Ahmet Kaymak

Arşiv

araratyan1@hotmail.com

Siyasi Irade

Siyaset; belli bir düşünce sistemine dayanan toplumsal, ekonomik, hukuksal,

kültürel süreçleri,vd. belli bir planlamaya alarak belli teknik, araç ve

yöntemlerle belli bir hedefe taşıma edimidir.Insanın toplumsal sürece, süre

giden duruma, kurulu ilişkilere, çevreye müdahalesi, etkin bir çabada

ifadesini bulduğunda, bunun için ortaya konan eylem tür ve toplamına,

siyeset deriz.

 

Belirgin özelliği, müdahaleciliğidir. Müdahale eder ve toplusal süreci kendi

doğrularına çekip tutar.Kendi doğruları olan özelliği,onun mutlak olarak

ideolojik bir niteliğinin olmasını zorunlu kılar. Siyasi edimlerini bu

idolojiyle açıklar.Ve insanları bu ideolojinin temellendiği iddiaları kabule

çağırır.Siyasetin maddi potansiyeli insandır; ona dayanır ve onunla

yürür/yürütülür.

 

Siyasetin iddiası, her zaman subjektiftir.Sınıfsaldır ve öznel hedeflere

dayanır.Bu yönüyle, toplumda siyaset, sınıfların karşılıklı iddialarını ve

doğrularını kabul ettirme mücadelesiyle kendini gösterir.Dayandıkları

toplumsal ve sınıfsal temelleri farklı, hatta uzlaşmaz ayrı konumlanmalarda

olduğundan, ide ve iddiaları da farklı ve uzlaşmaz niteliktedirler.

 

Her sınıf veya toplumsal katman, kendini farklı iddialarla ifade

eder.Bunların ayrı ayrı sistematize edilmiş düşüncelerine göre biçimlenmiş

iradeleri de ayrı ayrı kalma özelliklerini korurlar.Bu ödünsüzdür.Hiç bir

sınıf; ve temsil iddiasında olan parti,örgüt ya da gurup kendi iradesini

diğerine bağlamaz. Iradelerin ele geçirilmesi,politik olarak olanaksızdır

da. Böyle bir zorlamaya boyun eğiş ise, bir düşüncenin politik olarak

dayandığı iddialarını tümden reddetmesi anlamına gelmekte.Iradelerin

herhangi birinin kendini tekleştirme ve egemen kılma anlayışıysa,

tehlikelidir:Faşizme, götürür;demokrasinin sonudur bu..

 

Iradenin dayatılması,belli çıkarlara dayalı örgütlenmeler aracılığıyla

demokrasizme düşman düşüncelerden beslenip ortaya çıkarak toplumda siyasi

yolla özgürlükleri adım adım yok etmekten başka bir amaç taşımaz.Bu amaç

gizlidir;başlangıçta bir eğilim olarak kendini hissettirir.Kendi iradesini

açıktan dayatma, politikanın belli bir evresindeki tekabülüne dayanır.Bu

eğilimin sonradan netleşen yanı, faşist ve despot bir rejimi öngören

düşüncelere özgü siyasi taktiklerden biri olarak deneyimin konusu olmuştur.

**

Toplum sınıflardan ve bir çok alt ve ara katmanlardan oluşmuş maddiliklerden

oluşmuştur.Her sınıf ve sosyal katmanın maddi, moral ve düşünsel çıkarlarını

koruyan temel iddiaları var.Burjuva partileri, sosyal demokrat ve emekçi

sınıfı partileri ayrı ayrı cephelerde durarak iktidara yürürler.Sorun önce ,

iktidar sorunudur.

 

Her sınıf partisi, iktidar mücadelesinde, meşru gerekçelere sahiptir.Haklı

görüldükleri iddiaları ve korumayı zorunlu saydıkları iradeleri, bu meşru

gerekçelerle birliktedir.

 

Toplumda tek sınıf yoktur;sınıflar vardır.Her sınıfın kendine özgü bir

iradesi var.O halde,toplumda tek bir irade yoktur.Toplumun tüm kesimini tek

bir iradeye çağırmak demokrasist siyaset anlayışına terstir.

