Arşi

Timsahın gözyaşları!

Türk medyasında, gerek basılı gerekse de görsel medyada, köşe başlarını tutmuş, ama yazar veya gazeteci olmaktan ziyade tüccar kafalı pek çok 'gazeteci' vardır. Bu tüccar kafalı gazeteciler, ellerine geçirdikleri medya olanaklarını bol bol kullanarak, herkese akıl vermeye, hatta yönlendirmeye çalışıyorlar!

 

Bu 'gazeteci' takımı hala herkesi dünyadan, uluslararası gelişmelerden bihaber zannettikleri için, tek doğruyu kendilerinin bildiklerini zannediyorlar! Oysa dünyanın ne ölçüde değiştiğinin bile farkında olmadıkları için onlar, hala dünyaya şaşı bakmaya ve okumaya devam ediyorlar.

 

Bunların sayısı bir hayli fazla, o derece fazla ki, artık nerdeyse bunlarla uğraşmak, bunlara yanıt vermek bile gereksiz bir hale gelebiliyor! Ama gelgör ki insan, her zaman kendisine söz geçiremiyor ve bunlardan kimilerine zaman zaman yanıt vermek, için kendini zorluyor zamanını harcıyor. Hele birde sanki Kürt meselesi yeni peyda olmuş gibi, pişkince yaklaşım ve değerlendirmeler yapılmaya kalkışılınca, artık insanın dur demesi geliyor, bu tüccar kafalı gazeteci takımına ve; 'şimdiye kadar nerdeydiniz' sorası geliyor!

 

Bunlardan kast ettiğim, 15 mart tarihli Vatan gazetesindeki köşesinde, Necati doğru'nun kaleme aldığı köşe yazısıdır! Bakın nasıl bir başlıkla yazısını kaleme almış:

 

'Kürt kardeşimi ABD'nin elinden almalıyız!'

Ne acıklı ne içten bir duygu ve sesleniş, değil mi? Peki, hiç merak edilmez mi, bu Kürt kardeşler ne zamandan beri, ABD'nin elindedir? Kürtler, 'ABD'nin elinde olmadan', önceleri kimin elindeydi ve hala Kürtler'in gerek coğrafik bakımdan gerekse de nüfüs yoğunluğu bakımından en büyük parçası nerdedir ve kimin elindedir?

 

Öncelikle şu hatırlatmakta yarar vardır, Kürtler'in ne ABD ile ve ne de başka bir güçle sorunu vardır. Kürtler'in sorunu, ülkelerini parçalayıp, iradadelerine rağmen onları egemenlikleri altına alarak, tüm ulusal haklarını yok farz ederek, onları yönetmeye kalkışan bölge devletleri iledir. Donkişotluk Kütler'e zarardan başka birşey veremez! Dolayısı ile Kürt'lerin, ABD ile alıp vereceği birşey yok, Kürt coğrafyasının dört parçasında, Kürtler'i elinde bulunduran ve dolayısı ile Kürtler'in mücadele etmesi gereken güç ABD değil, Kürtler'i elinde bulunduran, Kürt coğrafyasına dört parçaya bölen devletlerdir. Bunlarda belli değil mi? Kürtler gayet iyi bilirler, kimin ellerinde olduklarını! Necati Doğru hedef şaşırtmakla meşgul, güya biz Kürtler'i koruyor pozisyonunda, ama bu kuzu postuna bürünmüş kurt misali bir dostluktur!

 

 

Necati Doğru, çok istiyorsa Türkiye'yi ABD'nin elinden alsın, herhalde hiçbir ülke, Türkiye kadar, ABD ye bağımlı ve elinde değildir.

Eğer hatırlamıyorsa bu bağımlılığı, 21 Şubat'ta, Irak Kürdistan'ına yapılan kara operasyonunun aniden kesilmesi ardında, Türkiye'de yapılan tartışma ve suçlamaları bir anımsatmaya çalışsın, kimlerin kimler için ne dediğini bir gözden geçirsin! Belki o zaman kimin daha çok ABD elinde olduğu anlaşılır ve Necati Doğru, kime karşı niçin mücadele etmesi gerektiği öğütlerini gözden geçirir!

 

Zaten kendiside bunun farkında ve yazısında bunu şöyle dile getiryor: ‘Bir pencere açılıyor, ABD, nedenini benim bilemediğim, bilgisine ulaşamadığım, tahmin de edemeyeceğim bir strateji değişikliğine gitti. İstihbarat desteği ile Irak hava sahasına girme imkânı vererek ve “elma dersem gir, armut dersem çık” diyerek bizim ordumuzun PKK'nın burnunu Irak'ın Kandil dağlarında da sürtmesine izin verdi. ' Kimin ipi kimin elinde, Necati Doğru'nun bu itiraflarından da belli oluyor! Buna rağmen o, hala Türkiye'yi değil, Kürtler'i ABD'nin elinden alınmasından dem vuruyor.

