Arşi

Sapla samani birbirine karıştıran Dilek Yaraş'a yanıt (1)

Dilek Yaraş adlı bir hanımefendi, Kürtlerle ilgili 16, 21 ve 30  Mart'ta  peşpeşe üç yazı, ‘Internet Haber' sitesinde kaleme aldı. Kürtlerle ilgli konularda bayağı üretken yani! 16 Mart'ta kaleme aldığı makalesini, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın yönetmeni Ertuğrul Özkökten esinlenerek ‘Bıji Türkiye' başlığını  koymuş. 21 Mart'taki makalesini de ‘Kürt Şövenizmi maskesinde provokasyon' olarak isimlendirmiş! Diğer makalesini ise: Elvis Presley Kürt müydü acaba? Olarak kaleme almış.

Başlıklar bir hayli  çarpıcı olmuş! Yoksa kim okuyacaktı ki, bu makaleleri? Kendisini okutmak becerisini göstermekte bir marifet. Bu nedenle de ben, her üç makaleyi okudum.Belki birinci makale ile ilgili birşey yazarım derken, ikinci ve üçüncü makalede geldi  akabinde!  

 Üsttelik Kürtler'le  ilgili yazı yazmak ve Kürtleri bol bol eleştirmekte, bayağı prim yapıyor.  Kürtler eleştirilirken, hiç bir cezayi müeyyide yok, ama Kürt ulusal demokratik haklarını savunmak, öyle kolay değil! Cezayi müeyyideler bir tarafa, her türlü şiddet ve tacize maruz kalmak günü birlik olaylardan. Newroz sonrası meydana gelen bayrak provakasyonunda, her şey daha aşikar oldu! Evet, Dilek Yaraş'ın dediği gibi ortada bir provakasyon vardı, ama bunu Kürtler değil, olsa olsa derin devlet  tezgahlamştı. Bu vesile ile tüm Kürtler düşman muamelesine tabii tutuldu. Türk milliyetçileri ve kızıl elma koalisyonu, ırkçı ile ulusalcı güçlerin  ne menem Kürt düşmanı olduğu bu tezgahlanan provakasyon ile bir kere daha Kürtlerce tespit edilmesine neden oldu! Elbette ki, iyi de oldu!  

 Dilek Yaraş, makalelerinde sapla samanı o kadar çok karıştırıyor ki, her bir ileri sürülen ‘görüşleri'ne yanıt vermeye kalkışsam, inanın ki, kapsamlı olabileceği nedeni ile yazımda okunmaz olur. Bende bu nedenle, yazıyı iki makale halinde yazmayı uygun buldum. Önce sanki çok önemliymiş gibi neden, Newroz kutlamalarının 21 Mart'ta değilde, 20 Mart'ta kutlandığını soruyor! Bunun yanıtı o kadar basit  olmasına rağmen hanımefendi, öküz altıda buzağı aradığı için, bu soruyu sormadan da edemiyor. Herkeste biliyor ki, 20 Mart pazar ama 21 Mart pazartesi, normal koşullarda etkinlikler genellikle hafta sonlarında yapılır! Bunda bile bir bit yeniği ve “provakasyon” arıyor! Zaten Kürt sorunu söz konusu olunca, Türk ‘aydın, yazar'  ve siyasetçisinin parayonak olduğunu artık anlamayan kalmadı!  

Hafta sonu yapılmış olmasının  nedeni, hem katılımın yüksek olması ve hemde medyanın gücünü kullanarak seslerini duyurmak  istemiş olabilirler. Üstelik hemde, bu tür etkinliklerin işgününe denk gelmemesi arzu edilir. Yanıt, bu kadar basit ve yalın olmasına rağmen, hanımefendi mutlaka birşey bulmak derdinde ya, o bu soruyu sormadan edinemez. Bu yazdıklarımı,o bilmez mi veya anlayamaz mı? Elbetteki bilir, ama onun derdi üzüm yemek değil, bağcı dövmek. Bu nedenle de o, başka gerekçeler arar!  Ama  başka gerekçe yok işte, hepsi bu!