 

Toplum iradesini tek başına temsil eden tek hiç bir parti veya sınıf da

olamaz.Toplum çoğunluğunun seçtiği bir sınıf veya kitle partisinin iradeleri

temsiliyeti de bu nedenle sınırlıdır;hatta seçenlerin bile bire bir

iradelerini temsil etmez. Bir parti, bir ideolojik ve politik hareket;

iktidarda çoğunluğu temsil etme hukukunu kazanmış olsa da azınlık oyuna

sahip parti veya ideolojik ve politik hareketlerin iradelerini temsil

ettiğini ileri sürmez;süremez. Çünkü,siyasi olarak karşısında duran toplumsal

kesimlerin iktidar mücadelesi vermekte olduklarını görmezlikten

gelemez. Onların gerçekliğini kabul eder.Temsil edilmeyi kabul etmeyen bu

muhalefetin iradesine el atmaya çalıştığı an,rejimin demokratik

özelliklerinin ortadan kalkacağının bilincindedirler.

 

Programatik olarak totaliter özellikleri olan ideolojik ve politik partiler

bile başlangıçta toplumsal iradelerin tümüne oynamak gibi niyetlerini

yansıtmamaktadırlar; devlet iktidarını tam anlamıyla ele geçirdikten sonra,

kendi iradesini dayatıp kurumlaştırmaya başlar.Bu durum artık rejimin farklı

bir biçime dönüştürüldüğünü gösterir.Demokratik olmadığı için de, rengi ve

kimliği ne olursa olsun, dayatılan iradenin iktidar üzerindeki hakimiyeti

daima süreli olmuştur.

 

Mutlak hakim irade yoktur; zora dayalı göreli bir egemenlik vardır.

 

Siyasi iradenin dayatılması ve bunun, şu bu konjöktürel nedene

dayandırılarak güncelleştirilmesi,bir siyaset tarzı ve taktiği olmakla

birlikte, siyaset bilimine aykırı bir tutum ve anlayışın ürünü olur.Bu

anlayışın seçtiği hedef kitle, genellikle sosyal temeli belli olmayan

bilinçsiz yığınlardır.Siyasetin onları çektiği alanı pek umursamayan bu

kitlenin öngörüsüz özelliği,dayatmaları kabule yatkındır.Son tahlilde belli

bir inanca ve moral değerlere sahip olmadığından,kendisine sunulanı alıp

kabul etmekle yetinir.Siyaset tarz ve taktiğinin gerçek niyeti tartışma

konusu olmaz.

 

Ne var ki,bu siyaset tarzının niyeti, hep belirsizdir.Etkili bir siyasi güç

oluncaya kadar bu belirsizlik bilinçli olarak korunmaya çalışılır.Kitleler,

hatta bu siyasetin aktif kitlesi bile bunu ayrımsamadan, mücadelede oldukça

enerjiktirler.Iktidar olduğunda, veya istediği siyasi koşullar oluşutuğunda

bu niyet anlaşılır.

**

 

PKK başlangıçtan beri, farkında olarak veya olmayarak,bu niyeti çağırştıran

siyasi taktiklerle, A.Öcalan şahsında, tek bir iradeyi dayatma

girişimlerinde bulunuyor."Öcalan Irademizdir" diye güncelleştirdikleri

politik iddia, özel olarak PKK'nın bünyesindeki kitle ve taraftarlarını

ifade etmiyor; bütün Kürd halkını ifade ediyor ve yürütülen kampanyalarla bu

siyaset tarzıyla bir sonuca ulaşmaya çalışıyor: Toplumda, varoluşları gereği

farklı iradeleriyle siyaset arenasında bulunan kesimleri, bu iradeye çekerek

eritimek ve yok etmek gibi bir amaç taşıyor.Demokratik değildir ve bütün

toplumu kendi iradesinde toplayıp güdümlemek, toplumsal demokratik özü daha

baştan törpülüyor. Deneyimde açığa çıkmış bu tür siyasi yapılanmaların net

olarak kendilerini dayandırabildiği belli bir sınıf ve sosyal temel

olmadığından, PKK de bugün kendini net bir sosyal ve idolojik temele

dayandıramıyor; onun iddiası,bütün toplumdur, ulusun tüm sınıf ve

kesimleridir.Bütün insanlıktır;dünyadır!Bütününün tek iradesi, PKK'dir;A.