 

Necati Doğru, bilinçli bir tarzda, hedef saptırmakta, Kürtler'i ABD elinde kurtarılması gereken bir esir gibi göstermeye çalışmaktadır. Oysa Kürt coğrafyasının dört parçaya ayrıldığı hiçbir parçada, doğrudan doğruya ABD egemenliği yoktur. Kürtler'i elinde bulunduran Türkiyedir, Irandır, Suriyedir ve daha yakın zamanlara kadar Iraktı. Eğer Kürtler'i Necati Doğru çok seviyorsa, hedef saptırmamalıdır ve meseleyi doğru koymalıdır. Ama o öyle yapmayarak, Kürtler'i ve Kürt mücadelesini manipule etmeye çalışıyor. Bir bakıma, kendince haklıdır da, nede olsa o hiç Kürt dostu olmadı, Bu açıdan da, Kürtler'in içinde bulunduğu statünün, yani tüm ulusal haklardan yoksun halin, ebediyen sürgit devamı için hedef saptırmakla yükümlüdür! Kürtler için bir nevi timsah gözyaşları dökmektedir.

 

Üstelik bu öneri ve görüşlerini sıralarken, çok masume bir tarzda kendisinin niyetini de şöyle izah ediyor:

 

'Benimki sadece bir öneri. Bir niyet. Bir umut. Kürt kardeşimi ABD işgalciliğinin, İngiliz hinoğluhinliğinin elinden, etkisinden kurtarmalıyız.'

Bu pişkinliğe pes demekten başka, insanın ne diyeceği bile akla gelmiyor! Biraz merhamet ya, 'ABD işgalcileri ve hinoğluhin Ingiliz'lerle içli dişli olan, onların elinde olan Kürtler mi? Yoksa en başta, askeri antlaşmalar da içinde olmak çok yönlü ilişkiler içinde olan Türkiye midir? Necati Doğru, kimilerini ABD'nin elinde ve etkisinden kurtarmak istiyorsa, bunu Türkiye'yi kurtarmakla başlamalıdır, Kürtler'in kurtuluşunu da, Kürtler'e bırakmalıdır!

Yazısının devamında bakın daha neler öneriyor;
'Kürt kardeşim!
Amerika'ya değil...
İngiltere'ye de değil...


Türkiye'ye güvenmeli; “Ankara söz verince yapar, hiç yalan söylemez, beni kandırmaz, bana çelme atmaz, arkadan vurmaz” diyebilmeli…'

Şimdi gelde bu saçma sapan, bayağı önerilere, yanıt ver! Kürtler, Amerikaya, Ingiltere'ye değilde Türkiye'ye güvenmeliymiş! Şimdi gelde bu işin içinden çık! Türkiye 80 küsur yıldır, yani herşey bir tarafa, hiç olmazsa Cumhuriyetin kuruluşundan beri, Kürt meselesinde ne yaptı ve neyi bekledi? Kürtler, Türkiye'ye neden güvensin? Günümüze değin Kürt halkına karşı izlenen sindirme, ezme, yok etme, asimile etme politikandan başka, Kürtler, Türkiyeden ne gördü? Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren, bu sözü edilen güvenin tesis edilmesi için Türkiye, ne tür çabalar gösterdi, ne tür adımlar attı da, Kürtler bunu reddetti? Ankara, Kürtler'e ne söz verdi veya günümüze kadar neden söz vermedi, Türkiye neyi bekliyordu bunca zaman?

 

Kürt sorun yeni peyda olan ve dolayısı ile bilinmeyen, kavranılamayan bir sorunmuydu ki, Türkiye soruna hazırlıksız yakalanmış olsun. Elbetteki bunların hiçbiri değildi sorun. Türkiye, Kürt sorununu zorla ezerek, asilime ederek yok etmek istedi, tüm mesele bundan ibarettir. Bunu görmek, itiraf etmek bir erdemdir, erdem olduğu gibide samimiyet ölçütüdür. Necati doğru bu samimiyeti göstermiyor, o hala meseleyi 'dış mihraklar' düzeyinde ele almak istiyor, bu nedenlede Kürtler'in, ABD ve Ingıltere'nin elinden alınması gerektiğini bu yaklaşımında kuşkusuz soruna çözüm getirmediğini hala anlamış değil!

 

Tabi ki, yer yer Necati Doğruda, gerçekleri itiraf etmeden geri kalmıyor;

'Vur kurtulma olmuyor.

