Arşiv

Siyasal yönden farklı legal partilere gereksinim var

Demokrasi ve Kürt  Sorununu Çözüm Girişimi Yürütme Kurulu Üyelerı,  Sayın İbrahim Güçlü, Reşit Deli ve Fehmi Demir, Isveç’in Başkenti Stockhoml’de 2 Haziran 2001 de düzenledikleri bır toplantı ile çalışmaları hakkında  ve  çalışmalarının vardığı aşama konusunda bilgi verdiler ve sorulan kimi soruları da yanıtlamaya çalıştılar. Aynı zamanda katılımcılara görüş ve önerilerini beklediklerini, ister burda veya ister 14 Temmuzda toplanacak olan kurultaylarına görüş ve önerilerini sunabileceklerini, bu tür görüş ve önerilere şiddetle ihtiyaç duyduklarını ifade ettiler. Ben, gerek arkadaşların önerisi üzerine gerekse de bu çalışmada hala yer alan kimi arkadaşlarıma görüş ve düşüncelerimi iletme  açısında bunu gerekli görüyorum .

Demokrasi ve Kürt Sorunu Çözüm Girişimi, 14 Temmuzda, toplayacağı Kurultay ile çalışmalarını değerlendirecek ve ne tür bir yol izleyecekleri ile ilgili bir karar verecekler. Bu  karar iki şekilde olabilir; ya yollarına mevcut halleri ile bir müddet daha devam edecekler veya yeterli ve gerekli katılımı sağlayabilirlerse, partileşerek siyasal yaşama katılacaklardır. Siyasal yaşamımıza farklı siyasal partilerin katılması, sayısal olarak değil, siyasal olarak bir farklık katacaksa bu zenginliğimiz olarak kabul edilmelidir. Arkadaşlar bu iddialarla yola çıktıklarını ileri sürerek; şu anda siyasal faaliyetlerini sürdüren partilerden farklı olacaklarını ifade ediyorlar! Hele özellikle son iki yıldan beri ülkede süren siyasal koşullara ve teslimiyete karşı çıkarak, kendileri ile Demokratik Cumhuriyet tezini benimseyen çevreler arasında kalın bir hat çekerek, farklılıklarını ortaya koyacaklarını ifade ediyorlar. Bu nedenle de bu sürecten rahatsız olan, Demokratik Cumhuriyet tezine karşı olan tüm kesimlerle, ortak bir parti çatısı altında siyasal faaliyetlerini sürdürmenin doğru olduğuna inandıklarını ifade ederek, bu vesile ile herkese bir çağrıda bulunuyorlar. Kürt ulusal hareketini, değerlerini ve istemlerini, Demokratik Cumhuriyet tezi ile sulandırmak isteyen kesimlere karşı, ortak bir tutum takınmak son derece gerekli ve doğru bir tutumdur. Ulusal haklarımızı gasp ederek bu durumu sonsuza dek sürdürmek isteyenlerin planlarını, Demokratik Cumhuriyet tezine karşı tavır almadan boşa çıkarmak mümkün değildir.

Meselenin can alıcı noktası da hiç kuşkusuz burda düğümlenmektedir. Kimse alınmasın ama, ifade etmek istediğim; söylemekle yapmak arasında bir fark vardır. HADEP dışında, yasal siyasal mücadele veren diğer partiler, bu farklılıklarını legal düzeyde ne oranda ortaya koyabilmişlerdir? Bilinen, bunun gereklerinin yeterince yapılmadığıdır. Legalitede, bu farklılıkları  yeterince ortaya koyamayanların, bundan böyle bu siyaseti teşhir ve mahkum ederek yapabilmesi kabul edilmeli ki, merak konusu bir durumdur! Bir kez, şu anda çalışmalarını sürdüren legal partilerin bu performansı gösteremediklerini kabul etmek gerekmektedir. Böyle bir çaba ve  tutumun  sergilenmesi için ise mutlaka çok güçlü olmayı da gerektirmemektedir!

Yeni bir siyasal oluşum çabası içinde olanlar, geçmiş yasal siyasal mücadele perspektiflerini mutlaka  ve hiç bir  komplekse kapılmadan gözden geçirmek durumunda olmalıdırlar. Biz yaptık oldu anlayışı kimseye güven vermez .  Böylesi bir  davranış, yanlış tutumlardan arınmamış olmamanın bir ifadesi de olabilir.

