Kamil Sümbül

Arşiv

Bir isimsiz kahramanin ardindan...

Mehmet Sah Ekinci

 

Tarihteki toplumsal dönüsümlerin yükünü kimler cekiyor, soruldugunda akla öncelikle önderler gelir. Bu dönüsümleri yönlendiren önderleri ortaya cikaran, canini, kanini, herseyini feda eden siradan nefer insanlara, nedense tarihciler fazla deginmezler.

 

Tarihteki önemli toplumsal olaylarda bazi isimsiz kahramanlar bircok Roman´lara konu olsalarda genelde hele birde Cografya Orta-Dogu ise es gecilir, neferlerin hicbirdegeri de olmaz, acisi sadece kendi yakin cevresi ile sinirli kalir ve unutulur

gider. Ama bu basarilari yaratanlarin sirtindakiler tabulastirilir, her sey onlar

icin yapilir, ulusal kahramanlastirilir, daha ölmeden heykelleri dikilir, resimleri

her tarafi süsler. Ona karsi cikan sinek bile olsa ya kafasi kesilir, yada

ölümlerden ölüm begendirilir, süründürülür. Cografyamizda, birakalim devletlesmeyi

veya devleti darbeyle ele gecirmeyi, daha kücük bir örgüt durumunda iken bile

kendilerini tabulastirmalari, örgütünü babasinin mali gibi görüp önderligin ona

tanri vergisi oldugunu, digerlerinin siradan insanlar olup ona kulluk yapmalari,

resmi önünde yemin törenleri yaptirmalari, bir sürü isimsiz kahramaninda kurban

edilmesi vs. günümüzde cografyamizda hala devam etmektedir.

 

27 Ocak 2006´da Kürt halki bir isimsiz kahramanini daha kaybetti. Mehmet Sah Ekinci yani diger adiyla RESO´muz yakalandigi kanser illetine yenildi. Alcak kanser bir degeri daha aramizdan aldi. Daha Haci Nigit, Bahri Balkac(Azad), Ikram Yilmaz(Ali) ve Ismail Hakki Mütevellizade(Xalo) nun acilarini hafifletmemisken bir aci haber daha üstüne geldi.

 

M. Sah Ekinci Siverek´li olup Kürt Ulusal mücadelesine1970´li yillarin basinda

katilmis, 1975-76 yillarinda tercihini Rizgari cevresinde yapmis, Rizgari deki

ayrismada Ala Rizgari´de mücadelesine devam etmisti. Genc yasta babasini kaybeden M. Sah, anasi ve kardeslerine sahip cikip aile reisi oluvermisti. 1975-76 yillarinda Ankara´da Tapu-kadastro meslek okulunu bitirince hemen tayinini Kurdistana cikarip hem aile gecimini, hemde halkinin mücadelesini bir nefer gibi 24 saatini vererek yapmaya calismisti. Evi ise bir cok insanin girip ciktigi bir misafirhane gibiydi.

 

M. Sah ayni zamanda iyi bir siir okuyucusu ve ajitatörlük yetenegine sahipti.

1978´deki Siverek ASDK-DER gecesindeki sunuculugunu Ankara´ya gelen arkadaslar anlata anlata bitiremezlerdi. Onunla unutamadigim anilarimdan birisi ise;

Rizgari-Ala Rizgari ayrismasindan kisa bir süre sonra MÛRSEL DELEN arkadasimiz bir provakasyon sonucu katledilmisti. (Sol ici gruplarin en büyük zaaflarindan biri olan tahammülsüzlük sonucu yaratilan bir cok provakatif olaylarda onlarca devrimci-yurtsever katledilmisti.) Bende o dönem Diyarbakir´a gelmistim, hemen bir otobüs kiralayip Van´a hareket etmistik. Otobüste M. Sah Van´a varincaya kadar bizlere siirler ve agitlar okumustu. Van´a varinca bir grup arkadas M. Sah´ta dahil havaalanina gitmistik. Van polisi cenazeyi kacirtmak isteyince minibüsün etrafinda 10-15 kisi olmamiza ragmen kenetlenmistik. M. Sah birden üstümüzden hoplayarak minibüsün icine atlayip Mûrsel´in tabutuna sarilip aglamasi ve polislere; Önce beni alin! diye bagirmasini hic unutmuyorum.

