Ferit Yurtseven

Arşiv

 

bextewar@yahoo.com

“21.yüzyilda, Kürtlerın inkâri üzerınde kimlik tartışmaları ve Kürt sorunu”

ABD ve Ingiltere öncülüğünde, Genişletilmiş Orta Doğu Projesi (GOP) kapsamında geliştirilen, Federal Irak ve Güney Kürdistan'da ki Kürtleri yakından ilgilendiren “Yeni Irak Stratejilerinin” tartışıldığı yeni bir siyasi süreç yaşanıyor. Dünyada ve Orta Doğu'da GOP eksenli “Yeni Stratejilerin” uygulamada olduğu bu dönemde Türkiye yaklaşık olarak 80 yıldır uluslar arası siyasi konjonktürde Kürtlerin inkârı üzerinde ve Kürt Sorununun çözümü konusunda yine belirsiz bir tutumla “Türkiyelilik Üst Kimliği, alt kimlik, etnik kimlik” türünde çeşitli tartışma süreçleriyle, dünyanın ve Orta Doğu'nun önemli siyasi sorunlarından biri olan Kürt

Sorununu bu haliyle çözümsüz bırakarak maniple etmeye çalışıyor. Kürt Sorununun çözümü ve asıl atılması gereken yasal-anayasal demokratik adımlar ise halen belirsizliğini koruyor. Oysa, AB üyeliği için Türkiye'ye müzakere tarihi verilen 3 Ekim 2005 öncesi, TC Başbakanı Erdoğan'ın Diyarbakır'da “Kürt Sorunu vardır” açıklaması ve hemen akabinde Kürt Bölgeleri genelinde artan operasyonlar, Türkiye metropollerinde Kürtlere yönelik saldırı ve linç girişimleri artarak provokatif bir eğilim gözlenmişti.

(Hatırlanacağı üzere daha önceki dönemlerde de Türkiye başbakanları Kürtler için bazı olumlu açıklamalar yapmış, Kürtler lehine gelişen kimi olumlu siyasi süreçler karşısında ise devlet nezdinde dönemin başbakanları “yalnız bırakılarak” Kürt bölgelerinde operasyonlar artırılmış, Türkiye metropollerinde de çeşitli provokatif saldırılar yaşanmıştı. Bugün de bazı söylemlere rağmen Kürt Sorununun çözümü için yine yasal-anayasal ve hukuki zeminde hiçbir somut adım atılmamış, söylemler veriye dönüşemeden Kürt Sorununun çözümü yine soyut bir gündem olarak kalmıştır. )

“Öte yandan Türkiye'de çeşitli görüşlerin yer aldığı platformlarda “kimlik” tartışmaları ise halen devam ediyor.”

Ancak bu tartışmalar sürdürülürken GOP ekseninde, dünyada siyasi değişim süreçlerinin sonucu olarak, Ispanya'da yapılan Avrupa Birliği Akdeniz Medeniyetler Ittifakı (EURO-MED) Zirvesinde Kürt Sorunu önemli bir gündem maddesiydi. Orta Doğu'nun ve Türkiye'nin jeo-politik ve stratejik önemi öne çıkarılan bu zirvede Türkiye, Kürt Sorununu yine bir “terör sorunu” gibi olumsuz bir bakışla ele alarak, BM-NATO ve uluslar arası siyasi kamuoyunda Kürt karşıtlığı gözlendi.

EURO-MED Projesi, Büyük Orta Doğu projesi sonrası geliştirilen ve bugün bunun somut bir durumu olarak 11 Eylül olayları ve 2 Mart 2004'te Ispanya'da yaşanan saldırılar ardından BM öncülüğünde yürütülen Avrupa Birliği ve Akdeniz Ülkelerinin “Medeniyetler Ittifakı Projesinin” bir parçasıdır. Bu zirvede Türkiye başbakanı Erdoğan'ın Filistin-Israil ve Lübnan devlet başkanlarıyla bir araya gelmeleri ağırlıklı olarak Kürt Sorunu ve Orta Doğu'da varolan sorunların gündeme alınması, Türkiye için düşünülen stratejik rolü pekiştiriyor. ABD-Ingiltere öncülüğünde geliştirilen Genişletilmiş Orta Doğu Projesindeki rolü ve misyonu nedeniyle daha aktif bir rol alması planlanarak Türkiye'nin bu kapsamda Orta Doğu'da (Federal Irak için) Yeni Irak Stratejisi'ne destek vermesi planlanıyor.

Böylece “Dünyadaki Siyasi Değişim ve Gelişim Süreci Orta Doğu'da Büyük Bir Hızla Hayata Geçirilmeye Çalışılıyor.”

