Şakir Güceyü

Arşiv

 

Türkiye ve kürtlerin gerçekliği

 

Başta yaşadığımız coğrafya olmak üzere tüm Dünyada çok önemli gelişmeler

yaşanırken,Türkiye'de bu gelişmelerin önünde engel teşkil edebilen/edebileceklerine inanan ve Türkiye iç dinamiklerinin süratle geliştirmeye çalıştıkları değişim ve dönüşümü engellemeye çalışan, üniter yapıda direnen,statükocu ve çıkarcı bir kesimin çağdaş bir çizgiye gelmemekte ısrar ettikleri görülmektedir.

 

Bu zihniyet, başta Demokratik bir şekilde Kürt sorununun çözümü olmak üzere, kitlelerin özgürlük ve demokrasi taleplerini sürekli cezalandırmak istemiştir.

            

Geçmişte Türkiye'nin imzaladığı Lozan Antlaşmasının 39. maddesinde belirtilen ve ''Türkçeden başka bir dil konuşan Türkiye vatandaşlarına mahkemelerde kendi dillerinin sözlü kullanımı için gerekli olanakların sağlanması'' hakkını tanırken, Kürtlerin, Türkiye'de yakın tarihe kadar, bırakalım mahkemelerde,sokakta, kendi aralarında bile kendi dilleri ile konuşamamaları en somut örneklerdendir.

            

Bugün AB'ye giriş sürecinde de Kopenhag kriterleri çerçevesinde Türkiye Cumhuriyetinin bir çok yasalarında iyileşme sağlanmasına rağmen,uygulamada halen büyük zorluklar yaşanmaktadır.

            

Türkiye Cumhuriyeti tarihinden günümüze kadar Türkiye'deki siyasi çalkantıların olması, ekonomik zorlukların yaşanması, siyasi partilerin kapatılması,günü kurtarmak amacı ile suni gündemlerin (Türban ve YÖK sorunu v.b.gibi) yaratılması,çözülmemiş Kürt sorunu ile yaşayan,Türkiye'nin tıkanmışlığının açık bir ifadesidir.

            

Artık halklar arasında duvarların yıkıldığı, ülkeler arasında sınırların kaldırıldığı bugünün Dünyasında bile, her zaman olduğu gibi bu statükocu ve çıkarcı zihniyet,Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinde dahi Kürt sorununu bilinçli bir şekilde ve keyfi uygulamalarla unutturmak, Kürtleri sisteme entegre etmek ve Kürtlerin arasındaki duvarları daha da yıkılmaz bir hale getirmeye çalışmaktadırlar.

             

Türkiye'de Kürt sorununun çözümü bazı çevrelerin işine gelmediğinden ve çıkarlarına ters düştüğünden dolayı, bu çıkarcı kesimlerin bir takım sinsi tezgahları kurdukları, sorunun çözümünde adım atanları bir kenara bırakalım, sorunu daha telafuz edenlerin bile önüne bir takım engeller çıkardıkları açıktır. Turgut Özal dönemini ve bugünkü AKP ile Ergenekoncuların çatışmasını buna örnek verilebilir.

 

Çünkü Türkiye'de Kürt sorununun çözümü demek, çıkarcı çevrelerin haksız kazançlarının yok Olması, koltuklarından olması, kısacası saltanatlarının bitmesi demektir.

 

Oysa sözünü ettiğimiz çevreler;Kürtlerin Ortadoğu ve Anadolu'da yerleşik, Dünyanın en eski halklarından biri olduğunu, nüfusunun büyük çoğunluğunun Türkiye sınırları içinde yaşadığını, dolayısı ile Türkiye'nin en büyük meselesinin halen çözülmemiş olan Kürt sorunu olduğunu ve Kürt sorunu çözülmedikçe Türkiye'de hiç bir meselenin çözülmeyeceği gerçeğini de çok iyi bilmekteler.

Türkiye'nin Demokratikleşmesi elbette önemli, önemsenmeli ve desteklenmelidir.

Ancak; bu gün AB'nin dayatması ile(şimdiye kadar Demokratikleşme yolunda,Türkiye anayasasında yapılan değişiklikler AB dayatması ile olmuştur)Türkiye,Demokratikleşme yolunda yasalarının tamamını değiştirse ve uygulamaya koysa bile,Türkiye'de Kürt sorununun bitmeyeceğini bilmeliyiz. Çünkü,Kürtlerin sorunu,hukuksal bir takım haklarla sınırlı değildir, olmamalıdır.

Günümüz Türkiye'sinde durum böyle iken,Türkiye'de Kürtler, şimdiye kadar ne yaptı, bundan sonra ne yapmalı?

 

Türkiye de Kürtlerin 12 Eylül 1980 öncesinde önemli bir hataları vardı. Kürtler sahip oldukları ideolojilerini ön planda tutup, ideolojik mücadeleye girip, birbirlerine karşı üstünlük kurmaya gayret ve çaba sarf etmeleriydi (buna başka bir yazımda da değinmiştim,ama önemli olduğundan dolayı bir daha belirtme gereğini duydum). İdeoloji elbette ki önemlidir, her bireyin ve yapının bir ideolojisi olmalı ve buna da saygı duyulmalıdır, ancak günümüzde artık Kürtlerin ne ideolojik çatışma lüksü ne de tahammülü olmamalıdır.

Zira;12 Eylül 1980 darbesi ile Kürtlerin iki kuşak kaybettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü darbe ile beraber kadrolar, cezaevlerine girmekle, yurtdışına gitmekle, işkencelerden geçmekle, geriye kalanlar da sindirilmekle ve benzeri nedenlerle kadrolar dağıldılar. Ve bu nedenle kadrolar, kendilerinden sonra gelen, yetişmekte olan kuşağı da yetiştirmek ve geliştirmekten mahrum bırakıldılar. Bu gün mevcut Kürt parti, örgüt ve organizasyonlarda gençlik sıkıntısı ve sorununun önemli bir şekilde his edilmesinin nedenlerinden biride bu olsa gerek.

Öyle görülüyor ki; Bu gün Türkiye'deki Kürt şahsiyet, parti, örgüt ve organizasyonlarında 1980 öncesindeki versiyon (birbirlerine üstünlük kurma çabaları), ideolojik olmazsa da başka niyet ve olgularla bilerek veya bilmeden yaşatılmaktadır. Ve bu olumsuz çabalar,Türkiye'de Kürt şahsiyet, parti, örgüt ve organizasyonlarının bir araya gelip daha güçlü ve etkin bir şekilde mücadele etmelerinin önünde önemli bir engel olarak durmaktadır. HAK-PAR ve KADEP'in birlik çalışmalarının olumsuz sonuçlanması ile TEVKURD'un çok uzun zamandan beri çalışmalarını sonuçlandıramamasını mevcut olumsuz duruma örnek gösterebiliriz.

Sonuç olarak Türkiye'de Kürt şahsiyet, örgüt, parti ve organizasyonlar, eğer tamamlamamışlar ise iç birliklerini seri bir şekilde tamamlamalı ve hızlı, samimi, hoşgörü ile birbirlerine bakmalı ve birlikte çalışma zemini aramalı ve yaratmalıdırlar. Bu şekilde davranmak hem Kürtlere hemde Türkiye'nin demokratikleşmesine yarar sağlayacaktır.

 

Türkiye'de Kürtler, tabiri caiz ise artık şapkalarını çıkarıp önüne koymalı ve iyice düşünmeliler.

10 mayis 2008