Ahmet Kaymak

Arşiv

araratyan1@hotmail.com

Tasfiyenin tasfiyesi

Türkiye planında Kürd ulusal sorununun tasfiyesi için atılan adımlar,1970'li yılların sonlarındadır.Bu çok yönlü ve uzun vadeli bir plana göre sürece yayılacaktır. Genel olarak Kürd ulusal hareketinin önünü kesmek üzerine kurulmuş bir plan söz konusudur,onu tasfiyedir amaç.

 

Öncelikle Kürdlerin siyasal örgütlenmelerinin hızlandığı ve yayıldığı dönemde Kürd örgütleri arasında birden bire bir çatışma baş gösterir.Çok kanlı olur bu.Ancak tarafların kendilerini haklı gösterdikleri gerekçeleri de var.Kimi sömürgecilerin işbirlikçisi,TC'nin uşağı;kimi de buna karşı kendilerini bağımsızlık talebinden ödün vermez hareketler olarak tanımlayarak çatışmalardaki rollerine bir meşruluk kılıfı uydurmaya çalışmışlardı.Çıkışında Kurdistan Devrimcileri,sonra UKO(Ulusal Kurtuluş Ordusu),giderek en son Apocular olarak dönüşüm gösteren PKK,kendi dışındaki Kürd siyasi hareketlerine uşak,ajan ve işbirlikçi ithamlarla bu konuda Kürd siyasi tarihinde,kardeş kavgasının ilkleri olarak çatışmanın öncüleri  oldular.

 

Sisteme karşı mücadele bir tarafa bırakılarak Kürdler silahları birbirlerine çevirdiler.Çok sayıda devrimci kadro,sempatizan,genç ve öğrenci yaşamını yitirdi bu çatışmalarda.Köylüler de vardı.PKK aşiretler arası çelişkileri kullanarak çatışmaların boyutunu derinleştirdi.Binlerce insan hayatını kaybetti.

 

Bu tarz çatışmalara muhatap olmayan hemen hemen hiç bir kürd örgütü ve tarafı kalmadı.

12 Eylül 1980 tarihine kadar bu çatışmalardan dolayı TC mahkemelerinde yargılananların sayısı,sisteme karşı verilen mücadeleyle TC yargı sistemine konu olan dosyaların sayısı arasındaki fark ürkütücü bir gerçekliği gözler önüne seriyor.PKK ve KUK dava dosyaları incelendiğinde,bu oran yüzde 60 ile korkunç bir tablo ortaya koyuyor!

 

Kürdler,sistemi bir yana bırakarak birbirlerini vurmuşlar;ve sonuçta bu olaylar nedeniyle ortaya çıkan suçlar TC mahkemelerine taşınmış;binlerce insan bunlardan yargılanmış,ağır cezalara çarptırılmış;12 Eylül faşizminin zindanlarında büyük baskı ve işkenceler altında yıllarını tüketmişlerdir.

 

Bu Kürd ulusal ve siyasi dinamiklerini tasfiye sürecidir.Karşılıklı çatışmalarla birbirlerini yoran ve zayıflatan güçler 12 Eylül Faşizmiyle tırpanlanarak sorgularda,zindanlarda ve sürgünlerde darma dağınık bir potansiyel oldular.Çatışmaların tasfiye amaçlı olduğunu sezen siyasi örgütler bu tür provaktif girişimleri püskürtüp daha az darbe almış olsalar da,12 Eylül faşizminin derbelerine karşı yeterli dirence sahip olamadılar.MIT eski daire başkanlarından biri,1993 yılı sonlarında Özgür Gündem gazetesine verdiği bir demeçte," PKK, TC için olumlu bir süreç sayılan gelişme hareketidir;asi ve inatçı sayılan Kürd örgütlerini önüne katıp buldozer gibi ezip geçmiştir." demişti.Dediği doğruydu.PKK o yıllarda da Kürd yurtsever ve devrimci hareketlerine saldırılarını sürdürmekteydi.Fiziki saldırıların dışında,kendisine tabi olmayan ve politikalarını tasvip etmeyen herkesi işbirlikçi,ajan ve hain olarak suçlayarak, kitleler gözünde itibarlarını düşürme yoluna başvuruyordu.PKK'nin bu propagandaları çok etkili oldu.Bir yandan devlet terörü bir yandan PKK'nin bu tarz poropaganda ve karalamaları arasında sıkışan Kürd aydınları,siyasileri;örgüt ve partileri nefes alamaz duruma geldiler.

Siyasal ve potansiyel bir tasfiye gerçekleşmiştir.Iki tercih kalmıştı orta yerde.Y a devletten yana olacaksın ya PKK'yi onaylayacaksın.Ikisinden biri değilsen,her iki bakışa göre hainsin,işbirlikçi ajan ve son sözde düşmansın!

