Arşiv

Coğrafyamızın koşullarını yadsımadan, yapılanmak!

Toplumda, siyasal ve ekonomik bakımdan etkin olan belli güçler, menfaatleri gerktirdiği için toplumu yönlendirme, ona kimi yeni dünya görüşleri yeni nesneleri sevdirme ve beğendirme olanaklarına her zaman sahip olmuşlar ve sahip olmaya da devam edecekler. Topluma ve bireylere düşen görev; bunun farkında ve bilincinde olmak, modaya uymak veya  trendi yakalama uğruna, beğenisinden, dünya görüşünden, siyasal mücadele anlayışından ve doğrulardan taviz vermemek, manipule olmamaktır.

Çok güçlü ekonomik ve propaganda araçlarına sahip olan bu kesimler, sadece bu araçları ticari amaçlar için değil, aynı zamanda siyasi amaçlar içinde sık sık kullanıyorlar. Toplumsal olayları, ekonomik ve siyasi tahlilleri, ellerinde bulundurdukları, büyük medya kuruluşları ile belli bir perspektifle sunma, doğruları ve değerleri, menfaatleri adına erozyana uğratma, her zaman başvurdukları bir yöntemdir. Böyle olmazsa, neden her büyük bir şirketin elinde, büyük bir medya kuruluşu bulunsun? Sebep, ekonomik, siyasi ve toplumsal olayları belli bir süzgeçten geçirerek, kendi inanç ve dünya görüşü doğrultusunda "kamuoyu" olarak adlandırılan halka sunmak ve o yönde, yığınları ve halkı kanalize etmektir. Yoksa, her medya kuruluşunun bir dünya görüşü, "siyasi" bir hattı  ve siyasi bir tercihi olur muydu?

Siyasetle, toplumsal ve ekonomik gelişmelerle ilgilenen her kesimin, bilimsel çalışma içinde bulunan bilim adamlarının bu gerçekleri, son derece dikkatli bir şekilde gözetmesi gerekmektedir. Yoksa, çarpık ve yanlış verilerle yanlış sonuçlara ulaşmak, hiçte zor değildir. Aksine, bilimsel çalışma ve analizler, arzulanan bu çarpıtılmış sonuçlara hizmet etmenin bir aracı olur.

Yönlendirme, içeriğinden saptırma, ona başka bir içerik kazandırma siyaseti, özellikle son yıllarda Türkiye'deki resmi Newroz kutlamalarında görülmeye başlanan tipik bir örnektir. Kelli felli devlet "büyükleri", yıllarca "bölücülük" faktörü olarak gördükleri Newroz kutlamalarını içini boşaltmak, gerçek amacından saptırmak için bu kez devlet öncülüğünde kutlamalar düzenleyerek, "eğer bu ülkede Newroz bayramı kutlanacaksa, onu da ben organize eder ve kutlarım" tavrı içine girmedi mi? Namuslu, dürüst aklı başında biri de çıkıp, "yahu biz bu kutlamaları yıllarca yasakladık, kutlayanları zindanlara tıkayarak işkenceden geçirdik, bu kadar da yüzsüzlük olmaz" demedi! Devlet yöneten siyasetçi takımı, elbirliği ile yalanlarını resmileştirdiler. Ellerindeki araçlarla, Türk halkını manipule ederek, yalanlarını halka da benimseterek, halkı da kendi yalanlarına ortak ettiler. Halkı, yalana ortak ederek, ortada yalanın hesabını soracak kimseyi bırakmadılar!

Kürt siyasi çevrelerinde de, yanlış ve kasıtlı biçimde çarpıtılmış verilerle, yanlış sonuçlar üretilmekte, yenilgi zafer olarak sunulmakta, halkta bunlara maalesef inanabilmektedir. Abdullah Öcalan'ın yakalanmasından itibaren PKK saflarında yaşanan şaşkınlık, mücadele grafiğinin hızla aşağı doğru inmesi karşısında PKK, inişe geçişini, devlet güçleri karşısında bir dizi mevzi kaybedişini, elindeki propaganda ve ajitasyon araçları ile  bu gerçekliği tersyüz edebilmekte, halkı da dezenforme ederek, ayakta kalabilmeye çalışmaktadır. Hatta daha ileri giderek, mevzi kaybedişini ve kısmi yenilgisinin yarattığı siyasi sonuçlarının, barışı dayattığı ve Türkiye'yi barışa zorladığını ileri sürebilmektedir! Oysa, başta PKK olmak üzere, siyaset çevreleri biliyor ki, ortada barış koşulları filan yoktur. PKK içine girdiği siyasi çıkmazı, bu söylemle gidermeye çalışmaktadır. Demek ki, propaganda ve ajitaston araçlarına sahip olan güçler, diledikleri zaman gerçekleri çarpıtarak, somut durumu gözle görülür bir biçimde altüst ederek ve gerçekleri halktan gizleyerek, yine halka istedikleri "doğruları" sunarak, halkı manipule edebilmekteler!