Türkiye Dış Işler Bakanı Abdullah Gül'ün Israil'e gitmesi; CIA Başkanının ve Israil Genel Kurmay Başkanının Türkiye'ye ani bir ziyarette bulunarak Iran-Irak ve Suriye'de gelişen siyasi süreçlerin detaylı bir şekilde ele alınması; TSK üst düzey yetkililerinin ABD ve Israil'i yoğun ziyaretleri Orta Doğu'da “yeni bir askeri-siyasi konsepttin” hazırlılığı gözleniyor.

Öte yandan Iran'ın uluslar arası siyasi dengeleri hiçe sayarak Orta Doğu'yu her geçen gün gerginleştiren kimi açıklama ve tavırları; Iran'ın “nükleer stratejiler programındaki” ısrarı ve Israil devletini haritadan sileceği yönündeki açıklamaları; Israil Başbakanı Şaron'un, nükleer silaha sahip Iran'a karşı askeri hazırlıklar yapması, Orta Doğu'da daha önce planlanan ancak sonraya ertelenen “yeni bir askeri müdahale” ihtimallerini güçlendiriyor.

 Bu gelişmeler yaşanırken, Mısır'da yapılan Irak Uzlaşma Konferansında Kürtlerin bir taraf olarak resmi bir platformda ilk kez bir araya gelmeleri; Federal Irak Devlet Başkanı Celal Talabani'nin Orta Doğu Halklarına toplumsal barış, sağduyu, hoşgörüyü ve dayanışma çağrıları Kürt Halkının Orta Doğu Halklarıyla birlikte barış ve kardeşliğe olan inancını bir kez daha ortaya koymaktadır.

Mesud Barzani'nin uluslar arası düzeyde Kürdistan Federe Yönetimi Bölgesi Başkanı ve Kürt tarafı olarak Roma'da Italya başbakanı Berlusconi, Vatikan'da Papa 16.Benediktus'la, ABD'de Beyaz Saray'da Bush'la ulusal protokolde resmi görüşmeler yapması Kürt tarihinde ilk ve oldukça önemli bir gelişmedir. Mesud Barzani'nin Kürt Sorununu siyasi bir sorun olduğunu ve askeri müdahalenin doğru bir yöntem olmadığını, düşmanlık döneminin kapandığını, Türkiye'de Kürt Sorununun, siyasi ve demokratik yollarla çözümünü öne çıkarması Orta Doğu barışına hizmet edecek sağduyulu bir yaklaşımdır.

Ancak Türkiye-Iran-Irak-Suriye'nin dünya ve Orta Doğu siyasi konjonktürü gerçekliğine uygun olmayan duruşları, Kürt Sorununu halen ‘terörle' ilişkilendirme çabaları ve uzun yıllardır Kürtlerin inkârı üzerinde siyaset yapmaları, Orta Doğu Halklarına siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik olarak büyük zararlar vermişlerdir. Çünkü “Kürt Sorunu ve Kürdistan her ne kadar yasal-anayasal bir güvenceye kavuşturulmamış olunsa da Kürt kimliği dünyada siyasal bir meşruiyet kazanmış ve Kürtler Orta Doğu'da güvenilir bir taraf olarak dünya siyasi kamuoyunda tescil edilmiştir. Bu nedenle “Kürtleri bir alt kimlik olarak görmek” doğru ve gerçekçi bir yaklaşım değildir.”

“TC başbakanı Erdoğan'ın Şemdinli ve Yüksekova'da yaşanan olaylar ve Bölge ziyareti sonrası “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, üst kimlik ve alt kimlik” söylemleriyle yeni bir tartışma süresi başladı.”

Erdoğan'ın “Türkiye'de otuza yakın etnik unsur vardır. Türkiye Cumhuriyeti üst kimliği altında bir ve beraber olacağız ve alt kimliklere saygı duyacağız" açıklamalarının ardından MIT müsteşarının Güney Kürdistan Federe Yönetimi Bölgesi Başkanı Mesut Barzani'yle resmi görüşme yapması sonrası “Kürt sorunu silahla çözülemez, Kürt Sorunu siyasi bir sorundur. Türkiye'deki Kürt sorununun barışçıl yollardan çözümüne destek olacağını belirtmesi tesadüf değildir.