 

1979 baslari Diyarbakir ASDK-DER kapatilinca, onun yerine Diyarbakir Sosyal

Dayanisma Dernegi kurulmus, M. Sah ise bu dernegin ilk baskanligini yapmisti. Onun icin görevin büyügü-kücüyü yoktu. Bir arkadasin deyimiyle "Devrimin Hammali"ydi. 12 Eylül geldiginde M.Sah evini Viransehir´e tasimis, 12 Eylül tufanindan kacmak isteyenlerin ilk ugrak yerlerinden biri o ve eviydi. Bugün Bati Avrupa´da bir cok insan rahat bir sekilde yasamini devam ettiriyorsa Reso´nun gögsünü onlara siper etmesindendir. Onun en yakindigi konulardan biri bu dostlarin bir selaminin bile gelmemesiydi.

 

12 Eylül sonrasi defalarca yakalanmasina ragmen o "kacakci bir köylü" oldugundan

kisa bir süre icinde serbest birakiliyordu. Fakat oda sonunda uzun bir süre Elazig

ve Diyarbakir askeri cezaevlerinde yatmaktan kurtulamadi. Halbuki isteseydi kendi ve ailesini en basta ´kurtarabilirdi´. Gördügü tüm iskencelerde ilkesi, "ser verip sir vermeme" idi. Anasi cezaevleri kapisinda sagligini yitirmis, felclik gecirmis elleri

tutmuyordu. Evine "ekmek" getiren tek oydu, anasi 6 nüfusla basbasa kalmisti, onun

ekmeyini yiyen dostlari bunu hic düsünmemisler veya onlarda kendi can dertleriyle basbasa kalmislardi.

 

Hapshane sonrasi, iyi bir Kadastrocu olmasindan dolayi muteahitlerce aranan biriydi, fakat SAKINCALI oldugu anlasilinca isine son veriyorlardi. Sanirim 1986 sonu veya 87 basiydi. Istanbulda tanidiklar yoluyla bir is ve yatacak yer bulmus barinmaya calisirken bir dost, ´bu aksam bize gel birini görürsün` deyince aksam onun evine gittigimde o tek odali evinde M.Sah´i sakali uzamis, zayif, bitkin bir halde bulmustum. M. Sah´i 1970 lerin basindan beri tanirdim. Hal hatirdan sonra durumunu sordugumda verdigi tek cevap;

 

- Kardas evdeki karyolayi satip bilet parasi alip buraya geldim, artik benim icin ne

olursa olsun geri dönüs yok, ne is olsa yapacagim. Fazlada birsey sormamin geregi

kalmamisti. Ben Istanbul´a ilk geldigimde yardimini esirgemeyen bir Avukat abimiz

o´nada her türlü yardima hazirdi. Avukat abimizin burosu üstünde turistlere yönelik

incik-boncuk türü seyleriyaptirip satan bir kücük firma vardi. Onlardan M. Sah icin

is alip 8-9 kisi sabaha kadar iplere incik-boncuklari takip karsiliginda da iyi para

alip M. Saha verip hemen evine göndermesini söyledik. O ise hemen gidip bir sürü bira alip gelince hepimiz kizmistik, o ise;

 

- Ma kardas kim acindan ölmüs ki benimkilerde ölsün! hepimizin emegidir birazini biz yiyelim gerisini gönderirim, sözleri hala kulaklarimda cinliyor, onun gözü-gönlü

toklugu, bir lokma ekmegini bile dostlariyla paylasmasi degeri, cok kutsal bir degerdir.

 

Kadastroculuk meslegi Istanbulda´da ise yaramis, Avukat abimiz ona bir Muteahidin yaninda hemde iyi bir ücretle is bulmustu. Ben o dönem bir Textil fabrikasinda calisiyordum, hepimiz M. Saha ev ariyorduk, kendi isimdeki calisan arkadaslarin yardimiyla Bagcilar´da iki ev bulunmustu. Benim tercihim iki oda bir salon olan daha ucuz oldugundan ona uygun görmüstüm, fakat o ise;

 

- Ma kardas bu iki oda kime yeter, misafirim nerde kalacak, biz zaten kalabaligiz!

demesine yine kizarak;

 

- Hel sen evi bir getir Viransehirden, biryil icinde kendini toparla sonra büyük bir

yere tasinirsin. O ise yine bildigini okuyarak;

 

- Ma misafirsizlik olurmu? Siz geldiginizde karilarin icindemi oturalim! demisti.