Siyasal ve ekonomik bakımdan egemen çevreler, verileri çarpıtma, değerleri yozlaştırma ve manipule etmek için çok yönlü ve amaçlı bir faaliyet yürütürler. Bu çabalar, tüm toplumu olduğu gibi, Kürt siyasi çevrelerini de şu veya bu oranda etkilemenin  ve yönlendirmenin bir aracı olarak görülür. Yeni arayış ve yapılanmalar için uğraş veren Kürt siyaset çevreleri, bu çerçevede yerli yersiz kimi söylem ve yaklaşımlar sergileyebilmekteler. Başka coğrafyalarda ve siyaset dünyasında, doğru olan kimi yaklaşımlar ve söylemlerin, mutlaklaştırılarak, tek doğru olarak ileri sürülmesi, bunun  Kürt siyasal hareketi için ne ifade ettiğinin irdelenmediğinin, dolayısı ile yüzeysel kimi yaklaşımların Kürt siyasi kadrolarına yansımasının sonucundan kaynaklanan bir durum olduğu görülür.  Zaman ve mekan mefhumundan yoksun, genel geçer bir doğruyu, tek geçer  bir doğru gibi algılayarak ileri sürmek, hem kolay hemde sağlıklı bir tutum değildir.

Kürt hareketi, "şeffaf, açık ve legal olmalı, küresselleşen dünyamız (daha önceleri dünya köşeli miydi?) egemen olmaya başlayan değerleri, benimsenmeli." Koşullar ve olanaklar elverdiği ölçüde, mücadelenin verildiği coğrafyada, yasal ve gayri yasal engellerle karşılaşılmadığı oranda, bunların yerine getirilmesinde, Kürt hareketinin sayılamayacak ölçüde yararları vardır. Ama böylesi kimi iddiaları ve belirlemeleri mutlaklaştırmak, bunu başarının sırrı ve kurumlaşmanın ölçüsü olarak lanse etmek, doğru bir siyasi  anlayış olabilir mi? Yaratılan bunca değer ve kurumun oluşması, iddia edildiği gibi mi olmuş! Siyasal mücadeleyi bir tek boyuta indirgemenin, doğru olmadığı, bu kadar yıllık mücadele süreci kanıtlamıştır. Ülkemiz ve coğrafyamızda hüküm  süren koşulları yadsıyarak, herkesin daha başka koşullarda rahatlıkla paylaşabileceği doğruları, zaman ve mekan koşullarından soyutlayarak, doğruların ve başarının olmazsa olmazı olarak ileri sürmek, ciddi bir yanılgıya neden olur! Farklı ülke ve coğrafyadaki zorlukları ve olanakları iyi değerlendirerek, bir çalışma ve mücadele konsepti tesbit etmek, daha akılcı ve isabetli sonuçlar almak bakımından daha doğrudur. Aynı anda ve içiçe geçmiş doğrularından, sadece birini tek doğru, diğerlerini elinin tersi ile iterek bunu karalama tavrı, yanlış sonuçlar doğurur. Bu çerçevede yapılan bir yönlendirme, Kürt hareketinin iç dinamiklerinin bir yönlendirmesi değil, olsa olsa başka coğrafyalarda esen siyasal rüzgarlara ve başka "gerçekler"e göre tutum takınmak olur! Bizim "gerçekliğimiz", nedeni yokken, kendimizi yadsımamız ve geçmişimizi tu kaka etmek olmamalıdır! Koşullar ve mekanımız farklı olabilir, dünün doğru mücadele yol ve yöntemleri, siyasal mücadelenin bugünkü ortamına ve belki de kendi kişisel "gerçekliğimiz"e uymayabilir! Siyasal mücadelemizi, olanaklarımıza uyarlamak gibi bir sorunla karşı karşıya bulunabiliriz. Sorunun böyle konulması, daha uygun ve samimi bir kabul görebilir. Mücadelenin farklı coğrafyasında, farklı evrelerde ve farklı koşullarda yer alanlar, yeni bir durum tesbiti yaparken tüm bu hassasiyetleri gözeterek, daha itinalı  ve mütevazi olabilirler. Bu davranış onlara puan ve prestij kazandırır.

Kendi tarihlerinin, başka güçler tarafından manipule edilerek yazılmasında
olduğu gibi, siyasal mücadelesini, ülkesinin gerçeklerinden ve siyasal
mücadele koşullarından hareketle öremeyenlerin, coğrafyasındaki siyasal
mücadele koşullarının zorluklarını anlamamış olması ve dünyayı toz pembe
görmesi ve göstermesi, ancak dünyaya pembe gözlüklerle bakması sonucu
olabilir. Böyle bir mücadele anlayışının başarı şansı olmayacağı gibi
harcanan çaba ve sarf edilen emeklere de yazık olur. Böyle olmaması
dileğiyle!

30 Nisan 2001