TC, kuruluşundan bu yana dünya devletleriyle siyasi ilişkilerinde barış, kardeşlik ve medeniyetler arası hoşgörüden bahsetmiş ancak Kürt Sorununda ise asimilasyon siyasetleriyle statükocu duruşundan ise ısrar etmiştir. Ve uzun yıllardır Kürt Sorununu görmezlikten gelinerek Türkiye Halklarına ağır bedellerin verilmesine neden olunmuştur. Böylece siyasal ve toplumsal gerilimler her geçen gün artarak Kürtler devlet ve hükümetlere karşı güvenlerini sarsılmış, güvensizlik ortamıyla baş başa bırakılmıştır. Bu nedenle dünya medeniyetleri, inançları, evrensel insan hakları ve ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkelerini anayasal güvence altına alırken; Türkiye'de yaklaşık olarak 80 yıldır görmezlikten gelinen Kürt Kimliğini bugün bir ‘alt kimlik' olarak görmek ve bunu böylece maniple etmek Kürt Halkına haksızlıktır.

Geçmiş tarihlerde çeşitli medeniyetler kurmuş, günümüze kendi dilini kültürünü koruyarak gelmiş, Kürt halkını alt kimlik olarak tanımlamak Kürt gerçekliğini maniple ederek Kürt Sorununu yine görmezlikten gelmek demektir. Özellikle Türkiye-Irak-Suriye-Iran bu realiteyi görmeleri son derece önemlidir. Çünkü bu yaklaşım dün olduğu gibi bugünde Orta Doğu Halklarına büyük zararlar vermiştir.

Tüm bunlar göz önüne alındığında siyasi ve coğrafik olarak Orta Doğu'nun merkezinde yer alan Kürtlerin sağduyulu, barışçıl hareket etmeleri nedeniyle önemli bir çekim merkezi haline gelmişlerdir. Federal Irak ve Güney Kürdistan yönetimlerinin savaşa ve düşmanlığa karşı evrensel insan haklarına saygı temelinde barışçıl tutumları, Orta Doğu Halklarının kardeşliği yönündeki yaklaşım ve çabaları oldukça değerli ve anlamlıdır. Bu nedenle bir taraf olarak Kürtler, dünyada artık kendini ifade etmiş dünya ve bölge siyasi değişimlerine önemli katkılar sunmuştur. Ve Kürtlerin uluslar arası kamuoyunda meşru bir zeminde bir siyasi taraf olarak kabul edildiği günümüzde Orta Doğu'da varolan statükocu devletlerin resmi ideoloji ve siyasetlerinde bundan sonra da ciddi değişimlerin yaşanacağı kaçınılmazdır.

Bu nedenle Kürt Halkının yok sayılmasıyla Kürt gerçekliğinin yok olamayacağını ve bunun taraflara hiç bir yarar sağlamayacağı uluslar arası siyasi kamuoyu çok iyi bilmektedir.

21. yüzyılı yaşadığımız günümüzde Kürtlerin inkârı üzerinde yürütülen kimlik tartışmaları, Kürtleri “alt kimlik” olarak görme yaklaşımları, Kürtlerin siyasi olarak varlığı, kimliği, dili ve kültürüyle ilgili inkârcı, yasakçı siyasetlerin artık aşılması gerekmektedir. Türkiye'de yaşayan hakların insani değerler çerçevesinde kimliklerini özgürce yaşayabilmeleri için Kürtlerin de eşit, özgür ve demokratik bir ortamda siyasi, ekonomik ve kültürel olarak kendilerini ifade etmelerine anayasal olanak tanınmalıdır. Çünkü dünyada hiçbir ulus başka bir ulusun kimliği ve egemenliğinde kalmak istemez. Bu evrensel insan hakları, ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesiyle ilgili bilimsel bir gerçekliktir.

Unutulmamalıdır ki dünyada ve Orta Doğuda Kürtlere yönelik iyimser gelişmelerin yaşandığı ve Kürtlerin uluslar arası siyasi ilişkilerde bir taraf olarak kabul edildiği bu tarihsel süreçte Kürt Sorununa böyle “taktiksel” olarak yaklaşmak en önemlisi Kürt Halkını bir alt kimlik veya bir alt unsur olarak görmek dünya ve Orta Doğu siyasi gerçekliğine uymayan ve kimseye bir yarar getirmeyen bir yaklaşımdır.

Türkiye'de halen “kimlik tartışmaları” devam ederken Kürtler adına henüz somut bir gelişme ve görüş birliği oluşmamıştır.

Kimi siyasi çevrelerin uluslar arası dünya siyasi konjonktürü iyi değerlendirilmeden “Türkiyelilik üst kimliğini” alelacele kabul etmelerinin de anlaşılır bir yanı yoktur. Önemli olan Kürt Halkının yararına, Orta Doğu barışına hizmet edecek siyasi sürece uygun duruş gösterebilmektir.

Saygılarımla

25.12.2005