Ver kurtul da olmuyor

22 yıldır da olmadı

Yalancılık, yapaylık, plansızlık, programsızlık yüzünden her geçen yıl Kürt kardeşim Ankara'dan biraz daha koptu…'

 

Demek ki, izlenen politika ile Kürtler, Ankara'dan biraz daha kopmuşlar, o zaman yapılması gereken, izlenen bu politikanın gözden geçirilmesi ve kökten değiştirilmesi gerekmez mi? Işte Necati Doğru ve benzerlerinin görmesi ve üzerinde düşünmesi gereken temel soru budur, bundan kaçınmanın yolu, Ankara'dan biraz daha kopmadır!

 

'Anadolu'da bizim Kürt kardeşimizin; “Kandil Dağı'nın, adadaki Apo'nun, Irak'ta ABD kuklası Celal Talabani'nin” oyuncağı olmaktan özgürleşmesi gerekiyor.'

 

Necati Doğru, Celal Talabani'ye bu ağır ithal ve suçlamalarda bulunurken yine doğru yapmıyor. Zira Celal Talabani, Kürt halkının yetiştirdiği önemli liderlerden biridir ve ömrünü Kürt halkının kurtuluşu için mücadele içinde geçirmiştir. O'na ABD kuklası ithamında bulunmak, önderi olduğu Kürt halkına hakarettir. O hiç kimsenin kuklası ve adamı değilidir. Necati Doğru, Kürt halkına, Celal Talabani'ye sırtını dönmesini önerirken, yönlerini, Kürt karşıtlığı ve düşmanlığı üzerinde inşa etmiş, Devlet Bahçeli'ye, Deniz Baykal'a dönmelerini öneriyor. Tabii ki, böylece de Necati Doğru gerçek niyetini ve amacını ortaya koyuyor. Aynı zamanda da o, Kürt halkının bilinc düzeyi ile alay ediyor, zannediyor ki, Kürt halkı artık kimin dost kimin dost olmadığını ayıramayacak kadar cahildir, tabii bununla da cehaletini ortaya koyuyor! Tanrı bizi böylesi dostlardan esirgesin diyorum.

16 Mart 2008

 

 

 

 

 

 

 

Qisadan Hisse!

Irak ve Irak Kürdistan'ı ciddi gelişmelere gebedir!

Arkadaşım, Kardeşim, Ağabeyim: Ibrahim Güçlü!

Medeniyetler İttifakı mı, Yoksa Egemenler İttifakı mı?

'Molla Mehmet Karayılan Kürt idi, Ben de Kürt'üm!'

Katıksız bir yurtsever: Ferit Uzun

Bu terör havası, pogrom provasıdır!

Bir direnişçinin, devrimcinin anısına
geçikmis bir yazı!

DTP, ”Hak ve Özgürlükler Hareketidir !”

Diyarbakır'ın yurtsever halkına görevdüşmektedir!


Resmi söylemle düşman ilan edilmek!

Bunları ‘söyleten'e karşı, bir operasyon şart oldu!

Vicdan muhasebesi! 

Sapla samani birbirine karıştıran Dilek Yaraş'a yanıt (1)

Apo'ya Sığınarak, Demir Küçükaydın'dan Şikayetçi Olmak!

Hem nalına hem mıhına vuran aydınlar!

 

 

Hitler'i ve kavgam kitab'ini kim neden referans olarak gösteriyor

Yürekli bir hukukçu aranıyor!
Terbiyesiz Bir Herif Daha!
Irak Kürdistan’ındaki Kürtler, Türkiye Kürdistan’ındaki Kürtlerin nesi olur?
Yeniceoba Belediyespor!
Şayet Taha Akyol Kürt olsaydı, böyle mi düşünürdü?
ABD”nin Irak Müdahalesi ve olası gelişmeler
Kürt halkı provake, Türk halkı da manipule edilmek istenmektedir!
Kendiliğinden halk olmaktan...!
Kürt Yurtseverlerin ‘terörist’ kategorisinde anılmasına sessiz kalmayın!
Hiç bir şey eskisi gibi olmayacakmış!’
Ince elenip sık dokunmayan bir deklerasyon üzerine!
Siyasal yönden farklı legal partilere gereksinim var
Coğrafyamızın koşullarını yadsımadan, yapılanmak!
Türkiye'nin AB sürecine, muhatap olamayan Kürtler!
Referandum şiarını ortak paydaya dönüştürelim
Nami diğer Halit Sinan'ın portresınden kesitler!  
Danışıklı döğüş
Geçmişin tekrarı olacaksa......!