Kürt ulusal mücadelesini örgütlemek, hele iddia edildiği, bir atılım ve perspektifle yapılacaksa, bunun programatik hedefinin iyi saptanmış olması gerekmektedir. Girişimin,’Demokrasi ve Kürt Sorunu Çözüm Girişimi Fikir Çerçevesi’ adlı bildirgede ifade edilen, ‘Kendi kaderini tayin hakkını’ yadsımama saptaması önemli bir adımdır. Bunun programatık bir hedef olarak saptanması ve legal siyasal mücadelenin bu baz üzerinde yükseltilmesi, legal mücadeleye yeni bir perspektif ve mevzi kazandırabilir. Dolayısı ile bu oluşumun,  kendini hangi kimlikle lanse edecek gibi bir tartışmayı da bir kenara bırakarak, esas itibari ile Kürt sorununu  programında nasıl ifade edecek ve işleyecek, onu görmekte fayda vardır. Program konusunda, ciddi ve etraflı bir tartışmanın yapıldığına henüz tanık olmuş değiliz. Böyle bir hazırlıklarin olduğunu da bilmiyoruz. Bilinen, bir arayış içinde olan, farklı düşünceleri benimsemiş yurtsever kesimlerin, açılımı yapılmamış olsada, kimi doğrular etrafında bir araya gelmiş olmasıdır. Ama bilinmelidir ki bu partileşme için yeterli bir ölçü ve neden değildir. Bu ortak paydalar, legal olmayan güçler arasında da vardır. Ama bu paydalar, onların, bir çatı altında bir araya gelmelerine yol açamamaktadır! Meselenin bu tarafı üzerinde, herkesin düşünmesinde de fayda vardır!

Eğer programları ve Kürt sorunun çözümü için siyasi talepleri HADEP ve DBP’den farklı olmayacaksa, Demokratik Cumhuriyet tezine karşı olma iddiası içi doldurulmamış bir slogandan ibaret kalmaya mahkum olacaktır. Kanımca önemli ve ayırt edici temel özellikleden biri de, bu oluşumun coğrafyamızı nasıl tanımlayacağı ile ilintili olacaktır. Kendi kaderini tayin hakkı, coğrafya ile sıkı sıkıya bağlıdır. Eğer böyle bir farklılıkta bulunmayacaksa, bu proje ölü doğmuş olacaktır. Bu projenin başarılı olabilesinin başka bir kıstası; Kürt sorunun çözümüne ilişkin, hangi kriterleri baz almasında yatmaktadır. Eğer bu oluşum, meseleyi bireysel haklar çerçevesinde ele alacaksa, kendisi ile Demokratik Cumhuriyet tezini savunanlar arasında iddia ettiği üzere farklar kalmamış olacaktır. Şayet Kürt sorununun çözümünde kollektif hakları temel alan bir yaklaşım sergileyecekse, belki kendisi ile günümüzdeki diğer yasal partiler arasına istenilen farkı  koyabilmiş olacaktır. Bildirgesinde, kollektif haklara vurgu yapılmaktadır, ama bunu programında işleyecek midir? Bu tutumu bekleyip, görmekte yarar vardır. Böyle bir mücadele perspektifini kendine kılavuz edinen bir oluşumun karşısına, ulusal değer ve sembollere sahip çıkmak gibi bir yükümlülük  de getirecektir. Her bir siyasal parti, hele bir de iddia edildiği gibi böyle militan bir çıkış yapacaksa, adına siyaset yapmak istediği toplumu değiştirmek ve dönüştürmekle de yükümlü olduğu kadar, onun değerlerine de sahip çıkmak zorunda olmalıdır. Newroz’un Kürt ulusal bayramı olmasına, nasıl ki herkes sahip çıkıyorsa, yarın da Kürt bayrağına öteki gün “Ey Reqip” ulusal marşına sahip çıkma gerçeği, kaçınılmaz bir şekilde kendini dayatacaktır. Ulusal değerler ve semboller bir bütündür. Bunlardan kimilerini benimsemek, kimini benimsemeyi ertelemek veya reddetmek mümkün değildir. Kendi kaderini tayin etmeyi yadsımama, esprisinin anlamı da burda yatmaktadır. Siyasal mücadele de bir ömür boyu takkiye yapılamaz ve kem küm edilemez, bunların bilinmesi gerekmektedir.