İnsan önce zannederki o, gerçekten Kürtlerin Newroz bayramını kutlamasını savunur ve  ister. O, elbette içeriği boşaltılmış bir Newroz bayramının kutlanmasını savunur. Ama Newroz'un, Kürt halkının tarihinde ki yerini bilmez veya Newroz'un zulme, baskıya karşı başkaldırı olma sembolu  olmasından, hanımefendi hazettmez! O Newroz'u Ankara kaşık havası ile kutlanmasında gocunmaz, bilakis sevinir.  Fakat, Newroz'un, Kürt motifleri ve halayları ile, Kürtlerin demokatik istemlerine platform olmasında rahatsız olur. Mesele bu kadar açıktır.

Diler Yaraş, Newroz'u, Kürtlerin yazdığı ve kullandığı gibi yapmaması ile işe başlar. Zira ‘w' harfi, Türkiye'de, Kürt alfabesine yasak ya, o da ‘Nevruz' olarak yazar, Newroz'u. Hatta  belki o da, diğer siyasi büyükleri gibi, Newroz'un bin yıllardan beri kutlanılan bir Türt bayramı olduğunu bile, iddia edebilir. Hayatında ise mutlaka, hiçbir Newroz bayramı kutlamalarına katılmadığı gibi, büyük ihtimalle, Newroz bayramını, çok sonradan Kürtler'in kutlamalarından dolayı duymuştur. Ama bunun neden bu kadar yıldır, Türkiye'de, Türkler tarafından kutlanmadığını  ve ayrıca , Newroz'un Kürtler tarafından  kutlanmasının neden  yasak olduğunu da izah edemez! Çünkü Newroz'un,  Kürtler'e neden yasak olduğunu anlamayacak ve göremeyecek  kadar siyasi kör!

Dilek Yaraş: Önce, bazı aşırı milliyetçi Kürtler Türkiye'ye karşı kışkırtılacak. Bunun üzerine, öncelikle -ve gayet doğal olarak- aşırı milliyetçi Türkler tahrik olup saldıracak. Ardından daha önceki tahriklere katılmayan Kürtler onlara tepki gösterecekler -ki bu da doğal... En sonunda da kavga suya atılan taşın halkaları gibi sıradan Kürtlerle sıradan Türklerin arasına sıçrayacak...'

Peki ama, Kürtler na yapmalı? Kürtler ne zaman demokratik hakları için bir mücadeleye kalkışsa, bu sorun gündeme gelmeyecek mi? Yani Kürtler toptan esirliğe ve köleliğe boyun mu eğmelidir? Kürtler'inde Türk”ler gibi ve kadar ulusal demokrati hakları, ne zaman teslim edilecek? Kürt'ler, gasp edilmiş haklarını nasıl ve zaman elde edecekler, bunun bir takvimi var mıdır? Yoksa Kürt'lerin durumunun illelebet böyle olması mı, Kürt'lerden istenmektedir?

Dilek Yaraş, Kürt'leri eleştireceğine, Kürt'lerin gasp edilmiş haklarının teslim edilmesi için de bir iki laf etseydi, inan ki eleştirileri anlam kazanırdı. Ama o öyle yapmıyor. Tüm kötülük ve kabahati ‘Kürt milliyetçilerinde' buluyor! Öte yandan unutuyor ki,Türkiye'deki tüm partiler kendilerini milliyetçi ve muhafazkar olarak sıfatlandırıyor. Öyle yapmayanlarda fiilen milliyetçilik konusunda diğerlerinden geri kalmıyor.

CHP, DSP VE SHP gibi. Yani onların milliyetçiliği, anayasl güvenceler altında iken, Kürt'lerin üstünde tüm ceza ve anayasa maddeleri, demoklesin kılıcı gibi sallanıyor!  Milliyetçilik Kürt'lere ‘haram, yasak' ve tu kaka edilmesi gereken bir olay ama Türkler'e  ise, annelerinin  ak sütü gibi helal!  Türkiye'de, Kürtler tarafından kurulan partilerin tamamı  ‘bölücülük' ve ‘Kürt milliyetçi'' si olma gerekçeleri ile kapanmıştır.  Ama ansayasa mahkemesi tarafından, Türk milliyetçisi olma gerekçesi ile kapatılan bir Türt partisi var mıdır? Madem milliyetçilik bu kadar kötü, bu partiler, neden kendilerini milliyetçi olarak takdim ederler?

Dilek Yaraş,  bunları yaşamadığı için  ne anlar ne de bilir.

O nedenle de, Kürt'ler konusunda ahkam kesmek ve kalem oynatmak konusunda cahil ve milliyetçidir!

