Arşi


Resmi söylemle düşman ilan edilmek!

Genel Kurmay tarafından 27 Nisan 2007 gecesi geç saatlerde yapılan açıklama, Türkiye”de şok etkisi yarattı. Çünkü daha aynı gün çok hararetli ve çekişmeli Cumhurbaskanlığı seçimleri ve tartışmaları yapılmış ve Cumhurbaskanlığı seçimlerinin anayasaya uygun bulunmadığı gerekçesi ile CHP, olayi anayasa mahkemesine götürmüştü.

 

Herkes bundan sonra neler olabilecek,anayasa mahmemesi ne tur bir karar verecek tartışma ve hesapları ile meşgulken, aynı günün akşamı Genel Kurmay Başkanlığı sitesinden ”muhtura” çağrışımı yapabilecek açiklama gelmişti. Sinir sistemi gerilmis Türkiye”de bu muhturaya sevinen elitist, militarıst ve demokrasi karşıtı darbeciler çetesi için bu muhtura bir umut ışığı olmuş ama demokrasi güçleri ve sivil kesimler içinse adeta şok etkisi yaratmis oldu!

 

Bu açiklamanın muhtevası ve mesaji üzerine yapılan değerlendirmelerde bu bildiriyi ”sanal darbe” veya muhtura olarak adlandıran epey insan oldu. Bende mümkün olduğunca, bu ”muhtura” ve buna ilişkin aydın, yazar, siyasetçilerin ne tür bir tutum aldıklarını anlamak için gelişmeleri cok dikkatlice izlemeya çalıştım. Ak Parti hükümetinin açik tavrı, belli oluncaya kadar pek cok kimsenin 'kem küm' ederek işi geçiştirmeye çalıştığına tanik oldum. Bu da şüphesiz ki Turkiye”deki demokrasi güçleri için iyi bir sınav olmadı.

 

Pek çok kimse, ne olur ne olmaz hesabı ile bekle gör tavrı içinde oldu.Yapılan yorumlar ağırlıklı olarak: 12 Mart muhturasında olduğu gibi hükümetin bir an önce istifasını vermesi ve gitmesi gerektiği, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini ertelenmesinin şart olduğu ve Abdullah Gül”ün de adaylıktan hemen çekilmesi gerektiği ileri sürüldü.

 

Ancak AK Parti hükümetinin muhtura krizini iyi bir manerayla, şimdilik bertaraf etmiş olduğu görülüyor. AK Parti, 28 Şubat 1997 sürecinde Refah Partisi ve DYP koalisyon hükümetinin izlemiş olduğu politikasından farklı bir tutum takınarak ve ondan dersler çıkararak darebecilere ve muhturacılara karşı direnerek, iyi bir performans göstermiş oldu.

 

AK Parti hükümetinin, 27 Nisan 2007 muhturasına karşı tutumu netleştikten sonra bir çok yazar çizer ve aydında, bu tutumdan sonra, muhturacılara ve Genel Kurmay Başkanlığı bildirisene karşı daha açik ve net bir tutum takındı. Bildirinin muhtevası ve biçimi üzerine epey yorumlar yapıldı..Hatta bu bildiriye Genel Kurmay”in olası bir başkaldırıyı boşa çikartmak için iradesine rağmen 'muhtura'ya ortak edildiği bile ileri sürüldü. Bu iddialar elbetteki ihtimal dahilindedir ve bunları şimdilik bizim bilmemiz mümkün görünmemektedir. Ama yakında onun da kokusu çıkar.

 

Benim asıl üzerinde durmak istediğim bu bildirge veya muhturada yer alan, ama pek cok kimse tarafından gözardı edilen aşağıdaki belirlemelerdir:

” Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.”

 

Bu belirlemeler nasıl gözden kaçar ve neden bu konuda, gerek demokratik güçler gerekse her kesimden aydınlar bir tepki ortaya koymaz, akıl mantik işi değil! Muhtura üzerinde her türlü yorum ve değerlendirmeler yapılırken, neden kimse, muhturada yer alan bu konuya dikkatleri çekmek istemez anlaşılır birşey değildir.

 

Muhtemelen, bu tutumun ve belirlemenin nesi yeni de denilebilinir? Bu politik ve militarist anlayışın zaten öteden beri bu çevrelerde ve Türkiye”de yıllardan beri hatta Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan itibaren sürüp giden bir anlayışın ifadesi sonucu olduğu da ileri sürülebilinir. Olsun. Ben yinede bu tutuma ve düşmanca davraniş ve düşünceye karşı sessiz kalınmamasi gerektiği kanaatindeyim! Buna karşı sessiz kalmak bunu peşinen kabullenmek demek olacaktır.

