Şakir Güceyü

Arşiv

Geçmişini bilmeyen geleceğini tayin edemez

Geçmişini bilmeyen geleceğini tayin edemez.Fakat geçmişi bilmekle
beraber, geçmişe gömülüp kısır bir döngüye girmek de iyi bir netice vermez.
         

Dolayısıyla geçmişten ders çıkarıp ,iyi yönlerini kullanmalı ve
kötü yönlerinin alternatifini oluşturmak gerekir.
         

Uzun bir süredir, DDKD geleneğinden gelenler toparlanmak amacıyla,
ülkede ve Avrupada çeşitli toplantılarla gelmekteler ve kurdinfo internet
sitesinde sıkça tartışmaktadılar.
         

Doğaldır ki; bu tartışmalar devam edecektir.Çünkü tartışma konusu
olan Kuzey Kürdistanda 1970'li yılların en kitlesel
örgütlerden(yanılmıyorsam sadece resmi kayıtlarde 52 000 üye) biri olan
DDKD'den bahsedilmektedir.
         

Sözü edilen kendi döneminde günün şartlarına uygun politika
üretmiş, kitleler tarafından kabul görmüş, yığınsallaşmış ve iftiharla
bahsedilen tertemiz bir geçmiş bırakmış olan DDKD'den bahsedilmektedir.
          

DDKD'nin günümüzde yeniden gündeme alınması ile beraber elbette
ki eleştiriler ve öz eleştiri
ler yapılacak ve tartışmalar yaşanacaktır.Ancak,tartışmanın dozunu kaçırıp,
eleştirileri kişiselleştirdiğimiz zaman kısır döngüye girmemiz kaçınılmaz
olur.
         

Kuzey Kürdistanlı dinamiklerin hem avantajlı hem de dezavantajlı
iki durumundan bahsedebiliriz.
         

Toprak bakımından en büyük parçaya sahip oluşu, sayısal olarak en
fazla nüfusa sahip oluşu ve her zaman kendi çağında kültürlü ve bilinçli
mbir topluma sahip oluşu Kuzey Kürdistanlı dinamiklerin avantajlarındandır.
          

Bu avantajlı duruma karşı, dünyanın en kalabalık ve organizeli
ordularından birine sahip(en azından NATO'ya üye ülkeler arasında),
kendisini ciddi anlamda yetiştirmiş, yüzyıllarla ifade edilebilen sömürüye
deayalı, statükocu, şövenist bir devlet anlayışı ve geleneğine sahip ve
coğrafi konumundan dolayı Dünya  emperyalist devletler tarafından sürekli
desteklenen T.C. gibi bir devlete karşı mücadele vermeleri ise Kuzet
Kürtlerinin dez avantajı olmuştur.
          

Kuzey Kürtlerinin 1980 öncesinin dez avantajlarından biri de
doğal olarak, sahip oldukları ideolojilerini ön
planda tutmaları, örgüt ve partiler arasında bir ideoloji mücadelesinin
yaşanmasından dolayı esas mücadele etmeleri gereken hedeften, kısmende olsa
sapılmış ve birbirleri ile mücadele eder duruma gelmişlerdi.
          

Dolayısı ile T.C. 1980 tılında gerçekleştirdiği cunta hareketi
ile Kuzey Kurdistanlı dinamiklerin  üzerinden silindir gibi geçerek ezmiş ve
Kürdistanın Demografik yapısını değiştirmeyi gerçekleştirmiş, bunun
sonucunda özellikle yurt dışına, sayısal ve kalifiye anlamında hatırı
sayılır bir beyin göçü yaşanmıştı. Bu olumsuz durumdan en fazla nasiplenen
örgütlerden biri de DDKD ve kadrolarıydı.
          

Bugün de özellikle Avrupadaki mülteci toplumlara baktığımızda,
sayısal ve kalifiye anlamkında en fazla .kitleye sahip oolan toplumlardan
biri de Kürtlerdir. Diyaspora Kürtleri arsından sayısal anlamda en fazla
nüfusa sahip olan toplumlardan biri de Kuzey Kürtleridir. Yine sayısal ve
kalifiye anlamında DDKD'li kadroların yeride azımsanmayacak kadar Avrupada
mevcuttur(bunca olumsuz duruma ve örgütsüz
olmalarına rağmen,sadece bir çağrı ile yapılan Avrupa toplantısına yetenekli
ve  dinamik 80 kadro katılmıştır.)
          

Genel anlamda diyasporadaki Kürtlerin / kadroların görevlerini
yerine getirdikleri söylenemez. Çünkü inanıyorum ki görevlerini yerine
getirmiş olsalardı bugün Kürtler de en az Ermeniler veya Yahidile gibi
Avrupada güçlü bir lobiye sahip olurlardı. Dolayısı ile Kuzey Kürtistanın
şuanda sahip olduğu durum ve pozisyonum değişik olabilirdi.
          

2003 yılında Kurban Bayramında KDP ve YNK bürolarının
bombalanması vesilesi ile Güney Kürtistana yaptığımız taaziye ziyaretimizde
bir kurumun temsilcisi bize şunu söylemişti;"Biz, bazı kazanımlar elde
edecekler diye, yıllarca gözümüzü kulağımızı Kuzey Kürdistana dikmiştik, ama
olmadı."
          

12 Eylülden sonra Türkiye içinde kalan kadroların durumu da hiç
de iç açıcı değildi. Bunun da bir çok nedeni var, ama en önemli nedenlerden
biri, Güney Kürdistanlı dostlarımız birşeyler olacak diye nasıl yıllarca
gözlerini ve kulaklarını Kuzey Kürdistana diktilerse,Türkiyedeki dinamikler
de yıllarca Avrupadaki kadrolara gözlerini ve kulaklarını dikmişlerdi.
           

Gerçi DDKD'den sonraki süreçte YEKBUN ve PYSK kuruldu, fakat
onlar da dağıtıldı.
           

DDKD'nin dağılmasının 12 Eylül gibi önemli bir mazereti
vardı.Ama YEKBUN ve PYSK'nin dağıtılmasının zorunlu mazeretleri yoktu ve
dolayısı ile tabana karşı da ciddi anlamda gerekçelendirilemedi.
           

Durum böyle iken;Kuzey Kürtlerinin Kürdistan mücadelesi DDKD'nin
dağılmasıyla son bulmamıştır.Dağılan DDKD kadroları da eminim, temiz
duygularla başka parti ve örgütlerde bir dönem çalışmış olabilirler,ama
hepside DDKD'den aldıkları kültürle yaşamın her alanında hayatlarını idame
etmişlerdir.
            

Çünkü, kadroların hiçbiri aldıkları DDKD kültüründen dolayı
topluMda yeri olmayan yüz kızartıcı hiç bir harekette bulunmamışlar.
            

Çünkü, kadrolar DDKD kültürünün vermiş olduğu azim ve şevk ile
Kürtlük adına bir şeyler yapma isteği ile bir yerlerde mücadele etme gereği
duymuşlar.Kaldı ki içinde mücadele ettikleri kurumların hepsi Kürt
kurumlarıdır.(Kurumların Kürdistan mücadelesindeki konumları ve bakış
açıları konumuz olmadığından dolayı bu yazıda değinmek istemiyorum.
            

Çünkü,kadroların DDKD'nin yeniden yapılanması çalışmalarına
katılmaları, DDKD' den aldıkları kültürü halen koruduklarının somut
örneğidir.
            

Dolayısı ile eleştirilerimiz,acımasızca ve kişiselleştirerek
yapmamamız gerektiğini söylemek gerekir. 

12.07.2006
                   

saygılarımla