 Bakmayın onun,milliyetçiliğini gizlemek için yaptığı çağrısına: ‘Kürt aydınları ile Türk solcuları, gerçekleri fısıltıyla (faşist zihniyetlere malzeme vermemek adına) ve kendi aralarında konuşmaya son verip seslerini yükseltmeli ve bu gidişata yüksek sesle ‘'DUR!''demeli artık. (Ülkücülere düşense biraz daha sakin olmak'  

Dilek Yaraş, ‘bende solcuyum' ve bu sorunda Kürt aydınları ile Türk solcularının seslerinin yükseltmeleri  gerektiğinin, güya çağrısını yapıyormuş  gibi bir havası yaratıyor! Ama Kürt ulusal demokratik haklarını savunan bir paragrafı  dahi yok. Tüm eleştirisini ve suçlamalarını, ona göre kabahatli, “Kürt milliyetçileri!” ne yönelttiyor! Kürt sorununda, Egemen ulus milliyetçiliğinin ve şövenizminin, hiç mi bir günahı yok? Yok bulamazsınız, çünkü onlar sütten çıkmiş ak kaşık!

Oysa solculuk, Kürt ulusal demokratik haklarını savunmaktan geçer. Ezen ulus milliyeçiliğine ve şövenizmine karşı tutum almaktan geçer. Bu bağlamda Türk ve Kürt aydınlarının seslerini yükseltmeleri son derece önemlidir.  Hele özellikle, Türk aydınlarına bu konuda önemli görevler düşmektedir. Görev, sol maske altında, ezilen Kürt ulusunun statüsüzlüğünün, ebediyen böyle olmasını sürgit kabul etmek, savunmak ve maskelemek olmamalıdır.

Kürt sorunu gündeme geldiği vakit, hep ‘provakasyon' var diyen ne solcular gördük! Hatırlardadır, 70 li yıllarda, halklara özgürlük diyen kitlelerin üzerine, Ecevit bunlar; ‘tahrikçi ve provakatör' diye saldırır, halkı onların üzerine kışkırtırdı.

 Bu bakımdan, Dilek Yaraş,  bu kervana biraz geç katılıyor. Bizlerde, artık bu tür,   ‘provakasyon, milliyetçi ve şöven' suçlamalarına çok alıştık. Hani derler ya, dinime küfreden bari müslüman olsa! Aynen böyle bir komedi yaşıyoruz!

 Öte yandan, keşke Türk solcuları piyasada olsaydı diyeceğim geliyor ama ne gezer. Piyasada bir kaç kel aynak kuşunu saymazsak, Türk solcusu mu kaldı! Herkes son sürat milliyetçi olmaya koşar adım...Kürt  ve Kürdistan lafını duyan pek çok kimse kırmızı görmüş, deli danalar gibi milliyetçi oluveriyor. Dilek Yaraş, onları ne çok andırıyor!  

04.04.2005

Apo'ya Sığınarak, Demir Küçükaydın'dan Şikayetçi Olmak!

Hem nalına hem mıhına vuran aydınlar!

 

 

Hitler'i ve kavgam kitab'ini kim neden referans olarak gösteriyor

Yürekli bir hukukçu aranıyor!
Terbiyesiz Bir Herif Daha!
Irak Kürdistan’ındaki Kürtler, Türkiye Kürdistan’ındaki Kürtlerin nesi olur?
Yeniceoba Belediyespor!
Şayet Taha Akyol Kürt olsaydı, böyle mi düşünürdü?
ABD”nin Irak Müdahalesi ve olası gelişmeler
Kürt halkı provake, Türk halkı da manipule edilmek istenmektedir!
Kendiliğinden halk olmaktan...!
Kürt Yurtseverlerin ‘terörist’ kategorisinde anılmasına sessiz kalmayın!
Hiç bir şey eskisi gibi olmayacakmış!’
Ince elenip sık dokunmayan bir deklerasyon üzerine!
Siyasal yönden farklı legal partilere gereksinim var
Coğrafyamızın koşullarını yadsımadan, yapılanmak!
Türkiye'nin AB sürecine, muhatap olamayan Kürtler!
Referandum şiarını ortak paydaya dönüştürelim
Nami diğer Halit Sinan'ın portresınden kesitler!  
Danışıklı döğüş
Geçmişin tekrarı olacaksa......!