Günümüze kadar varlıklarını zor ve ağır koşullarda sürdüren yasal siyasal partiler, her şeye rağmen varlıklarını sürdürme kavgası vermeleri, inanç ve düşüncelerinden taviz vermeleri her zaman için doğru değildir. AB üye olmak için hazırlanan ‘ulusal program’da Türk hükümeti, resmi dilin Türkçe olduğunu ve Türkçeden başka bir dille eğitim yapılamayacağını, ancak vatandaşlar isterlerse kendi aralarında başka lehçe ve diller de kullanabileceklerini, ancak bunun da bölücü ve yıkıcı faaliyetler maksadı ile yapılamayacağı şartına bağladılar. Farklı olduklarını veya olacaklarını ileri süren, her çevre ve siyasal oluşum, ana dilde eğitim talebini, Türk çocuklarına sunulan ölçüde programına alabilmelidir. Çünkü, devlet Kürt vatandaşlardan aldığı vergilerle, Milli Eğitim Bakanlığının bütçesine pay ayırmaktadır. Kürt vatandaşların verdiği vergiler, Kürtlerin ana dillerinde eğitim payı olarak, maalesef ayrılmamakta, ayrılan miktar ise Kürt çocuklarının asimile edilmesinde kullanılmaktadır. Devletin, bütçesine ödediği vergilerle katkıda bulunan Kürt vatandaşların, ana dillerinden eğitim talebi, yeni oluşumun programında net bir şekilde yer almalıdır. Bu talep son derece makul ve demokratik bir istemdir. Kürtçe de, Türk çocuklarına verilen kapsamda eğitim talebinde bulunmak, Kürtçenin aynı zamanda kamusal alanda kullanılmasının,  önündeki engelleri kaldırma mücadelesi ile içiçedir.

Aynı şekilde, verilen vergilerle finanse edilen TRT’de Kürt’çeden başka her dilde yayın yapılabilmekte, haberler sunulmakta, müzik yapılmaktadır. Ama TRT’nin kapısı Kürt müziğine, Kürtçe haberlere kapalıdır. Bu kabul edilebilir bir durum olabilir mi? Böyle bir siyasi oluşum bu gerçeklere gözlerini kapamamalıdır.

Birlikte, legal bir parti çatısı altında  siyasal mücadele vermenin handikaplarından başlıcası da, bu çalışmalara katılan kesimlerin, kimilerinin örgütlü olarak çalışmalara katılması ile kimilerinin tek tek biriyler düzeyinden katılmasından kaynaklanabilecektir. DBP, bu girişimde örgütlü olarak yer almaktadır. Bu çalışmalar tüzel bir kişiliğe kavuştuğu zaman, DBP’nin örgütlülük hali devam edecek mi? Bu kökenden gelenler, ortak parti içinde, ayrı örgütsel ve hiyerarşik disiplinlerini koruyacaklar mıdır? Açık ki, bu çalışmalara tek tek bireysel düzeyde katılanlarla, başka disiplinlere tabii, örgütlü  olarak katılanlar arasında sürekli bir dengesizlik ve çatışma mevcut olacaktır. Tek tek bireylerin zaman içinde, partilerini terk etmek zorunda olduklarını veya bırakıldıklarını  biliyoruz. Bu tür olası gelişmeleri açık seçik dile getirmede, gerekli önlemlerin alınabilmesi bakımından da son derece gerekli ve yararlıdır.  Çünkü, geçmiş deneyler, bu kuşkuları taşıyanları haklı çıkarmıştır!

Ortak bir partinin, ancak istenilen çapta bir çıkış yapabileceğinin kendini dayattığını vurgulayanlar için, artık bu tür denemeler son bulmalıdır. Herkesimin  içinde yer alabileceği ortak kurumlar yaratmak, iz düşümler yaratmak olarak algılanmamalıdır. Hele farklı kesimden ve siyasi görüşten gelen insanların birlikte oluşturacağı, ortak bir siyasi parti, buna asla yeltenmemelidir. Bu partide yer alanlar, farklı siyasi kimliklerine ve hatlarına iki de bir atıfta bulunarak kendilerini avutmamalıdırlar. Bu kimlikleri, bu bağlamda hiç te entressan değildir. Madem ki siyasal mücadeleye legal partilerle müdahale etmek gerekiyor ve isteniyor, o zamanda legal kimlikleri ile  siyaset arenasında yerlerini almalıdırlar. Yoksa, olası böylesi eğilimler, partiyi kimliksiz, kişiliksiz ve dışardan güdülen bir hale sokar! Belirtmeye gerek yok ki, bütün bu siyasi hedefler için mücadele etmenin kolay olmadığı ve uğruna bedeller ödenmesi gerektiği ortadadır. Böyle bir mücadeleye soyunan herkesin bunları enine boyuna düşünmesi ve hesaplaması gerekmektedir. Herkes bu mücadeleye gönüllü olarak,  gücü ve  inançları uğruna  katılmaktadır.

Her siyasal oluşumda, özenle dikkat edilmesi gereken kimi hususlara dikkatleri çekmeye çalıştım. Üstelik bu hususlar, ortak bir parti de, farklı eğilim ve kesimleri bir araya getirmeyi önüne koyanların, olmazsa olmazlarıdır! Bunlar ilk elde saptayabildiğim noktalardır.  Şüphesiz, böyle bir çalışmada dikkat edilmesi ve göz ardı edilmemesi gereken  başka yönler de olabilir. Bu tartışmalara, başka arkadaşların katılımı bu eksiklikleri giderebilir veya  görüş ve önerileri ile yeni perspektifler sunabilirler.

7 Haziran 2001