Öcalan'dır.

 

Bilimdışı, karmaşık ve idealist bir zorlamadır bu. PKK'nin siyasete zaafiyete

uğraması bundan oluyor."Öcalan Irademizdir" kampanyasında olduğu gibi...

 

Bu kampanya politik bakımdan PKK'ya güç katmıyor.Tersine ondan çok şey

kaybettiriyor.Kürd Ulusal demokratik muhalefeti de bundan derin şekilde

olumsuz etkilenecek ve siyasi sıkıntılar yaşayacaktır.Ikinci sonuç için

PKK'nın kaygı duyacağını pek düşünmüyorum.Öyle de olsa, iki yıldan fazladır

sürdürülen " Öcalan Irademizdir" kampanyası, yukarıda belirtilen sosyal

realitedeki heterojen yapı gereği, giderek zayıflayan bir bir gösteri

düzeyinde kalacağına işaret ediyor.Kampanyaya destek ve katılımın Kürd

nüfusunun çok az bir kesimini kapsadığı açık.Bu konuda eldeki somut veri;

Hadep ve Dehap'ın seçimlerde aldığı oylardır.Son seçimlerde, Türk sol

güçleriyle ve kimi partilerle oluşan ittifağa rağmen,Türkiye geneli

sonuçların %6.7 ler oranında ortaya çıkmış olmasıdır.Bu oran, Türkiye sol

güçlerinin ve ittifak partilerinin kattıkları güçle birlikte ortaya çıkmış

ortak bir sonuçtur;yoksa tek başına Dehap'ın aldığı bir oy yüzdesi olarak

değerlendirilemez.

 

Son on yıllık seçim dönemlerinin oy ortalamasını aldığımızda, Dehap'ın oy

oranı %2.5 gibi düşük bir sonuç gösteriyor. Diyelim, "Öcalan Irademizdir"

kampanyası da bu oran üzerinde şekillensin. Sonuç, çok zayıftır ve bu sonuca

göre, bir bütün halinde Kürd halk iradesini yansıtmaktan uzaktır; dolayısıyla

PKK'nin bu siyasi taktik çalışması boşa çıkmış ve bu kampanyayla kendi

iddasını çürütüp bertaraf etmiş olmaktan öteye işlev görmemiştir.

**

 

Bu iddianın yoğunlaşarak pratiğe sokulmasının ardından ortaya çıkan tablo,

genel olarak Kürd demokratik muhalefetini zora koymak için TC devleti'nin

eline ayrıca bir kart da sunmuş olacak.Kampanyayla birlikte, somut olarak

ortaya çıkan verilere dayanarak, Türkiye'de diğer azınlıklar gibi bir

potansiyel unsur olduğu iddiasını güçlendirecek.

 

Varsayalım TC devleti, şaşırtıcı bir politik taktik devreye soksa, ve dese

ki, madem halk sizinle beraber,o halde hadi istediğiniz şu sorunda

referanduma gidelim!

 

Ne olacak?

 

Kuşkusuz, bu sonuç, PKK'nin hem kendini hem de Başkanları Abdullah Öcalan'ı

tek ve biricikler olarak sürekli işlediği ve Kürd ulusal halkının siyaset

odağına oturtmaya çalıştığı yer ve zemini göstermesi bakımından son derece

önemlidir.Bunu PPK lider kadroları artık kabul etmeliler. Hala etkin ve

örgütlü bir politik güç olma özelliğini korumakla birlikte PKK, iddia

ettiğinin tersine,Kürd halkının iradesi içinde bir parçacıktır;bunun

tescili, yürütülen kampanyadır.

 

Kürd sorununun çözümü için "muhatap arayan ve bulamayan " siyasi

manipülasyonlar çoğunlukla bu tür yanlış ve yıpratıcı sonuçlar doğuran

tutarsız siyaset tarz ve taktiklerinden güç almaktadır.

**

Demokratik siyaset alanı, bu tür gereksiz taktik siyaset tarzlarıyla ve

manipülasyolarla, bilinçli olarak, toz duman içinde

bırakılmasaydı,demokratik ve meşru zeminlerde kürd sorununu çözmek için

muhatapların olup olmayacağı anlaşılırdı...

 

05.06.2006

Diyarbekir