Ikinci alternatif ise 5 odali birazda pahalli bir daireydi ve onu tuttu, maasinin

yaridan fazlasi kiraya gitmesine hic aldirmiyor misafirlerini düsünüyordu. Ne zaman

evinde Ser-pi (kelle paca) ve Höllo (Hindi) pistiginde, bizlersiz yemek yemezdi.M.

Sah´in hergün ise gidip gelmesi 4-5 saati tutardi. Sabahin köründe kalkar ta Anadolu yakasindaki Umraniye´ye gider calisir, evine en erken aksam saat 9´da ancak gelirdi birde bizimle sik sik oturur. Günde kac saat uyudugunu merak ederdim. 50 yasimagelirken M. Sah kadar az uyuyan birini görmedim. Ona kac saat uyudugunu sordugumda, bir kac saat yeter bana derdi. Onun birde en iyi özelligi yüzündeki tebessüm´ ün hic eksilmemesi idi. Rahmetli anasi Istanbul´a geldiginden memnun degildi ve her karsilasmamizda, felcli elleriyle sitem eder; Bu solcilar hem evimi yikti hemde sagligimi, der ve bizlere takilirdi.

 

1987-88 yillarinda Istanbulda kalan Kürt dostu Alman gazetecisi LISSI SCHIMIT,

Diyarbakir askeri cezaevinden cikanlarla görüsmek, basimizdan gecenleri dinlemek

isterdi. Onu M. Sah´lada görüstürmüstük. Lissi bir gün bana;

 

- Hayatimda böyle bir insan görmedim ki basindan bunca olaylar gecmis, tesadufen

yasiyor fakat nasil olurda yüzünden hic gülümseme eksik olmuyor! diye saskinligini

belirtmisti.

 

M. Sah yakin arkadaslarina hep, KARDAS diye hitab ederdi. Yillar sonra ülkeye ilk gittigimde onunla Istanbul´da karsilasinca cok sasirmistim. O yüzü kara, günes

yanikli M. Sah gitmis yerine bembeyaz bir yüz gelmisti, Ona;

- Yav kardas biz seni hep günes yanikli olarak gördük, sen ne yaptin ki böyle

beyazlastin? Herzamanki gülec yüzüyle,

- O yanik amele yanigiydi, amelelik bitti günes yanigida bitti, diye espiri yapmisti.

 

M. Sah iki yil önce hastaligini söylerken, iyi huylu tümör ciktigini, bunuda alt

edecegini söylemesine ragmen hep endise icindeydim. Türk devletide onu hastaliginda rahat birakmamis ve borclu gitmesin diye kalan cezasi icin onu tutklamisti. TCyillar sonar M. Sah´in bir kac ay eksik ceza yatmis oldugunun farkina varinca, onu tamamlamasi icin hasta haliyle iceri atilmisti. Tahliye olunca bana telefonda;

 

- Kardas herkese borcum olsun fakat TC´ye olmasin iyiki benden alacagini aldi,

gülerek söylemisti. Alcak kanser´in sakasi yoktu onuda götürecekti. Telefon

trafigimiz dahada siklasmisti. Beni oglunun dügününe davet etti, 25 Subat´ta dügün

olacakti bende biletlerimi ayarlamistim, ne yazikki oglunun dügününü göremedi, bende onu son kez göremedim.

 

Yazimin basinda ona Isimsiz Kahraman demistim. Yasamini, tüm zorluklarina ragmen

Kürt halkinin mücadelesine ayiran, kendisi ve ailesinin yasamini riske sokmaktan

korkmiyan, kendisi ilgili hic hesap yapmayan bu fedakar insan isimsiz kahraman

olmasinda kim olsun?

 

Demokratik ve insan haklarina saygili ülkelerde ulusal anit olarak MECHUL ASKER aniti vardir. Kendi ulusal törenlerinde ve yabanci temsilciler geldiklerinde bu anita celenk koyup saygi durusunda bulunurlar. Bu mechul asker aniti, kendi tarihlerinde önemli dönüsümleri yapan, yasamini yitiren isimsiz kahramanlar adina

dikilmistir. Bizlerde sana söz veriyoruz ki eger ömrümüz yeterde, ilerde ugruna

herseyini verdigin ülken özgürlesince, bir mechul asker veya isimsiz kahramanlar

aniti dikip seninde ismini oraya yazacagiz. Yine sana söz seni ve anilarini

cocuklarimiza, gelecek nesillere anlatacagiz bunu boynumuzun bir borcu biliyoruz.

Ogurlar olsun Reso! Topragin bol olsun!

 

 

1 Subat 2006