 

Bu bildirgeyi hazırlayan ve kamuoyuna sunanlarda bilmeli ve anlamalıdır ki,Türkiye”de yaşayan herkes hem Türk değil hem de kendisine zorla dayatılan ”Ne mutlu Türk”üm” demek zorunda değillerdir.

 

Örneğin Türkiye”de resmen azınlık statüsünde olan gayri müslimlerin, yani Ermenilerin ve Rumların, kendilerine ”Ne mutlu Türk”üm” deme zorunluluğu uluslararasi anlaşmalar gereği yoktur! Kaldı ki bu uluslararasi anlaşmalar olmazsa bile Türk etnik kökeninden olmayan bir Yurttaşın kendisine ”Ne mutlu Türk”üm deme zorunlululğu bir dayatmadır, onu zorla asimile etme ve ortadan kaldırmadır!

 

Şimdi sayıları milyonlarla ifade edilen Kürt halkına dayatılmak istenilen “Ne mutlu Türk”üm” sloganı artık geri tepmektedir. Türk”ler Türklükleri ile mutlu olabilirler ama Kürtler de Kürtlükleri ile mutludurlar! Muhturacıların anlayış ve mantığına göre artık sıradan her Kürt yurttaşı bile, yani siyasi görüş ve davranışına bakılmaksızın, sadece ama sadece ”Ne mutlu Türk”üm demediği için, Türkiye Cumhuriyet'ine düşman kapsamındadır!

 

Bu, topyekun bir halkın esasında düşman görüldüğü halinin açığa vurulma ve ilanı durumudur! Bu tür anlayış ve yaklaşımların, Kürt halkı tarafından daha iyi görülmesi ve kavranılması bakımından, muhtura bu açıdan elbetteki iyi olmustur. Hani derler ya; bir nusibet bin nasihetten iyidir! Bu muhturada hiç kuşkusuz öyle olmuştur.

 

Düşünün hele, sıradan bir Kürt”ü Ermeni”yi, Süryani”yi, Çerkez veya Arap yurttaşı bile ”Ne mutlu Türk”üm”demediği için veya kendisini öyle hissetmediği için ”Türkiye Cumhuriyeti” düşmani ilan etmek nasil bir ruh halidir ?

 

Bu anlayış olsa olsa acınması gereken parayonak bir ruh halinin terapi edilmesi gereken çarpıklığıdır. Ayrıca ”Ne mutlu Türk”üm” demeyen herkesi düşman görmek mantığının neticesi ve sonuçları, onları ancak ortadan kaldırmak için yapılmış bir tesbit olabilir! Çünkü, düşman ortadan kaldırılması ve yok edilmesi gereken bir tehlikedir.Düşmanla içiçe yaşanılmaz!

 

Özetle:Genel Kurmay muhturasında, Türk”lerden ayrı bir etnik kökene bağlı olanların bu memlekette yeri yoktur denilmiştir.

 

Açıkçası, Genel Kurmay Başkanlığı muhturasi ile diğer etnik kökenlerden gelen halklara, ya bu deveyi güdersiniz veya bu diyardan gidersiniz denilmiştir. Kisadan hisse bu olsa gerek!

 

1 Mayıs 2007

 

Bunları ‘söyleten'e karşı, bir operasyon şart oldu!

Vicdan muhasebesi! 

Sapla samani birbirine karıştıran Dilek Yaraş'a yanıt (1)

Apo'ya Sığınarak, Demir Küçükaydın'dan Şikayetçi Olmak!

Hem nalına hem mıhına vuran aydınlar!

 

 

Hitler'i ve kavgam kitab'ini kim neden referans olarak gösteriyor

Yürekli bir hukukçu aranıyor!
Terbiyesiz Bir Herif Daha!
Irak Kürdistan’ındaki Kürtler, Türkiye Kürdistan’ındaki Kürtlerin nesi olur?
Yeniceoba Belediyespor!
Şayet Taha Akyol Kürt olsaydı, böyle mi düşünürdü?
ABD”nin Irak Müdahalesi ve olası gelişmeler
Kürt halkı provake, Türk halkı da manipule edilmek istenmektedir!
Kendiliğinden halk olmaktan...!
Kürt Yurtseverlerin ‘terörist’ kategorisinde anılmasına sessiz kalmayın!
Hiç bir şey eskisi gibi olmayacakmış!’
Ince elenip sık dokunmayan bir deklerasyon üzerine!
Siyasal yönden farklı legal partilere gereksinim var
Coğrafyamızın koşullarını yadsımadan, yapılanmak!
Türkiye'nin AB sürecine, muhatap olamayan Kürtler!
Referandum şiarını ortak paydaya dönüştürelim
Nami diğer Halit Sinan'ın portresınden kesitler!  
Danışıklı döğüş
Geçmişin tekrarı olacaksa......!