin ciddiye alınmadığını sanki kendileri bilmez mi? Ama olsun, görevleri gereği öyle davranmak zorundalar. Yoksa parti başkanlığı, protokol gereği görülen saygı bir anda biter! Üstelik meydanlarda nutuk atmak, halk tarafından omuzlardan taşınmak, alkışlanmakta, elbetteki hoş şeyler olmalıdır.Kimin eline düşer, böyle el üstünde tutulmak?

Mehmet Ağar, için çok şey yazıldı, çizildi, bunları tekrarlamama gerek yok. Ama, DYP’ nin 28 Mart’ta ki, Diyarbakır il kongresindeki konuşmasını görmemezlik etmek olmazdı. Bu nedenle, bu konuda, bir iki şey demek gereği doğdu. DYP’nin Diyarbakır il kongresinde ki, konuşmasına, kimi gazete ve haber ajanslarınında, önem verdikleri bir konuşmaydı. Peki, Mehmet Ağar, il yöneticilerinin ve delegelerinin tamamının Kürt olduğu, DYP’nin Diyarbakır il kongresinde, ne demişti?

Mehmet Ağar konuşmasında: ‘Kürtlerin en büyük devleti Türkiye Cumhuriyeti'dir" dedi. Peki gerçekten, dediklerine kendisi de inanıyor muydu?

Eğer, konuşmasının arkasında duruyor ve inanıyorsa: Kürtler’i kast ederek onlara sözde vatandaş sıfatını yakıştıran Genel Kurmay Başkan’ını, hiç olmazsa bu konuda ciddi bir açıklama ve izahata davet etmesi gerekmez miydi? Bu ‘sözde vatandaş’ olarak sıfatlandırılan, Kürt’lerin beklediği bir tutumdur.

DYP’nin il kongresinin yapıldığı Diyarbakır’da, Kürt’lerin gönlünü almak için bile olsa, sadece bu konuda, Genel Kurmay Başkan’ından, ne kast ettiğinin, açık ve net bir açıklamasının istenmesini talep etmek, demokrat bir davranış örneği sergilemek olduğu gibi, Kürt’lerin rencide edilmesinin de kabul edilemez olduğunun bir göstergesi sayılabilirdi!

Eğer Kürtler gerçek vatandaş kabul ediliyorsa, vatandaşları keyfi ve yapay ayırımlarla sınıflandırmak suçtur! Bu suçun hesabını kim, şimdi nasıl ödeyecek? Demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün egemen olduğu ülke ve toplumlarda, hiç kimse, konumu ne olursa olsun, vatandaşaları keyfi şekilde ve hiç bir zaman ’sözde vatandaş’ ve gerçek vatandaş şeklinde tasnif edemez, ederse de bu suçtur ve yasalar da yakasına yapışır. Eğer vatandaşlıktan, kan bağı ölçü olarak aranıp, kabul edilmiyorsa tabii!

Peki,’Kürtlerin en büyük devleti Türkiye cumhuriyeti’ neden hala Kürt’lerin, Kürtçe dilinde eğitim ve öğretimini yasaklamaktadır? Benim bildiğim, devlet vatandaşlarından topladığı vergilerle, bu görevi organize etmekle yükümlüdür, yasaklamakla değil! Kürt dilinin, kültürünün geliştirmenin önüne yasak koyan, isimlerin Kürtçe konulmasına alfabemizde bu harfler yoktur, gülünç gerekçesi ile engeller çıkaran ve reddeden nasıl bir devlet anlayışıdır bu? ’Kürtlerin en büyük devleti Türkiye cumhuriyeti’ alfabeye bir iki harf ekleyemiyor mu? Bu kadar mı acizdir bunu yapmaktan?

Türkiye’de sayılamayacak derece var olan ulusal tv kanallarına, bir tek Kürt’çe tv kanalı eklemek çok mu zordur? Kürtlerinde ödediği vergilerle finanse edilen trt kanallarından birisini, Kürtçe yayın için tahsis etmek, neden mümkün değil? Bu olanak neden Kürt’lerden esirgeniyor? Devlet, Kürtler’e sadece yasak koymak için mi vardır?

Neden Kürtler, Türkler’in sahip olduğu tüm ulusal demokratik haklara, eşit oranda sahip değildirler? Bu haklar, Kürtler’e niçin çok görülüyor?

Saddam’ın ve BAAS rejiminin zorbalıklarından, kıyımından ve yok edilmesinden kurtulmuş Irak Kürdistan’ına neden bunca öfke ve düşmanlık duyguları besleniyor? ’Kürtlerin en büyük devleti Türkiye cumhuriyeti’ nin, yaptıklarının tam aksine, Irak Kürdistan’ına yardım ve dost eli uzatmak gerekmiyor muydu? Neden hergün Kürt liderlerinin resimleri ve Kürt sembolleri yakılıyor? Bilinmelidir ki, bu davranşları Kürtler, dostane davranışlar olarak anlamıyor.

Ama hepimiz de, meselenin aslının ne olduğunu gayet iyi biliyoruz. Türk siyasetçisin, askeri ve sivil bürokrasinin, Kürtler’e bakışını, en iyi tarzda ifade eden yaklaşımın ‘sözde vatandaş’ tümcesinden yattığını ve artık bunun gizlemenin bile olanağının kalmadığını biliyoruz! Herşey o kadar açık seçık ki, artık mızrak çuvala bile sığmıyor!

Hele son Mersın Newroz’unda, iki çocuk’un oyuna getirilerek sebep olduğu bayrak meselesi, Kürt’lerin düşman görüldüğünün ve sayıldığının somut bir ifadesi oldu. Türkiye’de, bilinçli tarzda manipule edilen sade vatandaşın, milli duyguları, Kürt’lere karşı sömürülerek, nerdeyse bir içsavaş havası estirildi. İlerde, Batı illerinde ve metropollerde yaşayan Kürt’lerin evleri, Nazi almanyasında olduğu gibi, bir saldırı için işaretlenirse, artık bundan şaşmamak gerek. Son dönemlerde ’iyi Türk’lerin’ Hitler’in kavgam kitabına gösterdiği ilgi ve Türkiye’de yükseltilen milliyetçi kabarış, Kürt karşıtı ve düşmanllğı kampanyasında manipuleye açık ve müsaid bir pozisyondadır!

Tüm bunlar biliniyor. Mehmet Ağar, DYP Diyarbakır il kongresinde, bir Kürt ilinde, iki kelime Kürt’çe etmesi, bir marifet gibi sunulmaktadır.İnsanların ana dilleri ile konuşması, yazması çizmesi günümüzün vaz geçilmez temel haklarındandır. Oysa Mehmet Ağar’ın tutumu, adeta tam bir sömürge valisi gibi, delegelere ve yerli halka, size ‘yöresel dilinizle veda edeceğim’ demiş! Ne büyük lütuf etmiş, değil mi? Irak Kürdistan’ında cahşlar, hiçbir dönemde, Kürtlüklerini inkar ederek cahş olmamışlardır. Bilakis Kürt kimliklerini koruyarak cahş olmuşlardır. Dolayısı ile kimlk ve aidiyetlerini ınkar ederek,Türkleşsen Kürtler, cahş bile değillerdir.

Bu nedenle, Mehmet Ağar ve benzeri pek çok Kürt, ’bende Kürt’üm ve size anadilimizle hitap edeceğim’ demeye, utanacak kadar, kendinlerine ve halkına yabancılaştırılmışlardır! 

29 Mart 2005