 

Güney Kürdistan hareketlerine yönelik saldırılar yine bu sıralarda oluyor.PKK ağzı ve o bildik propaganda biçimleri,bu çatışmaları meşru bir gerekçeye dayandırarak kendine zemin arıyordu.Güney Kürd hareketleri ilkel milliyetçi ve uşaktılar.Ulusal kurtuluş ve bağımsızlık mücadelesinin önünde engeldiler.Gerici ve haindiler.Bu yüzden tasfiye edilmeleri gerekiyordu.Çatışmayı bu gerekçelere dayandıran anlayış Kuzey Kürdistan'da yaşayan insanların psikolojisini derinden etkiledi.Güney Kürdistan halkına karşı bir kin ve öfke oluştu.PKK zaten böyle bir şey istiyordu.Ama ne silahlı çatışmayla istediği oldu ne de bu kin ve öfke fazla taban buldu.Bulduysa da PKK'nin etki alanındaki insanlar arasında buldu..Öyle de olsa,o dönem akıtılan bu zehrin uyuşturduğu duygular hala önemli ölçüde etkisini koruyor.

Kürd ulusal ve siyasal dinamiklerinin Kuzey Kürdistan'da tasfiye süreci canlı tutularak Güneye taşınmak istenmişti.Ne var ki,Güney Kürdistan siyasi parti ve örgütleri buna fırsat vermedi.Dolayısıyla egemen sömürgeci devletlerin tasfiye planından başka bir anlama gelmeyen bu girişimler etkisiz kılındı.Buna rağmen PKK bu eğiliminden hiç bir zaman vaz geçmedi.Öcalan hala her fırsatta Güney Kürdistan hükümetine olan nefretini açıklamaya devam ediyor.PKK yöneticilerinin buna itirazları olmadığına göre,onlar da aynı anlayışı koruyorlar demektir.

 

PKK yöneticilerinin görmek veya görüp de anlamak istemediği bir başka paradoks daha var:KÜRD SORUNUNUN TASFIYESI.

 

Tasfiye plan ve programının ikinci ayağı budur.Bir üçüncü ayağı daha var.Hani A Planı,B Planı vardır ya,açtığım sorunun bir de C planı var.C Planı,PKK'nin tasfiyesidir.

Öcalan, Kürd ulusal dinamiklerini siyaset planında etkisiz kıldıktan sonra,Kürd sorununu,içerdiği tarihsel hukukuyla birlikte sulandırmaya başladı.Bu anlayış 1990'lı yılların başlarında uç vermişti."Devlet bana bir bekçisini bile yollasa,bu iş biter." "Bir çakıl taşı bile istemiyorum." mesajları açıktı.Yakalandıktan sonra bu daha da yalınlaştı ve giderek siyasi bir anlayışa doğru evrildi.Sistem içi bir çözümden öteye herhangi bir çözümü doğru bulmadıklarını,üniter yapı içinde,devletin rejimini ve biçimini değiştirmeden,alt ve üst kimlikli,anayasal vatandaşlık gibi hukuksal çözümlerin güvence altına alınmasının yeterli olduğunu beyan etti,ediyor.

 

Bu anlayışın istemi açıktır.Türkiye'de Kürd sorunu ulusal bir sorun değil,hukuksal bir sorundur.Hukukta,anayasa'da kimi değişiklikler yapılırsa,sorun çözülmüş olacaktır.Mevcut rejim de böylece herhangi bir tahribata uğramadan demokratikleşecektir.

Kürdlerin tarih ve hukuk tezleri ve iddiaları hükümsüz bırakılıyor burada.Türkiye planında Kürd ve Kürdistan sorunu diye bir dava kalmıyor artık.Öcalan bunu işliyor yakalandığı günden bu yana.

 

Oysa,oluşan tarihsel konjöktürde,bunları savunmak kürd ve kürdistan gerçekliğine tamamen ters.Güney'de bir oluşum var;kurumlarıyla yönetsel ve hukuksal mekanizmalarıyla tıkır tıkır işleyen bir yapı.Bundan geriye dönüş olur mu?Öcalan'a göre,bu oluşum gereksizdir.Çünkü ulus sorunu aşılmıştır!

 

PKK yöneticilerinin,Öcalan'ın bu anlayışını destekleyici beyanlar verseler de, kafalarının karışık olduğuna şüphe yok.Yürüttükleri siyasete bu bakımdan bir türlü hakim olamamaktalar.Parti içinde ve yan kuruluşlarında giderek gevşeme ve çözülmeler artıyor.Öcalan'ın da PKK'yi getirmek istediği nokta tam da burası.Kafa karıştırarak izlenecek siyaseti belirsizleştirmek ve yavaş yavaş PKK'yi tasfiyeye götürmek istiyor.Son görüşme notlarında,bu konuda aslında PKK'ye çok net mesajlar  var.Muhataplarına verdiği mesaj PKK'nin dağılacağı yönündedir ve önlem alınmazsa,bunların bir kısmının Güney Kürdistan güçlerine katılacağını açıklamakta.Böyle bir durumun da TC için büyük bir tehlike olacağını açıkça söylüyor.

Özcesi, C Planı işliyor.

 

Ulusal ve sosyal bir güç olmanın yanında etkili bir siyasi potansiyel olan PKK'nin hakim olduğu kitleyi savurmaması için büyük bir sorumlulukla hareket etmesi gerekir.Ayrıca,PKK'liler, uygulamaya konulan bu planı artık fark edip yaratılmak istenen siyasal belirsizliğin önüne geçmeleri için fazla zamanlarının olmadığını da bilmelidirler.

7.07.2006